Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Tatlı Aşkım Forumları »»-(¯`v´¯)-» > Hikayeler & Öyküler
Kayıt ol Yardım Resim Yükle Üye Listesi Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Forumları Okundu Kabul Et
Hikayeler & Öyküler Yasanmış Gerçek Hikayeler.. Birbirinden Güzel Öyküler.. masallar çocuk masalları

TÜRKÜLERİMİZ VE HİKAYELERİ

Hikayeler & Öyküler Kategorisindeki TÜRKÜLERİMİZ VE HİKAYELERİ konusu; paylaşm için teşekkürler.. (: ......

Like Tree3Beğeniler
Cevapla
 
plus
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-08-2011, 22:46   #241
ѕρяιηg_яσѕє
Foruma Isınan Üye
 
ѕρяιηg_яσѕє
Standart


paylaşm için teşekkürler.. (:

...
..
  Alıntı ile Cevapla

Alt 15-08-2011, 16:21   #242
» MedCezir
Forumun Tiryakisi
 
» MedCezir
Standart


Al Fadimem
Bu hikaye Emirdağ’da yaşanmış gerçek bir aşk öyküsüdür.

Yıllardır söylenir durur. Yıllardır da hikayesi anlatılır bu türkünün. Artık sadece Emirdağlılar’ın değil türkü seven herkesin dilinde bayraklaşan Al Fadimem türküsünün kahramanları kimlerdir? Yaşadıkları olay nedir? Sonları ne olmuştur? Bu ve benzeri soruların cevapları farklı zamanlarda farklı insanların açıklamaları hikayeleri anlatımları ile cevaplanmaya çalışılmış; özde türkü benimsenmiş ve önemsenmiştir.

Efe Kadir ile Al Fadime’nin aşkı geçmişte yaşanmış gerçek bir aşk öyküsüdür. Çünkü; onlar türkü dizeleriyle aşk destanlarını zaten yazmışlardır. Bu nev’i olayların illa da hikaye ya da roman şeklinde okuyucuya aktarılması şart olmadığı gibi Fadime ile Efe Kadir’in bizlere bıraktıkları türkü dizeleri altmış yıldan beri bu aşkın masumiyetini güzelliğini ve unutulmazlığını muhafaza etmektedir. Morcalı Aşireti’nden bu iki gencin dudaklarından dökülen aşk dizeleri efsaneleşmiştir.

Al Fadime’nin Avustralya’da yaşayan kızı Leman Bostan’ın annesi hakkında ki açıklamaları şöyledir:

Bu aşk serüveni bundan altmış yıl önce yaşanmıştır. Al Fadime; Emirdağ’ın Sağırlı Köyü’ndendir. Emirdağ Cevizli köyü eski adıyla (Konara) Köyü’nden Efe Kadir namıyla Kadir Kilci isimli delikanlı ile Al Fadime birbirlerini severler. Bu köyler o zaman Bayat’a bağlıdır. Her ikisi de Morcalı Aşireti’ne mensuplardır.

Efe Kadir Al Fadime’yi ailesinden o günün törelerine uygun bir şekilde istetir. Fakat köyün en güzel kızı al yanaklı selvi boylu ardı kırk belikli güzel Fadime'yi Efe Kadir’e vermezler. Bunun üzerine Efe Kadir Fadime'yi kaçırmaya karar verir. Birbirini seven sevgililer kaçarlar. Ancak; Fadime’nin dayıları o günün Morcalı Kolu’nda adı-sanı anılan gözü kara Babayiğit kişilerdir. İyi niyetle yola çıkan genç aşıkların bu küçücük aşk kervanını yakalamaya çıkarlar. Zira olayı hazmedemezler. Aşka sevgiye gönül sesine kulak veren yoktur. Sözde namuslarını kurtaracaklarını düşünürler. Oysa; Fadime Efe Kadir’in helali olacaktır.

Çok geçmez sıkı takip sonucu genç aşıkları Emirdağ merkezinde yakalatırlar.

