Sponsorlu Bağlantılar:
  Hep bilmediğimiz farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimiz bir arayış içinde olmadık mı hepimiz?
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 13-06-2010, 21:05 #1
delinin biri
Acemi Üye
Reklamlar

Hep bilmediğimiz farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimiz bir arayış içinde olmadık mı hepimiz?

Reklamlar
Hep bilmediğimiz farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimiz bir arayış içinde olmadık mı hepimiz?
Olduk değil mi? ama bulamadık.
Daha önce tanıdığımız arkadaşlarımızdan kaçıyla görüşüyoruz; bir kaçıyla görüşüyoruz belki, belki de hiçbiriyle görüşmeyenlerimiz çoğunlukta. Bazılarımız bu durumu anlamadığını ve düşünmeyi bıraktığını söylüyor belki de. Birçoğumuz için fark eden bir şey yok aslında. Bazılarımız ise sırf değişmedi desinler diye haberleşmeye devam ediyor. Bir de birçoğumuzda olan şu düşünce; beni aramayanı bende aramıyorum.
Zaman değişti değil mi? artık herkes böyle. Bir zamanlar çocukluğumuzu paylaştığımız, aynı sınıfı paylaştığımız, aynı mahallede oturduğumuz, aynı yerde çalıştığımız. Kısacası tanıdığımız herkes. Acısıyla-tatlısıyla kimisiyle beş gün, kimisiyle beş ay, kimisiyle beş sene, kimisiyle de daha uzun bir süre beraber olduğumuz. Tanıdıklarımız, arkadaşlarımız, akrabalarımız.
Aslında değişen zaman değil bunun farkında mıyız acaba? Değişen insanlar, biziz! Hiç kimsenin bizi anlamadığını düşünüyoruz, bizi anlamadıklarını düşündüklerimizi de anlamaya çalışmayı bırakın; muhatap olmaya bile tenezzül etmiyoruz değil mi? ne oluyor peki sonuçta? Herkes kendi içinde yaşıyor bir şeyleri, çok küçük şeyler bile olsa yeri geldiğinde taşınamaz hale geliyor. Çağımızın en büyük sorunu iletişimsizlik. Ve bunun getirisi her zaman kendini yalnız hissetme.
Zaman değişti. Şimdi bulunduğumuz ortamlardaki arkadaşlarımız, tanıdıklarımız, muhatap olduklarımızda bir süre sonra eskiyecek o zaman; bulunduğumuz ortamlardan ayrıldığımızda. Onlarla paylaştıklarımızın da, şuan ki arkadaşlarımızın da, tanıdıklarımızın da bir anlamı olmayacak. Onlarda unutulacak. Sonuç ne olacak peki? Yalnızlığımız devam edecek. Hani bir de şu kimse anlamadı, zaten anlayamaz düşüncesi var ya. Bu her şeyi açıklar değil mi sizce?
Nerde olursak olalım, kimle ne yaparsak yapalım; zaman geçince bir anlamı olmuyor değil mi hiç birimiz için. Olmayacakta böyle devam ettikçe.
Aman boş ver diyenlerimizde olabilir içimizden, her şeye boş vere boş vere nereye kadar gidebiliriz? Böyle iyi, ben yalnızlığımla mutluyum diye teselli edip duracağız değil mi kendimizi. Kimse anlamadı, anlamaz, anlayamaz, anlamasını da beklemiyorum deyip duracağız değil mi?
Hiç birimizin kendini yalnızlığa mahkûm etmeye hakkı yok!
Arkadaşlarınızın, tanıdıklarınızın değerini bilin. Ne görüşte, ne fikirde, ne halde, ne kadar uzakta olursa olsun; hepimizi yaratan tek!
Teknoloji ne kadar gelişti değil mi? Şu da bir gerçek ki; teknoloji ne kadar gelişirse; insanlar birbirinden o kadar uzaklaşıyor. Herkes kendini yalnızlığa, birçok şeyi kendi içinde yaşamaya başlıyor. Ve böyle devam ediyor. Ve dur denilmediği sürece yalnızlıklar devam edecek. Daha da kötü olacak, daha da dayanılmaz olacak. Ama buna dur demek çok kolay. Çözümü de çok basit, ama ya göremiyoruz, ya göz ardı etmek işimize geliyor/ya da görmek istemiyoruz.
Şu zamanda kızlar ilk bakışta erkek olarak değerlendiriyor karşındakini. Erkeklerde ilk bakışta kız olarak değerlendiriyor. Kimsenin insan gözüyle değerlendirdiği yok kimseyi.
Bugüne kadar ömrü hayatımız boyunca tek bir kişiye kızmadık mı aslında; kendimize. Birine bağırmamız bile aslında kendimize bağırmamız olmadı mı? Neden mi? Çünkü kendimizi ifade edemediğimizden. Kendimizi ifade edebilmiş olsak karşımızdaki anlar.
Kendi kendimize düşünüp kızmadık mı hep? Hiç kimseye anlatmak istediklerini anlatamıyorsun. İfade etmen gerekenleri ifade edemiyorsun, niye düşünmüyorsun diye!
Ailesiyle sorun yaşamayan kimse nerdeyse kalmadı bu zamanda. Zaman değişti değil mi? Birçoğumuz çocukluğunda sorun yaşadı, çevreden, ortamdan, aileden. İlgi göremedi ailesinden. Anlatmak istediklerini, ifade edemediklerini hep yuttu. Ne oldu? Yalnız kaldık hepimiz değil mi? “beni benden başka anlayan yok” diyenler kervanına katıldık hep. Peki, beni benden başka anlayan yok diyenlerimize soruyorum? Kendinizi anlayabiliyor musunuz? “Ben anlarım kendimi” diyenlerimiz. Nasıl anladığınızı anlatsanıza bana? -unutarak, farklı olduğunu düşünüp, bir süre sonra öyle yapmışçasına hatırlayarak mı? Yada aman! Boş ver! Diyerek mi?
Kendimizi gerçekten anlayabiliyor muyuz? Ben vereyim cevabını. Kendi içimizde tuttuklarımızla, kendi içimizde yaşadıklarımızla. Herkese belirli ölçüler doğrultusunda yaklaşmakla. Sorunlarımızı içimize atarak, bir süre sonra boş ver diyerek; kendi kendine üzülerek değil mi?
Ama zaman değişti değil mi? artık herkes böyle. Kimse kimseyi anlamıyor bu zamanda! Peki, hiç birbirinizi anlamayı denediniz mi? çok denediniz değil mi? yok ne desen boş. Olmuyor. Herkes böyle. Herkes kendini kurtarmaya çalışıyor. Herkes bir yol tutturmuş gidiyor ama nereye gittiğini biliyor mu acaba? Nereye gittiğimizi bilen varsa bana da söylesin? Yâda durun ben söyleyeyim: yalnızlığa! Ve her geçen zamanda daha da büyüyor yalnızlığımız.
Çocukluğumuzu yaşayamadık belki birçoğumuz. Bazı sebeplerden dolayı ailemizden ilgi göremedik belki de. İş, güç, koşuşturma. Ailevi problemlerden dolayı. Ama her birimiz kendi çocuklarına göremediği ilgiyi gösterecek değil mi? onlar seviyorsunuz? Peki, mutlu bir çocuk gördüğünüzde içiniz burkulmuyor mu? Yalnızlığınız aklınıza gelmiyor mu? Kendi çocukluğumuz geliyor aklımıza. Bizim çocuklarımız böyle olmayacak diyoruz. Çocukları severim diyoruz kendimize ve herkese. Hangi çocuğa gösteriyoruz sevgimizi? Kendi çocuğumuza gösteririz, bırak bu ağızları demeyin şimdi; her şeyin zamanı var değil mi? zamana bıraktığınız şeyleri, hayallerinizi, mutluluklarınızı gerçekleştirebiliyor musunuz? Çocukluğumuzda ilgi göremedik diye; hiç bir çocuğa gösteremediğimiz ilgiyi kendi çocuklarımıza gösterebilecek miyiz?
Peki, kardeşleri olanlar bu ilgiyi gösterebiliyor mu? Olmuyor değil mi? kendi çocukluğumuz geliyor aklımıza.
Yapmak isteyip de, içimizde kalanları yapamadık diye, yeri geldiğinde kendimize bile ifade edemediğimiz kıskançlıklarımız olmuyor mu çocuklara karşı? Sen büyü de gör dünyanın kaç bucak olduğunu diye geçirdiğimiz olmuyor mu içimizden? Bunun yerine onlarla vakit geçirsek. Önce insan oldukları için, yaratılanı hoş görsek, yaratandan ötürü!
Ama olmuyor değil mi? her şeyimizi kendi içimizde yaşıyoruz. Beni benden başka anlayan yok! Anlayan olmadı! Olamaz. Anlamasını da beklemiyorum zaten.
Aman kim ne derse, ne düşünürse düşünsün bizim hakkımızda umurumuzda bile değil, değil mi?
Peki, içimizde kalanlar olsun. Yapmak istediklerimiz olsun. Neden yapamıyoruz?
Hem, kim ne düşünürse düşünsün benim hakkımda deyip duruyoruz ama kimse hakkımızda bir şey düşünmesin diye hep kabuğumuza çekiliyoruz. Çekildikçe çekiliyoruz kabuğumuza, yalnızlığa itiyoruz kendimizi, yalnızlığa mahkûm ediyoruz.
Ailemizle yaşadığımız sorunlar yüzünden ailemizle aramızda kopukluklar oldu değil mi zaman zaman? Peki, onlar büyük, onlar göremiyorsa ben hiç görmem, onlar görsün. Şöyle. Böyle. Falan. Filan.
Bu düşünceleri bir tarafa bırakıp yıkıcı taraf değil de, yapıcı taraf olmaya niye çalışmıyoruz?
Olmuyor değil mi? beni kıranlarla olmuyor, ne yapsam ne etsem olmuyor!
Peki, bizi kıranları ne kadar tanıyoruz? Kırıldığımız insanların yaşadıklarının ne kadarını biliyoruz? Yeri geldiğinde yaşadıklarımız yüzünden kırmış olduklarımızın bizi anlamasını bekliyoruz da; neden bizi kıranların niye böyle yaptığını düşünmeye çalışmıyoruz?
Zaman değişti değil mi?
İşteler.
Aman! Boş ver demeler..
İyi değişsin bakalım.
İçimizde evlilikten korkmayan var mı? Hatta ben evlenmeyeceğim diyenlerimiz? Evlilik dediğin nedir ki? Alt tarafı bir imza değil mi? peki ya sonrası? Mutlu olup olamama. Zaman değişti değil mi? sevmek yok bu dünyada! İnsani ihtiyaçlar için bir kurum sadece evlilik. İki taraf içinde.
Televizyonlar bangır bangır bağırıyor değil mi? sevip de evlenenler bile boşanıyor diye? Artık ya nasip ya kısmet diyoruz. En büyük isyanı böyle yapıyoruz yaratana biliyor musunuz? Tepkisiz kalarak. Önümüze ne gelirse onu yapıyoruz. İyi mi kötü mü ne sonuçlar doğuracak diye düşünmüyoruz.
Peki, liseyi bitirme, üniversiteye girme, bir an önce iş hayatına atılıp hayatını kurmaya çalışma. Vb. bunların sebepleri arasında sadece okuma, çalışma hevesi mi var? Yoksa hayatınızı kurtarma, kendinizi garantiye alma, çevrenizdekiler başaramadı demesinler diye. Evlenip de anlaşamazsanız eğer, tabi evlenmeyi düşünüyorsak; ben kendime yeteyim düşüncesi mi? hepimiz için geçerli bu! Hepimiz maddeye yönelmişiz. Başka her şeyi silmişiz. Önce okumak/önce çalışmak/önce evlenmek ama değil mi? bunları halledince gerisini hallederiz. Peki, her şey istediğiniz gibi gidiyor mu? Sıkıntı ve stres. Tek nedeni yalnızlık. Bir konuşabilsek öyle rahatlayacağız ki aslında; ama farkında bile değiliz.
Ama kendi içimizde yaşamamız gerekenler var değil mi? peki kendi içimizde yaşayabiliyor muyuz? Yaşayamıyoruz değil mi? ama boş ver diyoruz kendi kendimize. Elbet bir gün düzelir. Peki, o gün neden hiç gelmiyor? Yada hiç gelmeyecek mi? alıştık değil mi artık her şeye.
Zaman değişti.
Şu dünyada sevmekten daha değerli, daha anlamlı bir duygu var mı? Var değil mi maddiyat! Peki, şu gerçeği göz önünde bulunduruyor muyuz? Maneviyat maddiyatı kabul ediyor da; maddiyat maneviyatı neden kabul etmiyor? İkisi bir arada olmuyor değil mi? eskiden nasıl oluyordu peki? Zaman değişti ama değil mi; masallarda o zamanlar.
Ortam olarak her girdiğimiz ortamda arkadaşlarımız var mı? Ya da her gittiğimiz yerde bir ortamımız var mı? Diyebiliyor muyuz? Kimi zaman diyoruz değil mi? ama bir süre sonra o da olmuyor.
Olmuyor.
Benim ömrü hayatım boyunca en büyük sorunum ne oldu biliyor musunuz? İnsanların geceleri bile çıkartmadıkları, şeytanın gözlerine takmış oldukları güneş gözlükleri.
Hepimiz huzur aramıyor muyuz? Sadece huzur arıyoruz değil mi? bir de bulabilsek aslında.
Yönelmiş olduğunuz maddiyattan, maddeden; başınızı kaldırıp maneviyatınızı, sevginizi görün artık. Mutsuzluklarınız, yalnızlıklarınız bitmez yoksa! Maneviyatınıza yöneldiğinizde; sıkıntı stres içinde bir türlü halledemediğiniz, istediğiniz gibi olmayan madde bile o kadar kolay olacak ki.
Her şeyin başı sevgi!
En büyük hayalimiz huzur değil mi?
Hepimiz her birimizden zekiyiz, hepimizin birbirinden güzel, farklı özellikleri, meziyetleri var. Hepiniz farklı yerlerde; farklı meslekler yapacaksınız belki, ama mutlu olabilecek misiniz? Hep zamana bıraktığınız mutluluğu, bulabilecek misiniz? Şu an mutlu olamadığınızdan, o zaman gelince mutlu olabilecek miyim düşüncesini çoktan bıraktınız mı yoksa?
Bazı şeyleri kabullenmek zor mu geliyor? İşteler değil mi hep? Zaman değiştiler. Zaman değişmez bilmiyor musunuz? Bundan bin yıl önceki zamanda aynı değil miydi? Ama o zaman başka aletlerle belirleniyordu değil mi zaman ;) zaman değişmez! Zaman insanlara uyar.
İnsanlar değişir. Ve yalnızlıkların, mutsuzlukların hüküm süreceği bir hayata doğru sürükleniyoruz hepimiz. Buna dur demek elimizde; sadece iletişimle. Konuşarak. Birbirimizi anlayarak. Ama ilk önce sevgi! İnsan olduğumuz için. Önce insanları sevmeliyiz.
Hepinizi güneş gözlüklerinizi çıkartmaya davet ediyorum! Tabi ben mutsuzluğumla, yalnızlığımla, kendi içime attıklarımla mutluyum diyebiliyorsanız o başka.
İnsan olduğunuz için sevin birbirinizi. İnsanları sevin. Ve muhabbet edin. Ne konuda olursa olsun. Bir süre sonra birçok şeyin değiştiğini göreceksiniz. Ve içinize atıp da zamanın unutturduklarını bile hatırlayıp, bütün sorunlarınızdan kurtulacaksınız.
Mutsuz olmak istemiyorsanız tabi ki!
Tabi psikologa falan gitmeyi düşünmüyorsanız? Ama deli derler değil mi psikologa gittik mi? uyuşturucu ilaçlar haricinde yapabildikleri hiç bir şey yok. Aslında her şeyin çözümü o kadar basit ki; sadece sevgi, saygı ve iletişim. Muhabbet. Başka bir şey değil.
Ama zaman değişti demeler, işte demeler, aman! Boş ver demeler!
O kadar kör etmiş ki gözlerimizi, en aydınlık anda bile önümüzü göremiyoruz.
İsteyenler zaman değişti demelere, işte demelere, boş ver demelere devam etsinler. Bu dünya mutlu olmak için kısa, mutsuz olmak içinse çok ama çok uzun.
Her şeyi zaman diye kestirip atmak yerine, bazı şeyleri de biz yapmaya çalışalım; kendi hayatımız ve sevdiklerimiz için.
Çağa uyacaksın ama değil mi? bu çağı bu hale getirenler insanlar değil mi?
Ben istesem dünyayı devirir, dağı taşı yerinden oynatırım ama işte deyip duruyoruz değil mi? istedikten sonra yapabileceklerimizin farkında değiliz ama?
Yeri geldiğinde bildiğimiz bir konuda bile hata yapabiliyoruz değil mi? çok basit bir konuda bile hata yapabiliyoruz. Mesela bildiğimiz bir soruyu yanlış yapabiliyoruz, cevabı öğrendikten sonra; biliyordum nasıl yapamadım diye kızıyoruz değil mi kendimize?
Ailemiz bize güvenmiyor değil mi? ama biz kendimize yeteriz. Herkese karşı kendimizi kanıtlamaya çalışıyoruz/ çalıştık bir süre olmayınca bıraktık belki; ilk önce kendimize kanıtlasak her şey çözülecek aslında biliyor muyuz? Ama olmuyorlar, işteler, zaman değiştiler, artık herkes böyleler.
Ailemizden ilgi göremedik belki; sorunlar yaşadık, istesek aslında bütün sorunları anında çözebiliriz değil mi? ama olmuyor! Ne yapsak, ne etsek olmuyor! Yaptığımız her yanlışta biraz daha kabuğumuza çekiliyoruz. Ama her zaman ben kendime yeterim; beni benden başka anlayan yok, anlamadı; anlamasını da beklemiyorum zaten deyip duruyoruz değil mi? ama kendimizi çevremize karşı, ailemize karşı göstermeye çalışıyoruz. Ne yapsak olmuyorlar, işteler, şöyleler, böyleler. Bütün sorunlarımızı çözebileceğimizin farkındayız aslında ama olmuyor değil mi? ne yapsak ne etsek olmuyor? Her yeni kırgınlık biraz daha kabuğumuza çekilmemize sebep oluyor. Hep demiyor muyuz: -zamanı var; gün gelecek her şey düzelecek.
Hep tek bir şeye yönleniyoruz değil mi? onu başardım mı her şeyi yaparım diyoruz. Kimini yapıyoruz, kimini yapamıyoruz; peki mutlu olabiliyor muyuz? Yetmiyor değil mi? ne yapsak ne etsek olmuyor. Hep bir yanımızda eksiklik oluyor. Düşünmemek için uyukluyoruz belki, başka uğraşlar buluyoruz kendimize. Ben güçlüyüm deyip alıştım deyip, unutuyoruz sorunlarımızı. Ama ne yapsak ne etsek olmuyor.
