Sponsorlu Bağlantılar:
  » ATATÜRK'ÜN ASKERLİĞİ VE ASKERLİK ANLAYIŞı..
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 17-03-2011, 01:48 #1
personable
Foruma Isınan Üye
Reklamlar

» ATATÜRK'ÜN ASKERLİĞİ VE ASKERLİK ANLAYIŞı..

Reklamlar
1.ASKERİ EĞİTİMİ:

Mustafa Kemal,babasının erken ölümü nedeni ile kesintili olarak devam ettiği mahalle mektebini bitirdikten sonra; üniformaya olan sempatisi, gördüğü subayların birbirleriyle olan ilişkilerini kendi karakterine uygun görmesi ; mahalleden tanıdığı Binbaşı Kadir Bey den yardım ve destek isteğinin olumlu sonuçlanması üzerine, 15 yaşında Selanik Askeri Rüştiyesine kayıt olur.
Mektebin resmi üniforması, kendi deyimi ile “benliğine hâkim olmuştur. (1) Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesinde 3 yıllık öğrenimden sonra yeterlilik sınavını başarı ile verip Manastır Askeri idadisine devam eder. Okuldaki en samimi arkadaşları Fuat Bulca, Nuri Conker, Ömer Nuri’ dir. Manastır Askeri İdadisini ( Lise), notları kendisi ile aynı olan Selanikli Ahmet Tevfik ile birlikte birincilikle bitirir. Askeri Lise den sonra Mustafa Kemal, arkadaşları ile birlikte İstanbul Pangaltı’daki Harbiye ye gelir.
Harbiye’ye Girişi -13 Mart 1899
Apolet Numarası- 1283
Mezuniyet Tarihi- 25 Ocak 1902
Sicili - Piyade -8

Görüntüleme:3563, Cevaplar:11
Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:49 #2
personable
Foruma Isınan Üye
Kara Harp Okulu 1nci sınıfta 610 arkadaşı arasında 9 uncudur.1.sınıfta okuduğu dersler 14 adettir. Askeri dersler dışında şu dersler vardır:
-Akaid –i Diniye (İslam Dininin Esasları)
-Kimya
-Kitabet (Kompozisyon)
-Fransızca
-Harita Bilgisi
-belirli Başlı Askeri Dersler
-Malumatı-ı Harbiye’yi Askeriye
-Talim Nazariyatı
-Hendese’yi Resmiye (Geometri)
-Topografya ameliyesi

2nci Sınıfta 420 Arkadaşı arasında 11nci olarak bir üst sınıfa geçmiştir.Bu sınıfta 15 ders okunmuştur.Bazıları:
-Fenni Mimarı (ordugâh hizmetleri)
-Hizmeti Seferiye (Seferberlikte yapılacak İşler)
-Dâhiliye Kanunname-i Hümayunu (Askeri İç Hizmet Kanunu)
-İlm-i Ahlak (Temel Ahlak Bilgileri)
-Kılıç Talimi (Kılıç Eğitimi )
3ncu sınıfta 459 arkadaşı arasından aldığı notlarla birlikte 3 yıllık notlarının toplamı ile
Tüm arkadaşları arasından 8nci olarak mezun olmuştur.

3ncü sınıfta 14 ders vardır. Bazı 3ncü sınıf dersleri şunlardır:
-Devlet-i Âliyle Ordu Teşkilatı (Osmanlı Ordusunun Teşkilat Yapısı)
-İstikşaf-ı Askeriye (Askeri Keşif)
-Coğrafya-yı Askeriye (Askeri Coğrafya)
-Sınıf Salise Tabiyesi (Askeri Sınıf Taktiği)
-Malumat-ı Terbiyeyi Askeriye (Askeri Terbiye Bilgileri) (2)
Mustafa Kemal Harbiye den Mezun olduktan sonra Selanik’te kendisini beklemekte olan Annesinin yanına döner. Hiç kuşkusuz Annesi oğlunu Teğmen Üniforması içinde gördüğünde gururlanmıştır.
Tatil dönüşü Harbiye binası bünyesindeki Erkânı Harbiye Sınıfları adıyla bilinen Harp Akademileri eğitimine başlar. O yıllarda uygulanan sisteme göre Harbiye’yi en iyi derece ile bitirenlerden 40’ a yakın teğmen Harp Akademilerine devam edebiliyordu. Ancak, 3 yıl öncesine kadar 15 kişiyi geçmeyen Harp Akademisi dönem mevcutları yeni uygulama ile arttırılmış ve fakat kurmay subay mevcutları değişmemekle beraber; mümtaz subaylık unvanı getirilmiştir.Mustafa Kemal’ in Harp Akademilerinden mezun olduğu 11 Ocak 1905’te Harp Akademisinden mezun olanların toplamı 37 kişidir.Bunlardan 13’ ü Kurmay Yüzbaşı, 27’ si Mümtaz Yüzbaşı olmuşlardır.Mustafa Kemal’ in Mezuniyet derecesi beşinciliktir (5).
Donem birincisi Ali İhsan (Sabis) ,İkincisi Asım (Gündüz),Dokuzuncusu Ali Fuat (Cebesoy) dur.
Sınıf arkadaşı Asım GÜNDÜZ ün anlattığına göre,Mustafa Kemal, etrafında topladığı sınıf arkadaşlarıyla cesaretle konuşuyor,onları güzel konuşmasıyla kısa zamanda etkisi altına alıyordur.Onların okumadığı vatan şiirlerini sık sık tekrarlıyor;.Namık KEMAL in bütün şiirlerini bir defterinde topluyordur.Bu şiirleri daha sonra tüm arkadaşları defterlerine yazmış ve ezberlemişlerdir.
Yabancı dil öğrenmeye karşı ilgi ve isteği de devam ediyordur. Beyoğlu’nda bir Fransız kadına pansiyoner olmuştu. Bu Fransız kadın, Fransız Sefareti kuryeleriyle İttihatçıların Paris’te yayınladıkları gazeteleri getiriyor ve Mustafa Kemal e veriyordu. Fransız kadından aynı zamanda Fransızca dersler de alıyordu. Arkadaşları vatan, millet, Türklük fikirlerini ilk kez Mustafa Kemal den duymuşlardı.
Harp Akademisinde her Cuma akşamı sınıfta toplanılıyor, kapılar kapandıktan sonra Mustafa Kemal kürsüye çıkıyor, tıpkı bir konferansçı gibi, Paris ten gelen gazetelerle diğer Türkçe ve Fransızca gazetelerden öğrendiklerini bize anlatıyordu…
Mustafa Kemal okulda arkadaşlarına yapmış olduğu konuşmalarından birinde şunları söylemiştir:
Altı yüzyıl kadar önce Anadolu da doğan Osmanlı İmparatorluğu 350 yılda Viyana kapılarına kadar ilerledi. İmparatorluğu güçlendiren manevi etkenler zayıfladığı için yavaş yavaş Viyana - Budapeşte – Belgrat elden çıktı. Artık bir avuç Rumeli toprağına sığındık. Şimdi de elimizde kalan küçük toprak parçasını Ruslar ve Avusturyalılar almak istemektedirler. Rusların bütün isteği, kendi ırklarından saydıkları Bulgar ve Sırplara Balkanları armağan etmektir. Avusturyalılar ise Adriyatik ten Akdeniz’e, Selanik’ e uzanmak isteğindedirler!
Tarihte devrimler, önce aydın kişilerin kafasında düşünce olarak doğmuş, zamanla toplumu sarmıştır.
Bakınız dünkü ilimiz Bulgaristan’ ın bir ulusal ozanı vardı. Şiirleriyle Bulgarları sürekli olarak kurtuluş hareketine, uyuşukluktan silkinmeye çağırmıştır. Ulusuna, tarihine tutkun olan bu sanatçı kısa zamanda topluma egemen olmuş, şiirleri halk arasında dilden dile dolaşmaya başlamış, 500 yıldır biz Türklerin çobanı olan Bulgarlar onun gösterdiği yolla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Belki bir süre sonra bizden, başka yurt topraklarımızı isteyecek ve alacaklardır.
Yunanlıların da böyle bir ulusal ozanları vardır. O da, yıllar boyu eski Yunan uygarlığını şiirleriyle anlatırken ulusuna güç kazandırmak, ozgürlük için birlik olma koşulunu aşılamak istemiştir.

