Sponsorlu Bağlantılar:
  Mevlana Celaleddin Rumi
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 09-07-2006, 03:54 #1
~GüLüm~
Deneyimli

Reklamlar

Mevlana Celaleddin Rumi

Reklamlar
Mevlana Celaleddin Rumi


Gel, Yine Gel !
Ne olursan ol, Yine Gel !
İster Kâfir ol , ister putperest ol, ister Mecusi ,
İstersen yüz kere bozmuş ol tövbeni ...
Yine gel ! Bizim dergahımız umutsuzluk kapısı değil;
Umut kapısıdır. Yine gel..

Mevlana Celaleddin RUMİ




"Alimler Sultanı" Bahaeddin Veled’in oğlu olan Mevlana, baba tarafından Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e anne tarafından Hz. Ali (k.v.)’ye dayanır. 6 Rebiulevvel 604 yılında Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya gelen Mevlana, madden ve manen baba tarafından büyük bir mirasın sahibi idi.

Dönemin en büyük bilginlerinden Seyyid Burhaneddin tarafından 4-5 yaşına kadar eğitilmiş; babasının vefatından sonra da O’nun yanında kalmaya devam etmiştir.

Bahaeddin Veled’in şöhreti o kadar yayıldı ki, onun dışındaki alimler bu durumdan şikayetçi olmaya başladılar. Dönemin hükümdarı Harzemşah çok sevmesine rağmen bir gün gördüğü bir manzara karşısında ona karşı tavır aldı. Mevlana gördüğü lüzum üzerine fitne çıkmasın diye Belh’i terke karar verdi. Öylesine teveccühe mazhar olmuştu ki, bu durum bütün mü’minler üzerinde olumsuz bir etki bıraktı. Nihayet Bağdat, Mekke, Medine’den Malatya’ya, oradan da Akşehir’e yerleşti.



Mevlana Konya’da

Bu durumdan haberdar olan Alaaddin Keykubad, bu aziz misafirleri Konya’ya davet etti. Bizzat atından inerek karşılama merasimine katılan Keykubad, büyük bir hürmet ve tazim gösterdi. Onu ünlü medreseye yerleştirdi. Mevlana, kısa sürede büyük bir ilgiye mazhar oldu ve büyük bir mürid kitlesi oluştu.

Babasının yanında bulunan Mevlana Konya’ya geldiğinde 22 yaşında idi. Adına medreselerin, vakıfların kurulduğu Mevlana, zahiri ilimde zirveye çıkmıştı.

Tirmiz’den Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin’e intisab eden Mevlana, 9 yıldan sonra daha fazla ilim için yollara düştü. Önce Halep’te, sonra Şam’da olmak üzere büyük zevattan dersler aldı. Yaklaşık 5 yıl süren bu ilim yolculuğunun ardından tekrar Konya’ya döndü.

Muhiddin İbn. Arabî’nin vefatından sonra müridleri dağıldı. Bir kısmı da Konya’ya geldi. Deyim yerindeyse Konya ilim merkezi haline geldi. Mevlana var olanların hepsinin fevkindeydi. Vaaz veriyor, talebe okutuyor ve aynı zamanda da fetva yazıyordu (veriyordu).



Mevlana (Konevî) Rumî oluyor

642 yılına gelindiğinde Mevlana’da ciddi değişim oluyor. Varlığında kendini kaybettiği Şemsi Tebrizî ile tanışıyor. "O neredendir, nerelidir, biz onu bilmiyoruz." diyen Mevlana, odunun ateşte yandığı gibi onun karşısında yanıyor. Şeyhi ona: "Anadolu’ya git. Orada ciğeri yanık, kalbi susamış biri var, onu aydınlat gel." dedi. Tebriz, Bağdat, Ürdün, Kayseri, Şam derken bir pazartesi Konya’ya geldi.

Bir gün Mevlana’nın ata binmiş olarak geldiğini, etrafında insanların faydalanmak için bir şeyler sorup öğrendiklerini gördü. Şems ilerleyerek Mevlana’nın önüne gelip durdu, ve:

"Riyâzat ve ilmin amacı nedir?" diye sordu.