Kendimize haykırarak bir şeyleri anlatmak istediğimizde bile susuyoruz, hep zamanı var bekle diyoruz. Gün gelecek. Şunu yapacağım, bunu yapacağım; her şey yoluna girecek diyoruz. Ama o gün geldiğinde de olmuyor değil mi? bir şeyler düzelmiyor. Daha da kötü oluyor. Yalnızlığımız, hayata küskünlüğümüz, mutsuzluğumuz daha da artıyor, daha da acı verici oluyor değil mi? hem kimsenin anlamasını istemiyorum diyoruz, hem herkes anlasın diyoruz. Hiçbir şey yapmıyoruz kimse anlamasın diye. Üzgün zamanlarımızda biri bizimle ilgilendiği zaman bize acıdığını düşünüyoruz belki, kendi kendimize acıyoruz sonra, kendi kendimize kızıyoruz. Başkalarının üzüldüğünü gördüğümüzde kendi üzüntülerimiz geliyor aklımıza, ilgileniyoruz, sonra ona acıdığımızı düşündüğünü zannediyoruz. Bazen de güçlü olduğumuzu gösterebilmek için kayıtsız kalmaya çalışıyoruz. Ama hep ben yapardım, yapabilirdim, niye yapmadım, ben var ya ben diyip duruyoruz.
Her geçen gün kabuğumuza biraz daha çekiliyoruz.
Belki de birçoğumuz bunları bile düşünmeden vazgeçti değil mi? bunları düşünmeyi bile bıraktı. Ben kendime yeterim, beni benden başka anlayan yok. Kimse anlamadı. Anlayamaz zaten beni. Biri anlamaya çalışsa; kim anladı ki beni sen anlayacaksın diyoruz. Çekildikçe çekiliyoruz kabuğumuza. Yalnızlığımız artıyor gün geçtikçe. Ama ben güçlüyüm, yıkılmadım. Yıkamaz beni hiç bir şey diyoruz değil mi? en ufak bir şeyde bile yıkılmıyor muyuz? İçimizdekiler kat kat acı vermiyor mu?
Bizi gerçekten tanıyan insanlar; gülen gözlerimizin altından süzülen gözyaşlarımızı görebilenlerdir değil mi aslında? Peki, gözyaşlarımızı gizlemek için de her şeyi yapıyoruz değil mi? bir taraftan da herkesin bizi anlamasını istiyoruz. Bir taraftan da beni benden başka anlayan kimse yok. Anlamasın deyip duruyoruz.
Ailemiz büyüdüğümüzü göremiyor değil mi? Ne kadar uğraşsak da bize güvenmiyorlar! Ama onlar da biliyorlar aslında bir gün güvenebileceklerini.
Bizi anlamıyorlar değil mi? Peki, biz onları ne kadar anlayabiliyoruz? Bir yanlışlık yaptıklarında, isteseydim müdahale ederdim; düzeltirdim, dağı taşı yerinden oynatırdım diyoruz ama yine müdahale edemiyoruz!
Herkesi silmişiz hayatımızda ama kaybetmemek için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz değil mi? ne yapsak ne etsek olmuyor değil mi? bizi bizden başka anlayan yok. Ne istediğimizi bilen yok. Peki, biz kendimizi anlayabiliyor muyuz? Ne istediğimizi bilebiliyor muyuz? Anlayamıyoruz değil mi? beni kimse anlamadı ki, ben nasıl anlayayım diyoruz. Bir anım bir anıma uymuyor ki, yanar-dönerim diyoruz. Ama bir gün ne istediğimi bileceğim ve yapacağım diyoruz değil mi? o gün geldiğinde neden mutlu olamıyoruz? Neden ben yaptım, mutluyum diyemiyoruz? Kendi kendimizi avutuyoruz aslında; yaptım, başardım, ben böyle mutluyum. Böyle geldi, böyle gider diyoruz. Ama hep bir yanımız eksik kalıyor değil mi? kırgınlığımız, yalnızlığımız artıyor gün geçtikçe. Biri bir şey dese; mabedimize dokunmaya kalksa hemen susturmaya çalışıyoruz değil mi? haykırmak isteyip de içimizde tuttuklarımızı, sır dediklerimizi; aman kimse duymasın hakkımda ne düşünürler, bir taraftan hem herkesin anlamasını bekleyerek, hem de hiç kimse anlamasın diye her şeyi yaparak.
Peki, ne olursa olsun, değişmeyen bir tek şey var değil mi hepimiz için; ben ve yalnızlığım; mutsuzluğum. Ne yaparsak yapalım bir türlü üstesinden gelemiyoruz değil mi? Ama bir gün geleceğiz? Çok yakında? Az kaldı değil mi? Ama bir türlü gelmiyor değil mi o gün? Ne yaparsak yapalım gelmiyor. Olmuyor bir türlü.
Ailemize bir şeyler yapabileceğimizi göstermek için her şeyi yaparız değil mi? ama hiç bir şeyi yapamıyoruz. Bize güvenmelerini bekliyoruz ama büyüdüğümüzü kanıtlayamıyoruz. Büyüdüğümüzü görmüyorlar, görmek istemiyorlar değil mi? peki büyüdüğümüzü kendimize ispatlayabiliyor muyuz? Ben büyüdüm diyebiliyor muyuz? Ben büyüdüm diyoruz, ama neden böyle yapıyorsun diyoruz değil mi? neden çocuk gibi davranıyorsun deyip kızıyoruz kendimize. Bir taraftan herkesin anlamasını bekliyoruz, bir taraftan kimse anlamasın diye elimizden geleni yapıyoruz.
Her geçen zaman yalnızlığımız artıyor değil mi? mutsuzluğumuz artıyor. Ufacık bir şeyde hata yapabiliyoruz. Nasıl yaptım ben bu hatayı deyip, daha da çekiliyoruz kabuğumuza. Hayattan soyutluyoruz kendimizi. Ama kimse anlamasın diye sahte gülücükler savuruyoruz etrafımıza, bir taraftan herkesin anlamasını istiyoruz, bir taraftan kimse anlamasın diyoruz. Anlamaması için de her şeyi yapıyoruz değil mi?
Hep büyüdüğümüzü göstermek için büyükler gibi davranmaya çalışıyoruz değil mi? ama büyüdüğümüzü kanıtlayamıyoruz bir türlü. Ama bir gün gelecek, her şey yoluna girecek. O gün neden hiç gelmiyor diye isyan ediyoruz kaderimize. Sonra kendi kendimize kızıyoruz neden böyle yapıyorsun diye. Zaman değişti. Artık herkes böyle deyip duruyoruz değil mi? avutuyoruz kendimizi. Olmuyorlar!
Yalnızlığımız gün geçtikçe artıyor. Aslında büyük işler yapabilecekken, küçücük hatalara takılıp kabuğumuza çekiliyoruz ve bunu neden yapamadın, sen hiç bir şeyi yapamıyorsun, yapamazsın deyip duruyoruz kendi kendimize; kızıyoruz. Bir taraftan herkesin anlamasını bekliyoruz. Bir taraftan da hiç kimse anlamasın diyoruz. Peki, kendimizi kendimize ispatlayabiliyor muyuz?
Büyüklerimize “bana güvenin, ben büyüdüm” dercesine bakıyoruz ama büyüdüğümüzü kabullenemiyorlar değil mi? ne yapsak, ne etsek büyüdüğümüzü kanıtlayamıyoruz. Peki, herkesin bize güvenmesini bekliyoruz ama biz kendimize güvenebiliyor muyuz? Güveniyoruz aslında değil mi? ben var ya! Ben istesem dağları taşları yerinden oynatırdım diyerek. İşteler, öylelerle, böylelerle, zaman değiştiler.
Bir yanlışlık gördüğümüzde ben bunu yapmam diye önyargıyla yaklaşıyoruz önce. Bir süre sonra aynı yanlışın daha büyüğünü kendimiz yapıyoruz. Sen böyle yapmazdın, sen böyle değildin! Sen bu olamazsın deyip kızıyoruz kendimize. Ben normal değilim diyoruz değil mi kendi kendimize. Herkes anormal zaten, ben nasıl normal olabilirim ki, zaman değiştiler. Şöyleler, böyleler.
Her şeyimiz büyüdü ama kimse büyüdüğümüzü görmek istemiyor değil mi? yaşımız büyüdü, bedenimiz büyüdü. Her yönden geliştirdik kendimizi; istesek dağları deviririz aslında ama şöyleler, böyleler yüzünden yapamıyoruz. Herkesten kaçmaya çalışıyoruz. Bizi güçsüz zannederler, bizi anlamazlar diyerek, bir taraftan da herkesin anlamasını bekleyerek. Ama her geçen gün kabuğumuza daha da çekilerek. Hayatımız çelişkilerle geçti değil mi hep? Kimse içimizdekileri görmesin diye soyutladık kendimizi.
Ama büyüdük kimse kabullenmiyor; neden kabullenmiyor diyerek. İşteler, şöyleler diyerek.
Her şey büyüdü de; bir içimizdeki çocuk büyümedi değil mi? içimizdeki çocuğu büyütemedik. Artık kendimiz için, yalnızlığımızdan kurtulmak için, mutlu olmak için, bir şeyler yapma zamanı gelmedi mi? yoksa şöyleler, böyleler diyerek, yalnızlığımızla, mutsuzluğumuzla, ben kendi kendime yeterim deyip, yetemeyerek; mutsuzluğumuza mutsuzluk, yalnızlığımıza yalnızlık katarak devam etmek mi istiyoruz.
Bazılarımız belki de bunları bile düşünmeden bıraktı değil mi her şeyi? Bazılarımız da düşünmekten vazgeçti.
Yaptığımız her şey boş. Ne yapsak, ne etsek olmuyor. Farkına varmak mı istemiyoruz hala? Bilmediğimiz halde arayıp da bulamadığımızı aramaktan vazgeçebiliyor muyuz?
Aslında bu işin aslı yok. Bu zamandaki hiç bir şeyin aslı yok. Zaman değiştiler, şöyleler; böyleler diyerek avutuyoruz kendimizi. Böyle devam etmek istiyor muyuz?
Saçmalık bunlar değil mi?
Bir yanınız anlıyor; bir yanınız anlamak istemiyor değil mi?
Kimi zaman büyüklerimizin üzüntüleriyle, kimi zaman sorunlarıyla, kimi zaman tartışmalarıyla, kimi zaman onlarla sorunlar yaşayarak, kimi zamanda onların yokluğuyla geldik değil mi bu günlere? Ben onlar gibi olmayacağım dedik kimi zaman çocukça, gerekirse evlenmeyeceğim, evlenirsem mutlu olacağım, çocuklarımı üzmeyeceğim, kimseyi üzmeyeceğim. Herkes neden mutsuz, kimse mutsuz olmasın, herkesi mutlu edeceğim. Bu nasıl dünya herkes mutsuz; eskiden böylemiydi diyerek; kimi zamanda müdahale etmeyi düşünerek geçmedi mi çocukluğumuz? Belki çok istedik müdahale etmeyi ama korktuk, çekindik; üzüldük, ağladık gizli saklı köşelerde. Çocukluk işte değil mi? ama büyüdük şimdi. Çocuktuk o zamanlar. Çocuktuk. Büyüdük artık. Peki, büyüdük de, niye hala kimse görmüyor büyüdüğümüzü? Neden kimse kabullenmiyor. Zaman değiştiler, şöyleler, böyleler, aman boş ver diyerek geçiştiriyoruz değil mi?
Hep bilmediğimiz farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimiz bir arayış içinde olmadık mı? Ne istediğimizi bilemedik, düşündük kimi zaman bulamadık.
Bazılarımız bunları bile düşünmeden bıraktı belki. Kader utansın dedi, kaderim böyleymiş dedi. Bunları bile düşünmeden; her şeye boş ver diyerek, kimi zaman ağlayarak, kimi zaman gülerek geçiştirdi değil mi?
Başka uğraşlarla geçiştirdik bu düşüncelerimizi, başka uğraşlar aradık hep, başka insanlarla tanışıp konuşmak istedik; ama esas derdimizi: bilmediğimiz, çözemediğimiz halde arayıp ta bulamadığımızı buluruz ümidiyle davranmadık mı hep? Davrandık değil mi? ama bir süre sonra olmuyorlar, zaman değiştiler, şöyleler, böyleler. Engellerine takılmadık mı hep?
Şunu yaparsam, başarırsam olacak, her şey yoluna girecek demedik mi?
Kendi sorunlarımızı, ailemizdeki sorunları, çevremizdeki sorunları, bazen de bütün insanların sorunlarını çözebileceğimizi düşünerek başarmaya çalışmadık mı? Başarabildiklerimiz bir süre oyaladı belki bizi, ama beş gün, ama bir yıl, ama bir dakika, ama beş yıl.
Ama her zaman olduğu gibi bir yanımız yarım kaldı değil mi? ne yaparsak yapalım, bilmediğimiz halde aradığımız; başka uğraşlarla bulmaya çalıştığımızın ne olduğunu bulamadık değil mi?
Her başarımızın sonu hüsran olunca, her yeni insanla tanışıp bu sefer bilemediğimiz, çözemediğimiz halde arayıp ta bulamadığımızı buluruz ümidiyle bakmadık mı her şeye? Hayatımızdaki her şey bir süre oyaladı belki bizi, ama hep bir yanımız yarım kalmadı mı?
Her yıkımdan sonra biraz daha çekilmedik mi kabuğumuza? Kendi kendimize sözler vermedik mi bir daha böyle yapmayacağız diye? Ama ne olursa olsun bilmediğimiz halde arayıp ta bulamadığımızı buluruz ümidiyle yaklaşmadık mı her yeni olaya, gözümüzü diktiğimiz her başarıya, her yeni tanıştığımız insana. Bazılarımız bunları bile düşünmeden bıraktı değil mi düşünmeyi. Kader dedik. Rabbim böyle uygun görmüş dedik. Hem beni benden başka anlayan yok dedik. Kimi zamanda beni Rabbimden başka anlayan yok dedik. Kimi zamanda isyan etmek istemiyorum ama neden hep böyle oluyor? Neden her şey beni buluyor dedik değil mi? içten içe isyan etmedik mi gerçekte? Ama ben Müslümanım, inançlıyım, Rabbim beni sen biliyorsun. Beni senden başka anlayan yok dedik kimi zaman. Kimi zamanda beni, benden başka anlayan yoklarla geçiştirdik hep, arayıp ta bulamadığımızı.
Ne aradığımızı bulabildik mi peki? Bulamadık değil mi? çünkü ne aradığımızı bilemedik. Ama her yeni uğraşta, ufkumuza diktiğimiz; bunu başarırsam her şey yoluna girecek diyerek, başarabilirsek bir süre sonra bir yanımızın yarım olduğunu görerek, mutsuz olmadık mı? O zamanlarda mutlu olmak için ben ne yaptım ki bugüne kadar rabbim bana mutluluk versin dedik belki kimi zaman? Mutluluk bana haram dedik belki. Hayattan küstük. Ama bilmediğimiz, çözemediğimiz halde artık her şey bitti diyerek, hiçbir şey yapmayacağım diyerek, kendi kendimize söz verdiğimiz halde, her yeni uğraş; tanıdığımız her yeni insan bizim için yeni bir başlangıç olmadı mı?
Oldu değil mi? hayatımızda ki her şey yeni bir başlangıç oldu çoğumuz için. Belki birçoğumuz bunları bile düşünmeden, isyan etmek istemiyorum ama neden hep ben diyerek, içten içe isyan ederek, kaderim böyleymiş diyerek, düşünmeyi bile bıraktı belki değil mi?
Yanlış gördüğümüz bir olayı, hata dediğimiz bir davranışı; bu böyle olmamalıydı demedik mi kimi zaman. Ben böyle yapmayacağım diyerek söz vermedik mi kendimize. Nefret ettiğimiz şeyleri bile daha fazla hata yaparak, kendimize kızarak geçiştirmedik mi? kendimize verdiğimiz sözleri bile tutamadık değil mi kimi zaman? Kendimize güvenemedik. Kendimizden nefret ettik kimi zaman ne istediğini bilmiyorsun diye. Neden ben dedik kimi zaman. Olmadı ama değil mi? ne yapsak, ne desek, bir şeyi başarsak; başaramasak da ne olduğunu bilemediğimiz, arayıp ta bulamadığımız, hep bir yanımızı eksik bırakan ama aramaktan asla vazgeçemediğimizi aramaktan vazgeçmedik değil mi?
Bazılarımız bunları bile düşünmeden kader dedik, mutlu olmayı hak etmemişim dedik, ben mutlu olmak için ne yapmışım ki mutlu olayım, ben mutlu olmak için bir şey yapmadım, isyan etmek istemiyorum ama neden hep ben diyerek içimize gömdük değil mi isyanımızı? Zaman değişti dedik. İşteler, şöyleler dedik. Hep çelişkilerle geçirdik hayatımızı. Ama her yeni umut bizim için yeni bir başlangıç oldu değil mi yine? Her başarımızda, başarısızlığımızda neden ben dedik hep. Bilmeden aradığımızı, farkına varamadığımızı aramayı bıraktık belki kimi zaman. Ama her yeni umutta yeni bir başlangıç yaptık her zaman. Çelişki üzerine çelişki yaptık hep.
Güçlü birini gördüğümüzde ona imrendik önce, ben neden bu kadar güçlü değilim diye. Ona benzemeye çalıştık, Sonra ben ondan daha güçlüyüm dedik.
Daha güçlüsünü bulduğumuzda ona imrendik; eskisine baktık, ben bunu mu örnek almışım kendime demedik mi? ben bunları mı yapmışım demedik mi? dedik değil mi?
ben kendime yeterim diyerek, beni benden başka anlayan yoklarla, zaman değiştiler, şöyleler, böyleler diyerek, ben onlar gibi olmayacağım demelerle, mutlu olacağım demelerle, mutlu olmayı hak etmemişim kilerle, bu zamanda kim mutlu olmayı hak etmiş ki ben hak edeyim kilerle. İçten içe haykırmak isteyip de haykıramadıklarımızla, kimsenin anlamasını beklemiyorum demelerle, herkesin anlamasını isteyerek; bir taraftan da kimse anlamasın diye hata üstüne hata yaparak, bilmediğimiz; farkına varamayıp ta aramaktan asla vazgeçmediğimizi aramaya devam ederek, isyanımızı içimize gömerek, her geçen gün kabuğumuza biraz daha çekilmedik mi?
Aman beni şöyle bilmesinler, benim hakkımda şöyle düşünmesinler demedik mi içten içe. Bir taraftan kimse beni anlamadı, anlamasını beklemiyorum ama gün gelecek mutlaka biri anlayacak diyerek. Kendini sen bile anlayamıyorsun ki, başkası nasıl anlasınlar la, başkalarının bizim için düşünmediklerini, söylemediklerini, kimi zaman içten içe daha ağır hakaretler, daha ağır laflar etmedik mi?