Bütün ulusların böylesine çırpınan ulusunu uyandırmak isteyen ulusal ozanları, aydınları vardır. Başka ulusların ozanları, aydınları böyle çalışıp uluslarını uyandırırken nerede bizim düşüncelerimiz? Nerede bizim düşünürlerimiz? Nerede bizim ozanlarımız?Evet, Namık Kemal imiz var.O,Türk Ulusunun yüzyıllardan beri beklediği sesi verdi.Ama ne şiirlerini okuyabiliyor.,ne konuşmalarını duyabiliyoruz.Bu ulusun tarihinin bir yönünü belirten Vatan yahut Siliste oyununu bile temsil ettirmediler.

Arkadaşlar! Bizlere büyük görevler düşüyor. Yarın görev alıp gittiğimiz her yerde ulusumuzu yetiştirmek için subaylarımızın öğretmenleri olacağız. Gittiğimiz yerlerde aydın gençlerle arkadaşlık ederek onları bu yola yönelteceğiz. Yurdumuzu ve İmparatorluğu büyük tehlikelerin beklediğini hatırdan çıkarmamak durumundayız. (3)

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:50 #3
personable
Foruma Isınan Üye
Harp Akademileri’ nde bir Kurmay Subay olarak kendisini yetiştirmeye çalışan Mustafa Kemal in kişiliğini, askerlik niteliklerini İsmet İnönü de anlatıyor:
”Atatürk ün genç subaylığında bilmediğimiz ortaya çıkmamış vasıfları, büyük vazifeler karşısında bulundukça kendini göstermiştir. Büyük hassasları vardır. Karar sahibidir, kararları açıktır. Ve bir kez karar verdikten sonra, onu tatbik ettirmek için şahsiyeti çok tesirlidir. Mesela kumandanlıkta bu hassası bilhassa dikkat çeker:

Muharebe meydanında yürütmek istediği muharebe şeklini, tertipleri en uzak yerde bulunan askerlere kadar duyurur, onun üzerinde kendi iradesini ve azmini behemehâl sirayet ettirirdi. Bu bir kumandan için önemli hasletlerden biridir.

Askerlik vasıfları, kumandanlık vasıfları hakikaten yüksektir. Her millette, her devirde, yüksek vasıfta kumandan biri sayılır.

Çok değil, mezuniyetinden dört yıl sonra Selanik’ te bir askeri konferans verilmektedir. Katılımcıların çoğunluğu o yıl (1909 yılı) Harp Akademilerinden mezun olan genç kurmaylardır. Konuşmacılardan biriside kolağası rütbesiyle Mustafa Kemal dir; Vaziyet Balkanlarda bir savaş çıkacağını göstermektedir. Bu takdirde dört küçük devletin (Bulgar-Sırp-Yunan-Karadağ)hücumuna uğrayacağımızı, bu ordular birbirleriyle birleşmeden tıpkı Napolyon un savaşlarında uyguladığı strateji gibi hepsini teker teker mağlup etmemiz lazım geldiğini söyleyebilirim. Bulgarların, Yunanlılarla ve Sırplarla anlaşamayacağını tahmin ediyorum. Bu takdirde ilk mücadelenin Bulgarlara karşı lazım olması gelmektedir. Taarruzu Bulgaristan üzerine yapmalıyız. Burada süratli sonuç aldıktan sonra Yunanlılar üzerine yürümek ve Sırp Yunan ordularının birleşmesine engel olmak zorundayız. Karadağ a karşı bir savunma muharebesi yapmak ve Onu en sona bırakmak icap ediyor…

Bu konuşmadan yaklaşık üç yıl sonra patlayacak Balkan Savaşında söyledikleri bir bir çıkacaktı. Osmanlı Genelkurmayı maalesef önemli strateji hataları yapacaktı. Bulgarlar Çatalca ya kadar geleceklerdi… (4)

Mustafa Kemal Harp Akademisindeki öğrencilik yılları ile ilgili olarak bakınız neler anlatıyor5)

“1902 yılında 21 yaşında teğmen rütbesiyle Harp Akademisine girmiştim. Akademide alışılmış derslere iyi çalışıyordum. Bunların dışında bende ve bazı arkadaşlarda yeni düşünceler belirmeye başladı. Yurdun yönetiminde de fenalıklar olduğunu görüyorduk.

Binlerce kişiden oluşan Harbiye ve Akademi öğrencilerine düşüncelerimizi anlatmak isteğiyle öğrenciler arasında okunmak üzere el yazısı ile bir gazete çıkarmaya başladık. Sınıf içinde ufak bir örgütümüz vardı. Ben yönetim kurulunda idim. Gazetenin yazılarını çoğu kez ben yazıyordum.