Sorgu hakimi yaşının küçüklüğü nedeniyle Al Fadime’yi ailesine teslim eder. Efe Kadir de cezaevine gönderilir. Bir süre sonra Al Fadime de ailesinin baskısıyla kendi köyünden Musa Bostan nam-ı diğer Kara Musa isimli şahıs ile evlendirilir. Fadimesi elinden alınan Efe Kadir dokuz ay mahkumiyetten sonra tahliye olur ve köyüne döner.

Güzün atılan tohumlar hasata dönüşmüş haşhaş çizimi arpa buğday biçimi gelmiştir. Morcalı Aşireti tamamiyle arazide doğadadır. Haşhaş kozasına atılan çizgi bıçağının ağlattığı kozağı görenler koyun güden çobanlar koyundan süt sağan gelinler Efe Kadir'in türkülerini mırıldanmaya başlamışlardır artık. Tırpancılar işe başlamış rüzgarla kelle döğen ak buğday başakları poşulu tırpancılara teslim olmuştur. Dönüm başı yapıp tırpanını “bileği taşı”'yla bileyen tırpancılar nefes buldukça Efe Kadir'in hapishanede dokuz ay boyunca Fadimesi'ne yaktığı türkülerini çığırmaktadırlar.

Türkünün sözlerinden de anlaşılacağı üzere; Efe Kadir türkülerini Fadimesi elinden alındıktan sonraki dönemlerde yakmıştır. Türkülerinde Fadimesi'ne duyduğu sevda ayrılığın acısı nakış nakış işlenmiştir.

Fadime'nin Kara Musa ile olan evliliğinden altı çocuğu olmuştur: Güleser-Şehriban isimli ikizleri Mustafa Leman Rasime ve Ali Osman... Üçüncü çocuğu olan Mustafa yıldırım düşmesi sonucu vefat etmiş olup diğer beş kardeş hayattadır.

Yaşadıkları aşk türküye dökülen ve tüm sevdaları türkü sözleriyle anlatılan Fadime ile Efe Kadir’in yanan gönüllerinden dökülen sevgi sözcükleri sarışın pembe yanaklı sırma saçlı uzunca boylu ceylan bakışlı Fadime kıza Al Fadime ünvanını kazandırmıştır.

Morcalı Aşireti'nde ata binme cirit oynama lacivert urba giyme Ege'de Manisa Yöresi'nde olduğu gibi kasket üzerine poşu dolayıp Emirdağ'a Yukarı Maçaklı Aşağı Maçaklı köylerinden geçip Özburun Değirmen deresinden Bolvadin'e inmek vilayete gitmek disiplin gösterilen şeylerdir o zaman.

Gerek Köroğlu Beli'ne vardığımızda gerek Bolvadin istikametinden seyir ederken Efe Kadir ve Al Fadime akla gelir. Alfadimem Türküsü her çalındığında sevdiğine kavuşamamış sevdasını gönüllerine gömmüş yiğit Emirdağ Gençlerinin havas olduklarının fululaşmış hatıraları yaralı yüreklerini parçalar. Havası sert insanı mert yiğidin harman olduğu Emirdağ’larının Morcalı Aşireti'ne ait tüm köy ve obaları tabiat hali güzel ve bakirdir. Fadimeleri Efe Kadirleri ve sevgileri yeni açan çiğdem çiçekleri tabiat ana gibi güzeldir.Evlerinin önü yoldur
Yoldan geçen karakoldur
Gurban olam sarı gelin
Gel testini bizden doldur

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Şu dağların burcu musun
Kız boynumun borcu musun
Gurban olam sarı gelin
Sen kötünün harcı mısın

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Evlerinin önü satır
Atlı geçer güpür güpür
Gurban olam sarı gelin
Gel de bizim evi süpür

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Koyun yola dizilirdi
Bağlı ipler çözülürdü
Ahranımış gavur oğlan
Buz olsaydı çözülürdü

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

Al Fadimem suya gider
Su yolunda çalım eder
Çalım etme al Fadimem
Ben cahilim aklım gider

Al Fadimem bal Fadimem
Yanakları gül Fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını gıl Fadimem