Ama ben farklıyım dedik değil mi hep? Farkımızın ne olduğunun farkına kendimiz bile varamadık. Ne yapsak, ne etsek olmadı ama. Zaman değişti demelerle, şöyle demelerle, böyle demelerle, artık herkes böyle demelerle, beni benden başka anlayan yok demelerle, ya rabbim beni sen biliyorsun demelerle, beni herkes günü geldiğinde anlayacak demelerle, bir taraftan kimsenin anlamamasını isteyerek, bir taraftan herkesin anlamasını bekleyerek, ben kendime yeterim demelerle, ben kendime yetemiyor muyum demelerle. Çelişki üzerine çelişki kurarak geçirmedik mi hayatımızı?
Geçirdik değil mi? ama hep bir yanımız eksik kalmadı mı? Ne istediğimizden, ne aradığımızdan emin olamadık hiçbir zaman, bulamadığımız için başka uğraşlarla uğraştık belki buluruz ümidiyle. Ama olmuyor demelerle, ne yapsak, ne etsek beceremedik demelerle, yapamıyoruz demelerle; içten içe haykırmak istediklerimizi bile içimize gömdük. İsyanımızı içimize gömdük hep.
Ama ne aradığımızı bulamadık hiçbir zaman. Gün gelecek bulacağız ama değil mi? belki buluruz bir gün. Belki mutlu olurum. Belki huzur bulurum. Yok, yok ben mutlu olmak için bir şey yapmadım. Mutlu olmayı hak etmedim. Mutlu olmayı hak etseydim böyle doğmazdım. Şuyum şöyle olmazdı, buyum böyle olmazdı. Demedik mi?
Dedik değil mi?
Ne aradığımızın farkına varabildik mi peki? Bilemeyip de neyi aradığımızın farkına varamadık değil mi? ama gün gelecek belki buluruz dedik. Ama o gün hiç gelmedi değil mi? her yeni başlangıca yeni bir umutla bakmadık mı, belki buluruz bu sefer umuduyla. Bulamadığımızı düşündüğümüzde eskileri aramadık mı? Sen böyle değildin demelerle! Mutsuzsun demelerle. Mutsuz olmaya mahkûmsun sen demelerle! Nerde yanlış yaptın diyerek! İsyan etmek istemiyorum ama neden hep benlerle, neden her şey beni buluyor demedik mi hep?
Bizden zayıf, bizden güçsüz birini gördüğümüzde küçümseyerek baktık hep! Ezmeye çalıştık, güçlü olduğumuzu hissettik kimi zaman, öyle de olmadı değil mi? güçsüzlüğümüz, kırgınlığımız hiç bitmedi. Bitmeyecekte. Ama bir gün biterlerle; nereye kadar böyle gidebiliriz kilerle.
İçten içe nefret ettik kendimizden, ne aradığımızı, ne istediğimizi, bir türlü farkına varamayıp ta aramaktan vazgeçemediğimizi aramaya devam edip durduk değil mi hep?
Şöyleler, böyleler deyip durduk hep. Zaman değiştiler. Artık herkesler böyleler.
Ama bunları birine anlatsak bize çocuk derlerle! Bize deli derlerle! Sen kendine yetemiyor musunlar la, susarak her geçen gün kabuğumuza biraz daha fazla çekilerek geçirmedik mi ömrümüzü.
İçimizdeki çocuğu susturmaya devam mı edeceğiz? Her ne kadar susturmaya çalışsak ta susturamadığımız, içimizdeki sesler konuşmaya devam edecek!
Kimi zaman susarak, kimi zaman bakışlarımızla, kimi zaman ağlayarak, kimi zamanda bağırarak, kimimizde sürekli susup içine atarak her şeyi; ailemize, büyüklerimize, çevremize karşı isyanımızı gösterdik değil mi? ben buyum dedik kimi zaman! Ben böyleyim, beni böyle kabullenin dedik. Ama hayatımızdaki herkesin istediğimiz gibi olmasını istedik. Bizim istediğimiz şekilde olmasını istedik hayatımızdaki her şeyin. Hep yapmak istediklerimiz ama yapamadıklarımız oldu değil mi? bunun için yapmamız gerekenleri yapmadık bazen. Kimi zamanda yapmaya kalktık ama yapamadık. Niye yapamadık diye düşündük kimi zaman, kimi zamanda boş ver dedik. Zaman değişti dedik. Şöyleler, böyleler diyerek geçirdik her şeyi değil mi?
Her yeni üzüntünün ardından yeni bir amaca diktik gözümüzü. Bu yeni bir başlangıç dedik hep. Bunu yaparsam olacak dedik her zaman. Her şey yoluna girecek dedik. Kimini yaptık, kimini yapamadık. Ama hep bir yanımız yarım kaldı değil mi bir süre sonra? Ne yapsak ne etsek olmadı. Kimimiz dışa vurdu isyanını, kimimizde içten içe isyan etti.
Hep terk etti sevdiklerim paramparça dünyam benim, tanrım beni baştan yarat’larla, aşkım baksana bana’larla, sevdim seni bir kere başkasının sevemem’lerle, ağladıkça’larla, sen ağlama dayanamam’larla, ALLAH belanı versin ALLAH seni kahretsin’lerle, git hadi git’lerle, çabuk olalım aşkım’larla, ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH bu nasıl sevmek’lerle, dertlerin kalkınca şaha bir sitem yolla ALLAH’alarla…
Falanlarla, filanlarla geçirdik kimi zaman ömrümüzü.
Şarkı söylemek günah dedik kimi zaman. Ama bir süre sonra zaman değişti dedik. Şöyle dedik. Eğer değişmeseydi böyle olmazdı dedik. Doğru olan bu dedik. Peki, neyin doğru olduğundan emin olabildik mi bugüne kadar? Bir süre olduk değil mi? ben buyum dedik! Ben yaptım oldu dedik. Hayatımda hiç pişman olmadım dedik. Bugüne kadar her şeyimi tek başıma yaptım dedik kimi zaman. Ama ayağımız taşa takılsa, tutunacak bir dal aradık, ama bulamadık. Beni anlamayanı ben anlamam dedik. Kimseyi anlamaya çalışmadık bu yüzden. Ortam yok dedik. Gruplaşmalar var dedik. Yalnızız dedik. Zaman değişti. Ben farklıyım dedik kimi zaman. Rabbim sen biliyorsun beni dedik. Kimi zamanda kader utansın dedik. Kaderim böyleymiş dedik. Kızlar şöyle, erkekler böyle dedik. Büyükler şöyle, küçükler şöyle dedik, yaşlılar şöyle bebekler böyle dedik, hemşireler şöyle doktorlar böyle dedik. Polisler şöyle memurlar böyle dedik. Dedik de dedik. Herkesi sınıflandırdık değil mi? hiç kimseye insan gözüyle bakmadık ama. İnsan gözüyle değerlendirmedik. Zaman değişti dedik; artık herkes böyle dedik. Ama ben farklıyım dedik bir taraftan; peki herkes böyle, zaman değişti diyerek nasıl bir farkımız oldu? Daha doğrusu; kimi zaman kızarak, kimi zaman küçükseyerek; baktığımız insanlar gibi davrandığımız için mi farklıyız? Nerde farkımız peki?
Büyükler bizim vebalimizi aldılar değil mi? büyüklerimiz suçluydu kimimiz için kimi zaman, bizi dünyaya getirdikleri için. Her başımız sıkıştığında onların yanına koştuğumuz halde, hayatımızda güzel giden bir şeyler olduğunda soyutladık kendimizi onlardan, uzaklaştık onlardan. Onları da bizden uzaklaştırdık. Beni benden başka anlayan yok dedik; beni anlayan yoksa ben niye başkasını anlayayım dedik! Beni anlayan biri olmadan ben kimseyi anlamam dedik kimi zaman. Her zaman haklının yanındayım, hep hak olanı savundum dedik. Ama zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyle demelere yenik düştük değil mi? farklıyız dedik, ortamlara uyduk kimi zaman. Onlar ne yapıyorsa biz de onu yaptık. Olmadı ama değil mi? ne yapsak ne etsek olmadı. Bir süre sonra eksik kalan yanımız daha da eksik olarak acıttı içimizi. Ne yapsak ne etsek olmadı. Başarsak da başaramasak da ufkumuza diktiklerimiz gözümüzdeki perdenin –güneş gözlüğünün- sayesinde bir süre oyalayabildi bizleri.
Büyüyünce düzelecek dedik kimi zaman. Okul bitince düzelecek dedik kimi zaman. Üniversiteye gidersem düzelecek dedik. İşe girersem düzelecek dedik. Ama zaman değişti dedik, beni benden başka anlayan yok dedik. Şöyle, böyle diyerek geçirdik ömrümüzü. hiç bir şeyi düzeltmeye çalışmadık değil mi? ama lafta her istediğimizi yaptık! Peki, hep yarım kalan yanımızın ne olduğunu bulabildik mi?
Büyümek de aradık kimi zaman. Okulu bitirmekte aradık kimi zaman. Askerlikte aradık kimi zaman. Üniversite dedik. İş dedik. Evlilik dedik. Hep bir süre oyaladı bunlar bizi değil mi? bazılarını yapabildik, bazılarını yapamadık. Ama bir süre sonra yine yarım kalan yanımız içimizi acıttı değil mi?
Rabbim her yerde, hepimizi görüyor dedik. Ben kendime yeterim, ben istediğimi yaparım diyerek; kimi zaman isyan ettik, kimi zaman yasak şeyleri yaptık. Kimimizde yapmadığı halde düşündü değil mi? kimimizde bunları bile düşünmeden zaman değişti dedik. Boş ver dedik. Artık herkes böyle dedik. Nasip kısmet dedik.
Böyle olması gerekmeseydi, Rabbim uygun görmeseydi; böyle olmazdı dedik kimimiz kimi zaman. Müslümanların kaderi buymuş dedik. Eskileri öğrendik. İmrendik kimi zaman değil mi? şimdi niye böyleleri yok dedik. Hep birilerinin hayatımıza müdahale etmesiyle ya da ufkumuza diktiğimiz her yeni umutta, hayatımızdaki her şeyin hiç bir şey yapmadan düzeleceğine inandık. Sadece bunu başarayım her şey düzelecek dedik kimi zaman. İsyan ettik kimimiz dışa vurarak, kimimiz de içten. Niye böyle oluyor hep diye. Neden her şey beni buluyor dedik. Oysa ben farklıydım dedik. Ama zaman değişti dedik. Şöyle dedik, böyle dedik. Bizde boş ver dedik. Kim kurtarmış ki bu dünyayı ben kurtarayım dedik. Hep kendimizi düşündük. Beni kıranlarla olmuyor dedik. Beni benden başka anlayan yok dedik. Hayatımızdaki herkesi kırdık bilerek veya bilmeyerek beni anlarlar düşüncesiyle. Peki, anlamaya bile çalışmadığımız insanlar; içimizdekileri görüp de deli derler diye, hem herkesin anlamasını bekleyerek, hem de hiç kimse anlamasın diye kabuğumuza çekilerek; yaptıklarımızdan sonra anlayabildiler mi bizleri?
Bulamadık değil mi aradığımızı? Ama bir gün bulacağız ümidiyle avuttuk kendimizi. Kimi zamanda çileli doğmuşum zaten ezelden dedik. Nasip böyle dedik. Zaman değişti dedik. Şöyle dedik. Böyle dedik. Kimi zaman dışardan, kimi zamanda içten içe isyan ettik hayata karşı.
Bizden sonraki kuşaklar, bizden daha kötü ortamlarda ve daha büyük hayal kırıklıklarıyla, daha büyük mutsuzluklarla büyüyecek biliyor musunuz? Ama "bana ne" değil mi? ben mutlu olamıyorsam başkası niye mutlu olsun kiler. Önce ben dedik. Başkası ne yaparsa yapsın dedik değil mi?
Bizden doğanlar, hatta torunlarımız, torunlarımızın çocukları; tabi o zamana kadar ilahi takdir gerçekleşmezse; daha da kötü olacaklar biliyor musunuz? Ama bizim çocuklarımız bize benzeyecekler değil mi? göremediğimiz ilgiyi göstereceğiz onlara. Onlar bize isyan etmeyecekler değil mi? ne dersek yapacaklar! Sayacaklar bizi. Peki, hangimiz büyüklerimize benziyoruz?
Zaman değiştiler, şöyleler, böyleler. Ama bizim çocuklarımız öyle olmayacaklar.
Kimimiz evliyiz, kimimiz evlenecek. Kimimizde evlenme düşüncesini bile bıraktı belki bir süreliğine zaman değiştiler, şöyleler, böyleler diyerek. Ne ekersek onu biçeceğiz biliyoruz değil mi? sesli isyan ettiysek çocuklarımız daha sesli isyan edecek bize. İçten içe isyan ettiysek sesli isyan edecek çocuklarımız bizlere. Ailemizin yapmayın dediklerini; gizli saklı yaptıklarımızı; bizim çocuklarımız ayan beyan ortada yapacak; gözümüzün önünde yapacak kimisi.
Ama ben farklıyım demeler, benim çocuklarım öyle olmayacaklar. Peki, farkımız ne? Ne farkımız var? Yaşadıklarımız mı? Zaman, yer, kişiler ve olaylar farklı sadece hayatlarımızda; Gerisi aynı tiyatro. Hep bir yanımız eksik.
Bizden doğanlar daha sesli isyan edecekler hayata. Bize isyan edecekler yeri geldiğinde. Sen benim çocuğum olamazsın dercesine bakacağız yüzüne. Böyle olmaman gerekiyordu diyeceğiz. Ben farklıydım seninde farklı olman gerekiyordu. Peki, bugüne kadar farkını bulabilenimiz oldu mu? Bir gün buluruz ümidi değil mi?
aha aha ahalarla, anladın sen onularla, heyttt savulun adiler tırsın alçaklarla, beni benden alırsan seni sana bırakmamlarla mı farklıyız. yoksa ikimiz bir fidanın güller açan dalıyızlarla mı?
“Senin gibi çocuğum olacağına taş olaydı” diyeceğiz, “seni doğurduğum güne/doğduğun güne lanet olsun” diyeceğiz. “ALLAH belanı versin” diyeceğiz kimi zaman yüzüne bağırarak, kimi zamanda bu anları gözlerimizle ifade ederek, kimi zamanda içimizden diyeceğiz bunları.
Bunlar senin hüsnü kuruntun diyenlerimiz;) zaman değiştiler, şöyleler, böyleler demeye devam ettikçe; düzelen hiçbir şey olmadığı gibi, her şey daha da güç olacak, anlaşılması daha da zorlaşacak. 30 yaş bunalımı diye geçiştireceğiz kimi zaman. 40 yaş bunalımı diyeceğiz kimi zamanda. Olmuyor diyeceğiz. Zaman değişti diyeceğiz. Kaderimse mutsuzluk nasip kısmet diyeceğiz. Mutlu olmayı hak etmemişim ki diyeceğiz. Diyeceğiz de diyeceğiz işte.
Her yer karanlık. Nerde insanlık. Tüh kahretsin. Yine güneş gözlüklerimi gözümde unutmuşum!
Ey cemaati müslimin!
Bu gelen var ya bu gelen! Ne Avrupa yakasının psikopat gaffurunun ayak sesleri!
Ne de süvarileri ayak sesleri.
Bu gelen var ya bu gelen;
KIYAMETİN AYAK SESLERİ!:.
Zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyle demelere, aman boş ver demelere devam ettikçe hep sorunlu olacağız. Her yeni başlangıç, her yeni umut bizi bir süre oyalayacak belki gözümüzdeki güneş gözlükleri olduğu müddetçe; ama mutlu olamayacağız!
Rabbim hepimizin cezasını da belasını da verecek! Vermeye de devam edecek!
Yarım kalan yanımızın ne olduğunu bulmazsak böyle sürüp gidecek her şey!
Herkes istediğini yapmakta serbest değil mi? peki hangimiz yapıyoruz istediklerimizi? Düşünerek mi?
Arası bozuk olup ta sevgilisi aramayınca dışarıda bir yerdeyiz;
Ya hala aramadı bu ya. Neden aramıyor. Yoksa beni sevmiyor mu? Of ya. Kaç saat oldu hala aramadı. Son beş dakika veriyorum aramazsa bu iş bitmiştir. Aradı, aradı; yoksa yüzüne bile bakmam. Çok arar beni.
Beş dakika sonra;
Of ALLAH’ım ya. Hala aramadı. Buda odun çıktı. Ya Rabbim benim yüzüm erkeklerden yana hiç gülmeyecek mi? yok ya! Yok! hepsi odun bunların. Odun. Hepsi aynı. Beni anlayan, seven biri yok. Buda aynı. Diğerlerinden hiçbir farkı yok. Beni anlamıyor. Bide benim onu anlamadığımı söylüyor. O beni anlamadan ben onu niye anlayayım. Ben kızım. Önce o anlayacak! İşime gelirse ben anlayacağım. İlk sevgilim nasıldı ya her istediğimde arıyordu, bir dediğimi iki etmiyordu. Değerini bilememişim. Ne diyorum ben ya. Ben bu çocukla evlenmeyi düşünüyordum. Yok! Yok! Evde kalacağım ben. Bu da olmayacak. Baksana hala aramadı. Aman aramazsa aramasın ya o kaybeder. Bana erkek mi yok. Gencim güzelim. Benim gibisini zor bulur o. mumla arasa bulamaz. Ben bulurum ama. Bulacağım bir gün. Beni anlayan, beni ben olduğum için seven. Onu sevmesem bile beni seven. Ben beni seveni severim de işte. Bu salağı da seviyor zannetmiştim ama yanılmışım. Hala aramadı ya. Yok. Ya rabbim evde mi kalacağım ben ya. Of! Of! Hep böyle hödükler buluyor beni. Beni anlamıyor hiç biri. Oysa biraz ilgi; biraz sevgi yeter de artar bana. Ama yok. Olmuyor. Bulduğumu zannediyorum ama bulamıyorum. Bu geri zekâlı niye aramadı hala ya. Telefonu kırmak istiyorum. Ben en başında demedim mi bundan adam olmaz diye. Erkek değil mi hepsi aynı bunların. Ya Rabbim bu dünyada erkekler olmasa ne kadar güzel olurdu. Bu erkek milletini niye yarattın. Niye böyle yarattın. Hiçbiri beni anlamıyor. Anlamıyor. Bu salak niye hala aramıyor beni? Niye aramıyor! Yoksa buda mı kandırdı beni. Buda mı sevmiyor. Of ya buda olmazsa yok. Başkası olmayacak. Konuşma bile konuşmayacağım. Nefret ediyorum bütün erkeklerden. Topunun ALLAH belasını versin.