Mevlana da:

"Şeriat ve edebi bilmektir." dedi.

Şems:

"Hayır, amaç; bilinene ulaşmaktır.” dedi ve Hakim Senâî’nin şu şiirini okudu:

"İlim seni senden korumuyorsa,

Cahillik, o ilimden çok daha iyidir."

Rengi sararan, şaşıran Mevlana, Şems’le beraber gittiler ve altı ay baş başa kaldılar. Bu sürenin sonunda; okutan, vaaz eden, fetva veren Mevlana, yeni okumaya başlayan talebeye döndü. Oğlu Veled şöyle diyor:

"Şeyh üstad; yeni öğrenen bir talebeye döndü,

Her gün onun huzurunda ders okuyordu.

Gerçi ilimde ve zahidlikte en yetişkin biri idi ama,

Güzel koku gösteren yeni bir ilim bulmuştu o."

Mevlana’nın kendisi de bu birliktelikten sonra şöyle diyor:

"Şemsi Tebrizi bize hakikat yolunu gösterdi.

Onun gelişinin feyz ve bereketi ile biz iman taşıyoruz."



Şems gidiyor

Bu durum Mevlana’nın hoşuna gidiyor ama, bu durumdan rahatsız olanlar da vardı. Nitekim kendisinden ilim tahsil eden, sohbetlerinden faydalanan talebeleri, her ne kadar Mevlana’ya bir şey diyemiyorlarsa da kendi aralarında ileri-geri konuşuyorlar ve Şems’e karşı tavır alıyor, hatta kin besliyorlardı.

Olayı fark eden Şems, bir gün aniden kayboldu. Gitmesinden iyilik bekleyen talebelerine ikinci bir şok geldi. Hiç olmazsa muayyen zamanlarda görüp, dinledikleri Hz. Mevlana’yı hiç göremez, görseler bile dinleyemez oldular.

Mevlana’daki bu durum Şam’dan, Şems’in mektubu gelene değin devam etti. Mevlana da Şems’e şiirler gönderiyordu:

“Senin bizi terk ettiğin günden beri;

Huzurumuz tadımız kalmadı, muma döndük.

Bütün gece boyu mum gibi yanıyoruz.

Onun ateşinden uzak, baldan da mahrumuz.

Ey Şems, Ermenistan ve Rum’un kendisi ile övündüğü sen!

Akşamım, senden dolayı sabah gibi aydınlandı.”

Bu arada, Mevlana’ya, Şems’e karşı muhalefetler son buldu diye güven gelince, Şems’i, getirmek için oğlu Veled’i Şam’a gönderdi.

Nefislerin öldürülmesi gereken tarikat ekolünde bu tip hasetlik olaylarının cereyan etmesi ne acı.

Şems geldi. Ortalık durulmuş gözüküyordu. Öyle de oldu. Hakkında olumsuz düşünen birçok kimse gelip özür dilediler. Mevlana’nın Şems’e olan bağlılığı daha da arttı. Bu defa düşmanlık içteydi. Yani Mevlana’nın oğlu Alaaddin, kardeşi Veled’i çok sevdiğinden dolayı Şems’e kızıyordu. Bu durumu fark edenlerin kışkırtmalarını değerlendiren Alaaddin’in tavrı kötüleşti.

Fark ettiği bu durumu Veled’e şöyle ifade etti:

"Bu adamların hareketlerinden dolayı bir daha kimsenin göremeyeceği, bulamayacağı bir yere çekip gideceğim."

Diğer taraftan Şems’e karşı kin ve düşmanlık yine nüksetti. Bu durumu bilmesine (sezmesine) rağmen Mevlana’nın gerekli önlemi almaması da dikkat çekici. Bir müddet sonra da ortadan kayboluyor. Mevlana bu olayı,

"Ansızın herkesin ortasından kaybolup gitti.

