|
| |||||||
| Kayıt ol | Yardım | Resim Yükle | Üye Listesi | Ajanda | Skorlu Flash Oyunlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
Dini Konular Kategorisindeki Guraba - Şubat 2012 - İslam Toplumlarının Dinî ve Laik Dünya Görüşü Arasındaki Mücadele konusu; Guraba - Şubat 2012 - İslam Toplumlarının Dinî ve Laik Dünya Görüşü Arasındaki Mücadele İslam Toplumlarının Karşı Karşıya Kaldığı En Tehlikeli Meydan Okuma Olarak Dinî ve Laik Dünya Görüşü Arasındaki ...
![]() |
| | plus | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Heyemân ![]() | Guraba - Şubat 2012 - İslam Toplumlarının Dinî ve Laik Dünya Görüşü Arasındaki Mücadele İslam Toplumlarının Karşı Karşıya Kaldığı En Tehlikeli Meydan Okuma Olarak Dinî ve Laik Dünya Görüşü Arasındaki Mücadele Prof. Dr. Dîn Muhammed اَعُوذُ بِالَّهلِ مِنَ اَلشَّيْطَانِ اَلرَّجِيمِ بِسمِ الَّهلِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم اَلْحَمْدُ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَآَلِه أَجْمَعِينَ Dini akide müslümanın ve mü’minin hayatını yönlendiren yolunun sınırlarını çizen hayattaki farklı değişimler ve değişken toplumsal şartlar karşısında sergilediği farklı duruş ve konumları belirlemesine yardımcı olan bir dünya görüşünün esas çerçevesini temsil eden usul ve esaslara olan aklî bir kesin inanç ve kalbi bir mutmainliktir. Müslüman bu usulleri vahiyden alır. Bunlara ikna olarak kendi seçimiyle teslim olur. Buna binaen insan dini bir muayyen toplumda bu usul ve esaslar etrafında herhangi bir ihtilaf tasavvur etmez. Tafsilatlı dünya görüşünün detaylarında ve değişen hayat felsefesinde bu usullerin şekillendirilmesinde ve ifadesinde anlayışlar farklı olabilir. Bu ifadelendirme zaman ve mekanın şartlarından ve bu usul ve esaslara teslim olma ve boyun eğme derecesi farklı olan “Ben” tecellilerinden etkilenebilir. Hatta ilim ehli arasında fikri diyalog ve akli münakaşalar manasına gelecek bu usuller ve onların gereklerinin anlaşılması farklı olabilir. Fakat bu münakaşa ve fikri diyalogların ve düşüncenin tarafları ilim ekolleri ve bu muayyentoplumdaki araştırma metotları arasında bir çatışmaya dönüşmesi tasavvur edilemez. Böylelikle bu diyalog ve tartışmalar mütedeyyin aklın canlılığına ve toplumun toplumsal sağlığına işaret eden bir delil olur. Fakat bu usuller ve dünya görüşünün detaylarında onlarda ortaya çıkan meselelerde ancak şu aşağıdaki durumlarda çatışma olur: -Batı felsefelerinin bu topluma nüfuz etme yi başarmış olması halinde. -Bazı düşünce erbabının Akide usullerinin ilham verdiği bakış açılarından başka bakışlardan etkilenip asil ve köklü olanla bünyeye sonradan girmiş olanları uzlaştırmaya ya da asil ve esas olanın sonradan girmiş olanın gölgesinde yeniden okunmasıyla. -Veya Bir ferdin yahut grubun ulemanın cumhurunun kesin naklî naslar akli burhanlar luğavi gerekliliklerve ilmi ictihatlara dayanarak belirledikleri kuralların dışına çıkmak istedikle rinde olabilir. İslam medeniyetinin tarihi ilk asırlardan itibaren bu türden çatışmalar gördü ve bunun gibi çatışmalar tarih boyunca devam etti. İslam toplumlarının birçok yönden toplumsal gerilemesinin ardından batının kendi akımlarına görüşlerine ve metotlarına evrensel bir renk vermesiyle birlikte galip gelmesi ve nüfuz gücüyle modern yüzyıl diye isimlendirilen yeni bir dönemin ilk ışıklarıyla beraber bu toplumlarda farklı toplumsal tabakalar arasında birçok çatışma başladı. Düşünce ve medeniyette batı şekli Müslüman toplumların düşünce semasına nüfuz etmeye ve bunun arkasından da ayrılıklar ve hizipleşmeler meydana gelmeye başladı. Bunun sonucunda ise ‘ilericiler’ ‘gericiler’ ‘kavmiyetçiler’ ‘laikler’ ve batının miyarlarına uyan başka kavramlarbu toplumlarda gerçek bir vakıaya dönüştü. İslâm