Bir gün Harp okulu İçindeki veteriner şubesinde gereken yazıları yazmakla meşguldüm, kapıyı kapatmıştık; kapı arkasında birkaç gözcü duruyordu; Okul komutanı Rıza Paşa ya haber vermişler, geldi ve sınıfı bastı. Yazılar masa üstünde ve ön tarafta duruyordu, görmemezlikten geldi. Ancak, dersten başka şeylerle uğraştığımız nedeniyle bizi tutuklattı. Sınıftan çıkarken de “yalnız izinsizlikle yetinilebilir” dedi. Kurmay sınıflarının bitimine kadar bu işlere devam ettik. Yüzbaşı olarak okuldan mezun olduktan sonra da bir apartman dairesinde devam etmek istediysek de bir gün bizi yakalayarak tutukladılar. Bir kaç ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bıraktılar.”Şam’a gidişim, belki bu nedenle bir cezalandırma da olabilir.

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:50 #4
personable
Foruma Isınan Üye
2. MUSTAFA KEMAL ŞAM DA

Mustafa Kemal Selanik e gidip Meşrutiyet bayrağı açmayı hayal ederken, 5 Şubat 1905’ te ŞAM a atanmıştı.(Asıl görevi stajyer Kurmay Subay olarak mesleki gelişimini sürdürmekti.) Orada İmparatorluğun arka bahçesini gördü. Yoksulluk sefalet diz boyuydu. Ordu disiplinsizdi; asker darmadağın, yöneticiler cahildi. Bazı eski zihniyeli subaylar Türklere karşı “Peygamber soyundan geliyor “diye Arap askerlerini kolluyorlardı. Mustafa Kemal bu konu ile ilgili çarpıcı bir anısını anlatır:
“Bizim kuşağın gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi. İmparatorluk halkını meydana getiren Türk ten başka uluslara bu arada yanlış bir din anlayışıyla Araplara özel bir değer veriliyor, onlardan söz edilirken “Kavm-i Necib” deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türkler, ikinci planda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyorduk.
Ben ulusal benliğin gururunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım en engin övünç dayanağım oldu.
Bakınız nasıl oldu:
Kurmaylık stajı için verildiğim süvari Alayı, Hayfa da bulunuyordu. Kışla ile deniz arasında geniş bir talim alanı vardı ve piyade acemi eğitim dönemi yeni başlamıştı. Erleri bölgeden toplanmış Arap gençliğinden, öğretici kadro da deneyimli ve Anadolulu kıta çavuşları olan Türk delikanlılarından kurulu idi. Katıldığım bölüğün alaydan yetişmiş, Makedonya Türklerinden, ileri yaşlı bir yüzbaşısı vardı.Erlere çavuşlar talim yaptırıyor biz subaylar arada dolaşarak çalışmaları izliyor ve denetliyorduk.Halbuki talimlerde ,Türkçe bilmedikleri için ,çavuşların söylediklerini iyi anlamaya kimi erlerin yanlış hareketlerinin ,zaman zaman çavuşların sabırlarını tükettiği ,sertçe davranışlarına yol açtığı da oluyordu.
Bir gün Yüzbaşı,bu yolda hareketten kendini alıkoyamayan bir çavuşunu mimlemiş ve talimden dönüldükten sonra,birlikte oturduğumuz bölü komutanlığı odasına çağırmıştı.Takım komutanıyla birlikte gelerek Yüzbaşısını saygıyla ve askerce selamlayan çavuş ,25 yaşlarında dinç , yakışıklı, uyanık , bir Türk çocuğu idi. Yüzbaşı ,Onu ulusal onurunu ağır şekilde hançerleyen “…. Türk !” sözleriyle azarlamaya başlamıştı.
“Sen nasıl olurda Kavm-i Necib-i Arab a bağlı, Peygamberimiz Efendimizin mübarek soyundan olan bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söyler, onların kalbini kırarsın? Kendini bil! Sen onların ayağına su bile dökmeye layık değilsin …”
gibi anlamsızlaşan sözlerle hakaret ediyor, gittikçe asabileşiyordu. Ben bir taraftan üzgün ve sinirli, bu sahneyi seyreder ve söylenenleri dinlerken, bir yandan da içimde bir isyan duygusu şahlanıyor ve şöyle düşünüyordum:
“O erin bağlı olduğu ulus, birçok bakımdan soyu temiz olabilirdi. Fakat çavuşun Yüzbaşının ve benim bağlı olduğumuz Ulusunda tarihleri şerefle dolu olan büyük ve soylu bir ulus olduğu da bir an şüphe götürmez bir gerçekti. Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün soyluluğu ile tanımak ve tanıtmak gerekmektedir.”dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim.