  Alıntı ile Cevapla

Alt 15-08-2011, 16:21   #243
» MedCezir
Forumun Tiryakisi
 
» MedCezir
Standart


Alim (Uyan Alim Sabah Oldu) Sandıklı ilçesinin güneydoğusunda bir dağ vardır. Bu dağın doruklarında kar yaz kış eksik olmaz; onun için midir bilinmez adına "Akdağ" demişler. Çünkü başı daima uzaktan bakıldığında ağarır durur. Karlarla kaplı göğsü çimenlerle dolu bu dağa sırtını yaslamış ağaçların arasında şirin bir köy vardır. İşte hikayemizde bu köyde 1970' li yılların başında yaşanmıştır.

Bu köyde Ali adında bir delikanlı vardır. Kendi halinde işinde gücünde bir yiğittir Ali. Ali'nin gönlü birgün yakın köylerde yaşayan güzel mi güzel bir kıza düşer. Ali'nin annesi ve akrabaları kızı birkaç sefer istemeye giderler. Her seferinde de yanıt hayırdır. Bizim yabana verilecek kızımız yoktur. En son gidişlerinde cevapları yine hayırdır. İşte o zaman dünürcü kadınlardan bir tanesi "Verecekseniz verin artık yoksa biz yapacağımızı biliriz" der. Yani kızı kaçıracaklarını ima eder. O zamana kadar kızın babası böyle bir olasalığa ihtimal vermez "Benim kızıma güvenim tamdır eğer böyle birşey olursa düğünlerini kendi elimle yaparım" der.

Velhasıl Ali bir geceyarısı köpek havlamaları ve silah sesleri arasında kızı kaçırır ve köyüne getirir. İşte kızın ailesi o zaman yumuşar ve barışırlar. Üç gün üç gece düğün dernek kurulur Ali dünya evine girer ve muradını alır. İki ay sonra da askere gider lakin amansız bir hastalık Ali'nin yakasına yapışır ve bırakmaz; düğününden altı ay sonra bu dünyadan göçer gider geriye bu yanık ağıdı kalır.
Alimin gömleği atlas
Alim yüzüme bakmaz
Asker olan böyle yatmaz
Uyan alim sabah oldu

Alim koyumuz uzak
Elim kına yüzüm duvak
Kalk da şu halime bir bak
Uyan Alim sabah oldu

Anam ağlar Alim diye
Göz yaşları döndü sele
Böyle yatış bilmem niye
Uyan Alim sabah oldu

  Alıntı ile Cevapla

Alt 15-08-2011, 16:22   #244
» MedCezir
Forumun Tiryakisi
 
» MedCezir
Standart



"şafak söktü yine sunam uyanmaz" şeklinde başlayan Sunam'ın öyküsü şöyledir;

Suna köyün en güzel kızıdır. Köyün zenginlerinden Mehmet Ağa (Mehmet'i attım emin değilim) sevmektedir Suna'yı. Suna da boş değildir Mehmet Ağa'ya evlenirler haliyle. Lakin Mehmet Ağa'nın bir kötü huyu vardır her akşam içmektedir. Evliliğin ilk akşamı Mehmet Ağa içip eve gelir kapıyı çalar. Suna bakar kocası sarhoş alır içeri yemeğini yedirir pijamalarını giydirir yatırır. Bu böyle 1-2 ay devam eder. Sonunda bir gün Suna'nın canına tak eder. Mehmet ağa o akşam gene sarhoş gelir kapıyı çalar. Suna açmaz. Mehmet ağa gene çalar Suna'dan ses yok. Yarım saat çalar kapı açılmaz. 1 saat çalar yok. Çalmaya devam eder. Suna sonunda dayanamayıp kapıyı açar. 1 saatten uzun süredir kapıyı çalmakta olan Mehmet Ağa Suna'yı karşısında görünce "bizde kapıyı geç açan karıyı makbul saymazlar" der çeker vurur Suna'yı ve oracıkta sızar kalır. Sabah şafak vakti uyanır Mehmet Ağa bakar çok sevdiği karısı yerde yatıyor ölmüş. Hiçbir şey hatırlamamaktadır. "şafak söktü yine sunam uyanmaz" diye başlar ağıt yakmaya.