toplumlarındaki insan batının yaşadığı tarihîmerhaleleri tekrarlamaya dünya görüşü ve bunlar arasındaki mücadelede onun metotlarının tıpkısınıyaşamaya başladı. Hatta modern İslam toplumlarında bu olanları Hz. Peygamber’in şu hadisi ışığında okuyabiliriz: ‘Sizden öncekilerin yolunu takip edeceksiniz…’[1] 20. Asrı bu çatışmaların zirvesi kabul edebiliriz. Bu asırda ‘İlerleme’ ve ‘gerileme’ anlayışlarında batının yaptığı sınırlamaları miyar/ölçüsü kabul etmek ![]() dini bakış ve görüşün genel hayattan uzaklaştırılması deneysel positivist metotların ayrıştırıcı bir metotkabul edilmesi bu metotlara uymayan ve bunlarla doğruluğu tesbit edilmeyen her şeyin hurafe ve efsanekabul edilmesi Allah’ın (cc.) insan hayatının merkezinden uzaklaştırıl ması hayattan tamamensilinmesi ve yerine insanın konulması veya başka bir ifadeyle insanın ilahlaştırılması gibi alanlar bu çatışmanın etrafında döndüğü konular ve hakkında kılu kalin sürekli yenilendiği alanlar olmuştur. İşte tam da burada bu dönemim arkasın dan bu topraklarda yetişen büyük bir alim olan Mustafa Sabri efendinin derin ve altın değerindeki yazıları ve özellikle Mevkıfu’l-Akl isimli ansiklopedik eserine işaret etmek uygundur. Bu kitap birbirine düşman ve birbi riyle mücadele eden cereyanların (akımların) karşısında dînî duruşun zirvesini temsil eden bir eserdir. Ve bu kitap sahih bir akla istinad etmesi akli kaideler ve ilmi metotlar üzerine bina edilmesi akli çelişki fikrî düzensizlik ve mantıkî yanıltmalardanuzak olması sebebiyle gücünü ve tazeliğini hala devam ettirmektedir. Fakat 20. Yüzyılın sonunun yaklaşması bilgi ve iletişim alanındaki büyük başarının ortaya çıkması![]() toplumlar ve kültürlerin birbiriyle münasebetleri gibi sebeblerle bu mücadeleler resmi devletsel sınırları aşıp bütün toplumlar da herkesin doğrudan doğruya maruz kaldığı açık mücadelelere dönüştü. Bugün artık dinin resmî bir temsilcisi ve din adına resmi bir sözcü yoktur. Artık herkes dinî bilgileri istediği kaynaklardan alarak kendisinin hucceti olmuştur. Medyanın ve iletişim araçla rının büyük bir rol oynadığı ve mescidler med reseler ve aile gibi dini ve geleneksel yönlendi rici müesseselerin çökü şüyle bireysellik akımı nın ortaya çıktığı bu şartların gölgesinde zikredilen meydan okumaların dini toplumların sahip olduğu geleneksel imkânlardan dahagüçlü olduğu gözükmektedir. Bunun sonucunda da toplumsal bünyede bir halel düşünce çevrelerindeise birbiriyle şavaş ortaya çıkmaktadır. Bence bu çatışmaların en tehlikelisi insan alem ve hayatla ilgili sahadaki seküler (layık) dünya görüşüve dini dünya görüş arasındaki çatışmadır. Bu çatışma yeni bir çatışma değil ve –en azından neticeleri açısından- fikri kuralları epistemolojik başlangıç noktaları ve isimleri farklı da olsa dini görüşün eskiden ve yeni dönemlerde dinin karşısına çıkan değişik felsefi yönelimlerle girdiği çatışmadan farklı değildir. Dini dünya görüşünü bir dinin inanç esasları belirler. Mesela İslâm’ı ele alırsak imanın şartları olarak tabir edilen İslâm’daki inanç esasları İslâm’ın dünya görüşünün üzerine bina edildiği kaide ve kuralları temsil eder. Dünya görüşüyle kastedilen insanın kendisi ne etrafındaki âleme ve hayata baktığı görüş olduğumalumdur. Müslüman çıkış noktası ve hedef olarak hayata bu dünya görüşüyle bakar. Bu insanın hayatın sabiteleri ve değişen şartları karşısında konumunu belirleyen hayat felsefesidir. İnsan bunlara kesin bir şekilde iman etmez ve yakîn olarak ikna olmazsa Müslüman olamaz. İslam’daki bu inanç esaslarına baktığımızda bunu Hz. Peygamberin Cibril hadisinde özetlenmiş olarak bulmaktayız. Bu altı iman erkânına inanmak esaslarını şu şekilde özetleyeceğimiz bir dünya görüşünün benimsenmesini gerektirir: -Allah’a sadece yaratıcı olarak değil dünyanın Allah’tan ve kudretinin tasarruflarından ayrı olmadığı![]() O’nun dünyayı yönettiği ihmal etmediği dünyada O’nun ilmi ve iradesinin dışında hiç bir şey olmadığımanasına gelen Rab olarak ta iman etmek. -İnsan hayat felsefesinin usul ve esaslarını Allah’ın resulleri vasıtasıyla gönderdiği ilahi vahiyden alır.