Herkesin gönlündeki karanlıklar gitsin diye."

şeklinde dile getiriyor.



Seyahat ve Sükunet

Şems’in kayboluşu Mevlana’yı perişan etti. Önceleri sadece benimsediği "Semâ"yı, artık hayatının parçası haline getirdi. Gizli-açık bağırmalar, zamanlı-zamansız semalar ve ardından en yankılı gazeller bu dönemde oluştu. Şayet birisi Şems’i gördüğünü söylese sırtındaki giysiyi hediye ediyordu.

Mevlana seyahate çıktığında onu tanıyan herkes bu durumuna şaşırıyor, “Mevlana gibi bir zatı bu duruma düşüren Şems nasıl birisidir.” diye.

Şam’da da izine rastlayamadı. Onun için: "Ben ve Şems, iki ayrı varlık değiliz. O bir güneşse ben bir zerreyim; o bir denizse ben bir damlayım. Zerrenin varlığı güneştendir, damlanın ıslaklığı denizdendir. Öyle ise arada ne fark vardır." Demek sureti ile teselli olmaya çalışıyordu. Bir müddet sonra tekrar Konya’ya döndü. Döndü dönmesine ama içindeki aşk onu durdurmuyordu. Gene cezbe galip gelerek tekrar Şam’a gitti. Artık tamamen ümidini kaybeden Mevlana bu sefer şöyle demeye başladı: "Ben kendim Şems’in aynıyım. Dolayısıyla onu aramak yerine kendimi aramalıyım." Sonra Konya’ya sükunet içinde döndü.



Tekrar göreve dönüş ve vefatı

Mevlana sükunet sağlayıcı seyahatinden döndükten sonra, önce Şeyh Selahaddin Zerkub’u, daha sonra Hüsameddin Çelebi’yi kendisine halife (yardımcı) seçerek vazifesini yapmaya çalıştı. Özellikle şunu belirtmek gerekir ki, Mesnevi’nin yazılmasında en büyük pay sahiplerinden birisi Hüsameddin Çelebi’dir.

Kendi seyrinde devam eden çalışma sürerken Mevlana hastalandı. Ziyaretine gelenlerden birinin: "Allah acil şifalar versin, tamamen sıhhate kavuşacağınızı umuyorum." demesi üzerine Mevlana: "Artık şifa size mübarek olsun. Aşık ile maşuk arasında kıl payı kadar fark kaldı. Onun da kalkmasını ve nurun nura katılmasını istemiyor musun?" dedi.

Nitekim 68 yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuştu. Konya’da yer yerinden oynadı. Müthiş bir katılımla cenaze bugünkü Mevlana türbesinin bulunduğu yere defnedildi.

Görüntüleme:1806, Cevaplar:24
Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 03:55 #2
~GüLüm~
Deneyimli

ALLAHIM BU VUSLATI HİCRAN ETME

Allahım bu vuslatı hicran etme
Aşkın sarhoşlarını nalan etme

Sevgi bahçesini yemyeşil bırak
Bu mestlere bahçelere kasdetme

Dalı yaprağı vurma hazan gibi
Halkını başı dönmüş zelil etme

Kuşunun yuvasının ağacını
Yıkma da kuşlarını perran etme

Kumunu ve mumunu karıştırma
Düşmanları kör et de şadan etme

Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır
Onların işlerini asan etme

İkbal kıblesi yalnız bu halkadır
Umut kabesin öyle viran etme

Bu çadır iplerini öyle katma
Çadır senindir eya sultan etme

Yok dünyada hicrandan daha acı
Ne istiyorsan et de onu etme

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 03:56 #3
~GüLüm~
Deneyimli

BU ŞİİR ONDAN UTANIYOR

Bu ne güzel koku böyle,
bu ne güzel koku.
Gül bahçesinden yoksa gelen o mu?
Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu?
Bu ne güzel koku böyle,
bu ne güzel koku.
O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor,
yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne?