Sözleri:


Şafak söktü yine sunam uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım sunam sesim duyulmaz
Uyan sunam uyan derin uykudan

Çektiğim senin elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan sunam uyan derin uykudan

Bunca diyar gezdim gözlerin için
Niye küstün bana el sözü için
Dilerim Allah’tan sızlasın için
Uyan sunam uyan derin uykudan

  Alıntı ile Cevapla

Alt 15-08-2011, 16:24   #245
» MedCezir
Forumun Tiryakisi
 
» MedCezir
Standart


Kesik Çayır Biçilir Mi?
Meram bağları Meram çayırları tanıktır böylesi yiğit her anaya kısmet olmaz. İnadına mertti inadına yiğit inadına yağızdı.
Konya'nın valisi o yıl Meram'da otururdu hep. Meram o zamanlar da en saygıdeğer yeriydi şehrin Mevlevi dedeleri Meram'daydı çelebiler hepten Meram'daydı. Ve Vali paşanın yâveri genç yâveri Meram'dan çok az inerdi Konya'ya. Bütün oralar bu genç adamı o da bütün oraları tanırdı iyi tanırdı.
Yâver fesini sola doğru devirdi. Güz demiydi. Serindi ama o yanıyordu. Korkmuyordu. Oysa Kocamış bir gece yollara düşmüştü "Dutlu"dan Meram'a doğru akşam namazından sonra. Korkmuyordu.
"Sırtıma sepken yağıyor."
"Yanuben yorgun gelirim."
demiş elin oğlu zamanında. Yâver işte bu hâl idi. Konya severdi bu delikanlıyı; O da Konya'yı. Ama Konya'dan daha çok sevdiği bir şey bir kişi bir hatun kişi vardı. Meram'a ilk zamanlar sık gelirdi. Aslı Konya'lı değildi.
Sevdiceği bir Mevlevî çelebisinin kızıydı. Düşünün Allah etmesin dile düşerlerse ötesi yoktu bu işin. Allah etmesin dile düşerlerse Musalla mezarlığında selviler hüzzam makamından bir şarkı sözleriyla başlayıverirlerdi. Allah etmesin gençti. Konya'nın delikanlısı zaten pek hayır okumuyordu adının üstüne. Allah etmesin. Ama yine de korkmuyordu işte.
Sevdiceği bir Mevlevî çelebisinin kızıydı. Gelirken- giderken bir şeyler olmuştu. Bir şeyler olmuştu çünkü. Loraslarından kalkan ebabil kuşları kanatlarında "Günaydınlar" getirdilerdi bir gün. Ebabil kuşlarının gözleri kahverengiydi sol ellerinin üstünde bir "Ben" vardı ebabil kuşlarının.
Bu gece onunla buluşacaktı. İlk buluşmaları değildi bu şüphesiz. Ama Meram'ın o ördekbaşı ve şili çayırları o "incecik" çayırları tanık olsun ki en mutlusuna gidiyordu buluşmalarının.
Yâver fesini sol yana devirdi ve bıyıklarını burdu. Eli-ayağı yanıyor gibiydi. Kerpiç duvarı aşmıya çalıştı. Ceketi tozlandı aldırmadı hemen şöyle silkiverdi eliyle ince çayırlar ayağına dolaştılar aldırmadı.
Çelebi kızı Zerdalinin altına vardı. Gözleri apaydınlıktı kahverengiydi.
Yâver yanına gelince oturuverirdi çayırların üstüne. Yâver o cesaretsiz elleriyle çelebi kızın elini tutacak oldu edemedi. Oturdu.
Konya pul pul dirildi gözbebeklerine. Yalnız Konya değil dünyalar onundu. Anasını hatırladı bir zaman sonra memleketini hatırladı sonra kalkıp gitmek istedi niye istedi bilmem gidemedi.Oturdu.
Derken efendim sekiz iklimden ipil ipil bir batı rüzgarının seranadı başladı. Kız konuşuyordu. Çelebi kızı. Derken efendim Dere tarafından bir bülbülü vurdular ne hacetti kız konuşuyordu yâver öldü öldü dirildi.
Konuştular. Kızın elleri yâverin ellerinde serindi. Uzun uzun konuştular. Aşktı bu dost. Sevgiydi. Ne Konya vardı önlerinde ne zerdali ağaçları Ne Meram ne paşa ne çayırlar ve ne de sekiz taraflarından sekiz kara binayla onları gözetleyen sekiz Konya uşağı.
Derken efendim yâver "Haydi hoşçakalasız" diyecekti diyemedi. Derken efendim sekiz karabina sekiz kurşun kustu yâverin suratına. Derken efendim yâver "gidem" dedi gidemedi. Önce sallandı sağ ayağının üzerinde üç kez. Sonra sağ yanına devrildi. Kıpırdayamadı bile. Sekiz Konya delikanlısı için sanki bir şey olmamıştı. Dere yöresine doğru "Konyalı" yı çağıraraktan yürüdüler.
Sabah yakındı. Çelebi kızı ölü sevgilinin üstüne eğildi. Öylece kaldı.
Gün ışığında ölü yâveri ve çelebi kızını "incecik" çayırların üstünde buldular.
Paşa vali paşa yâverin anasına yanık künyesini gönderdi yarıntesi günü.
"İnce çayır biçilir mi
Sular ayaz içilir mi
Bana yardan vaz geç derler
Yâr tat'lolur geçilir mi"
Sonra arkasından mezar taşı olsun garibin diye bu türküyü yakıverdiler. "İnce çayır biçilir mi?" Biçtiler bile.
"Aman ben yandım paşam ben yandım
Ellerin köyünde vuruldum kaldım."