Benim neyim eksik ya. Herkesin sevgilisi var, seviyorlar, seviliyorlar. Ben niye beni seveni bulamıyorum. Yok. Yok. Bitti artık. Arasa da konuşmayacağım. Ne konuşması ya; telefonu bile açmayacağım. Bitti artık bitti. Erkekleri sildim hayatımdan. Ben kendime yeterim. Zaten bugüne kadar tek başıma geldim. Ne yaptıysam kendim yaptım. Beni seven, anlayan olmasa da olmasın. Ne yapayım, kader utansın!
Of! Ya hala neden aramadı bu salak! Buda odun işte buda odun. Oysa hayallerimiz vardı. Mutluyduk. Bu salak beni ne zaman mutlu etti ya. Hayatımda beni onun kadar üzen kimse olmadı ki! Bütün mutsuzluğum onun yüzünden! ALLAH belanı versin! Neden aramıyorsun hala! Ara! Bir çağrı bile yapmıyorsun ya! Of deli edeceksin illaki beni. Nerdesin şimdi. Kimlesin; ne yapıyorsun? Yoksa başka biri mi var? Aldatıyor mu beni? Yok, yok yapmaz öyle şey o. nasıl yapmaz ya. Bütün erkekler aynı. Topunun var ya! Nefret ediyorum erkeklerden. Bitti tamam. Bitti arasa da. Yalvarsa da. Dizlerimin önünde diz de çökse yok! Bitti artık! Erkekleri sildim hayatımdan. Ben bana yeterim.
Şu karşıdan gelen çocuk ne kadar yakışıklı ya; pişt kız, bana bakıyor. Harbi bana bakıyor. Ne diyorum ben ya. Benim sevgilim var. Sevenim var. Seviyorum, seviliyorum. Nasıl seviliyorum ya? Ben seviyorum da, o beni seviyor mu bakayım? Seviyor tabi ya kaç kere söyledi. Of! Of! Bu salak madem beni seviyor niye aramıyor. Yok! Yok! Sevmiyor beni. Sevse arardı şimdiye kadar. Sevdiğini üzmezdi. Sevseydi üzmezdi tabi. Bu da sevmiyor ya. Of. Erkeklerden nefret ediyorum.
Valla bana göz kırptı çocuk. Anlayışlı sevecen birine benziyor. Yakışıklıda. O kadar kız var bir tek bana bakıyor. Bana bakacak tabi. Başka kime bakacak. Gencim güzelim. Güzele bakmak sevaptır. Madem ben güzelim bu salak niye aramadı ya. Of ya gülmedi hiç yüzüm gülmeyecek. Avrupa yakası günü gelse de biraz gülsem bari. Başka türlü gülmek yok bana. Of ya. Bu salak niye aramadı. Oğlum var ya sen bittin oğlum. Arasan da bittin aramasan da!
Aramıyor işte ya kaç saat oldu hala aramıyor. Nefret ediyorum bütün erkeklerden.
Aşkım arıyor. Ne yapıyorsun kızım ya. O kadar aramadı. Hemen yelkenleri indirme. Seni üzdü biraz yalvarsın. Kız evi naz evi demişler. Olacak. Kaderi bu. Beni seviyorsa nazımı çekecek. Hala çalıyor ya. Biraz daha çalsın dur az. Kapanmasına yakın açarım. Alo. Buyur. Nasılsın? Ne yapıyorsun? Nerdeydin? Kimleydin? Neden bu kadar geç aradın? Hmm. ben mi? ne yapacağım ya evde kös kös oturuyorum. İşin vardı demek. Tamam. (içinden yemedim ama yazıyorum bunu, ben sana sorarım). Hıı. Duyamadım. Seviyorsun demek. Bende tamam. Hadi görüşürüz.
Of ya boşu boşuna kuruntu yapmışım. İşi varmış işte. Bir saniye ya; hani dünyada benden daha önemli hiç bir şey yoktu onun için. Salaksın kızım ya. Hemen de kanıyorsun. Kim bilir nerde kimle fink atıyordu. Sana işim var diyor. Yok ya yok. Buda adam değil. Ya Rabbim benim erkeklerden yana hiç yüzüm gülmeyecek mi? yok. Yok. Buda değil. Of!
Beş on dakika ağlama. Ne yapacağım ben ya. Hep yalnız mı geçecek. Sevenim olmayacak mı hiç? Beni ben olduğum için seven kimse olmayacak mı? Bütün erkeklerden nefret ediyorum ya. ALLAH bütün erkeklerin belasını versin! Bir daha niye aramıyor şimdi bu. İki kelimeyle affettirdiğini mi sanıyor bu geri zekâlı. Ben ona sorarım. Yüzümü göstermeyeyim de gebersin gitsin üzüntüden. Oğlum ben bulurum da sen benim gibisini zor bulursun. Hey gidi hey! sen farkında değilsin ama herkesin gözü bende. E güzelim olacak o kadar. Beni beğenen beğeniyor. Sen kendi haline yan. Aramadı tekrar. Ne yapsam ben mi arasam? Yok olmaz! Hemen şımarıyor. Naz yapayım biraz akıllansın. Üzmesin sevdiğini. Ya sevse üzmezdi ki beni! Ben sevdiğimi üzmem demez miydi hep! Sevmiyor bu salak beni ya. Bütün erkeklerden nefret ediyorum. Hepsi aynı. Ya Rabbim neden hep böyleleri buluyor beni.
İki dakika sonra dayanamayarak arar kimisi.
Alo aşkım ne yapıyorsun?
Seni seviyorum ben ya çok özledim.
Hadi öptüm görüşürüz.
Pişt kızlar; bunları erkeklere göndermek lazım aslında; erkek arkadaşı olanlar bir zahmet msn adreslerini gönderiversinler; kız düşmanıydık ya bir zamanlar, hemcinslerime yazık olmasın;) ama dur ya esas size yazık ablalar;) gönderirsem evde kalırsınız;)
Ya bu kız hasta bana zaten. Aramasam ne olacak. Biraz aramayayım da özlesin. Hep ben niye arıyorum ya bir kere de o arasın. Hayat müşterek değil mi? hep ben mi yalvaracağım ya bir kere de o yalvarsın ya, yok aramayacağım. Ben onu seviyorsam oda beni seviyor. Acaba ben onu seviyor muyum? Ya oda beni sevmiyorsa? Yok, yok! Ben onu seviyorum. Ama bu zamane kızları da pek bir süsüne düşkün oluyor canım. Olmaz yapmaz bu öyle. Başkalarıyla konuşmaz. Bırak konuşmayı yürürken önüne bile bakmaz. Hadi be salak nerde kaldı bu zamanda öyle kız! Kendini kandırma. Olsun ya bu kızda da gerçek aşkı bulamazsam başkasını bulurum. Bütün kızlar bizim değil mi zaten! Yok. Yok. Ne yapıyorum ben! Seviyorum lan. Seviliyorum. Kıymetini bil. Benim sevgimin kıymetini bilsin o. eh şimdi yalvartıyor ama ben ona sorarım. Hele bir evlenelim. Cicim ayları geçsin. Ben asarım kulaklarından onu. Yok ya olmaz. Ben sevdiğime kıyamam. Kıyarsın kıyarsın. Aman boş ver ya. Bu zamanda evlenecek kız mı kadı. Ama ben seviyorum ya. Bu farklı olmasa sevmezdim. Ama diğerlerinin de farklı olduğunu düşünmemiş miydim? Ama hepsi değişmedi mi? zamane kızları. Topunun köküne kibrit suyu! Bunları beş vakit döveceksin. Dayaktan öldüreceksin. Yok ya ben sevdiğime kıyamam. Elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam. Aman ya onun ellerinden bana ne? Biz babadan böyle gördük. Astığım astık! Kestiğim kestik! Herkes böyle zaten; aradığımız kız nerde. Masallarda kaldı. heyt be şu yavruya bak be fıstık fıstık! Ne güzel. Güzele bakmak sevap derler, baksam kim görecek ki; kimse görmesin. Aman kim görürse görsün. Ne olacak ki. Beni seven affeder. Beni her halimle kabul eder. Ben değişmem. Erkek adam değişmez. Değiştirir. Ya ben sevmiyor muyum bu kızı ya? Seviyorum dimi? peki ama niye gözüm dışarıda? Hep dışarıdaydı aslında değil mi? yok bakmadım. Kimse görmedi. Bende görmedim aslında. Salakmış zaten ya, yolda yürümeyi beceremiyor, giymiş 10 santim altından fare geçen topuklar. Kırılınca düştü. Yardım mı etsem. Aman boş ver. Yolda yürümeyi beceremeyen kızdan ne hayır gelir. Onun kendine hayrı yok ki; başkasına hayrı olsun. Ben ne yapıyorum ya. Benim sevgilim var. Onu arayayım da ne desem şimdi. Ne uydursam. Beyaz yalan canım. Ben yalan söylemem zaten. Ama o hep yalan söylemiyor mu? Söylüyor. Ben söylesem ne olacak? Hiçbir şey. Doğru desem de inanmıyor ki zaten. Aman beni beğenen bu halimle beğensin. Aşkım ben var ya ben, seni seviyorum aşkım…
Şuradayım ya yanımda filanca arkadaşım vardı. Pişt, uzaklaş bakayım az yengenle konuşacağım.
Falanlar filanlar. Bir zamanlar böyle ya da buna benzer düşünenlerimiz olmuştur belki;) çaktırmayın;)
Bir yanınız yazdıklarımı anlıyor değil mi? anlamak istiyor! Hatta konuşmak istiyor rahatlamak için. Diğer yanınız da anlamak istemiyor belki, delinin teki, deliler ne zaman doğru bir şey derki, ne zaman doğru bir şey yapar ki; saçmalıyor işte, dinleme diyor belki. Her şeye rağmen bir yanımızı eksik bırakan; içimizdeki bu vesvese veren kötü ses değil mi?
Biliyor muyuz? Hepimizin içinde bir iyi bir de kötü melek var.
Filmlerde, reklâmlarda, çizgi filmlerde çıkıyor ya melekle şeytan konuşuyor; her şey o kadar alaya alınmış ki masal gibi geliyor artık değil mi? eskiler eskide kaldı diyoruz.
Her insanın nefsi vardır! Nefs “insanda ve cinde şer, kötülük kuvveti” anlamına gelmektedir.
İçimizde konuşan ses kim? bunu biliyor muyuz? Kendi kendimize konuşuyoruz değil mi? aslında içimizde; kendi kendimize konuştuğumuzu zannediyoruz ama gerçeği öyle değil. Bir konuda iyi düşünmemiz için içimizdeki iyi melek konuşuyor, kötü yorumluyorsak içimizdeki kötü melek (şeytanın yoldaşları, şeytanın emri altında olan kötü cin) konuşuyor.
Hangimiz biliyor bunu? Belki de hiçbirimiz bilmiyor değil mi? bazılarımızda bende şeytan yok, olamaz diyor belki. Birçoğumuz içinden konuşmayı bile bıraktık değil mi belki? Zaman değiştiler, şöyleler, böyleler demeye o kadar alışmışız ki, ne olursa olsun diyoruz boş ver diyoruz.
Namaz kılanlarımız, ibadet edenlerimiz bilir belki. ‘’ALLAHU EKBER’’ deyip tekbir alırız. ‘’ALLAH’ım dünyevi her şeye sırtımı dönerek huzurundayım’’. Anlamına geldiğini biliyor muyuz? Ama namaz içinde, namaza durmadan önce; düşünmediğimiz konuları bile düşünebiliyoruz değil mi? bu içimizdeki kötü sesten kaynaklanıyor; bunu biliyor muyuz? Namazda iken dünyevi konular hakkında nasıl düşünebiliyoruz? İçimizdeki vesvese veren kötü ses sayesinde ibadetimiz ‘’iyi, güzel, faydalı amel’’ olmaktan çıkmıyor mu?
“ALLAH’IM dünyevi her şeye sırtımı dönerek huzurundayım.” Dediğimiz halde, namaz içinde dünyevi konuları düşündüğümüzde namazımız kabul olur mu?
Belki birçoğumuz namaz bile kılmadık, ya da belirli bir süre kıldık; bıraktık, ya da hala kılıyoruz.
Peki, kılmayanlar neden kılmıyor? Zaman değişti, artık kimse kılmıyor, zaten ölümlü dünya; acı, eziyet çekmeye gelmişiz, ibadet etsek ne olur, etmesek ne olur. Kılanların halini de görüyoruz. Bugüne kadar kılmadım, bugünden sonra kılsam ne olur diye mi düşünüyoruz?
belirli bir süre kılıp, daha sonra zaman değişti diye düşünüp kılmayı bırakanlar, içindeki kötü sese kulak verip, kılanların halini de görüyoruz, içimiz huzur bulmuyor, ne yapsak olmuyor, hep bir yanımız yarım kalıyor diye mi düşünüyor?
Hala kılanlarımız; “Rabbim biliyor ben kılayım, kılarken düşünsem de kılayım, insanlığın fıtratında, insanlığın doğasında var” diye mi düşünüyor?
Peki, zaman değişti, zaman değişti deyip duruyoruz! Zaman değişti ne demek? Zaman değişir mi? bundan bin yıl önce de bir gün aynı zaman dilimi değil miydi? Ölçüm gereçleri farklıydı sadece o kadar. Zaman değişti diyerek ‘’Biz müslümanız ama Rabbim böyle uygun görmüş, böyle olmasını istemiş, farklı olmasını isteseydi böyle olmazdı; bize boyun eğmek düşer’’ demiş olmuyor muyuz?
Beni benden başka anlayan yok diyoruz, ben yalnızım diyoruz, herkes yalnız diyoruz. Ama Rabbimiz her yerde, her şeyi görüyor diyoruz. Bu nasıl oluyor. Rabbimiz her zaman yanımızda değil mi haşa? Her yaptığımızı, her söylediğimizi, her düşündüğümüzü görüp duymuyor mu haşa?
Peki, ben nereye gidiyorum, sonum ne olacak deyip duruyoruz belki kimi zaman. Aman boş ver diyoruz kimimiz belki. Battı balık yan gider diyoruz. Böyle gelmiş böyle gider diyoruz. Zaman değişti diyoruz, geçiştiriyoruz.
Ben soruyorum; biz nereye gidiyoruz? Biliyor musunuz? Herkesin ateşini kendinin götürdüğü cehennem çukuruna! Küfür ve şirk içindeyiz hepimiz. Küffarın yaptığı misyonerlik oyunlarına kandı belki büyüklerimiz. İçindeki şeytanın vesveselerine boyun eğip maddeye yöneldiler belki. Peki, biz niye aynı şeyi yapıyoruz. Hani başkalarının yaptığı hataları yapmayacaktık? Büyüklerimiz gibi olmayacaktık?
Zaman değişti diyoruz, şöyleydi, böyleydi, boş ver diyoruz. Ne olursa olsun diyoruz. Maddeye yöneliyoruz. Şunu başarırsam şöyle olacak diyoruz. Bunu başarırsam böyle olacak diyoruz. Bir engele takılsak Rabbimize dua ediyoruz. Yalvarıyoruz kimi zaman. İstediklerimizin birçoğunu gerçekleştirebiliyoruz belki. Şükrediyoruz önce. Bir süre sonra ben yaptım. Başardım, ben buyum. Mutlu olmayı hak ettim, ben başardım diyoruz kimimiz kimi zaman. Ama bir süre sonra bilmeyip de, farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimizi bulamadığımız için hep yarım kalan yanımız nüksediyor değil mi? bir yanımız hep eksik kalıyor. Ahir zaman alametleri gerçekleşti diyoruz kimimiz kimi zaman. Biz görmeyiz o günleri diyoruz belki. Peki, yarına çıkıp çıkamayacağımızı bilebiliyor muyuz? Bir dakika sonra ölecekmiş gibi Ahiret hayatı için, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya hayatı için çalışmamız, ibadet etmemiz gerekiyor! Ne kadarını yapabiliyoruz? Zaman değiştiler, şöyleler, böylelerle.
ALLAH cezamızı verecek!
Çok duyduk değil mi bu sözü? ibo abimiz sağolsun. ALLAH cezanı verecek alem sana gülecek. bana bu ettiklerini dünya alem bileceklerle.
biz ağlamayı ferdiden, titremeyi azerden, acı çekmeyi ibodan, yıkılmayı mahsundan öğrenmiş bir nesiliz değil mi?
Hiç birimizin yarına çıkmaya garantisi yok diyoruz, ölümlü dünya diyoruz ama ALLAH rızası için yaptıklarımızın bile içimizdeki kötü ses yüzünden ‘’halis amel’’ olmaktan çıktığını biliyor muyuz? Her şeyi biliyoruz değil mi?
Bilim çağındayız. İnsanların teknoloji bakımından en üst düzeyde olduğu zamandayız. Evet, aslında bilim çağındayız. Bilgi çağındayız. Her türlü pisliğin olduğu, her şeyin açıkça ortada olduğu, kimimizin içten, kimimizin de dışardan şirke gittiği çağdayız.
Peki, biz nereye gidiyoruz?
Bazen zaman hiç geçmiyor değil mi? saniyeler bile yıllar gibi geliyor? Dünyanın bin yıllık zaman süresi, Ahirette bir gün bunu biliyor muyuz peki. Kimimiz biliyor, kimimiz bilmiyor.
Hepimiz şeytanın köleleri, hepimiz şeytanın evlatlarıyız. Kimimiz içten, kimimiz dıştan şirke devam ediyoruz. Ahir zaman alametlerinden ‘’şeytanın köleleri ve evlatları artacak, halis ameller azalacak’’ alameti değil mi bu?!
Ama her şey o kadar kalıplaşmış ki, o kadar sindire sindire geçmiş ki zaman; zaman değiştiler, şöyleler, böyleler deyip; boyun eğiyoruz değil mi?
Sevsen ne olur kalsan ne olur sarsan ne olurdularla, sevdirmem sevdirmem hain yâre kendimi öptürmem öptürmem saçımın bir telinilerle, öpsene beni sen öpsene benilerle, zaman değişti demelerle hayatımız ne kadar güzel ve huzurlu geçiyor peki? Bir süre sonra yarım kalan yanımız huzur bulabiliyor mu?
Gözümüzdeki güneş gözlükleri açıklıyor aslında değil mi her şeyi? güneş gözlüğünü çıkardığımızda gözümüzü güneş mi alır, yoksa forsumuz mu bozulur? İki gözümüze takmış olduğumuz güneş gözlüğünden bahsetmiyorum! İnsanların geceleri bile çıkartmadıkları, şeytanın kalp gözümüze takmış olduğu güneş gözlüklerinden bahsediyorum!