3.MUSTAFA KEMAL SELANİK, TRABLUSGARP VE SOFYA DA

Mustafa Kemal,13 Ekim 1907 de, Şam’dan, Manastırdaki 3. Ordu Karargâhına bağlı Selanik e tayin edilir.(Kıdemli Yüzbaşıdır)
Şubat 1908 de İttihat ve Terakki Partisine yeniden üye olur.
12 Haziran 1908 de asli görevine ek olarak Rumeli Doğu Bölgesi demiryolu müfettişliğine atanır.
23 Temmuz 1908 de II. Meşrutiyet ilan edilir.
12-13 Nisan 1909 gecesi İttihat ve Terakki muhalifi askerlerin isyanı ile İstanbul çalkalanır. Hükümet istifa eder. Devlet görevlileri aşağılanır, yer yer linç edilir. Selanik teki 3.Orduya bağlı birlikler Selanik ve Edirne den yola çıkarlar. Mustafa Kemal Selanik Redif Tümeninin Kurmay Başkanıdır. Ordu gelmeden önce Osmanlı Meclisi Mebus an ve Ayan Meclisi üyeleri Yeşilköy de toplanırlar. Ordu, Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan günü İstanbul a girer. İsyan bastırılır. Sıkıyönetim ilan edilir. Binbaşı Enver, Berlin’deki askeri ataşe görevini bırakmış İstanbul’a dönmüştür. İttihat ve Terakki’nin güçlü subayı Bnb. Enver, tüm kuvvetlerin Kurmay Başkanlığı görevini üstlenir.
Mustafa Kemal komutan onayıyla yayınlanmak üzere sıkıyönetim bildirileri kaleme almaktadır.
II. Abdülhamit, Ayan ve Mebus an Meclisinin müşterek kararıyla tahtan indirilir. Yerine V.Mehmet Reşat tahta çıkarılır. Mustafa Kemal 16 Mayıs 1909 da Selanik e döner.
Mustafa Kemal, bu süreçte ordunun siyasetle iç içe olmasını mahsurlu görmüş, bunu da İttihat ve Terakki toplantılarında dile getirmiştir.
Mustafa Kemal Selanik’ te iken 12-18 Eylül 1910 tarihlerinde icra edilen Fransa daki Picardie manevralarına katılır.
1911 yılının ilk aylarında Arnavutluk ta çıkan isyana Mahmut Şevket Paşanın Karargâh personeli olarak katılır. Bu görevi müteakip Selanik teki 38. Piyade Alayına komuta eder. Burada İlk olarak İçtimadaki askere tekmil esnasında “Merhaba asker “diyecektir.
27 Eylül 1911 de İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığına atanır.Bu sırada İtalyanlar Libya yı işgale soyunurlar.Mustafa Kemal gönüllü olarak Trablusgarp’a gitmek üzere 15 Ekim 1911 de İstanbul dan ayrılır. Mısır üzerinden Trablus garba geçer. 18 Aralık 1911 de Bigazi’dedir. Yerel halkı İtalyanlara karşı örgütler. Daha sonra Tobruk a geçer. Gönüllü muhalif kuvvetleri komuta eder.22 Aralıkta İtalyanlara üstünlük sağlanır. Oradan Derine ye geçer. 16-17 Ocak muharebelerinde gözünden yaralanır.11 mart 1912 de Derne Komutanlığına getirilir. O bölgede Mustafa Kemal ile beraber diğer cephelerde; Enver Paşa, Nuri Conker, Ali Fethi Okyar, Fuat Bulca görev almıştır.
Mustafa Kemal, Balkan Harbinin çıkması üzerine diğer subay arkadaşları gibi İstanbul’a döner .21 Kasım 1912 de Gelibolu bölgesinde göreve başlar.Yaklaşık 1 yıl sonra ;17 Ekim 1913 de Sofya Askeri Ataşeliğine atanır.1 Mart 1914 de Yarbaylığa terfi eder.Bu görev sırasında “Subay ve Komutan ile Konuşmalar” adlı eserini kaleme alır.Birinci Dünya savaşının başlama ihtimali karşısında cephede aktif olarak görev yapmayı ister bunun üzerine 20 Ocak 1915 te Tekirdağ daki 19.Tümen Komutanlığına tayin edilir.1 ay sonra tümeni Eceaba’ta nakleder.Plan gereği 18 Nisanda Bigalıya Tümeniyle birlikte geçecektir. (6)
4.MUSTAFA KEMAL 1nci DÜNYA SAVAŞINDA

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:50 #5
personable
Foruma Isınan Üye
Gelibolu- Bigalı da Atatürk ün başkasının bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak istemesine dair bir örnek yaşanır. Atatürk doğrusu harita bilgisi dışında Gelibolu Yarımadasını tanımamaktadır. Savaş için ayrıntılı arazi bilgileri, hangi yolun nereye çıktığı, sahilin durumu, köprü ve menfezlerin durumu ,yük taşıma kapasiteleri vb. çok önemlidir.Bu nedenle köylüler kahvede toplu oldukları bir anda onlardan kedisine araziyi tanıtmaları talebinde bulunur.Köylüler de bu işi en iyi gün aşırı ava çıkan Avcı Mehmet in yapabileceğini söylerler.Avcı Mehmet orda yoktur.Haber gönderilir ve Atatürk le görüşmesi temin edilir.Avcı Mehmet le beraber iki atla arazi keşfine çıkan Mustafa Kemal en kısa zamanda Gelibolu Yarımadasını avucunun içi gibi öğrenir.Bu bağlamda Gelibolu Kara Muharebelerinin başarıya ulaşmasında Avcı Mehmet in katkısı olmuştur.Arı burnu ve Conk bayırındaki başarılı muharebeler sonucu Mustafa Kemal 1 Haziran 1915’ te Albaylığa terfi eder. 8 Ağustos günü Anafartalar Grup Komutanlığına getirilir.Arı burnu ve Conkbayırı Muharebelerinde önemli üstünlük sağlar .Bu cephede Mustafa Kemal ile Esat Paşa ve Behiç Paşada büyük başarılar göstereceklerdir.
Gazi Mustafa Kemal 27 Ocak 1916 da Edirne deki 16 Kolordu Komutanlığına atanır.Bu Kolordu 3 ay sonra Diyarbakır,Bitlis,Muş cephesine gidecektir.Mustafa Kemal 1 Nisan 1916 da Tuğgeneralliğe(Mirliva) terfi eder.8 Ağustos 1916 da Muş.aynı gün akşamı Bitlis kurtarılır.Bu süre içinde Mustafa Kemal i önce merkezi Diyarbakır da olan 2.Orduya önce vekaleten ,sonrada asaleten vekalet ettiğini biliyoruz.O sıralar bu ordunun Kurmay Bakanı da İsmet İnönü dür.Mustafa Kemal ile İsmet İnönü nün ilk kıtada karşılaşmaları bu görev vesilesiyle olur.Ancak bu görev fazla sürmez . Mustafa Kemal Paşa 5 Temmuz 1917 de Yıldırı Ordular Grup Komutanlığına bağlı Halep teki 7.Ordu Komutanlığına getirilir.Bu cephenin genel taktik İdaresi General Falkenhein İdari Lojistik İdaresi Cemal Paşa ya aittir.Mustafa Kemal Paşa Alman arasında askeri görüş ve uygulanacak hareket tarzı hususunda anlaşmazlık çıkar.Nihayet Mustafa Kemal Paşa İstifa ederek İstanbul a döner .Kısa bir süre sonra veliaht Vahdettin le Alman generallik karargahını ziyarette müşavirlik görevi alacaktır. Bu ziyaret 15 Aralık 1917 – 4 Ocak 1918 arasını kapsar. Mustafa Kemal i İstanbul a döndükten sonra rahatsızlığı nedeniyle Viyana nın Karlsbad şehrine gönderildiğini biliyoruz. Bu tedavi 13 Mayıs - 4 Ağustos 1918 tarihleri arasını kapsar.
Nihayet Yıldırım Ordular Grup Komutanlığını Liman Von Sanders ikinci kez Suriye Cephesine 7.Ordu komutanı olarak tayin eder.Halep’e gider .1.Dünya Savaşı müttefikler aleyhine çalışıyordur.29 Eylül de Bulgaristan ,4 Ekimde Almanya savaştan çekilir.
30 Ekim 1918 de bizim Mondros Mütarekesini imzalayarak savaştan çekildiğimiz herkesin malumudur.
İlk terhis emri 5 Kasım 1918 de yayınlanır. Mustafa Kemal sadrazam Ahmet İzzet Paşaya bir uyarı telgrafı gönderir. Gereken tedbirleri almadan orduyu terhis etmeyiniz! Şayet bunu hemen yapmazsak düşmanın ihtiraslarının önüne geçemeyiz.
7 Kasım 1918 de 7.Ordu ve Yıldırım Ordular Grup Komutanlığı lağvedilir. Mustafa Kemal 13 kasım 1918 de İstanbul a gelir. (7)

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:51 #6
personable
Foruma Isınan Üye
5.ATATÜRK ün ASKERLİK MESLEĞİ İLE İLGİLİ YAZDIĞI ESERLERDEN ÖNEMLİ ALINTILAR ;

Gazi Mustafa Kemal in kaleme aldığı iki önemli askeri eserinden bahsedilebilir. Bunlar “Cumalı Ordugahı” ve Zabit ve Kumandası ile Hasbıhal” dır.