İnsanın Allah’ın ölçülerinden ve düstûrlarından sapması caiz değildir; bilakis onlara mutlak bir şekilde baş eğmesi gerekir. وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى الَّهلُ وَرَسُولُهُ { أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ الَّهلَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَ لَالًا مُبِينًا { “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikten sonra erkek ve kadın hiçbir mü’mine o işlerinde (istediğini) seçmek hakkı yoktur. Her kim de allah’a ve resûlüne isyan ederse apaçık bir sapıklığa sapmış olur.”[2] -İslam’da “Allah cc” -Hasan Hanefi’nin dediği gibi- hayatta gerçekliği olmayan bir anlayış değildir.Fakat el-Hay ve el-Kayyum el-Evvel el-Ahir ez-Zahir ve ell-Batın’dır. Allah cc. Aris to’nun görüşüne mutabık olarak sadece alemin yaratıcısı ve illetu’l-ılel[3] değil her şeye yaratılışını veren Alemlerin Rabbidir. Zira Allah قَالَ ربَنُّاَ الَّذِي أعَْطَى كلَُّ شيَءْ خٍلَقْهَ ثمُ هَدَى { {“ (Mûsa aleyhisselâm) ‘Rabbimiz her bir şeye şeklini veren sonra da yolu gösterendir’ dedi” buyurmaktadır.[4] -Musa: “Bizim Rabbimiz herşeye uygun ya ratılışını veren sonra da yolunu gösterendir!” dedi.Bir de} } وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ “Ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk etmeleri için yarattım”[5] ayetinde ifade edildiği gibi yaratmanın maksadının insanların ve cinlerin Allah’a ibadet etmesi olması -Hz. Peygamberin hadisinde zikredildiği gibi- “ibadetin özünün dua olması”[6]![]() Allah’ın cc. felsefecilerin laiklerin ve modernistlerin tasavvurlarından ne kadar uzak olduğunu ve onunkullarına şahdamarından daha yakın olduğunu ve her şeyin kalbinde olduğunu açıklamaktadır. Ben Uluhiyyeti Rububiyyetin boyutlarından boşaltanların destekçilerinden değilim. Esmâ-i Hüsna her şeye şamil olması ve her şeyi kapsamasıyla eğer Zatı mukaddesin insan ve alemle ilişkisinin bir tabiri değilse nedir ki? Belki de Ayete’l-Kürsi’nin ifade ettiği mana alem ve hayat hakkındaki İslami tasavvurda Allah’ın merkeziyetinin boyutlarının tam bir özetidir. Öyleyse Lailahe illallah Muhammedun resululullah ümmeti dediğimizde biz bunun bir uzantısıolarak hüviyetimizi tabir eden dünya görüşümüzü Allah’tan aldığımızı ilan etmiş oluyoruz. Bu dünya görüşünün tafsilatını da Kuran ve Sünnet vasıtasıyla vahiy belirlemektedir. Aklın konumu ise alıp kabul etme ve derin düşünme konumudur. Ve bunlar teslim ve boyun eğmeyi anlatan devamlı secde haliyle tamam olur. Burada söylediklerimizin ışığında Şeriat’ın bizim ona mutlak olarak boyun eğmemiz kendimizi ve durumlarımızıonun gereklerine uydurmamız için geldiğini yoksa onu bizim gereklerimize uydurmak için gelmediğini tekitleyebiliriz.-Allah ve Resulune boyun eğmenin Ümmet’in dışında ve içinde ferdî ve toplumsal boyutları vardır. -Dünya ahiretten ayrı bir şekilde düşünülemez. -Şeriat insan hayatının bütün yönlerine hükmetmektedir buna binaen mümin bir kimsenin hayatınınher hangi bir işinde vahyin belirlediği kuralların dışına çıkması caiz değildir. Eğer İnanç esaslarının imla ettiği dünya görüşünün şartları ve erkanı bu ise (ki kesinlikle öyledir) ![]() bu görüş seküler (layık) dünya görüşünün tamamen karşısında yer almaktadır. Dinin dünyadan ayrılması olarak tarifi meşhur olan sekülerismin (layıklığın) -ki İslamcı düşünür Abdulvehhab Mesîrî bu tarifin kendisinin yukarıda kısaca zikrettiğimiz dünya görüşüyle tenakuz halinde olan