Ey Âdemoğlu! Ey son peygamber Ahmedi Mahmudu Muhammedi Mustafa Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ümmeti;
Hepimiz Müslümanız değil mi? peki Müslümanlığımızdan elimizde kalanlar ne? Zaman değiştiler, şöyleler, böyleler, böyleyken böyleler.
Hepimiz insanız değil mi? peki insanlığımızdan elimizde kalanlar ne? Şeytanın vesveselerine boyun eğip maddeye yönelmeler. Menfaat düşünmeler kimimiz için. Zaman değiştiler, böyleyken böyleler, şöyleyken şöyleler.
Kimimiz daha fazla, kimimiz daha az. Sonuçta hepimiz yapıyoruz bunları. Bizden sonra gelen nesiller bizden daha fazlasını yapacak; tabi o günler olursa.
Şeytandan ve iblise itaat eden yandaşlarının şerrinden yüce Rabbimizin rahmetine ve merhametine sığınırım!
<Subhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahu valla hu ekber, vela havle ve la kuvvete illa billahil aliyyül aziym!>
Eskiden tanıdığımız birini gördüğümüzde ilk başta seviniyoruz değil mi? sonra suratımız asılıyor ve normal bir muhabbet ediyoruz belki. Eskiden olanlar geliyor belki aklımıza, o kişiyle konuştuklarımız, onun bize dedikleri, belki de bizim ona dediklerimiz. Ya da demediğimiz halde içimizden onun hakkında düşündüklerimiz geliyor aklımıza. Belki de yalnızlığımız geliyor aklımıza. Belkiler hep devam edip duruyor. Bunlar anlık oluyor değil mi? belki de birçoğumuz farkına bile varamıyoruz bu durumun.
Hepimizin istediği şeylerden biri değil mi iyi hatırlanmak; hatada yapsak, birilerine bağırsak da çağırsak da, herkesin anlamasını istemedik mi çoğu zaman? Bir taraftan da hiç kimsenin anlamamasını istemedik mi? bir anımız bir anımıza uymasın demedik mi? çelişki üzerine çelişki kurduk hep. Şöyleler, böyleler. Hep daha da kabuğuna çekilmeler. Hayattan beklentisi kalan kaç kişi kaldı aranızda. Bir gün elbet olurlar, zaman değiştiler, şöyleler, böyleler.
Bütün herkese karşı şartlanmışız aslında bu böyle yapar, şöyle yaparsa böyle olur, böyle yaparsa şöyle olur. Belki de kırıyoruz, kırılıyoruz sürekli ama belirli bir süre ya da durumdan ötürü, bütün kırılmalara, oluşan soğukluğa rağmen devam ediyoruz değil mi muhatap olmaya. Herkes için böyle yapmıyor muyuz?
Kiminiz veryansın ediyor belki şuan; bu deli neler saçmalıyor diye. Herkes istediğini yapmakta, istediğini düşünmekte serbest;) bunu hepimiz düşünmüyor muyuz aslında; kimi zaman düşünüyoruz değil mi? kimi zaman da zaman değişti diyoruz boş ver deyip gülüp geçiyoruz.
Yapılması gerekenleri yapabilmeyi isteyeniniz olmadı mı hiç zaman zaman? Oldu değil mi? kimimiz ama biz kızız dedik; şöyle olması lazım, böyle olması lazım, şöyle davranılması lazım dedik. Kimimiz biz erkeğiz dedik. Ama zaman değişti dedik, artık herkesler böyle dedik, başkası yapmıyorsa ben niye yapayım dedik.
Kendimizi dünyanın merkezindeymiş gibi görüyoruz değil mi zaman zaman? İşimize nasıl gelirse! Yeri geldiğinde şöyle olması lazım, yeri geldiğinde kadın erkek, eşittir. Şöyledir, böyledir. Yani her konuyu yorumlamak istediğimiz gibi çelişki üzerine çelişki kurarak yorumluyoruz değil mi? Ama biz farklıyız değil mi? farkımız ne peki? Zaman değişti diyerek, zamanı değiştirenlere ayak uydurup, onlar gibi davranmak mı?
Ne yaparsak yapalım hep bir yanımız yarım kalıyor değil mi?
Hiç üstümüze vazife olmayan bir olaya bile, bizle alakalı olmayan bir duruma bile müdahale etmeyi istemedik mi zaman zaman? İsteyenlerimiz oldu belki değil mi? bana ne dedik kimi zaman, zaman değişti dedik, ben o durumda olsam bana kim yardım edecek dedik belki. Boş ver dedik, güldük geçtik.
Bir taraftan benim hakkımda kim ne düşünürse düşünsün deyip, bir taraftan da kimse benim hakkımda bir şey düşünmesin deyip, kimi zaman herkes beni iyi biliyorlar, iyi bilsinler, kimi zamanda herkes beni kötü biliyorlar, kötü bilsinler diye düşünenlerimiz olmadı mı aramızda? Oldu değil mi? beni Rabbim bilsin yeter diyoruz kimi zaman. Kimi zamanda beni benden başka anlayan yok diyoruz. Kimi zamanda sen kendini bile anlayamıyorsun ki, başkası seni nasıl anlasın diyoruz değil mi?
Çelişki üzerine çelişki kurarak geçiriyoruz hayatımızı, kimi zaman farkında olarak, kimi zamanda farkında olmadan.
Ne yapsak, ne etsek olmuyor ama değil mi? hep bir yanımız; bir süre susup bir zaman sonra eksik kalan yanımız nüksediyor değil mi? ne yapsak, ne etsek bulamıyoruz eksik kalan yanımızı. Başka bir amaca bağlıyoruz kendimizi. Başka şeylere yöneliyoruz hep. Ama bir süre sonra başarsak da, başaramasak da; hep yarım kalan yanımızın daha da yarım olduğunu görüyoruz değil mi?
Olmuyorlar, ne yapsak, ne etsek olmuyorlar.
Zaman değiştiler, şöyleler, böyleler.
Nereye kadar böyle gidebileceğiz peki? Bugüne kadar nereye kadar gidebildik? Hangi sorunumuzu çözebildik kendi kendimize, hani ben kendime yeterim diyorduk? Gerektiğinde yetemiyoruz ama değil mi? ne yapsak, ne etsek, ayağımız ufacık bir çakıl taşına takılıyor değil mi? ben var ya şeytana pabucunu ters giydiririm diyoruz; şeytan bize kıs kıs gülüyor biliyor musunuz? Zaten pabucumuzu ters giydirmiş bize biz boşu boşuna konuşuyoruz. Ayağımıza takılan ufacık çakıl taşı, aslında şeytan biliyor musunuz?
Bunlar masal gibi geliyor değil mi? bir yanınız anlıyor, bir yanınız anlamak istemiyor değil mi?
“Sen kimsin? Kim oluyorsun? Bunlar ALLAH’LA benim aramda olan bir şey” diyenlerimiz! Her şeyi yeri geldiğinde söylüyoruz değil mi? yeri geldiğinde de hepimizi yaratan bir diyoruz. Hem hepimizi yaratan bir diyoruz; hem de bunlar ALLAH’LA benim aramda olan bir şey kimse karışamaz diyoruz! Peki, bu nasıl oluyor? Bunlar ALLAH’LA benim aramda olan bir şey derken; hâşâ huzurda ‘’herkesi yaratan farklı, herkesin ALLAH’I başka’’ demiş olarak, en büyük günahlardan biri olan şirke gitmiyor muyuz?
Ya Rabbel Alemiyn. Yolundan şeytanın vesveseleri yüzünden sapmış olanlara, rahmetinle ve merhametinle muamele edip, bizleri; doğru yola, hak yola, senin yoluna eriştir! (âmin!)
Herkes eskileri geride bıraktılar? Sadece eskileri mi yoksa düne kadar olan her şeyi mi geride bırakmışız acaba? Dünde dâhil. Sadece bugün olanlar ilgilendiriyor bizi. Ve gelecek değil mi? ama gelecek kimi zaman karanlık gözükmüyor mu hepimiz için? Acabalar içimizi yiyip bitirmiyor mu? Gerektiğini düşündüğümüz ne var elimizde?
Zaman değiştiler, şöyleler, böyleler.
Kendi kendimize yetebilirimler;) ne güzel. Şuan veryansın ediyor bazılarınız; kalıplaşmış o kadar şey var ki hayatımızda; o kadar sindire sindire oluşmuş ki her şey, ben diyoruz hepimiz başka bir şey demiyoruz. Ben buyum! Ben var ya ben deyip duruyoruz hep!
Kimimiz az yaptık, kimimiz çok yaptık. Kimimiz hala yapıyoruz, kimimizde yapmıyoruz. Kimimizde düşündük. Bazılarımız bunları bile düşünmeden kader utansın dedik, kaderim böyleymiş, bize boyun eğmek düşer dedik. Zaman değişti dedik. Boş ver dedik.
Hepimiz bir zaman çocuktuk! Bir zaman bebektik. O zaman ne biliyorduk? Hiç bir şey!
Dünyaya şuan ki haliyle geldiğini söyleyebilecek olanımız var mı içimizde?
Kimi zaman görerek, kimi zaman gösterilerek, kimi zaman okuyarak, kimi zaman okutularak, kimi zaman duyarak, kimi zamanda sezerek, kimi zaman tartışarak, kimi zaman fikir alışverişinde bulunarak, kimi zaman araştırarak.. Kimi zaman ağlayarak, kimi zaman sızlayarak, kimi zaman gülerek, kimi zaman düşünerek; kimi zamanda gördüklerimizden, duyduklarımızdan, öğrendiklerimizden pay biçerek, bazılarını okulda, bazılarını hayatımızda, bazılarını büyüklerimizden, bazılarını çevremizden öğrenerek bugünlere gelmedik mi?
Ben! Ben! Ben! Ben var ya benler. Bu benler var ya bu benler! Zaman değiştiler. Şöyleler böyleler. Nereye kadar gidebildik bugüne kadar? Nereye kadar gidebileceğiz?
Zaman değişti değil mi? şerefsizlere şerefli deniliyor; şerefini, insanı insan yapan değerleri kaybetmemeye çalışanlara şerefsiz deniliyor bu zamanda!
Hayatta her şey istediğimiz şekilde gitmiyor değil mi? çünkü arayıp ta bulamadığımız, farkında olmadan aramaktan vazgeçemediğimiz, belirli bir süre sonra hep bir yanımızı eksik bırakanın ne olduğunu bulamıyoruz! İşte o yüzden hep ayağımız bir çakıl taşına takılıyor. Kalp gözümüzdeki şeytanın takmış olduğu güneş gözlüğüne.
Bunlar kimimizin kimi zaman düşündüklerimiz ve şuan düşünmediklerimiz. Kimimizin de şuan bile düşündüğü şeyler. Kimimizin de zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyleyken böyle demelere, kaderimiz buymuşlara boyun eğip, yenik düşüp; bunları bile düşünme noktasına gelmeyenlerin ki.
Hepimizin kendimize göre amacı olduğunu düşünenlerimiz? Bugüne kadar kimisini gerçekleştirebildiğimiz, kimisini gerçekleştiremediğimiz, kimisini de hala gerçekleştirmeye çalıştığımız, hangi amacımız içimize huzur verdi? Bir süreliğine verdiği oldu ama sonunda yolumuzdan hiç eksik olmayan çakıl taşı ayağımıza takıldı değil mi?
Sen kimsin? Kim oluyorsun? Bunları ne hakla yazıyorsun? Ne vasıfla bunları yazma cüretine giriyorsun? Vb. diyenlerimiz.
Ben kim miyim? Kimine göre hayattan hiç bir beklentisi olmayan biri. Kimine göre hayata isyan eden biri. Kimine göre psikopatın biri. Kimine göre geri zekâlının biri. Kimine göre ruh hastasının biri. Biri de biri.
Gerçekte ben kim miyim?
Delinin biriyim işte!
Dikkat ederseniz bizli konuşuyorum. Hepimiz bir zamanlar yaptık diyorum. Kimimizde hala yapıyoruz diyorum. Kimimizde bıraktık diyorum. Hepimiz diyorum.
Birçoğumuz hiçbir şeyin değişebileceğine inanmıyoruz belki. Ben değişmedim diyoruz kimi zaman. Ama her geçen gün yavaş yavaş değişiyoruz hepimiz. Bunun farkında olalım.
Hepimiz!
Her birimiz hayatımızı çelişki üzerine çelişki kurarak nereye kadar götürebildik? Ya da nereye kadar götürebileceğiz?
Eski arkadaşlarımızla vakit buldukça toplanıyoruz değil mi? ama her görüşmemizde katılımlar azalıyor, ya da gereksiz muhabbet için toplanılıyor. Bazen düşünüyoruz niye böyle oluyoruz diye. Kimi zamanda zaman değişti diyoruz, herkesler böyle diyoruz. Biz böyle olmayacağız diyoruz geldiğimiz için. Ama bir süre sonra kimimiz eksik kalmamak için, ya da biz hala görüşüyoruz; vefalıyız diyebilmek için toplanıyoruz. Kimimizde gelmeyenler hakkında ileri geri konuşuluyor, ben gelmesem benim hakkımda da yorum yapıp konuşurlar diye geliyoruz belki de. Daha azımız iştirak ediyoruz, bir araya geliyoruz. Ve bazılarımızda gelenlerin, gelmedikleri zaman haklarında yapılan yorumlar yüzünden gelmiyor. Ya da birbiriyle haberleşmiyor. Her birimizin bütün olaylarda haklı olduğumuz noktalar var; ama bir taraftan da haksız olduğumuz noktalarda var! Bir olayda biz daha haklıysak; başka bir olayda daha az haklıyız. Ben var ya benler, zaman değiştiler, şöyleler, böyleler demeye devam ettikçe de böyle olacağız. Ve böyle olmaya da devam edeceğiz.
Her birimiz kendimizi farklı göstermeye çalışıyoruz ve kendimizi; yarım kalan yanımızı bir şekilde tamamlamaya çalışıyoruz. Ama olmuyor, ne yapsak ne etsek olmuyor! Hep bir yanımız eksik kalıyor!
Bunlar yeryüzündeki bütün insanlar için geçerli! Kimimiz az, kimimiz çok, kimimiz zaman zaman, kimimiz ara sıra; sonuçta hepimiz ya bir zamanlar yaptık, ya da hala yapıyoruz!
Ben var ya ben demelerle, işte demelerle, şöyle demelerle. Zaman değişti demelerle.
Hep kendi kendimize sözler verip duruyoruz değil mi bir daha böyle olmayacak, bir daha kırılmayacağım diye? Beni benden başka anlayan yoklarla, beni aramayanı ben niye arayayım demelerle, sürdürüp gidiyoruz hayatımızı; ama her yeni olay, ya da her yeni tanıdığımız insan, ya da çalıştığımız her yeni iş, her yeni uğraş bizim için yeni bir başlangıç oluyor değil mi?
Bir süre sonra ayağımız bir çakıl taşına takılıyor hep. Kimi uğraşımız kısa bir süre oyalıyor bizi, kimisi de uzun bir süre oyalıyor. Ama bir süre sonra yarım kalan yanımız yine nüksediyor!
Olmuyorlar, şöyleler, böyleler… Ben buyum, ben bugüne kadar böyle geldim, değişmedim, değişmeyeceğimler! Ama bir şekilde hepimiz, her birimiz değişiyoruz değil mi? hepimiz! Her birimiz! Kimimiz az, kimimiz çok. Kimimiz zaman zaman, kimimizde bazen. Kimimizde bir süreliğine, kimimizde kısa bir süreliğine. Hepimiz yapıyor bunları. Ya da bir zamanlar yaptık, ya da düşündük… Kimimizde bunları bile düşünmeden bıraktık her şeyi, boş ver dedik. Zaman değişti dedik. Çile çekmeye gelmişiz bu hayata dedik. Bir süre hiç bir şey düşünmeden geçiştirdik hayatımızı!
Ama uzun, ama kısa bir süre sonra; ayağımız bir çakıl taşına takıldı değil mi yine? Yarım kalan yanımızı; bilmeden arayıp da bulamadığımızın ne olduğunu aramaya çalıştık. Ama hep maddede aradık. Kimimiz yeni bir işte, kimimiz üniversitede, kimimiz farklı gördüğümüz bir insanda aradık. Ama yine olmadı bir süre sonra. Hep çakıl taşı takıldı ayağımıza her birimizin. Kimimizin çakıl taşı büyük, kimimizin ki küçük! Her birimiz içimize gömdük isyanımızı. Her birimiz. Kimimizde sesli isyan etti. Kimimizde içinden. Kimimizde kader utansın dedik, hiç bir şey düşünmeden battı balık yan gider dedik. Bu zamanda kim mutlu ki ben mutlu olayım dedik. Dedik, dedik.
Zaman değişti demelere; şöyle demelere, böylelere uymayacağız dedik. Ben değişmedim, değişmeyeceğim dedik kimi zaman! Baktık ne yapsak ne etsek olmuyorlar; zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyle demelere, değişmeyeceğim demelere boş verdik, zamana uyduk ve değiştik! Hepimiz. Her birimiz!
Hepimiz vefalıyız değil mi kendimize göre? Beni aramayanı bende aramıyorum demelerle. Aramayan aramasınlar la, ben kendi kendime yeterim diyerek geçiştirdik zamanımızı. Hep birileri tarafından hatırlanmayı, aranmayı ümit ettik kimi zaman; kimi zaman arandık, kimi zaman aranmadık, kimi zamanda beni aramayanı bende aramam dedik! Kimi zamanda hiç ummadığımız kişi arayınca önce sevindik hatırlıyor diye, sonra farklı düşüncelere daldık her birimiz. Bu niye aradı şimdi, işi düşmese aramazdı. Şöyleydi, böleydi dedik. Arayanlarımızı bile; bir süre sonra niye arıyor diye düşündük! Kimimizde bunları bile düşünmeden bıraktı değil mi? zaman değişti dedik, bu zaman böyle dedik. Ben kendime yeterim dedik. Böyleyken böyle dedik! Ama hep ayağımız çakıl taşına takıldı bir süre sonra. Kimi zaman uzun sürdü suskunluğumuz, kimi zamanda kısa sürdü.
Hepimiz sabırlıyız da değil mi kendimize göre? Bak şöyleydi, ben sabırlıyım demelerle; kızdırmalarla, ayağımız takılsa, ALLAH belanı versin demelerle. Canımız sıkılsa of demelerle. Her şeyin yolunda gittiğini düşündüğümüz zamanlarda bile kimi zaman düşüncelerle, kimi zaman şarkılarla, kimi zaman kendi kendimize mırıldanarak, kimi zamanda sesli söyleyerek. Kimi zamanda sadece düşünerek! İsyan ettik her şeye. Hayatımıza ve kaderimize değil mi?
Ama ben buyum dedik! Ya Rabbim sen beni biliyorsun dedik! İsyan etmek istemiyorum ama niye hep ben dedik kimi zamanda. İçten içe isyan ettik, kimi zamanda içimize gömdük isyanımızı. Ama her birimiz birbirimizden sabırlıyız değil mi?