CUMALI ORDUGÂHI;
Cumalı ordugâhı, Makedonya bölgesindedir. Bu ordugâhta bir süvari tugayına 10 gün süreli bir tatbikat yaptırılmıştır. Bu tatbikatta Kurmay Subay olarak katılan Mustafa Kemal kendi isteği ve inisiyatifi ile tatbikat için verilen emirleri yapılan durum muhakemelerini, yapılan manevraların uygun olup olmadıklarını bir gözlemci notu şeklinde 39 sayfa yazı ve 7 adet kroki ekinde Selanik te 1909 yılında yayınlamıştır.
Yapılan askeri tatbikatların olumlu ve olumsuz taraflarının gelecek yıllarda yapılacak benzer tatbikatlara ışık tutması açısından böyle bir çalışmanın yapılması askerlik mesleğinin gelişimi için önemlidir.
Mustafa Kemal bu çalışmasında şu önemli tespitlerde bulunmuştur:
Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Kemal, bu Ordugâhta tuttuğu notlara şu cümlelerle başlar;
Bizde talim ve tatbikat maksadıyla bir süvari tugayının toplandığı senelerce görülmedi. Kurmay Başkanının Ordu Kumandanlarının manevra meydanlarında bulunmaları da şimdiye kadar görülmemiş gibidir.
Cumalı Ordugâhı, özlediğimiz askerlik hayatının başlangıcı olarak değerlendirileceğinden; orada geçirdiğim on günlük hayatın hatırası olmak üzere tuttuğum notları silah arkadaşlarıma hediye etmek istedim.
Asker hediyesi, asker olanlarca makbule geçer.
Tugay Kumandanı akşamdan vereceği toplanma emrinde, toplanma yerini ve toplanma yerinde alayın cephe ve düzenini ve saat kaçta toplanılmış bulunulacağını belirtmekle yetinir. Düşman vesaireden bahsetmeye lüzum yoktur; çünkü yarın sabaha kadar düşman hakkındaki bilgi değişebilir.
Denetleme esnasında Bölük Komutanlarından İrfan Efendinin sorduğu sorular ve aldığı cevaplardan bazıları şunlardır;
S-Süvarinin kaç silahı vardı.
C-Üç atı,kılıcı,tüfeği.
S-Bunlardan hangisi birinci derece ehemmiyetlidir?
C-Atı. Çünkü süvari atının sürati sayesinde düşmanı keşfeder.
S-Süvari için muharebe etmek mi yoksa mümkün oldukça muhabereden kaçınıp düşmanı keşfetmek mi uygundur.
C-Keşfetmek efendim; çünkü muharebeye tutuşursa keşif geri kalır.
Her kumandanın astına yalnız “vazife” ve “maksadı”söylemesi kâfidir. Harekâtın şekline dair ayrıntılı açıklama yapması doğru olmaz. O birlik komutanının görevidir. Ancak üst Komutan gerekli gördüğü durumlarda müdahalede bulunur.
Düşman mevzilerinden tüfek sesi işitildikten sonra yapılacak yalnız bir çare kalmıştır;o da düşman mevzilerinin ilerisindeki ölü noktalara kadar tertip düzen aranmaksızın hemen dört nala atılmak yapılacak işi orada düşünmek …. Yoksa 900 metre de düşman ateşi altında sıkışık bir düzende durmak, uzun uzadıya tertibat almak doğru değildir.
Yüzbaşı Rütbesindeki Mustafa Kemal in bu tespitleri Tank Sınıfının atası sayılan süvari sınıfının muharebede kullanılma esaslarına önemli katkılarda bulunacaktır. Bu anlayış bu gün dahi geçerliliğini korumaktadır.
b)ZABİT VE KUMANDAN İLE HASBİHAL;(Subay ve Komutan hakkında konuşmalar)
Atatürk ün askerlik ile ilgili yazdığı en önemli eseridir.
Bu eser, Atatürk 1914 yılında Kurmay Yzb. rütbesiyle Sofya Askeri Ataşesi olarak bulunduğu sırada Nuri Conker’ in "Zabit ve Kumandan” adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır. Mustafa Kemal bu eserinde; Genç bir subayın görev yaptığı askeri birlikteki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini, bunlara karşı duyarsız kalmayarak üst makamlara nasıl rapor ettiğini, ne gibi çözüm önerilerinde bulunduğunu; ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasi durumdan duyduğu üzüntüleri anlatır. Bu kitap 1918 yılında yayınlanır. Ancak, Mustafa Kemal’ in askerlik mesleğinden istifa etmek mecburiyetinde kalmasını müteakip İstanbul hükümetince toplattırılıp imha edilmiştir.
Bir subayda bulunması gereken özellikler; ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, inisiyatif kullanma gibi konularda Nuri Conker in düşüncelerine önemli ölçüde katıldığını ifade ile ilave katkılarını açıklar, örnekler verir.