bir dünya görüşü takdim ettiğini söyler- mücerred olarak dinin devlet işlerinden ve hayattan uzaklaştırılması dinde bir ilhad olup dinin insan hayatının bütün boyutlarınıkapsayan bir metot olduğunun inkârıdır. Hatta sekülerism (layıklık) Allah’ı Rabbu’l-âlemin konumundanuzaklaştırmakta alemi ve insanın toplumsal hayatını Alîm ve Hakîm olan Allah’ın hakimiyyetinden çıkarmaya çalışmaktadır.Bu seküler dünya görüşü insanı Allah celle celalühu’dan uzaklaştırmaya ve din prensiplerine uygun olan insan hayatının esaslarının birçoğunun iptal edilmesine götürmektedir. Eğer Allah cc. Alemin işlerine karışmayacaksa yani Alemlerin Rabb’ı değilse dua edenler neden Allaha dua etsin ki? Neden hadiste geldiğine göre dua ibadetin özüdür denilmekte ve müminler ona niçin dua etmektedirler? Allah celle celalühu şöyle buyurmaktadır: } وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ { “Şayet kullarım sana benim hakkımda sorarlarsa şüpheniz olmasın ki ben (onlara ve her şeye) çok yakınım;dua edene ben dua ettiği vakit icabet ederim. O halde bana icabet etsinler ve iman etsinler ki rüşde ersinler.”[7] } اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدينَ { “Rabbinize yalvara yakara gizliden dua edin; çünkü kesinlikle O haddi aşanları sevmez.”[8]وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُوني اَسْتَجِبْ لَكُمْ { { “Rabbiniz buyurdu: Bana dua edin ki duanı zı kabul edeyim.”[9]قُلْ مَنْ يُنَجِّيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ { تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ أَنْجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ* قُلِ الَّهلُ يُنَجِّيكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنْتُمْ تُشْرِكُونَ *{ “Onlara de ki karanın ve denizin karanlıklarından siz O’na yalvara yakara gizliden dua eder olduğunuzhalde sizi kim kurtarır? Yemin olsun ki bizi bundan (Allah) şayet kurtarırsa elbette ve kesinlikleşükredenlerden olacağız (dersiniz). De ki sizi onlardan ve her bir sıkıntıdan sadece Allah kurtaracaktır.Sonra da siz şirk koşarsınız.”[10] Allah’ın şu sözleri ne manaya gelmektedir? سَبَّحَ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ { الْحَكِيمُ * لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ* هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ * هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ وَالَّهلُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ * لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى الَّهلِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ * يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ* { “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbîh eder Azîz ve hakîm olan O’dur. Göklerin ve yerin mülkü (tasarruf hakkı) sadece O’nundur; diriltir ve öldürür; O herbir şeye hakkıyla kadirdir. Evvel (her şeyden önce var olan) O’dur. Âhir (Herşeyden sonra var olacak olan) O’dur Zâhir (sıfatları ve eserleriyle görünen) O’dur. Bâtın (zatıyla gizli olan) O’dur. O her bir şeyi hakkıyla bilendir. Gökleri ve yeri yarattıktan sonra Arşa istivâ eden O’dur. Yere girecek ve ondan çıkacak olanı gökten inecek ve göğe çıkacak olanı bilir. Nerede olursanız O sizinle beraberdir. Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir. Göklerin ve yerin mülkü sadece O’nundur ve işler sadece Allah’a döndürülür. Geceyi gündüze gündüzü de geceye sokar. O (Allah) kalblerde olan(lar)ı hakkıyla bilendir.”