Durum neyi gerektiriyorsa öyle davrandık, zaman değişti dedik; herkesler böyle dedik. Yeri geldiğinde vefalıyız dedik; yeri geldi, beni aramayanı bende aramam dedik! Sabırlıyız dedik! Canımız bir şeye sıkılsa bağırdık, çağırdık; beni benden başka anlayan yok ki, ben seni niye anlayayım dercesine bağırdık! Her şeyimiz o anda kaldı belki kimi zaman! Kimi zamanda hatırladık pişman olduk. Kimi zamanda ben hayatımda hiç bir yaptığımdan pişman olmadım dedik!
Bu konular o kadar derin konular ki; ben şuyum, ben böyleyim demek bile yanlış oluyor hepimiz için. Zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyleyken böylelere, çelişki üzerine çelişkilere; o kadar kaptırmışız ki kendimizi. Her şey o kadar sindire sindire, her şey o kadar yavaş yavaş oluşmuş ki geçmişimizde, her şeyimiz o kadar kalıplaşmış ki; her şeyimiz o kadar lafta kalmış ki!
“Ama ne yapsak ne etsek olmuyor, ben böyleyim” demeler. Böyleyken böyleyim demeler. Bir süre sonra zaman değişti demeler. Değişmedim, değişmeyeceğim demeler! Olmuyorlar. Olmuyorlar!
Ne yapsak, ne etsek bir süre sonra hep bir yanımız yarım kalıyor değil mi?
Ayağımıza takılan çakıl taşının kalp gözümüze çekmiş olduğu perde gerçek huzura erişmemizi engelliyor değil mi?
Bilemeyip de, farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimiz halde; hep başka şeylerde aramaya çalışıp da, hep bir süre sonra yarım kalan yanımızın nüksettiği ve bir türlü aramaktan vazgeçemediğimiz; hep bilemediğimiz bir arayış içinde olmadık mı?
Kimi zamanda ben her istediğimi yaptım, istemediğim bir şeyi kimse bana yaptıramazlar! Ben istedim mi yaparımlar! Böyle geldim böyle giderimler! Hayatımda hiç pişman olmadım diye haykırmalar! Kimi zamanda yaptığımız her şeyden pişmanlık duymalar! Kimimiz içinde kimi zaman doğduğumuz güne lanet okumalar!
Olmuyorlar, şöyleler, böyleler, böyleyken böyleler.
Kimimizin zaman zaman düşündüğümüz, uyguladıklarımızı, kimi zamanda bilmeyerek yönlendiğimiz, daha sonra pişman olduğumuz şeyleri bize yaptıran şeytana boyun mu eğeceğiz hala? Hep bir yanımızı neyin yarım bıraktığını merak etmiyor muyuz? Etmiyor muyduk?
Kimi zamanda ben kimseye boyun eğmedim demeler, istemediğim bir şeyi bana kimse yaptıramazlar. İçimizde kaçımız biz diyor peki? Hepimiz şeytanın oyuncağı olmuşuz; kimimiz az, kimimiz çok, kimimiz de zaman zaman. Kimimizde boş vermişiz. Böyle gelmiş böyle gider demişiz. Kimimizde benim içimde şeytan yok, olamaz demişiz.
Ey cemaati müslimin! Ey insanoğlu! Kimimiz zaman zaman; kimimiz bazen, kimimizde hala yapıyor ya da düşünüyor bunları! Kimimizde zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyle demelere o kadar kaptırmışız ki kendimizi; boş ver demişiz bırakmışız her şeyimizi. Ama bir yanımız eksik kalıyor değil mi bir süre sonra. Ne yapsak ne etsek olmuyorlar.
Farklı olan hiçbirimiz yok aramızda; kimimiz az, kimimiz çok, kimimizde zaman zaman. Hepimiz yaptık bunları. Hiç birini yapmadım diyebilenimiz yok aramızda! Ben de dâhilim bu cemaate! Hepimiz, her birimiz! Şuan dünyada yaşayan herkes dâhil!
Hepimiz! Her birimiz için geçerli bunlar! Kimimizin az, kimimizin çok! Hiçbirimizin hiçbirimizden farkımız yok! Hepimiz insanız.
Zaman birlik ve beraberlik zamanı!
Ahir zamandayız!
Herkes anlamak isteyen yanıyla anlasın lütfen; anlamamak isteyen yanıyla değil!
Kimimiz az yapıyoruz, kimimiz çok yapıyoruz, kimimiz düşünüyoruz. Kimimiz düşünmeyi bile bıraktık bu noktalara gelmeden. Hepimiz farklı ortamlarda, farklı şartlarda, farklı koşullarda geldik belki bu günlerimize; ama bilmeden; farkında olmayıp ta her birimizin aramaktan vazgeçemediği aynı.
Kimimiz az. Kimimiz çok. Ama sonuçta yaptık. Kimimiz düşündü. Kimimiz bu noktalara bile gelmeden kader dedik. Boş ver dedik! Geçiştirdik hayatımızı.
Bu zaman zaman değil. Bu zaman ahir zaman!
İnsanlığımız için, her birimizin; birlik ve beraberlik içinde olması gereken zaman! Önce insan olduğumuz için, sevgili, saygılı ve hoşgörülü olma zamanı. Önce yaratandan ötürü, sonra insanlığımızdan ötürü!
Hala yapanlarımız, yapmayı düşünenlerimiz, ya da düşünecek olanlarımız, ya da bir zamanlar yapmış olup ta bırakanlarımız.
Kısacası yaşadıklarımız.
Her birimizin birçok yönü farklı olsa da; her birimiz önce yaratanımızdan ötürü kardeşiz. Bilemeyip de farkında olamadan aramaktan vazgeçemediğimiz de aynı…
Bütün söylediklerimizin, bütün söyleyebileceklerimizin, düşündüklerimizin, düşünebileceklerimizin arkasında olabiliyor muyuz her birimiz her zaman? Her birimiz! Hepimiz!
Ben diye bir şey yok hiçbirimiz için. Her birimiz için, düşünenlerimiz, düşünebilecek olanlarımız, yapanlarımız, yapacak olanlarımız; bunlar hepimizin içindekiler!
Hepiniz sıkıldınız değil mi? bu deliden mi sıkıldınız acaba? Yoksa bunların gerçekliğinden mi sıkıldık her birimiz? Yoksa içimizde ki mi sıkıyor her birimizi?
Kalıplaşmış olan, hayatımızda ki her şey! Değişmedim, değişmeyeceğim demeler! Düşüncelerimiz mi sıkıyor her birimizi. Yoksa kalp gözümüzde ki perde mi sıkıyor.
Birçoğumuz benlere devam ediyor!
Her birimiz kendi kendimizi her geçen gün biraz daha değiştiriyoruz. Değişmeyeceğim demelere rağmen! Olmuyorlar değil mi ama? Ne yapsak ne etsek olmuyorlar!
Kalp gözümüzdeki perde gerçekleri kabullenmek istemiyor değil mi? bir yanımız anlamak istiyor, bir yanımız anlamak istemiyor! Kimimizin başı ağrıyor belki, kimimiz de mayışmaya benzer bir şekilde uyukluyor. Kimimizin de kalbi sızlıyor, kalplerimiz sıkışıyor. Kimimizin de damarlarımızdan, iliklerimizden kanımız çekiliyor. Daha o kadar olay var ki; kalp gözümüzde ki, içimizdeki vesvese veren kötü sesin, her birimizin uyanıp gerçek huzura erememesi için; o kadar farklı acılar veriyor ki bedenimize. Olmuyorlar! Sıkıldıklar! Her birimiz için geçerli bu ve benzeri durumlar. Kimimiz için çok. Kimimiz için az. Kalp gözümüzdeki perdeye ne kadar uymuşsak o kadar çok oluyor her birimiz için. Az uymuşsak da az oluyor.
Her birimiz huzur istemiyor muyuz?
Esneyenlerimiz ağızlarımızı kapatalım; içimizde duramayan şeytanın, bedenimizi terk ettikten sonra tekrar içimize girmemesi için.
Her birimiz önce kendimizi anlamalıyız. Sonra birbirimizi anlamalıyız. Gerçek huzura erişebilmemiz için! Hiç birimiz bu dünyaya sebepsiz yere gelmedik!
İstedikten sonra öyle bir anlarız ki aslında. Kendi istediğimiz bir şey olsa, dağı taşı deviririz yine anlarız her birimiz. Hani istediğimiz her şeyi yapardık her birimiz. Ama bu sefer farklı değil mi? bu sefer bir yanımız anlamak istiyor; bir yanımız anlamak istemiyor! Kendimiz için anlamalıyız her birimiz! ALLAH rızası için anlamalıyız her birimiz. Zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyle demelere, boş ver demelere kulak asmamak için anlamalıyız her birimiz. Ve birlik beraberlik içinde yapmalıyız yapılması gerekenleri. Ne istediğini, ne aradığını, ne yapması gerektiğinin farkında olan bir ümmet olmalıyız artık.
Her birimizin istediklerinden önce; ilk önce rabbimizin, yaratanımızın ne istediği önemli biliyor musunuz?
Niye, ne için, ne maksatla, ne amaçla, ne yapmak için yaratıldığımız önemli. Dünyaya ne maksatla, ne yapmak için gönderildiğimiz ve üstümüze nelerin düştüğünü bilmemiz, üstümüze düşenleri ne kadar yapabildiğimiz önemli!
İçimizdeki; kötü sesin, vesvese veren şeytanın ve dünya malına, dünyalık şeylere tamah eden nefsimize uyarak maddede aradığımız, dünyalık şeylerde aradığımızı bulabildik mi bugüne kadar? Bulamadık değil mi hiçbirimiz?
Her yeni insan, her yeni olay, ufkumuza diktiğimiz her şey bizim için yeni bir başlangıç oldu değil mi? her birimiz için. Ama bunların her biri bir süre oyaladı bizi. Kimisi kısa bir süre, kimisi uzun bir süre.
Biz nereye gidiyoruz?
Her birimizin ateşini kendisinin götüreceği cehennem çukuruna; şu zamanda yaşayan
Her birimiz nasibimizi alacağız; ateşimizi kendimizin götüreceği cehennem çukurundan!
Hepimiz huzur arıyoruz ama nerde, nasıl arayacağımızı bilmiyoruz aslında değil mi? bedenimiz arıyor diyoruz kimi zaman, kimi zamanda yüreğimiz arıyor diyoruz. Her birimizin arayışı ne biliyor muyuz peki?
Dünyevi konularda arayıp ta bir türlü bulamadığımız, bizi belirli bir süre oyalayan ve bir süre sonra eksik kalan yanımızı yarım bırakan ve aramaktan vazgeçemediğimiz arayışımız ne biliyor muyuz? Bulabildik mi? kimimizde az, kimimizde çok; hala eksik noktalar var değil mi zihinlerimizde?
Bedenimizin aradığı bir arayış içinde, dünyalık şeylerde; nefsimize tamah ederek aradık belki birçoğumuz. Ama bulamadık değil mi?
Biliyor musunuz? Aslında ruhumuz bir arayış içinde; ama her şey o kadar kalıplaşmış ki dünyada, şeytana o kadar kul, köle olmuşuz ki, kimimiz az, kimimiz çok. Ruhumuz daralıyor!
Her birimizin arayışı aynı;
Ruhlarımız;
—Nefesiyle hayat bulduğumuzu; bizi yaratandan ötürü, nefesiyle hayat bulduğumuzdan dolayı parçası olduğumuzu;
Rabbimizi arıyor!
Rabbimizi. Rabbimize olması gereken sevgimizi arıyoruz her birimiz!
Her birimiz cehennemden nasibimizi alacağız. Kimimiz az, kimimiz çok.
ALLAH cezamızı verecek!
Yaradılışımızın sebebinden başlayıp, devamında gelenlerin farkına varıp uygulayabilirsek; rabbimize olan/ olması gereken sevgimizin farkına varabilirsek; sadece bizim değil, bizden sonra gelecek olanlarımızın da vebalini biraz azaltabiliriz belki!
Bu zaman zaman değil! Bu zaman ahir zaman! Şeytanın köleleri olmaya, şeytanın kuklaları olmaya; ruhumuzun aradığını, nefsimize uyup dünya malında aramaya ne kadar devam edebiliriz? Bu bizi nereye götürebildi? Nereye götürecek? Nereye götürebilir?
Kimimiz az yaptık, kimimiz çok yaptık. Kimimiz de düşündük. Kimimizde düşünüp uygulamaya kalktık; uygulayamadık/ uygulamadık. Kimimizde bunları bile düşünmeden kader dedi. Zaman değişti demelere uyup bir yandan da farklı olduğumuzu düşündük! Peki, hangi konuda ne farkımız olması gerekiyor bilebiliyor muyuz?
Her birimiz başımız dik yürüyoruz değil mi genellikle; kimi zaman herkese güçlü olduğumuzu, farklı olduğumuzu gösterebilmek için, kimi zamanda yeni uğraşımızın eskileri geride bıraktığını düşünüp, ben buyum diyebilmek için. Kimi zamanda ben değişmedim, hiç bir şeye boyun eğmedim diyebilmek için başımız dik yürüyoruz değil mi?
Ama zaman zaman düşüncelere dalıp önümüze bakarak yürüyenimiz olmuyor mu? Olduğu zaman oldu değil mi birçoğumuzun? Olmadı diyebilenimiz var mı içimizden?
Dalıyoruz değil mi bazen eskilere; yanlışlık nerde diye düşünüyoruz kimi zaman? Eksik nokta nerde diyoruz belki bazılarımız; ama ne yapsak, ne etsek bulamıyoruz değil mi?
Olmuyor demeler, şöyle demeler, böyle demeler, ben buyum demelere, böyle gelmiş böyle gider demeler, zaman değişti demeler. Artık herkesler böyle demeler.
Ben diyenlerimizin olduğu; girdiğim her ortama baktığımda: ‘’biz diyorum, nerde hata yaptık, nerde yanlış yaptıkta böyle olduk, insanlarımız niye bu hale geldi, biz niye böyleyiz, eksik nokta ne?’’ diye geçiriyordum eskiden içimden.
Hiçbirimizin yalnız olmadığını bildiğim halde, Müslüman olduğumuz halde, eksik olan noktamızı bulamadığım ve bulamadığımız için; her birimizin ben dediği için; sığıntı gibi hissediyordum kendimi; bazen de sığıntı gibi duruyordum hiçbir şey düşünmeden. Biz diyordum. Niye böyle olduk!
Başım önümde, yere bakarak yürüyordum hiç bir şey düşünmeden.
Zaman zaman başı yerde gidenlerimize; birçok zaman başı dik yürümeye çalışanlarımıza soruyorum;
Arayışımızın ne olduğunu bulamayıp, şeytanın kalp gözümüze takmış olduğu perde yüzünden, dünya malına tamah eden nefsimize uyup dünya malında aradığımız halde bulamadığımız huzurumuza rağmen başı dik gezmeye çalışanlarımız!
Bilmeden arayıp ta bulamadığımızı dünya malında arayıp başı dik gezdiğimiz halde, ama uzun ama kısa bir süre sonra; düşüncelere dalıp, başımız eğik; yere bakarak yürüdüğümüz halde!
Sonra zaman değişti demelere uyup, ben farklıyım deyip dik durmaya çalışarak; kime göre neyi göstermeyi, neyi ispatlamayı; kendimizi herkese farklı göstermeye çalışarak ne yapmaya çalışıyoruz? Kime göre; neyi ispatlamaya çalışıyoruz?
Rabbimiz her zaman her yerde yanımızda ve daim her şeyimizi biliyor.
Bu zaman zaman değil! Bu zaman ahir zaman! Rabbimizin bildiği ‘’ilahi takdir’in’’ gerçekleşmesine az kalan zaman.
Bu zaman insanlarımızın, her birimizin; neden yaratıldığının, neyi aradığının, ne maksatla, ne yapmak için dünyaya gönderildiğinin, üstüne düşenlerin ne olduğunun, ne kadarını yapıp, ne kadarını yapmadığının, farkına varıp; birlik beraberlik içinde, içimizdeki şeytanı susturup yapmamız gerekenleri yapmamız gereken zaman!
Rabbimize sığınma zamanımız!
ALLAH cezamızı verecek!
Bu sanal dünyaya imtihan için gönderildik her birimiz. Ama kalp gözümüze şeytan tarafından takılan perdeye, dünya malına tamah eden nefsimize uyup, o kadar dünyalık şeylere kaptırmışız ki her birimiz kendimizi. En aydınlık olduğunu düşündüğümüz zamanda bile; ama uzun ama kısa bir süre sonra her şey karanlık oluyor birçoğumuz için!
Hepimiz, her şeyin farkına varsak da varamasak da; her birimizin ateşimizi kendimizin götürecek olduğumuz cehennemden nasibimizi alacağız. Cezamızı çekeceğiz! Ve uyanamazsak gaflet uykumuzdan daha da çok nasibimiz olacak, her birimizin ateşimizi kendimizin götüreceği cehennemden!
Rabbimizin bildirdiklerine rağmen; şeytanın kalp gözümüze takmış olduğu perde yüzünden, dünya malına tamah eden nefsimize uyup dünyalık şeylere, günü birlik şeylere yönelince uğratılacağımız cehennem azabından korkmalıyız!
Hesap günü geldiğinde her birimizin ne yapacağı, nasıl azap çekeceği korkutmuyor mu? Rabbimize yönelmeden yaptıklarımızın sonunda nasıl yanacağımızı biliyor musunuz?
İşlediğimiz günahlar yüzünden her birimiz cezalandırılacağız! Ve hesap gününde; dünyada olduğu gibi, şuan olduğu gibi; aman beni şöyle bilmesin demelerin, aman benim hakkımda yanlış bir şey düşünmesin demelerin arkasına saklanamayacağız. nasıl olsa sadece ben biliyorum; farklı anlatsam, gizlesem ne olacak ki dediklerimiz bile ortaya çıkacak.
Hesap gününde her şey ortaya çıkacak! Gerçekler ve olması gerekenler! Ve hepimizin, her birimizin; yaptığı, yapmadığı, yapması gerektiği halde yapmadığı her şey ortaya çıkacak. O zaman dünyada olduğu gibi bahanelerin, zaman değişti demelerin, şöyle demelerin, böyle demelerin, böyleyken böyle demelerin, ben var ya ben demelerin, arkasına saklanamayacağız.
Her birimiz yaptıklarımızın da, düşündüklerimizin de hesabını yaratana, Rabbimize vereceğiz! Hepimiz!
Her şeye rağmen hala başı dik yürümeye çalışanlarımıza soruyorum? Kime göre, neyi ispatlamaya çalışıyoruz? Hala başımız dik yürüyebiliyor muyuz? Ya da yürüyebilecek miyiz? Bunlardan öte; en önemlisi; Rabbimizin huzuruna çıktığımızda başımız dik olabilecek mi?