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:51 #7
personable
Foruma Isınan Üye
“Ordunun vazifesi, vatanı çiğnemek isteyen düşmana karşı ayağa kalkmaktır. Bu kalkış elbette yerinde durmak için değil düşmana atılmak için olursa kalkılmış olduğuna değer.”(7)
Mustafa Kemal Atatürk inisiyatife büyük önem vererek eğitim ve tatbikatların gayesini bu meziyeti edinmeye bağlamıştır. Şöyle der:
“Kumandan, zabit, nefer yetiştirmekte takip olunacak esasların tatbik olunacak terbiye usullerinin yapılacak talimlerin gayesi; kendiliğinden iş yapabilmek karar verebilmek kabiliyetini kazandırmaktır.”
Yzb. Mustafa Kemal okul ve kıtaların askerlik mesleği için önemini şu ifadelerle ortaya koyar:
“Harbin subaydan istediği ruhi ve ilmi kudret ve meziyeti verecek olan kısımlarının ve maddelerinin okullarımızda layık oldukları önem derecesinde iyi öğretilmemiş ve telkin edilmemiş oldukları hakkındaki beyanatına şahadet ederim. Ve fakat bence hakiki feyiz verebilecek asıl mektep kıtalarıdır.
“Genç Teğmen, sanatı nın asıl ruhunu, katıldığı bölüğün erbaş ve erleri önünde, bölüğün babası olan Yüzbaşısından ve daha büyük amirleri tarafından iş üzerinde bulunaraktan öğrenecektir. Önce komutan olacaktır bir takıma; Ve komutan olmaya hazırlanacaktır bir bölüğe ve sonra öğretecektir.” (8)
Muharebede taarruz ruhunun öneminden bahisle şu ifadeleri kullanır:
“ Muharebe için düşmanı ordugâhımızda beklemek olmaz, onu uzaktan karşılamak yeğdir. Düşman az ise yetişebilenlerimiz onu durdurur veya püskürtür. Çok ise bütün mücahitler yetişinceye kadar düşmana tüfek atarak onun hareketlerini ağırlaştırır ve gerekirse biraz geriye çekiliriz. Fakat ileri gitmek beklemekten iyidir. Hiçbir şey yapmasak düşmanı görür, kuvvetini anlar meraktan çıkarız.”
Yarbay Mustafa Kemal bu kitabında askerlik mesleği ile ilgili olarak şu önemli tespitte de bulunur:
-Türk milletinin her ferdi aileden itibaren ve askerliği müddetince ruhsal derinliklerine inilerek ulvi duygularla yetiştirilmelidir.
-Savaşta kesin sonuç taarruzda alınır. Ancak, Taarruz yapacak orduyu taarruz ruhu ile eğitmek gereklidir.
-Askerlikte ruh maddeye, Karakterde bilgiye üstün gelir

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:51 #8
personable
Foruma Isınan Üye
6. GAZİ MUSTAFA KEMAL İN “SAKARYA” VE “DUMLUPINAR” MEYDAN MUHAREBELERİNDE YAPTIKLARI:

“Gazi Mustafa Kemal Nutukta Sakarya savaşı ile ilgili bilgi verirken verdiği o müthiş emri de hatırlatır:
Hattı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır. (Savunma hattı yoktur, savunma alanı vardır.) O alan bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler ona bağlı olmaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmak ve direnmek zorundadır.”
İşte Ordumuzun her bireyi, bu sistem içinde her adımda en büyük öz verisini göstererek düşmanın en üstün kuvvetlerini yıpratıp yok ederek sonunda onu saldırısına devam yeteneğinden ve gücünden yoksun duruma getirdi.(9)
Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı öncesi topyekun sava adına çok kayda değer bir tutum içinde olmuş, iki gün süre ile ,o günlerin Resmi Gazetesi niteliğinde olan Hakimiyet-i Milliye de ,kanun geçerliliğinde ,Tekalif-i Milliye (Ulusal vergiler )emri yayınlamıştır.Bu emirle Atatürk halkın ordudaki Mehmetçiğin temel ihtiyaçlarını ve ordudaki silah, malzeme ve teçhizat eksikliğini giderme adına tüm halktan olanakları ölçüsünde gıda,malzeme,ulaştırma desteği talebinde bulunmuştur.Bu uygulamanın amacını Gazi Mustafa Kemal Nutuk’ ta şu ifadelerle dile getirmektedir10)
“Savaş ve çarpışma demek, iki ulusun yalnız iki ordunun değil, iki ulusun bütün varlık ve olanaklarıyla, bütün maddi ve manevi güçleriyle birbiriyle karşı karşıya gelmesi ve birbiriyle vuruşması demektir.”
Bilindiği gibi Gazi Mustafa Kemal ‘in savaşa dair meclisin yetkilerini kendi şahsında topladığı Başkomutanlık yazısı üç defa uzatılır. Büyük Taarruza dört aydan daha az zaman vardır. Muhalifler Başkomutanlığı Mustafa Kemalden alma kampanyası başlatmışlardır. Yapılan oylamada çoğunluk sağlanamamıştı. Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal kararlılığını ortaya kor; Meclisi gizli oturumla toplar; Uzun ve etkili bir konuşma yapar. Kendisine karşı muhalif olan milletvekilleri Salih Efendi, Mehmet Şükrü Bey, Hüseyin Avni Bey, Kara vasıf Bey, Selahattin Beyin isimlerini belirterek onlara tek tek cevap verir ve sonunda kararlı tutumunu sert bir üslupla açıklar:
“Efendiler her birinizin olağanüstü yetkilerle seçilmesine ve olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin kurulmasına ve bu meclisin ülkenin kaderine el koymuş bir nitelik kazanmasına çalışan benim! Bunda başarılı olmak için en yakın arkadaşlarımla düşünce savaşı yaptım. Bütün hayatımı, varlığımı bütün şeref ve onurumu tehlikeye attım. Dolayısıyla meclis benim eserimdir. ben, eserimi alçaltmakla değil yüceltmekle görevliyim” (11)