  Alıntı ile Cevapla

Alt 15-08-2011, 16:25   #246
» MedCezir
Forumun Tiryakisi
 
» MedCezir
Standart


Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun aman
Gördün güzelleri ben unuttun aman
Beni evinize köle mi tuttun aman

Gayri dayanacak özüm kalmadı aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadı aman

Yarim sen gideli yedi yil oldu aman
Diktigin fidanlar meyveye döndü aman
Seninle gidenler silaci oldu aman

Gayri dayanacak özüm kalmadı aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadı aman





Güz güneşi sarı sarı devriliyordu o ikindi üzeri de uzaklardaki mor dağların ardına. Elinde su testisi köyün çeşme başında sıraya girmişti. Yedi yıl önce beş altı yaşındaki kızlar şimdi varmışlardı on iki on üçlerine. Düğün davulları aynı gün birlikte döğülen Hatça'yla Zalha'nın üçüncü çocukları koşup oynuyorlardı.

Derin bir iç geçirdi.

Bir çocuğu olsaydı bâri. Oğlan değil kızı. O zaman olsaydı şimdiye yedi yaşında. Çeşmeden su getirmese bile evde aşa muşa el atar ortalığı toplar anasına can yoldaşı olurdu. Ama İstanbul gurbetinde yedi yıldır eylenen eri istemezdi kız evlât. Erkek olmalıydı çocuğu. Erkek olmalı babası gibi bilekli kocaman kocaman elli ayaklı kaşı gözü kudretten sürmeli. On yaşına varmadan çifte çubuğa el atmalıydı. Yedi yıldır İstanbul gurbetinde eyleşen böyle isterdi oğlunu. Babasının soyunu sürdürmeli köy çocuklarıyla dere kıyısında güleş tutup kendi akranlarını yere kabak gibi vurmalıydı:
Gene derin bir iç geçirdi.

Yedi yıl yedi koca yıldır İstanbul dedikleri güzeli bol seyranı renkli İstanbul'da ne bekliyor da gelmek bilmiyordu? Sakın orda gül yüzlü bal dudaklı kara kaş kara gözlü bir güvercin göğsü topukluya... Ağlıyası geldi birden. Düşünmek istemiyordu bunu. O pençeli o tuttuğunu koparan o boylu poslu erkeğinin bir İstanbul kızına tutulup ondan dolayı sılasını unuttuğunu öğrense öldürürdü kendini. "Vallaha öldürürüm!" dedi içinden sert sert. "Günahı vebali varsa ona. Kaba sakal hoca tevatür günah dediydi vaazda. Hele böyle bir şey olsun...."