[11] هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي { مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ * أَأَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ أَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ * أَمْ أَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ أَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ * وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ * أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ * أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمَنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ * أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بَلْ لَجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ * أَفَمَنْ يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّنْ يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ * قُلْ هُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِي مَا تَشْكُرُونَ * قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ * وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ * قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ الَّهلِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ * فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَدَّعُونَ * قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ الَّهلُ وَمَنْ مَعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَ لَالٍ مُبِينٍ * قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ *{ ”-O yeryüzünü size boyun eğdiren yaratıcıdır.Haydi o arzın omuzlarında yürüyün de O’nun rızkından yiyin. Dönüş yalnızca O’nadır.-Emin misiniz o göktekinden; sizinle yeri göçürüvermesinden? O zaman bakarsın ki o yer çalkalanıyor!-Yoksa siz gökte olanın üzerinize mermiler yağdıran birini göndermesinden güvencede misiniz? O zaman tehdidimin nasıl olduğunu bilirsiniz! -Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanladılar ama nasıl oldu inkarım?-Bakmazlar mı üstlerinde uçan kuşlara kanat süzerlerken ve yumarlarken? Rahman’dır ancak onları tutan! Şüphesiz ki O herşeyi görür.-Ya da kim oluyor sizin Rahman’dan başka (yardım beklediğiniz) şu ordularınız ki sizi kurtarsın?Kafirler ancak bir aldanış içindedirler. -Ya da o rızkınızı keserse kimdir şu sizlere rızık verecek olan? Hayır bir ürküntü ve azgınlık içinde inada dalmışlar! -Şimdi yüz üstü kapanarak giden mi daha doğru yoksa dosdoğru bir cadde üzerinde dümdüz giden mi?-De ki: “O’dur ancak sizi yaratan size dinleyecek kulak görecek gözler duyacak gönüller veren! Fakat sizler pek az şükrediyorsunuz!” -De ki: “O’dur sizi yeryüzünde zürriyet halinde yaratıp yayan! Nihayet hep toplanıp O’nun huzuruna getirileceksiniz!” -Böyle iken diyorlar ki: “Ne zaman (gerçekleşecek) bu tehdit? Eğer doğru söyleyenlerseniz?” -De ki: “(Ona ait) o bilgi ancak Allah’ın katındadır. Ben yalnızca açıkça anlatan bir uyarıcıyım (peygamberim).-Derken vakti gelip de onu yakından gördüklerinde o inkar edenlerin yüzleri kötüleşti ve: “İşte o sizin kendinize davet edip durduğunuz budur!” denildi. -De ki: “Gördünüz mü Allah beni ve beraberimdekileri yok etse ya da bize merhamet buyursa iki takdirde de kafirleri elem verici azaptan kurtaracak kimdir?” -De ki: “O öyle Rahman’dır. işte biz O’na iman ettik ve O’na dayanmaktayız. İleride sizler de kimin açık bir sapıklık içinde bulunduğunu bileceksiniz!” -De ki: “Gördünüz mü eğer sabaha kadar suyunuz batakalırsa (çekilecek olsa) size kim bir akarsu getirebilir?” 12Allah’ın müminleri kurtarıp zalim ve zorba kafirleri helak ettiğini anlatan yüzlerce ayeti O’nun Rabbul alemin olduğunu tekitlemiyorsa insana ne anlatmaktadır? قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ الَّهلِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ { أَغَيْرَ الَّهلِ تَدْعُونَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ * بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ * وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ * فَلَوْلَا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلَكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ * فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ * فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ رَبِّ الْعَالَمِينَ * قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ الَّهلُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ الَّهلِ يَأْتِيكُمْ بِهِ انْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ* { “-De ki: “Kendinizi bir düşünür müsünüz Allah’ın azabı başınıza gelse veya kıyamet başınıza kopsaAllah’tan başkasına mı dua edersiniz? Eğer doğru söylüyorsanız söyleyin bakalım!” -Doğrusu yalnız O’na dua edersiniz. O dilerse yalvardığınız belayı üzerinizden kaldırır ve o an O’na koştuğunuz ortakları unutursunuz. -Andolsun ki senden önce bir takım ümmetlere de peygamberler gönderdik; dinlemediler. Biz de onları yalvarıp yakarsınlar diye darlık ve sıkıntı ile cezalandırdık. -Hiç olmazsa kendilerine baskımız geldiği vakit yalvarsaydılar bari. Fakat kalpleri katılaşmış şeytan da bütün yaptıklarını kendilerine güzel göstermişti. -Vakta ki yapılan uyarıları unuttular üzerlerine herşeyin kapılarını açıverdik. Nihayet kendilerineverilen bu bolluk ve serbestlik ile tam ferahlandıkları =düzlüğe çıktıkları sırada ansızın kendilerini yakalayıverdik! Hepsi bir anda bütün ümitlerinden mahrum kaldılar. -Artık o zulmedip duran kavmin kökü kesilmişti. Hamdolsun o alemlerin Rabbi olan Allah’a. -De ki: “Söyleyin bakayım eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır kalplerinizi mühürleyiverirse![]() Allah’tan başka hangi tanrı onu size iade edecek?” Bak Biz delillerimizi nasıl evirip çevirip türlü türlü açıklıyoruz! Sonra da onlar nasıl (yüz çevirip) geçiveriyorlar!”[13] Esefle belirteyim ki bu asırda Batılılara takdir edilen nüfuz onların dünya görüşünün daha önceki nesillerde görülmeyen bir şekilde İslam toplumlarında yayılmasını sağladı. Vahyin ölçüleri üzerine bina edilmiş dînî dünya görüşüne iman eden müminlerin sivil devlet sözlerinin arkasında sürüklenmeleri ve dîn devleti kavramından utanmaları ve bu bağlamda özür dileyici bir dil kullanmaları İslam toplumlarındaki batı tasavvurları ve hedeflerinin sahip olduğu nüfuzun genişliğininaçık bir delilidir. Eğer sekülerizm açık bir şekilde hayat hakkındaki dinî dünya görüşü - özelliklede İslami-ile çatışıyorsa o zaman gerçek meydan okuma inanç esasları ve vahyin kurallarının seküler ruha intibak ve uyum sağlaması için okuma çabalarıdır. Seküler eğilimin İslamî hayat felsefesi üzerine hakim olması istendiğizaman böyle bir okumanın yapılması tabiî ki talep edilmektedir. Çünkü sekülerizm bazı düşünürleri kısmî sekülerizm ve şümullu sekülerizm ayırımına götürecek farklı bir hayat görüşüne sahiptir. Kısmi laiklik mücerred olarak dinin devletten ayrılması manasına gelmektedir şümullu laiklik iseAbdulvehhab Mesiri’nin ibarelerine göre şu manaya gelmektedir “Alemin bütün dereceleri ve sahalarını kapsayan şümullu bir görüştür dini sadece devletten ve genel hayatın bazı yönlerinden ayırmaz fakatbütün insanî ahlakî ve dinî değerleri ilk başta genel hayatın bütün yönleri ve sahalarından ayırır sonundada alemden kutsallığı tamamen çekip çıkarılmasının tamamlanmasına kadar özel hayatın bütün yönlerinden ayırır ta ki alem (insan ve tabiat) kullanılacak bir maddeye dönüşsün. Bu şümullu bir görüştür çünkü hem insanî hem tabiî zevahirlerin eşit olması ve her şeyin maddîleşmesi için hem özel hem genel hayatı kapsar. Alem şümullu laikliğin bakışıyla (durumu maddî felsefenin durumu gibidir) kainatta insan ve diğerlerinibirbirinden ayırmayan maddi kanunlara boyun eğmektedir. Bunların hepsi insan ve tabiattan kutsallığın çıkarılıp çeşitli güçlerin kendileri adına kullanacakları kullanılabilecek maddelere dönüştürülmesi manasına gelmektedir.