Bu konuşmadan sonra şunları da ilave eder:
“Başkomutanlık iki gündür belirsiz bulunuyor, Şu dakikada Ordu komutansızdır. Fakat, bir felakete meydan vermemek için düşman karşısındaki Ordumuz başsız bırakılamazdı. Bunun için bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım “
Nihayet yapılan yeni bir oylamada 11 ret 15 çekimsere karşı 177 oyla Başkomutanlık kanunu süresi uzatılır.
Gazi Mustafa Kemal, Sakarya’dan sonra yine Başkomutanı olduğu Büyük Taarruzun ayrıntılarından 1927 yılı büyük Nutkunda hiç bahsetmez! Ancak, kısa ve öz bir değerlendirme yaparak şunları söyler:
“Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk Subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir. Bu eser, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.”
Ancak, Dumlupınar zaferinin 2nci yıl dönümünde, muharebe meydanında, zafer anıtının açılışı nedeniyle yaptığı konuşmada ayrıntılı bilgi verir:
Atatürk’ün DUMLUPINAR Konuşmasından önemli bölümler, zafer ve zaferin dayandığı temel düşünceleri ortaya koyması açısından aşağıya çıkarılmıştır:
(…..) Savaş durumunu gözümle görmek benim için dayanılmaz bir gereklilik oldu. Ordu Komutanını da yanıma alarak Dördüncü Kolordu Komutanının gözcülük için bulunduğu şu yöndeki ARPALIK civarında bir tepeye geldik. ÇALIKÖYÜ’nün batısında ve kuzeyinde patlayan topların patlamalarını işitiyordum.
Otomobillere atladık. Bu tepeye gelen yola girdik. Ara sıra güzergahımızın soluna düşman mermileri düşüyordu.
Kolordu Komutanı Kamalattın Paşa, güneyden ve batıdan düşmana saldırttığı tümenlerini yeniden düzenleyerek ve şiddetlendirerek harekat için emirlerini gönderiyordu…
Saatler ilerledikçe gözlerimin önünde gelişen manzara su idi: Düşman Başkomutanının şu karşıki tepede son gayretiyle çırpındığını görür gibiydim. Bütün düşman hatlarında büyük bir heyecan ve helecan vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin, mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü özellik kalmamıştı.
Ağustosun 31incigününü izleyen öğlen idi ki; yine bu Çalı köy’ünde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki durumu inceledik. Kazandığımız meydan savaşının bütün seferi sona erdirecek bir azamet ve önemde olduğunda birleştik. Şimdi Bursa yönünde çekilen kuvvetlerini mahvetmekle beraber, bütün asli ordu ile Durmaksızın İzmir’e yürüyecektik.
Afyonkarahisar-Dumlupınar savaşı ve onun son evresi olan 30 Ağustos Savaşı Türk tarihin en önemli bir dönüm noktasını oluşturur. Fakat Türk Milletinin burada kazandığı zafer o kadar kesin sonuçludur ki, bütün tarihte, sadece bizim tarihimiz değil, dünya tarihine yeni akım vermekte etkili bir başka meydan savaşı hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki; yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı.
Efendiler!
Milletimiz, burada kutladığımız büyük zaferden daha önemli bir zafer peşindedir. Zaferin olgunlaşması milletimizin ekonomik alandaki başarılarıyla mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki ekonomik bakımdan zayıf bir millet sefalet ve fakirlikten kurtulamaz; kuvvetli bir uygarlığa, refah ve mutluluğa kavuşamaz. Sosyal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin yönetimindeki başarı da ekonomik alanda edindiği bilgiler derecesinde oranlı olur. Hiç bir uygar devlet yoktur ki; ordu ve donanmasından önce ekonomisini düşünmüş olmasın.”
Gazi Mustafa kemal’in Büyük Taarruzdan iki yıl sonra İzmir de katıldığı harp oyununda, üst düzey subaylara yaptığı konuşmasının bir yerinde şu ifadelere yer verir:
“Arkadaşlar, kati netice daima taarruzla alınır. Fakat savunma ile yerine getirilen birçok vazife de vardır. Kati netice talep olunan zamana gelmeden önce, kesin muharebe zamanından evvel birliklerin muharebe güçlerini düşürmek ve miktarını azaltmak fikrinden kaçınmak lazımdır. Kesin sonuç yerinde azami kuvvet bulundurulmalıdır.
Alınan vazife ile sarf olunacak faaliyeti askeriyenin ciddi bir alakası vardır. Bunun için vazife verenlerin; vazife alanların kullanacağı vasıta ve yapacağı görevlerde tereddüde düşmelerine sebebiyet vermemeleri gereklidir.
Harekâtın maksadının açıkça ortaya konulması çok önemidir!(13)
Gazi Mustafa Kemal, Türk Ordusunun gücünü diğer ordularla mukayese ederek şu ifadeleri de ortaya koymuştur:
“Türk ordusunun bir birliği, eşitini kesinlikle mağlup eder;iki mislini durdurur ve tespit eder.”(14)
Atatürk’ün savaş hakkında şu ifadelerini hatırlatmadan bu konuyu kapatmak olmaz:
“Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır.Hakiki düşüncem şudur:Milleti savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım.Öldüreceğiz diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz’diye savaşa girebiliriz.Lakin,milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”(15)