Yanında bir karaltı. Kendine gelerek gözlerinin yaşardığına dikkat etti sildi elinin tersiyle gözlerini.

Resullarin Emine anaydı gelen:

- Ne o kınalı kekliğim benim? dedi. Öksüzüm yavrum. Ne ağlıyon? Telâşlandı:
- Yoook ağlamıyorum nene...

Gün görmüş umur sürmüş kırış kırış nene inanmadı:
- Ağlıyon kınalı kekliğim sürmelim ağlıyon. Ben bilmem mi ne diye ağladığını? Vefasızın diktiği fidanlar meyveye geldi. Onunla gurbete gidenler yedinci sefer dönüyorlar sılaya. O nerde? Hani?

"Kınalı keklik" gene derinden bir çekti. Güneşin yarı yarıya derildiği mor dağlara baktı. Gözlerinden yuvarlananlara dur diyemiyordu gayri. Varsın aksınlardı Nene'nin dediği gibi öksüze bu dünyada gülmek yoktu. Keten yelekli burma bıyıklısı İstanbul gurbetinde belki de bembeyaz bir istanbul kızıyla unutmuştu sılasını. Dili de varmıyordu ama unutmasa ne diye yedi yıldır dönüp gelmesin? Dönüp gelmedi diyelim insan iki satır bir şeyler de mi yazamazdı? İlk gittiği aylar nasıl yazıyordu? Demek unutmuştu? Unutmuştu demek ha? Hıçkırdı. Genç yaşlı kadınlar ellerinin kınasıyla çiçeği burnunda kızlar toplandılar başına. Sormadılar hiçbir şey. Biliyorlardı. Sorup da ne diye yüreğini büstübün kaldırsınlar? Biri:
- Sus bacım dedi. Sus! Bir başkası:
- Gözlerinden döktüğüne yazık!

Sağdan soldan herkes bir şey söylüyordu:
- El oğlu değil mi? En iyisinin köküne kibrit!
-Vallaha Amasyanın bardağı biri olmazsa biri daha bence..
- En doğrusu bu ama....
- Dinlemiyor ki!
- Bu gençlik bu tâzelik...
- Yedi yıl yedi yıl anam. Dile kolay. İnsan eksik eteğini yedi yıl sılasında unutur mu?

Sıkıldı bunaldı. Ağlamıyordu artık. Zaman zaman bu: Mâdem erkeği İstanbul gurbetinde yedi yıldır unutmuştu onu o da varsın istidayı boşansın bir güzel varsındı bir başkasına. Elini sallasa ellisi başını sallasa...

Duramadı karıların arasında. Onüçünde bulup yitirdiği yirmisine vardığı halde bir türlü geri dönemiyeni içinden bir sızı bir geçti. Testisini koydu çeşmenin iplik gibi akan suyunun altına. Testi dola dursun gittiyse keyfinden mi gitmişti. İstanbul'a? Gözü kör olasıca yokluk. Düşmanına avuç açtıran yokluk yüzünden birkaç para kazanıp öküzü ikileştirmek birkaç dönüm tarla daha alıp babadan kalan bir kaç dönümüne eklemek için. O gece o gece işte nasıl yatırmıştı koluna! Nasıl okşamıştı saçlarını neler demişti? İstanbul gurbetine gidecek çok değil yazı orda geçirip güze olmazsa kışa koynunda desteyle para dönecek. O zamana kadar bir de oğlu olmuş olursa eh gayri keyfine son olmıyacaktı!.

Başındaki beyat örtüyü çenesinin altında çözüp yeniden bağladı.
Yedi yıl yedi koca yıl!
Kocasının isteğince bir oğlu olaydı bâri..