Şümullu laiklik bitabiatil hal hiçbir ölçü mutlaklar ve külliyata inanmaz ancak nisbiyyetul mutlakayainanır hatta ben onun şümullu laiklik ve çatışmacı Darvinizm görüşü arasında bir teradüf olduğunu düşünüyorum bu yüzden de materyalist laiklik veya değer yoksunu laiklik veya darvinist laiklik olarak isimlendiriyorum. (Yeni Hümanist Modernizme Doğru Al-Jazeera.net)İnsanoğlunun kendisi dışında ölçülerin yokluğu çatışmayı sonlandırmak için başka bir vesilenin doğmasını ortaya çıkarmıştır o da kuvvettir. Bu sebeble kalıcılığın en güçlü olanın olduğunu görüyoruz. Belki de Darvin’in çatış macı sistemi şümullu sekülerismin örnekliğine en yakın sistemlerdendir. Malezyalı büyük alim Nakib el-Attas’ın İslam ve Laiklik adlı kitabında tehlikesine dikkat çektiği laiklik işte Dinleri ve onların dünya görüşlerini tahrip edip yok etmek isteyen bu şümullu laikliktir. İslam alemi bu alimin işaret ettiği meselelerin bir çoğuna ihtimam göstermemiştir. İslam toplumlarındaki şu anki problem bu dünya görüşünün aşağıdaki yollarla zihinlere nüfuz etme çabalarıdır. - Kısmî veya şümullu laikliği benimseyip toplumlarda büyük nüfuz sahibi olan bilim adamları ve düşünürler. - Akılları ve zihinleri Seküler dünya görüşü nü kabul etmeye hazırlayan eğitim sistemleri. - Modern batı insanî ve toplumsal bilimleri nin İslami ilimler üzerine tatbik edilmesi. - Laikliğin İslam toplumlarındaki farklı ırkla rın ve toplumlar probleminin çözümümde pratik bir çözüm gibi sunulması. Ve bu sızma ve nüfuz gerçekleşince de iman manasını kaybeder imanın şartları ise delaletlerini kaybederve işte bu da İslam toplumlarının karşı karşıya kaldığı meydan oku madır. Bu konu için sunulabilecek kısmî bir çözüm ise İslam toplumlarındaki yüksek öğretim kurumlarının bu meydan okumadan haberdar edilmeleri ve İslami dünya görüşünü taşıması zaviyesinden İslam akidesinin ve bu akidenin değişik boyutlarının laik veya laik olmayan diğer dünya görüşleri karşısındakikonumunun ortaya konulup bu görüşlerin tahlili ve karşılaştırmalı olarak okutulması ve bu kurumların tekrar bu laik dünya görüşünün dini dünya görüşüne karşı alternatif olma çabalarını anlaması gerekir. Bu da İslam üniversitelerindeki ilmi kelam hocalarının uyanık olması ve ikna etme gücün de olan derinlikli ve ilmî çalışmalar yapmalarını gerektirmektedir. Taberânî Muâz İbnu Cebel radıyallahu anhu’dan Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şöyle buyurduğunu rivâyet etti:} أَلاَ إِنَّ رَحَا الإسلام دَائِرَةٌ فَدُورُوا مَعَ الْكِتَابِ حَيْثُ يَدُورُ أَلاَ وَإِنَّ السُّلْطَانَ وَالْكِتَابَ سَيَفْتَرِقَانِ أَلاَ فَلاَ تُفَارِقُوا الْكِتَابَ أَلاَ إِنَّهُ سَيَكُونُ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ إِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ أَضَلُّوكُمْ وَإِنْ عَصَيْتُمُوهُمْ قَتَلُوكُمْ قَالُوا كَيْفَ نَصْنَعُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ كَمَا صَنَعَ أَصْحَابُ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ حُمِلُوا عَلَى الْخُشُبِ وَنُشِرُوا بِالْمَنَاشِيرِ مَوْتٌ فِي طَاعَةِ اللهِ خَيرٌ مِنْ حَيَاةٍ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ { “Hey!.. İslâm değirmeni dönmektedir.. İmdi Kitâb ne tarafa dönerse siz de onunla (o tarafa) dönün… Hey!... Devlet idaresi ve Kitâb (din) birbirinden ayrılacaktır!.. Hey!.. Kitâbdan ayrılmayın… Hey!.. Şübheniz olmasın ki başınıza bir takım idâreciler gelecektir; onlara itaat ederseniz sizisaptıracaklar isyan ederseniz sizi öldüreceklerdir.‘(O zaman) nasıl yapacağız Yâ Resûlellah?!.’ dediler.O da ‘Îsâ aleyhisselâm’ın arkadaşları (Havârîler) nasıl yaptıysalar öyle... Darağaçlarında asıldılarve testerelerle biçildiler… Allah’a taat içre ölmek Allah’a isyan içinde yaşamaktan daha hayırlıdır’buyurdu. ” (Taberânî el-Kebîr (20/90 H:172) es-Sağîr (2/42 H: 749) Müsnedü’ş-Şâmiyyîn (1/379 H:658))----------------- [1] Sahihu’l-Buhari Babu’l-İ’tisam Bi’l-Kitabi ve’s-Sünne H:3269[2] Ahzap: 36 [3] Temel varlık sebeblerinin en sonu. [4] Taha: 50 [5] Zariyat: 56 [6] Tirmizî (3271) [7] Bakara: 186 [8] Araf: 55 [9] Ğafir: 60 [10] Enam: 63-64 [11] Hadid: 1-6 [12] Mülk: 15-30 [13] Enam: 40-46 ... .. |