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:52 #9
personable
Foruma Isınan Üye
7. ATATÜRK’ÜN ORDU-SİYASET HAKKINDA DÜŞÜNCELERİ:
Birinci Dünya Savaşı öncesi Gazi Mustafa Kemal ordunun siyaset dışı kalmasını çok istemiştir.Bunu kendi meslektaşları arasında söylediği gibi katıldığı İttihat ve Terakki toplantılarında da söylemiştir.İttihat ve Terakki partisi üyesi iken , pek çok subay gibi Ordunun siyasi faaliyet içinde olması, mesleğin ifa edilmesinde pek çok olumsuzlukları beraberinde getireceğinden, ordu mensuplarının gönüllerindeki siyaseti görevlerine yansıtmamalarını istemiştir.İttihat ve Terakki cemiyetindeki subayların bu görüşü benimsemediklerinden dolayı cemiyetten ayrılmış,daha sonra tekrar katılmasının nedeni; yalnız kalmamak ve/veya cemiyeti kendi düşüncesi doğrultusunda değiştirip dönüştürme düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Atatürk’ün ordu-siyaset ilişkisi hakkında çeşitli vesilelerle söylediği belirli başlı sözler şunlardır:
1911 yılında Selanik’te yapılan bir atlı gezide, Alay komutanı Andertin, “Arnavutluk ayaklanmasını bastıran Osmanlı ordusu şerefine içiyorum” dediğinde, Mustafa Kemal şu yanıtı verir:
“Türk Ordusu için iç savaşta başarıya ulaşmak bir zafer değildir. Bu olayın onuruna ülkesini seven bir adam olarak ve Türk subayı olarak sevinip kadehimi kaldırmam mümkün değildir. Bundan ancak üzüntü duyarım. Arkadaşlar lütfen bana dikkat edin. Sözlerime kulak verin; Osmanlı ordusu değil Türk Ordusu bir gün gelecek Türk vatanını, Türk’ün bağımsızlığını kurtaracaktır. İşte asıl o zaman sevineceğiz. İşte o zaman Türk ordusu görevini yapmış olacaktır.”
Ordu ve siyaset konusu. 1920’de TBMM’de gündeme geldiğinde, Mustafa Kemal şunları söyler:
“Harbiye Nezareti’nin görevi ordunun beslenmesi, giydirilmesi ve donatılmasıdır. Görevleri arasında emir komuta yoktur. Ancak, ülkemizde Harbiye nazırları öteden beri savaş yönetimini ve komutayı da ellerinde bulundurmaktan zevk alırlardı. O nedenle ülkemizde bağımsız genelkurmay başkanı yoktur.
Doğrudan doğruya Harbiye nazırının istekleri doğrultusunda hareket eden bir genelkurmay başkanı vardı. Doğal olarak Harbiye Nezaretine, harbiye nazırına bağlı bir genelkurmay başkanının sorumluluğu da harbiye nazırı olan kişiye karşıdır. Bazan bu iki makam bir kişide birleşmiştir, Enver Paşa da olduğu gibi… Ancak ilke olarak harbiye işleri ile genelkurmayı birleştirmek asla doğru değildir. Batı ülkelerinde ve her yerde genelkurmay başkanları bağımsız bırakılmıştır.”
Atatürk, Nutkunda da şu ifadelere yer vermiştir:
“Efendiler, askerliğin görev ve gereklerini düşünür ve uygularken, beyinlerini siyasi görüşlerin etkisi altında bulundurmaktan kaçınmalıdırlar. Siyasetin gereklerini düşünen başka görevliler olduğunu unutmamalıdırlar.”(17)
Gazi Mustafa Kemal,31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde subaylara hitaben yaptığı konuşmada şu ifadelere yer vermiştir:
“(…) Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak, bunun için de mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur!
Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Ordu ise arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir;’ordunun ruhu subaylardır.’
O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.
Millet bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayenin teminini ordudan, onun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.”
Gazi Mustafa Kemal,1924 senesi Harp oyunları vesilesi ile bulunduğu İzmir’de subaylara karşı yaptığı konuşmada da şu tespitlerde bulunur:
“Türkiye Cumhuriyeti sadece iki şeye güvenir. Biri ulusun kararı, öbürü de en acılı ve zor koşullarda dünyanın övgüsünü haklı olarak kazanan ordumuzun kahramanlığıdır. Bu iki şeye güvenir. Arkadaşlar, komutanızdaki ordular, kahramanlığına gerçekten güvenilir ordulardır. Bu ordular tarihte benzeri görülmemiş Kahramanlıklar, özveriler göstermiştir. Şanlı zaferler kazanmışlardır. Ulusun ve ülkenin minnet ve şükranlarını hak etmişlerdir. Türkiye en zayıf olduğu sanılan bir zamanda en güçlü olduğunu kanıtlamıştır. Bu olay Türkiye’nin olağanüstü canlılığına, kutsal kararlılığına ve ölümsüz varlığına en açık seçik bir kanıttır. Düşmanın vatan içine girmiş olması ona lehte birçok etmenler sağlar.Tüm bunları hiç dikkate almadan düşmanı vatan içinde yenmek,yok etmek başlı başına bir varlık,büyük bir güç demektir.Vatan içinde yenilmenin sonucu son derece tehlikeli hata öldürücüdür.Bu gerçeği doğrulayan yakın ve uzak tarihi örnekler çoktur.”(18)
30 Ağustos 1938 tarihinde Ankara Hipodromunda yapılan geçit töreninden önce Başbakan Celal Bayar tarafından okunan ”Orduya Mesajı”nda şu düşünceler öne çıkmaktadır:
“(….) Kahraman Türk Ordusu!
Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda, zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile mücehhez olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
(…)Türk Vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır.”
29 Ekim 1938, ölümünden 10 gün önce, yayınlattığı mesajda Türk Ordusu için şu ifadelerle sözlerine başlamaktadır:
“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan Kahraman Türk Ordusu!...
Türk vatanının ve Türklük topluluğunun şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumadan ibaret olan görevini her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve güvenimiz vardır.”
Bana göre bu görev Türk Ordusuna Ulu Önderimiz tarafından vasiyet olarak verilmiş bir görevdir; böyle anılıp yorumlanmasında isabet vardır.

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-03-2011, 01:52 #10
personable
Foruma Isınan Üye
9.SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:
Mustafa Kemal Atatürk, askerlik mesleğini severek yapmış ve fakat bu mesleğin esiri olmamıştır.
Askerlik mesleğinden ayrılmak mecburiyeti ortaya çıkınca ayrılmış, sivil bir yurttaş olarak görevini akıl ve bilim ışığında, ülkenin milli menfaatleri, halkın özgürlük ve bağımsızlığı istikametinde büyük bir fedakârlıkla yürütmüştür.
Atatürk, askerlik mesleğini ifa ederken hep eleştirel yaklaşmış, daha doğru, daha uygun olanı nasıl yapabiliriz sorularına cevap aramış; alışılagelmiş, dışarıdan alıntı strateji ve taktik kuralları milli bünyemize uydurmuş, onları değiştirip dönüştürebilmiştir.
Atatürk eli kalem tutan bir subay ve komutandır.
O, hiçbir tesir altında kalmadan mesleğinde doğru gördüğü hususları gerek yazarak, gerekse şifahi olarak ifade yollarını aramıştır.
Günümüzün kurmay subay ve komutanları da benzer tutum içinde olmalıdırlar. Doğruyu bulmaları, kendilerini aşmaları için katıldıkları tatbikat ve manevraların sonunda, gerekirse mevcut talimnameleri, yönerge ve devamlı emirleri geliştirme, güncelleme, hatta ve hatta değiştirme yollarına başvurmalıdırlar.
Küçük de olsa, dar kapsamlı da olsa kitap yazmak, her subay ve komutanlar için bir görev addedilmeli; bu suretle milli talimname ve yönergelere sahip olma fırsatı yaratılmalıdır.

Facebook'ta paylaş.

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



» ATATÜRK'ÜN ASKERLİĞİ VE ASKERLİK ANLAYIŞı.. Konusuna Benzer Konular
Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet Anlayışı
Atatürk’ün cumhuriyeti devletin siyasi rejimi olarak seçmesinin bir nedeni, uzun yıllardan beri cumhuriyetin özlemini duyduğu siyasi bir rejim...
Başbuğ Kemal Atatürk'ün Milliyetçilik Anlayışı
Atatürkün Milliyetçilik ile ilgili Sözlerinden örnekler ; "Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur." "Harp muharebe, hele meydan muharebesi...
Yunanlıların ve Atatürk'ün bayrağa saygı anlayışı.
Gerçek bir olaydır... Olay1 30 Ağustos sabahı, Mustafa Kemal savaş alanında dolaşıyordu. Çevre binlerce düşman cesedi ve birbiri üzerine yığılmış...
Atatürk'ün Dil ve Kültür Anlayışı
10 Kasımlar Atatürk’ün ağlanılarak anıldığı matem günleri olmaktan çıkmış, Onun yüce eserlerinin yeni kuşaklara tanıtıldığı bilgi günleri olmuştur....
Atatürk'ün Üç Ayrı Dil Anlayışı
Atatürk'ün Üç Ayrı Dil Anlayışı Yavuz Bülent BÂKİLER Atatürk’ün 1930-1938 yılları arasında üç ayrı Türkçe anlayışı oldu. Ben Türkçe...



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:29 .