Testisinin dolup taşmakta olduğunun farkına bile varmadı: Bir oğlu olsa o zamandan bu zamana altı yaşında mı olurdu? Bösböyük palazlanmış delikanlı. Akranlarıyla dere kenarında güleş mi tutardı? Babası gibi pençeli olur da akranlarını yere kapak gibi mi vururdu? Ekimde tarlaya birlikte mi giderler hasat vakti düveni birlikte mi sürerlerdi? Babasının kokusunu mu taşırdı?
- Kınalı keklik kaldın gene. Bak testin doldu taşıyor!

Kendine geldi. İnsanoğlunun aklına şaştı. Gözleri testisindeydi güya. Testisinde olduğu halde görememişti dolduğunu.

Çekti lülenin altından. Güldü acı acı.

Tuttu evinin yolunu. Tuttu ya şimdi de aklından köyün yaşlıları gençleri kaynaşmağa başlamıştı. Her kafadan bir ses:
- Deli anam deli bu!
- Doğru bacım deli..
- Beni yedi yıldır sılamda unutacak da..
- Ben de hâlâ yolunu bekliyeceğim onu ha?

Sonra kafa kafaya fısıl fısıl bir konuşma. Ah bu konuşma ah bu konuşmalar... Evden içeri girerken Dursunların Hacı'yı hâtırladı elinde olmıyarak. İnce kapkara kaşları yıkıldı sinirli sinirli. Testiyi bıraktı kapının yanına geçti pencerenin önünde dayandı duvara sağ omzuyla. Odada kimse yoktu tek başınaydı ya deminki karılar kızlar orta yaşlıların hayalleri doldurmuştu odayı. Alev saçan bakışlarıyla sanki topuna haykırdı:
- Dursunların Hacı Kara Hacı başınızda parçalansın. Atın yerine eşeği bağlamıyacağım işte bağlamıyacağım!

Kara Hacı da neydi ki sırma bıyıklı Ali'sinin yanında? Değil yedi yıl on yıl dönmese sılasına onu gene unutamazdı işte!

Güz güneşi çoktaan devrilip gitmişti mor dağların ardına. Gece iniyordu köye ağır ağır. Loş oda farkına varılmaksızın kararıyor derinleşiyordu. Derken bu yandaki kapkara dağların ardından bakır kızılı kocaman bir ayın tekeri gözüktü. Sonra ağır ağır yükseldi göklere ufaldı bakır kızılını yitirdi pırıl pırıl yanmağa saz örtülü dumanlarıyla kerpiç evleri süslemeğe başladı.

Canı ne yemek istiyordu ne de su.

Gel desen gelmez miydim? Şu güzellerin doldurduğu elmastan kadehleri ben dolduramaz mıydım?

Ali bakıyordu sadece bakıyordu.

Oysa hem ağlıyor hem söylüyordu:
- Ketenden yeleğini bile ben dikmedim miydi? Benim gibi bir öksüze dünyayı haram etmeğe nasıl kıydın? Yiğitliğine yakışır mıydı gurbette beklemek dayanacak özümün tükendiğini anlamadm mı?

Ali susuyor boyuna susuyordu. Taştan ses çıkıyor Ali'den çıkınıyordu. Sözlerinin ardını getirdi ağlıya ağlıya:
- İnsafsız yedi yıl oldu sen gideli diktiğin fidanlar meyvaya geldi tekmil. Birlikte gittiklerinizin tümü yedişer sefer geldiler sılalarına. Buraların güzelleri çoktur ama sana yaramaz. Durmadın sözünde Ali'm. Sözünde durmayana erkek demezler biliyor musun? Kavlimizde gidip de dönmemek varmıydı vefasız?

Fakat Ali hiç ses vermeden bakmış bakmış sonra çekip giderken duman olmuştu âdeta. Bağırmıştı ardından bağırmış bağırmış... Fakat Ali...

Uyandı. Güneş bir mızrak boyu yükselmişti Kalktı yaslandığı yerden:
- Hayırdır inşallah dedi.