| Görüntüleme:101, Cevaplar:3 |
| | #2 |
| Bizden Biri ![]() | güzel paylaşım hepsini okumadım çıktısını aldım evde okuyacam teşekkürler![]() |
|
| | #3 |
| Bizden Biri ![]() | işte güzel mi güzel bir konu.. öncelikle paylaşımınız için çok teşekkür ederim.. böylesine faydalı bir konuyu bizden esirgemediğiniz için Allah Razı Olsun.. konuya gelecek olursak.. çaya şeker atmazsak nasıl olur? şekersiz çay olur elbette.. peki ya devlet işlerine dini karıştırmazsak nasıl olur? tabi ki de dinsiz devlet olur.. Kâfir denince aklımıza sadece Allah'ı inkâr edenler gelir..doğru.. ancak aynı zamanda Allah'ı inkar etmeyen bazı kişilerde kâfirdir. bu nasıl olur? Allah Kur-'an'ı Kerim'i bize evlerimizde kapalı kalsın ![]() sadece dini geceler de ve mübarek günlerde okuyalım diye indirmemiştir.. aynı zamanda günlük hayatımızda Devlet işlerinde vs.. kullanalımve dinimizin emirlerine göre Devletimizi yönetelim ![]() hal ve hareketlerimizi düzene koyalım diye indirmiştir.. ancak bugün çıkmış bazı kâfirler ''LAİKLİK'' diye bas bas bağırıyor.. Din ve Devlet işlerini birbirinden ayırırsak dediğim gibi Dinsiz bir devlet olmuş oluruz.. ve eğer biz buna boyun eğersek onlardan ne farkımız kalır.. ben Laik bir devlet taraftarı değilim ve Laiklik istemiyorum Dini bir devlet istiyorum.. ve benim gibi düşünen nice kardeşlerim var biliyorum.. Rabbim Kâfirlerin Şerrinden korusun bizleri ![]() |
|
| | #4 |
| Deneyimli ![]() | Sonuç? Gereksiz bir yazı gibi gördüm. Laikliği anlayamayanlar laikliğe düşman kesiliyor.Bana göre din: Manevi ve ahirete yöneliktir. Laiklik ise kısaca ve genel bilinen tanımıyla: Din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır. Devlet demek dünyevidir.Dindarların devlete yönelik ve politikaya yönelik bu zorlamalarına anlam veremiyorum. Laiklik kişiye din vicdan hürriyeti de sunmuştur. Devlet dine karışmaz politika olarak. Budur.Ama dindarlar illa siyasete girecek. Bunlara dindar demem. Din tüccarı derim. Ne işi var dünyevi meseleyle? Dünyevi meseleyle işi varsa tam istediği şey laikliktir. Ama bunu da istemiyor. Kısaca dert: Din tüccarlığı ve laikliği kötülemek. |
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| Guraba - Şubat 2012 - İslam Toplumlarının Dinî ve Laik Dünya Görüşü Arasındaki Mücadele Konusuna Benzer Konular |
| Atatürk'ün Din Anlayışı ve Dini Görüşü
Türk milleti daha dindar olmalıdır... Dinime bizzat gerçeğe
nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum."
Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk'ün din anlayışı...Devamı...
Gösterim: 141 - Yorum: 2 - Ekleyen: вєчәź қәмєłчә
|
| Barış Dini İslam
Savaş ve barış. Birbirine taban tabana zıt iki kavram. Tıpkı gece ve gündüz, siyah ve beyaz, soğuk ve sıcak gibi.
Zıt kutuplarda yer alan bütün...Devamı...
Gösterim: 59 - Yorum: 0 - Ekleyen: For Answers
|
| Dünya Görüşü
Ressam Ve Heykel Traş Olmak İsteyen, Fakat Babasıyla Memurluk Konusunda Devamlı Tartışan; Ezilmiş, Fakir Bir Genç Adolf... Daha 13 Yaşında... Akıllı...Devamı...
Gösterim: 604 - Yorum: 1 - Ekleyen: SaNaTuTSaK
|
| Rüyet hakkında İslâm alimlerinin görüşü
Bir ömür boyu, onun yarattığı şu kâinattan yine onun ihsan ettiği beden ile istifade eden ve her biri ayrı bir ilâhî ihsan olan akıl, kalp ve...Devamı...
Gösterim: 137 - Yorum: 2 - Ekleyen: tuğsecan
|
| MHP li adayın dini görüşü
MHP yönetiminin parti vitrinine yerleştirdiği isimlerin başında gelen emekli Büyükelçi Gündüz Aktan’ın dini konularda ileri sürdüğü birbirinden uçuk...Devamı...
Gösterim: 240 - Yorum: 2 - Ekleyen: PeRLe
|