ALLAH cezamızı verecek!
Ve o zaman dönüşü olmayacak hiç bir şeyin!
Hepiniz susmamı istiyorsunuz değil mi? sus diyor kiminiz! Yeter artık neler saçmalıyorsun diyorsunuz belki de. Kiminiz bağırmak istiyor bu deliye, kiminizde gürlemek istiyor! Belki dövmek isteyenlerimiz de vardır aramızdan.
Bir taraftan da hayatta hiç istemediğiniz kadar konuşmak istiyorsunuz belki, haykırmak isteyip de içinizde bile sessiz bıraktığınız konuları bağıra bağıra konuşmak istiyorsunuz belki. Bu deliye akla hayale gelebilecek ne kadar hakaret varsa söylüyorsunuz belki içinizden.
Bir taraftan konuşmak istiyorsunuz, bir taraftan bu deli ne diyor diyorsunuz; bir taraftan da konuşmak istiyorsunuz, hiç susmadan konuşmak. Kiminizde delidir ne yapsa yeridir diyor belki de.
Diyorsunuz her şeyi, hayatınız da hep sustunuz belki birçok zaman, birçok şeyi konuşmak istiyorsunuz belki ama konuşamıyorsunuz değil mi?
Ben ne istediğimi her zaman bildim diyoruz, kimi zamanda ne istediğimi ben ne zaman bildim ki şimdi bileyim diyoruz. Bu deli ne anlatıyor diyoruz belki kimimiz.
Ama şimdi ne istediğimizi, ne düşünmemiz gerektiğini, ne yapmamız gerektiğini, bu deliden kurtulmak için ne yapılması gerektiğini..
Kafamız allak bullak belki de. Bütün düşüncelerimiz birbirine girdi değil mi?
!iyi!
Ben var ya benlere, istesem dağları taşları yerinden oynatırım demelere, biz böyle gördüklere, böyle gelmiş böyle gider demelere, zaman değişti demelere, şöyle demelere, böyle demelere, böyleyken böyle demelere! Artık çok geç kimse değişmez demelere, ben hiç değişmedim demelere, ben yalnızım demelere, yalnız geldim yalnız gideceğim demelere, beni benden başka anlayan yok demelere, yalan dünya demelere.
Devam etmek isteyenlerimiz devam etsinler. Her birimiz birçok şeyi düşünebilecek yaştayız. Kendi eksikliklerimizin de, kendi noksanlarımızın da farkında olabiliriz her birimiz.
Olurda bir gün ayağımız taşa takılırsa, tutunacak bir dal ararsak, neden böyle oldu diyecek olursak, biz nerde yanlış yaptık da böyle oldu dersek, her şey için geç kalındı diyecek olursak. Boş boş etrafımıza bakıp, kimi zamanda dalarsak derin düşüncelere.
Bunları hatırlayın size zahmet! Düşüncelerimizi hatırlayın size zahmet!
Olurda bir gün gerekir belki!
Olurda bir gün; bir deli vardı bir zamanlar; bir şeyler karalamıştı ulaştırabildiği herkese ulaştırmaya çalışmıştı. Konuşmamıştık, konuşmaya çalıştığında susturmuştuk, ya da bir araya gelmemiştik, bir araya gelmek istememiştik; deli deyip gülüp geçmiştik. Vb. diye düşüncelere dalarsak.
İnsanlığımız için, kendimiz için, çoluk çocuğumuz için, ailemiz için, büyüklerimiz için, belki de hiç tanıyamadığımız insanlar için; dünya ve Ahiret hayatındaki saadetimiz için;
En önemlisi ALLAH rızası için!
Hepimiz bir araya geliriz ve nerde yanlış yaptıkları değerlendirip; yapmamız gerektiği halde yapmak için geç kaldıklarımızı yapabiliriz belki.
Tabi o zamana kadar ilahi takdir tecelli etmezse!
**************************************************************

Görüntüleme:1985, Cevaplar:15
Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:11 #2
delinin biri
Acemi Üye
Kıyamet alametleri
Bismillahirrahmanirrahiym. Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar. İşte onun işaretleri gelmiştir. Sadakallahül-Azıym.
[Muhammed Suresi, 18. ayet]
Çoğu insan kıyamet saatinin gerçekleşeceğine ciddi anlamda ihtimal vermez.
Bismillahirrahmanirrahiym. Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım. Sadakallahül-Azıym.
[Kehf suresi, 36. ayet]
Hadis ve ayetlerle kıyamet alametleri:
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.
[Ramuz-el Ehadis, sayfa 277, Camiü's-Sağır]
Mağrib’de [batı’da] karışıklıklar, fitneler ve korku olacak. Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğince yayılacak. Fitneler çoğalacak.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 440]
Dünya herc-ü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazılarına hücum ettiğinde.
[Kıyamet ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 454]
Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır.
[Suyuti, Cami’üs Sağır; Ahmed bin Hanbel; Müsned]
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Ölümler ve katliamlar yaygın hale gelecek.
[Camiü's-Sağır; Müsned]
Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 38]
Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. Ve sonra da zelzeleli yıllar.
[Ramuz-el Ehadis]
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Depremler çoğalacak.
[Ramuz-el Ehadis]
Fakirler çoğalacak.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 455]
Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 440]
Fuhuş açık olmadan kıyamet kopmaz.
[Ramuz-el Ehadis]
Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir.
[Buhari, Tecrid’i, Sayfa 16]
İmam Buhari, imam Müslim ve diğerlerinin Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayetlerinde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz;
“Gözlerin zinası mahremi olmayan kadınlara bakmaktır. Kulakların zinası; dinlenmesi yasak olan sözleri dinlemektir. Dilin zinası; konuşulması haram olan şeyleri konuşmaktır. Elin zinası; haram olan bir şeye dokunmaktır. Ayakların zinası da gidilmesi yasak olan yere gitmektir. Kalbin de zina temennisi ve arzusu vardır.” buyurmuşlardır.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin getirdiği ölçüler, tüm kâinatı kapsayan mahiyettedir. Erkeğin ve kadının örtünme yerleri bellidir. Kim kime karşı sakınmalıdır, yoruma ihtiyaç kalmayacak şekilde aşikârdır. Erkeğin diz ve göbek dâhil göbek ve diz arası mahrem, kadının el yüz hariç tüm vücudu, şekil ve şemaili tanınmayacak, hissedilmeyecek şekilde mahremdir.
Kıyamet yaklaşınca kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar hayâ ortadan kalkar. Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 97]
Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 451]
Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!
[Hâkim]
Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir!
[i. Ahmed]
Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!
[imam Buhari]
Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere ALLAH lanet etsin!
[imam Taberani ]
Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere lanet olsun!
[Tergib-üs-Salât ]
İnsanlara bir zaman gelir ki Kuran bir vadide, insanlar başka bir vadide olurlar. [Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 23]
İnsanlara bir zaman gelecektir ki Kuran’ın yalnız resmi, İslam’ın yalnız ismi olacaktır. Onlar İslam’dan en uzak insanlar oldukları halde İslami isimlerle isimlenecekler, mescitleri görünüşte mamur olduğu halde hidayet yönünden harap olacaktır.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 24]
Bundan sonra birtakım, Kuran okuyan fakat okudukları dillerinde kalan, kalplerine inmeyen [okuduklarını anlamayan] insanların türeyeceği bir zaman gelecektir.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 61]
Sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta onlar [Yahudi ve Hıristiyanlar] kertenkele deliğine girseler, sizde peşlerinden gireceksiniz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
Kıyamete yakın karanlık gecelerin parçaları gibi karışıklıklar olacaktır. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak sabahlayıp, kâfir olarak akşamlayacak, mümin olarak akşamlayıp kâfir olarak sabahlayacaktır.
[Kuran ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, sayfa 155]
Haram olan şeylerin helal sayılması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 464]
Ahir zaman’da kurt okuyucular olacak. Kim o zamana yetişirse, şerlerinden ALLAH’a sığınsın. Onlar çok kokmuş insanlardır. Riyakârlık[ikiyüzlülük] hâkim olacak, riya[ikiyüzlülük] ve gösterişten utanılmayacak.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
Âlimler ilmi sırf para kazanmak için öğrendiğinde[ilim yani<okumakla veya görmek ve dinlemekle elde edilen malumat> para kazanmak için öğrenilip, para kazanmak için öğretildiğinde]. Dini dünyalık karşılığında sattıklarında. Hükmü sattıklarında. Kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Ahir zaman’da öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.
[imam Tirmizi, Zühd, Sayfa 60]
Ümmetin son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen birtakım insanlar türeyecektir.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 25]
İyilik terk edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
[kıyametin bir alameti] mescitler içerisinde günahkârların seslerinin yükselmesi ve günahkârların dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine galip gelip onlara zorbalık etmeleridir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 450]
Kıyamet yaklaşır, hayırlı işler azalır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 264]
İnsanlara bir zaman gelir ki, camilerde toplanıp namaz kılarlar. Fakat aralarında mümin bulunmaz.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 17]
Bu gün sizin aranızda münafıkların gizli yaşadıkları gibi bir zaman gelir ki mümin olanlar da diğerlerinin arasında gizli olarak hayatlarını sürdürmeye çalışırlar.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 9]
Mescitler namaz kılınmayıp gelip geçilen bir yol haline geldiği bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 87]
Kim Kuran okursa [mükâfatını] ALLAH’tan istesin. Zira son zamanlarda Kuran okuyup [mükâfatını] insanlardan isteyen birtakım insanlar türeyecektir.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 9]
Kuran’ın şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi Âlim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar gördüğü zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 31]
Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum; yıldızlara[inanmak], kaderi yalanlamak.
[Ramuz-el Ehadis]
Kıyamet alametlerindendir, faizin aşikâr olması.
[Ramuz-el Ehadis]
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz. Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.
[Ramuz-el Ehadis]
İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki zenginler tenezzüh[seyahat] için, orta halliler ticaret için, onların âlimleri riya ve gösteriş için, fakirleri ise dilenmek için hac ederler.
[Ramuz-el Ehadis]
İnsanlar üzerine aldatıcı seneler gelecek. O senelerde haine itimat edilecek, doğru kişiler hain sayılacak.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 476]
Ahir zaman’da ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para ve kendisine güvenilir arkadaştır.
[Suyuti, Camiü's-Sağır,]
Kıyametten hemen önce, yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlik ise gizlenir.
[Ramuz-el Ehadis]
İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 450]
Zengine itibar edilip kendinden daha üstün kişiler ona ayağa kalktıklarında ve ona selam verdiklerinde kıyamet yaklaşmış demektir.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480–481]
Selam halka değil de özel insanlara verilinceye kadar kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş sayfa 470]
Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi kıyamet alametlerindendir.
[Ramuz-el Ehadis, 121/4]
Son zamanlarda türeyen, birbirleriyle karşılaştıklarında selamları lanetlemeden [küfürden] ibaret olan sarhoş ve asi bir nesil [ortaya çıkmadıkça] kıyamet kopmayacaktır.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 54]
Kişinin annesine isyan etmesi, babasına sıkıntı vermesi kıyamet alametlerindendir.
[Tirmizi, Fiten, 38]
Komşular arasında geçimsizliğin yaygın hale gelmesi kıyamet alametlerindendir.
[Ramuz-el Ehadis, 448/7]
Kıyametten hemen önce akraba ile ilişkiler kesilir.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 86]
Büyükler küçüklere merhamet etmediklerinde, küçükler de büyüklerine saygı göstermediklerinde. Çocuk öfkeli olduğunda kıyamet yaklaşmış olacaktır. [Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Boşanmaların çoğalması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 455]
Kıyamet yaklaştıkça gayri meşru çocuklar çoğalır.
[Ramuz-el Ehadis, 33/7]
İnsanlarda cimrilik ve hırs artacak.
[Müslim, imare, 176; ibn-i Mace, Fiten,24]
Kıyamet yaklaştı, hâlbuki insanlar dünyaya karşı ancak hırslarını arttırıyorlar, ALLAH’tan da uzaklaşıyorlar.
[Suyuti, Camiü's-Sağır, 2/57]
Dedikoducuların, gıybetçilerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 93]
Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini temin eden bir takım insanlar ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
[imam-ı Ahmed; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 101]
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Zaman kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak.
[imam Buhari, Fiten 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/313]
Kıyamet yaklaşınca ölçü ve tartılarda hile yapılır.
[Ramuz-el Ehadis, 33/7]
Rüşvetlerin alınması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 454]
Cinayetler artmadıkça kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 468]
Yüksek yüksek binalar inşa edilmedikçe kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 468]
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Yüksek binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak.
[Buhari, Fiten 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned 2/313 ]
Kişiye kendi sesi konuşmadıkça kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 471]
Semadan[gökyüzünden] bir ses ki herkes bunu kendi lisanında işitir.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 37]
Her toplumun kendi lisanlarında işitecekleri bir sesten bahsedilmektedir; bu şekilde radyo, televizyon, cep telefonu ve benzeri haberleşme araçlarına işaret edildiği açıktır.
Bıyıkları kesin, sakalı affedin. Yahudilere benzemeyin.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 19]
Kader hakkında konuşma ahir zamanda bu ümmetin şerlilerine bırakıldı. [Ancak şerli kimseler bu mevzuda ileri geri konuşur.]
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 20]
Ümmetim için korktuklarım arasında en ziyade korktuğum şeyler; kendisine itaat edilen cimrilik [zekâtı vermemek gibi], tabi olunan nefsin arzu ve istekleri ve heves ve her rey sahibinin kendi fikrini beğenmesi.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 21]
Bu ümmet şarabı üzüm suyu, faizi alış veriş, rüşveti hediye gibi kabul eder ve zekâtı [öşrü] ticaret vesilesi yaparsa, işte bu, günahı artırdıklarından dolayı helaklerine sebep olur.
[Ravi: Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 29]
Kadınlar kadınlarla, erkekler de erkeklerle yetinirlerse, onlara doğu tarafından çıkacak kızıl bir rüzgârı haber ver. O rüzgâr, onların bir kısmının suretlerini değiştirir, bir kısmını da yere batırır. "Bu ise onların isyanları ve aşırı gitmeleri sebebiyledir."
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 29]
Şeytan sabaha eriştiğinde askerlerini etrafa gönderirken onlara şöyle der: "Kim bir Müslüman’ı haktan saptırırsa, ona taç giydiririm." Sonra askerlerinden biri ona gelir ve şöyle der: "Ben, birisinin karısını boşayıncaya kadar yanından ayrılmadan çalıştım." Bunun üzerine şeytan: "Mümkündür ki, o tekrar evlensin." Diğer biri gelir ve şöyle der: "Bu gün birisini ana ve babasına isyan ettirinceye kadar başından ayrılmadan uğraştım." Bunun üzerine şeytan: "Umulur ki, o kimse onlara iyilik yapsın da iyilerden olsun" der. Başka birisi gelir ve şöyle der: "Ben, bir insanı Allah'a şirk koşuncaya kadar saptırmaya devam ettim." Bunun üzerine şeytan: " İşte aradığım sensin, sen" der ve tacı ona giydirir.
[Ravi: Hz. Ebu Musa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 31]
Bir beldede zina ve riba [haram kazanç, faiz] meydan alırsa, onlar [o belde halkı] Allah'ın azabına hak kazanmış olurlar.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 54]
Şu beş şey zuhur ederse helak ümmetim üzerine hak olur: Birbirleriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifa etmeleri[ilişkiye girmeleri].
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 54]
Kıyamet günü olduğunda "Valiyi getirin" diye emir olunur. Ve o Cehennem köprüsü üzerinde durdurulur. Allah, köprüye emreder ve köprü şiddetle sarsılır. Öyle ki, o valinin her kemiği yerinden ayrılır. Sonra Allah o kemiklere emreder de onlar da yerlerine gelir. Sonra da Allah valiyi sorguya çeker. Eğer o Allah'a itaatli bir kimse idiyse onu geçirir ve onun ecrini iki misline çıkarır. Şayet asi bir kimse idiyse köprü yarılır ve o Cehennemin içine yetmiş yıl düşer.
[Ravi: Hz. Asım İbni Sufyan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 58]
Kıyamet günü olduğunda, bir münadi nida eder ki: "Allah’tan gayrisi için kim bir amel işlemiş ise, onun sevabını kendisi için amel işlenen kimseden talep etsin."
[Ravi: Hz. Useyd İbni Ebu Fadale Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 59]
Kıyamet günü olduğunda, kâfire ameli bildirilir. Lakin o inkâr edip mücadeleye girişir. Ona denilir ki: "İşte şunlar senin komşularındır. Aleyhinde şahitlik ediyorlar." O der ki: "Yalan söylüyorlar". O zaman denir ki: "Ailen ve kavmin de böyle söylüyor." O der ki: "Onlar da yalan söylüyorlar." Kendisine: "Peki öyleyse yemin et." denilir. O da yemin eder. Sonra Allah, o kâfirleri susturur. O zaman kâfirlerin kendi dilleri kendisi aleyhinde şahitlik eder. Bunun üzerine Allah onları cehenneme atar.
[Ravi: Hz. Ebu Said Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 60]
Kıyamet gününde en şiddetli azap görecekler [canlıların] resmini yapanlardır.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 71]
Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek olanlar, zalim hükümdarlardır [yöneticilerdir]. [
Ravi: Hz. Ebu Said Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 71]
Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek olanlar, ilminin kendisine menfaati olmayan âlimlerdir.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 71]
Kıyamet yaklaştıkça insanların ancak dünyaya tamahları ve Allah'tan uzaklaşmaları artar.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 78]
Arz günde yetmiş defa nida eder: "İstediğinizi yiyin, Vallahi sizin etlerinizi de, derilerinizi de yiyeceğim."
[Ravi: Hz. Sevban Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 95]
Arzlar, her arz ile onu takip eden arz arası, 500 senelik mesafedir. Birincisi bir balık üzerindedir. Öyle bir balık ki, iki ucu gökte, balık kaya üzerinde, kayayı da bir melek tutuyor. İkinci arz tabakası ise havayı hapseden tabakadır. Allah Ad kavmini helak edeceği zaman onun melaikesine emretti: "Bir delik aç" O da: "Bir öküz burnu kadar açayım mı?" dedi. Allah: "Hayır, o bütün insanları helake yeter. Sen bir yüzük kadar aç." O rüzgâr öyle bir rüzgârdır ki, Allah kitabında onun hakkında şu mealde buyurmuştu: "O rüzgâr, uğradığı şeyi, çiğnenmiş ot parçası gibi yaptı." Üçüncü tabakada cehennem taşları vardır. Dördüncü tabakada cehennem kibritleri vardır. Dediler ki: "Cehennem için kibrit var mı?" Evet, var, dedi. Allah'a yemin ederim ki, o Cehennemde kibritten öyle bir vadi var ki, oraya dağlar gönderilse erirdi. Beşinci tabakayı Cehennem yılanları teşkil ediyor. Onların ağızları kâfirleri yalıyor, onda et bırakmıyor, sinir ve kemik kalıyor. Altıncı tabakada Cehennem akrepleri var. Onların en küçükleri katır kadardır. Kâfirlere tekme vurur. Onu sokması, Cehennem ateşini unutturur.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 95]
Şeytanlar, bayrakları ile çarşılara[alış-veriş merkezleri, pazarlar] giderler. İlk girenle girerler, son çıkanla çıkarlar.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 101]
Şeytan sizin her işinize burnunu sokar. Hatta yemeğinize bile. Sizden birinizin lokması düşünce çöpünü alsın ve yesin, şeytana bırakmasın. Yemekten sonra ellerini [parmaklarını] yalasın. Çünkü bilmezsiniz yemeğin sizin için mübarek kısmı neresidir.