Kalktı usulcak gitti kapıya örttü kalın tahta sürgüsünü itti. Ne olur ne olmazdı. Kara kuru Hacı kötü dadanmıştı çünkü. Köy bakkalında kafayı çekip elinde saz düşüyordu tek gözden ibaret evininin yakınlarına. Daha bir günden bir güne ne kapısına dayanıp böyle böyle demiş ne de çeşmeye giderken yahut da tarlanın yolunu tek başına tuttuğunda yolunu kesmişti. Kesmemiş lâf da atmamıştı ama köyün cadı karıları pek yakıştırmışlar onu Kara Hacı'ya! Yedi yıldır İstanbul'u mesken tutan vefasızını düşüne düşüne uykuya varıverdi. Dünya çoktan silinmiş ay devrini tamamlayıp elini eteğini çekmişti dünyanın göklerinden.

Devrile kaldığı yerde mışıl mışıl uyuyordu.
Uykusunda düş.
Düşünde İstanbul gurbeti. Taşı toprağı altındandı İstanbul gurbetinin. Ali'sini aramağa gitmişti düşünde. Bulmuştu da. Güzellerin arasındaydı. Bir kıyıdan bakıyordu. Güzellerden biri dizine başını koyup uzanmıştı boylu boyunca. Bir başkası gümüş bir kupayla şarap veriyor daha bir başkası da dudağından öpmeğe uzatıyordu dudaklarını.

O zaman o zaman işte gizlendiği kıyıdan çıkıvermişti. Ali şaşırmış bırakıp güzellerini koşmuştu yanına. Açmıştı ağzını Ali'sine yummuştu gözünü:

- İstanbul'u mesken mi tuttun? Bu güzelleri gördün beni unuttun mu? Sılasına gelmeğe yemin mi ettin yoksa?

  Alıntı ile Cevapla

Cevapla

.
antep turkusunun hikayesi vikipedi, merik türküsünün hikayesi, meyrik türküsünün hikayesi, türküler ve hikayeleri vikipedi, türkülerimiz ve hikayeleri, türkülerimiz ve hikayelerimiz, zeynebim türküsünün hikayesi,

Yaz Yaz Bitmez..


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Facebook Yorumları



TÜRKÜLERİMİZ VE HİKAYELERİ Konusuna Benzer Konular
Fatih Erkoç yorumuyla türkülerimiz: ''Seher Yeli''
Dinleyicilerin yıllarca beğenerek dinlediği, atalarımızdan miras türkülerimiz bu kez usta müzisyen Fatih Erkoç yorumuyla karşımıza çıkıyor Türk pop...Devamı...

Gösterim: 146 - Yorum: 0 - Ekleyen: Nş
Yol hikayeleri
Manastırın girişinde elle sürülen tahtadan yapılmış bir araç üzerinde satılan bir yiyecek dikkatimi çekti. Aç olduğum aklıma geldi. ‘Momo’ adında...Devamı...

Gösterim: 628 - Yorum: 0 - Ekleyen: • ¥аqмuя •
???Türkülerimiz Hakkinda Hersey???
Türkü: Türki kelimesinden gelişen ve "Türk'e ait" anlamına gelen bu kelime genelde bütün kırık havalar (ritmli ezgiler) için kullanılmaktadır....Devamı...

Gösterim: 2773 - Yorum: 33 - Ekleyen: aşк-ι ѕüкũη
!!! aşk hikayeleri !!!
1 prens varmış sevmenin ne olduğunu bilmeyen. aşk kelimesini hiç duymamış taş kalpli biriymiş. zaman içinde komşu krallıktaki hizmetlilerden 1'i bu...Devamı...

Gösterim: 1994 - Yorum: 4 - Ekleyen: kasirga
TÜRKÜLERİMİZ VE HİKAYELERİ
Arkadaşlar hiç misket türküsünün hikayesini merak ettinizmi ben ettim araştırdım buldum sizlerle paylaşmak istedim buyrun sizde öğrenin Misket,...Devamı...

Gösterim: 858 - Yorum: 4 - Ekleyen: tatlı_bela



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:31 .


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0 RC 2
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

2005-2012 Tatliaskim.org Forumları

Bu sitede video izle, çocuk oyunu oyna veya indir, sanatçı biyografi, vikipedi ve şarkısı dinle, bunların hayatı ve sözleri gör.