Bu nasıl yüz böyle,
bu nasıl ışık?
Bu nasıl ay böyle,
bu nasıl güneş?
Mağradan mı çıktı,
dağdan mı iniyor,
o yalnızlığın adamı,
o dost?

Boş yere arama şarap testisini sen.
Koklama onun ağzını sen boş yere.
Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;
dostum, onu sen kendin gibi belleme.

Yolda o yapayalnızsa ne olur?
Başında sarık yoksa ne çıkar?
Ne bundan güneşe bir leke olur,
ne ayın gösterişine zarar.

Bu gece uyuma dostum, uyuma.
Bir kolayına getir onu bul.
Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o.
Bu gece uyuma dostum, uyuma.

Biz duvara asılı duran resimleriz.
Bizi yapan ressamın varlık şavkı
duvarın üzerine bir vurdumu,
bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız
Onun selvi boyu bir göründü mü,
bakarsın dünya güllük gülistanlık.
Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi.
bakarsın kıyamet koptu gitti.

Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o.
Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi.

Sustum artık ben,
sustum artık
Bu şiir utanıyor ondan.

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 03:56 #4
~GüLüm~
Deneyimli

VAR OLANLAR GELİYOR

Sarhoşlar göründü.
Şaraba tapanlar bir bir gelmeye başladılar.
Güzeller nazlı nazlı yollara düştü.
Salına salına gül bahçesinden gül yanaklılar geliyor.

Bir anda hem var olan, hem yok olan,
bir anda değişen, yenilenen şu dünyadan
yoklar bir bir çekip gittiler.
Var olanlar geliyor.

Eteklerini altınla doldurmuşlar.
Som altın kesilmişler.
Darda olanlara verecekler.

Hastalar, yorgunlar, arıklar
iyileşmişler, kanlanmışlar, canlanmışlar,
aşk yaylâsından geliyorlar.

İyi insanların şarkıları
ta yukarlardan aşağılara
güneşin ışıkları gibi iniyor.
İyi insanlar yağmur demiyor, kar demiyor,
ortalık kış kıyamet,
kolları sıvamışlar,
taze taze meyveleri yetiştiriyorlar.

Ben sustum.
Sofra kuruldu.
Onlar bir gül bahçesinden yola çıktı,
bir gül bahçesine doğru

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 03:57 #5
~GüLüm~
Deneyimli

RÜBAİLER

465
Göğsünün içindekini gerçek gönül sanan kimse,
Hak yolunda iki üç adım attı daherşey oldu bitti sandı
Aslında tesbih, seccade, tövbe, sofuluk, günahdan sakınma bunların hepsi yolun başıdır.
Hak yolcusu aldandı da, bunları varacağı yer sandı.
97
O eşsiz, parlak incinin hayali, gözümün önüne geldi.
O anda kendimi tutamadım, ağlamaya başladım.
Gözyaşlarım akarken içim yanıyordu.
Heyecandan şaşırmıştım.Gizlice gözümün kulağına dedim ki;
biliyormusun? 'Gelen konuk, çok değerlidir, çok azizdir'
Ona bol bol aşk şarabı sun.

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 03:58 #6
~GüLüm~
Deneyimli

İSYAN ETMİŞİM

Aya öfkelenmişim ben,
işte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.
Padişaha kızmışım,
çırılçıplak bir yoksul olmuşum.

Güzeller sıltanı gel demiş,
evine çağırmış beni.
Ben bir yolunu bulmuşum,
yola baş kaldırmışım.

Sevgilim baş çeker, naz ederse,
gamlara atar, kararsız korsa beni,
bir kez olsun ah demem, inad için.
Ah'a da kızmışım ben.

Bir bakarsın altınla aldatırlar beni o.
Bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.
Oysa altın falan istemiş değilim ondan,
şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.

Ben bir demirim,
mıknatıstan kaçıyorum.
Bir saman çöpüyüm ben,
mıknatıslara yan çizmişim.

Ben öyle bir zerreyim ki,
bütün âleme isyan etmişim.
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim.
Beş duyuya isyan etmişim.

Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
altı yön de neymiş,
beş duyu da ne.
Benim için hiç bir şey umurumda değil.

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 04:00 #7
~GüLüm~
Deneyimli

O KAPIYI KAPA

O kapıyı kapa.
Gayret kemerini kuşan.
Bize can şarabını sun.
Bu meyhaneye aşık kişileriz biz,
hem çok uzaklardan geliyoruz bak,
çok uzaklardan.

O kapıyı kapa.
gel sen asıl bizi gör,
gör halimizi, acı.
Bir başka kapı aç,
işte na şurda,
bir gizli kapı.
Bir büyük sağrak bul getir bize.
Sonra doldur şarabı
eski dostluğumuzun şerefine.
O kapıyı kapa.
Gel bizi yıka, arıt.

Hani bir gün, bilmem unuttun mu,
biz hepimiz uykudaydık.
Sen bir tekme atmıştın bize,
derken bir, bir daha.
Sıçramış uyanmıştık uykudan.
Oturup şarap içmiştik sonra.
Şarap başımıza vurmuştu
O zaman olmuştu işte ne olduysa.

Denizleri yüksük gibi gören timsahlarız artık,
tirit, mercimek, aş erleri değil.
Haydi inadı falan bırak,
inadı bırak da kendine gel,
bize şarap ver, şarap.

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 04:26 #8
~GüLüm~
Deneyimli

BAHAR

Sevgili tutmuş yularımdan beni,
develer gibi habire çeker.
Esrik devesini böyle nereye götürür,
böyle hangi katara?

Hem canımı çiğnedi benim o,
hem bedenimi çiğnedi.
Gönlümü bağladı benim o,
kırdı şişemi.

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,
nereye götürür beni.

Sevgili takar beni oltasına,
atar karaya balık gibi.
Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,
avcıdan yana çeker sürür beni.

Bakarım tabiat başlar büyük işine:
Bulutlar gelir uzaktan
katar katar, küme küme.
Bulutlar sular ovaları.
Bulutlar yürür dağlara doğru.
Uyanır açar gözlerini yeryüzü.
Gökler çalar davulunu.
Dalların gönlüne çeker gülün özü
en güzel kokusunu baharın.
Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.
Ağaç durmadan söyler, döker içini.


Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 04:27 #9
~GüLüm~
Deneyimli

HERGÜN BİR YERDEN GÖÇMEK

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Facebook'ta paylaş.

Alt 09-07-2006, 04:28 #10
~GüLüm~
Deneyimli

NİCE İNSANLAR GÖRDÜM


Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok

Nice elbiseler gördüm içinde insan yok!


Mevlana Celaleddin Rumi

Facebook'ta paylaş.

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Mevlana Celaleddin Rumi Konusuna Benzer Konular
Hz. Mevlânâ Celaleddin Rûmi (k.s)
‎"Dostun sana düşmanlık eder, haset ve kinini dışarı vurursa senden yüz çevirdi diye feryat etme. Kendini ahmak ve bilgisiz hale düşürme. Allah'a...
Yılmaz Erdoğan - Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme (Mevlana Celaleddin Rumi)
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme (Rumi)
Mevlana Celaleddin Rumi (1207 - 1273)
Mevlana Celaleddin Rumi (1207 - 1273) Mevlana Celaladdin Rumi 30/09/1207 - 17/12/1273 Yazar Hakkinda Bilgi : Mevlâna 30 Eylül 1207...
Mevlana Celaleddİn-İ Rumİ: AŞkin Dansi
http://www.youtube.com/watch?v=KUliItEyq9s&feature=related
'Mevlana Celaleddin-i Rumi: Aşkın Dansı' adlı film 25 Nisanda gösterimde
'Yeryüzünde yaşanan ve yaşanacak olan tüm ilahi aşk'lara... Mevlana Celaleddin-i Rumi: 'Aşkın Dansı' Vizyon Tarihi: 25 Nisan 2008 Yönetmen &...



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:18 .