[Ravi: Hz. Cabir Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 101]
Şeytan alı[kırmızıyı] sever. Onun için al[kırmızı] giymekten ve şöhretli elbise giymekten sakınınız.
[Ravi: Hz. Rafi İbni Yezid Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 101]
Şeytan Âdemoğlunun damarında kan dolaşır gibi dolaşır. [Bırakmaz peşini.]
[Ravi: Hz. Safiyye Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 102]
Şeytan hortumunu âdemoğlunun kalbinin üstüne koymuştur. O kimse Allah'ı anarsa, hortumu kalkar, unutursa, kalbi hortumunun içine düşer. [O zaman yürek sıkıntısı meydana gelir. Bunu zikir giderir.]
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 102]
Muhakkak ki şeytan, insanın kurdudur, koyunun kurdu gibi. Kurdun, sürüden ayrılan koyunu yakaladığı gibi, o da cemaatten ayrılanı kollar. Çokluk arasında bulunan Cemaate ve mescide devam edin. [Burnunuzun doğrusuna gitmeyin]
[Ravi: Hz. Muaz Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 102]
Büyük bir kaya cehennem kenarından bırakılır. Yetmiş yıl düşer, dibini bulamaz.
[Ravi: Hz. Ukbe İbni Ğazvan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 103]
Kıyamet gününde ter yerde yetmiş kulaç gider ve insanların ağızlarına, kulaklarına kadar gelir.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 105]
Adil kadı [hakim] kıyamet günü hesaba getirilir. Hesabın şiddeti ile karşılaşınca: "Keşke iki kişi arasında bir hurma için bile karar vermemiş olsaydım" der.
[Ravi: Hz. Ali Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 105]
Kadı [hakim], ayak kayacak noktalarda o kadar düşer ki, Medine ile Aden arası kadar Cehenneme düşer.
[Ravi: Hz. Muaz Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 105]
Kâfir Cehennemde büyür. O kadar ki, bir azı dişi Uhud dağı kadar olur. Onun cesedinin bu dişe göre büyüklüğü, sizden birinizin cesedinin azı dişine nispeti gibidir.
[Ravi: Hz. Ebu Said Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 105]
Kâfirin dili kıyamette iki fersah [24.000 adım] arkadan gelir. Yani o kadar sarkar ki, herkes onu çiğner.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 105]
Şeytan, tahtını deniz üzerine kurar. Yanında hicaplar vardır. Allah'a benzemek için. Sonra askerini yayar ve der ki: "Filânı kim azdıracak?" Askerinden ikisi kalkar. Şeytan der ki: "Size bir sene müddet. O adamı azdırırsanız sizi bağışlarım. Aksi halde sizi asarım."
[Ravi: Hz. Ebu Beyhane Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 110]
Şeytan, su üzerinde tahtını kurar. Askerlerini etrafa gönderir. Onların fitnesi en fazla olanını kendisine yaklaştırır. Askerlerden biri gelir: "Birine şöyle, böyle yaptım" der. O da: "Sen bir şey yapmadın" diye çıkışır. Bir diğeri de: "Ben bir adamın hanımı ile arasını açtırasıya kadar onu terk etmedim." der. Şeytan onu yanına yaklaştırır: "İşte aradığım sensin" der.
[Ravi: Hz. Cabir Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 110]
Şeytan, yeryüzüne atıldıktan sonra, "Ya Rabbi bana ev ver" dedi. "Hamamlar senin evin olsun" buyruldu. "Meclis" istedi, "Çarşılar ve yol ağızları" verildi. "Yemek" istedi, "Besmelesiz yenen yemekler senin olsun" dendi. Müezzin istedi, "Çalgıcılar müezzinin olsun" buyruldu. "Kuran" istedi, "şiir" verildi. "Yazın dövme, hadisin yalan olsun, resulün de bakıcılar, falcılar olsun, öksen, tuzağın da kadınlar olsun" buyruldu.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 110]
Kıyamet günü günahı en çok olan kimse, anlamız sözü çok olandır.
[Ravi: Hz. Abdullah İbni Ebi Evfa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 117]
Ümmetim ahir zamanda şarabı, ismini değiştirerek içer.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 117]
Cehennem ehli ağlar. O derecede ki gözyaşlarında gemi bile yüzebilir. Ve kan ağlarlar.
[Ravi: Hz. Ebu Musa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 119]
Cehennem ehli cehennemde büyür. O derecede ki, kulak yumuşağı ile boyun kökü arası 700 yıllık olur. Derilerinin kalınlığı 40 arşın ve azı dişi de Uhud dağından büyük olur.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 119]
Kıyamet gününde kula ilk sorulacak nimet şudur; "Biz sana sıhhat vermemiş miydik ve soğuk suya kanmış değil miydin?"
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 120]
Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının.
[Ravi: Hz. Cabir İbni Semure Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 121]
Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahitler çıkar, gerçek şahitlik gizlenir, muharrirler ise çoğalır.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 121]
Her ümmetin bir fitnesi var. Benim ümmetimin ki maldır.
[Ravi: Hz. Kaab İbni İyaz Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 128]
Sizden evvelkileri helak eden günah şu idi ki, onlar, mevki sahibi birisi hırsızlık yaptığı zaman ceza vermezler, zayıf birisi hırsızlık yaptığında ona had ikame ederlerdi. Allah'a yemin ederim ki: Muhammed [Aleyhisselatu Vesselam]'ın kızı Fatıma hırsızlık yapacak olsaydı elbette onun elini de keserdim. [Hırsızlık yapan bir kadın için ashabın Usame İbni Zey'i ricacı göndermeleri üzerine varid olmuştur.]
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 138]
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz. Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 141]
Muhakkak ki, kıyametin önündeki alametlerden biri de şudur: Adam evinden çıkar ve kendisi evde yokken kadının yaptığını ayakkabısı ve kamçısı ona haber verir.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 143]
Agâh olunuz ki; sarhoşluk veren her şey haramdır. Her uyuşturucu haramdır. Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır. Kalbi perdeleyen şey de haramdır.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 169]
Hangi bir kadın ki, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir cemaatin yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zina günahı yüklenir.
[Ravi: Hz. Ebu Musa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 178]
İçki kötülüklerin anasıdır. Kim içki içerse Allah onun kırk gün namazını kabul etmez. Bir kimse karnında içki varken ölürse cahiliyet ölümü üzerine imansız gider.
[Ravi: Hz. İbni Amr Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 205]
İçki bütün fuhuşları doğurur. Günahların en büyüğüdür. Onu içen kimse annesinin, teyzesinin halasının da üstüne düşmüş gibi olur.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 205]
Hariciler, Cehennem ehlinin köpekleridir. [Kendi aklını beğenip ashabı hataya nispet edenler.]
[Ravi: Hz. Abdullah İbni Ebi Evfa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 205]
Name [Şarkı v.s] kalp de ikiyüzlülüğü yeşertir. Nasıl ki su otu yeşertiyorsa.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 206]
Yalan imana aykırıdır.
[Ravi: Hz. Ebu Bekir Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 228]
Zinada devam eden adam putperest gibidir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 236]
İkiyüzlülüğe devam eden adam puta tapan gibidir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 236]
Ne kötü evdir hamam. Orada sesler yükselir ve avretler açılır.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 242]
Güneş, kıyamet günü bir mile kadar yaklaşır ve harareti de çok ziyade artar. Ve bu sebeple beyinler, taşlar üzerindeki tencerelerin kaynadığı gibi kaynar. Bu hararetten, ehli mahşer, hatalarına göre terlerler. Ve ter onlardan bazısının ayak topuğuna, bazısının bacağına, bazısının karnına kadar çıkar. Bazısına ise ter, gem oluncaya kadar yükselir.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 249]
Kıyamet yaklaştığında yıldırımlar çok olur. Öyle ki, bir adam kavmine gelir de şöyle der: "Dün aranızda kime yıldırım isabet etti?" Cevap verirler: "Falan, falan ve filana yıldırım çarptı."
[Ravi: Hz Ebu Said Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 256]
Şu üç şey bir kimsede olursa halis münafıktır: Konuştuğunda yalan söyler, itimat edildiğinde, emanete hıyanet eder, vaat edince vaadinde durmaz. Bir adam dedi ki: "İkisi gider de biri kalırsa?" Buyurdu ki; Onlardan bir şey kalırsa, ona da nifaktan bir şube vardır.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 263]
Şu üç şey fitneye düşürücüdür: Güzel saç, güzel ses, güzel yüz.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 263]
Allah, üç sınıfa lanet eder: Ana-babaya asi olana, bir kadınla kocasının arasını bozmaya koşana ve sonra o kadını alana, birbirine darılsınlar ve hasetleşsinler diye, bazı sözlerle iki müminin arasını açmaya koşan adama.
[Ravi: Hz. Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 267]
Üç kişi cehenneme girer: Dünya için harbe giren, ilmi ile amel etmeyen, çocuğuna şöhret ve dünya da anılmak için bakan.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 267]
Üç kişiye Allah gazap eder: Tok iken yemek yiyen, uykusu yokken uyumaya yatan, sebepsiz yere gülen.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 267]
Üç kişi hürmeti kaybetmiştir: Allah'ın emirlerini terk ve ALLAH’a isyan edene ve doğru yoldan sapıp çıkana, hevasına uyan kimse ve zalim hükümdar.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 267]
Üç kişiye hürmet olmaz: Cenazede para ile ağlayan kadına hürmet yoktur. Onun kazancı da lanetlenmiştir. Şarkıcılara hürmet yoktur, malları bereketsizdir, kazançları da melundur. Bunları dost edinenler de [hoş gören de] lanetlenmiştir. Faiz yiyenin de hürmeti yoktur. Onun malında da bereket yoktur.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 267]
Şarkı söylemeyi, bir metni müzik eserini andırır biçimde okumayı sevmek kalp de nifakı besler, suyun taze otu bitirmesi gibi.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 273]
Altı şey haramdandır: Emir’in rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zina yapanın aldığı para, kan alanın kazancı, kâhinin kazancı.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 297]
Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalp katılığı, dünya sevgisi, hayâ azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi.
[Ravi: Hz. Adiyy Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 297]
Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin [içki saymaksızın] ve onu içmeye yardımcıları da emirleri[yöneticileri] olacak.
[Ravi: Hz. Ebu Eyyub Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 297]
Benden sonra birtakım yöneticiler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar.
[Ravi: Hz. Muaviye Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 299]
Ahir zamanda, eğlencelerin ve dansözlerin, dansçıların meydan aldığı içkinin de helalmiş gibi gösterildiği zaman yere batma, taş yağma zuhur edecek ve insan kılığından çıkma olacaktır.
[Ravi: Hz. Sehl İbni Saad Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 302]
Yakında ümmetim içinde bazı kimseler olacak ki, çeşitli yemekler yiyecekler, çeşitli içecekler içecekler ve renk renk elbiseler giyecekler ve sözü de dilini döndürüp konuşacaklar. İşte bunlar ümmetimin şerlileridir.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 302]
Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar ortaya çıkar ki, erkekler gibi giyinirler ve araçlara binerler ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zayıf devenin hörgücü gibi yaptırırlar. Onlara lanet edin. Zira onlar lanetlenmiştir. Eğer sizden sonra gelecek ümmet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete hizmetçi olurlardı. Nasıl ki, sizden önceki ümmetlerin kadınlarının sizlere hizmetçi oldukları gibi.
[Ravi: Hz. İbni Amr Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 303]
Benden sonra yakında, bazı yöneticiler gelecek, birbirini öldürecekler.[mevki makam için]
[Ravi: Hz. Ammar Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 303]
Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler, kalplerini ise harap ederler. Onlardan birisi dinine vermediği önemden fazlasını elbisesine verir. Bunlar, dünyaları selamet oldu mu, ahiret işini dikkate almazlar.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 304]
On şey vardır ki, Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helak edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar: Erkek erkeğe münasebet, fındık gibi topaç taşlarını sapanla atmak, güvercinle oynamak, tef çalmak, içki içmek, sakal kesmek, bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çarpmak, ipek gömlek giymek. Bir tane de ümmetim ilave eder ki, o da kadın kadına münasebette bulunmaktır.
[Ravi: Hz Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 315]
Şu on şey Lut kavminin ahlakındandır: Meclislerde fiske taşı atmak, erkeklerin sakız çiğnemesi, yol üstünde misvak kullanmak, ıslık çalmak, güvercinle oynamak, sapanla taş atmak, sarığın gerektiği şekilde takmamak, sekse oyunu [bir nevi kumar], erkeklerin parmaklarına kına yakması, giydiği kıyafetlerin göğsü açık olması ve çarşıda açık bacakla gezmek.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 316]
Şeytanın yere indirildiğinde yaptığını yaptın. O da elini başına koyarak feryat eyledi. Musibet sebebiyle başını tıraş eden, üstünü paralayan, sesli ağlayan bizden değildir.
[Ravi: Hz. Muharib İbni Disar Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 323]
Şeytan dedi ki: "Mal sahibi, şu üç şeyin birinden benden salim olmaz ve sabah akşam ona bunlar için vesvese vermeye çalışırım: Malı helal olmayan yerden edinmesine uğraşırım. Hak olmayan yere harcatmaya çalışırım. Mala karşı içine sevgi ve muhabbet veririm ki, onu yerine harcayamasın." [Allah'ın koruması oldu mu başka.]
[Ravi: Hz. Abdurrahman Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 332]
Şeytan Rabbine dedi ki: "Ya Rabbi, Adem [a.s.] Cennetten indirildi. Muhakkak ben biliyorum, kitap ve Peygamber olacak. Onların kitap ve Peygamberleri nedir?" Buyurdu ki: "Resulleri melaike ve kendilerinden olan Nebilerdir. Kitapları Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan’dır." Dedi ki: "Öyleyse benim kitabım nedir?" "Senin kitabın resimdir [dövmedir]. Kitabın şiir, elçilerin kâhinler, yemeğin; üzerine besmele çekilmeyen şeyler, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sana başı olanlar yalancılar, evin hamam, tuzakların kadınlar, müezzinin çalgılar, mescitlerin de çarşılardır."
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 332]
Lut kavminin her âdeti kayboldu. Üçü müstesna: Kılıcını sürümek, tırnakları boyamak ve avreti açık gezmek [Kısa pantolonla gezmek.]
[Ravi: Hz. Zubeyr Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 341]
Allah günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir.
[Ravi: Hz. Bekâr Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 342]
Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir.”
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 342]
Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri [tutanakları] birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 346]
Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin yaptıklarını karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kertenkele deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 346]
Ümmetimden bir grup, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar.
[Ravi: Hz. Ubâde Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 346]
Allah lanet etsin o kimselere ki, şairlerin şiire özendikleri gibi, hutbe söylemeye özenirler[şiir okur gibi vaaz edenlere.]
[Ravi: Hz. Muaviye Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah lanet etsin, cenaze peşinden para ile ağlayan kadına ve dinleyenlere, akraba ziyaretini kesene, musibet sırasında feryatçılık yapana ve dövme nakış yapan ve yaptırana.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. [Yani güldürmek için sahneye çıkana.]
[Ravi: Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah lanet etsin, saçını ekleyen kadına ve eklettirene ve dövme yapana ve yaptırana.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah içkiye, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendine götürülene de ve parasını yiyene de lanet etsin.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah lanet etsin, kadınlardan erkek kılığına, erkeklerin de kadın kıyafetine girene.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah, faiz yiyene, yedirene, faiz senedi yazana ve zekâtı vermeyene de lanet etsin.
[Ravi: Hz. Ali Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp yolana da, yoldurana da [yüzündeki tüyleri alana] lanet etsin.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah, Dinen örtülmesi gereken yerlere bakana da baktırana da lanet etsin.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah lanet etsin ashabıma sövene.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 348]
Allah Cenneti yarattığında Cebrail [a.s.]'a şöyle buyurdu: "Git ona bak." Cebrail de gitti, baktı, sonra geldi, dedi ki: "Ya Rabbi! İzzetin hakkı için bunu duyup da girmeyen kalmaz." Sonra Allah cennetin etrafını hoşa gitmeyen şeylerle çevirdi. Sonra buyurdu: "Ya Cebrail [a.s.] git ona bak." Cebrail de gitti, baktı, sonra geldi ve dedi ki: "Ya Rabbi! İzzetin hakkı için muhakkak ki ben cennete kimsenin girememesinden korkarım." Ne zaman ki Allah Cehennemi yarattı, şöyle buyurdu: "Ey Cebrail [a.s.] git ona bak." Cebrail de gitti, baktı, sonra geldi, şöyle dedi: "İzzetin hakkı için cehennemi duyup da giren hiç bir kimse olmaz." O zaman Allah, Cehennemin etrafını hoşa giden şeylerle çevirdi. Sonra buyurdu ki; "Ya Cebrail [a.s.] git ona bak." Cebrail de cehenneme baktı ve şöyle dedi: "Ya Rabbi! İzzetin hakkı için muhakkak ki cehenneme girmeyen hiç kimsenin kalmayacağından korkarım."
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 352]
Allah, Adem [a.s.]'in bedenini yaratıp bıraktıktan sonra şeytan dolaşıp Adem[a.s.]’a bakmaya başladı. Ne zaman ki Âdem’in[a.s.] içi boş gördü, "Bu kendine sahip olamaz, benim için kolay ele geçirilebilir bir yaratık" dedi.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 352]
Bu insanlar günahta kendilerini mazur görmedikçe asla helak olmazlar.
[Ravi: Sahabeden biri Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 354]
İçki içmedikçe, kul, dininde genişlik görmekte devam eder. İçki içerse, Allah ondan perdesini yırtar ve şeytan onun velisi, kulağı, gözü ve her şerre sevk eden ve her hayırdan geri bırakan ayağı olur.
[Ravi: Hz. Katade İbni Ayyaş Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 354]
Cehennemden bir kıvılcım yeryüzünün ortasına düşse, sıcaklığının şiddeti ve pis kokusu doğu ile batıyı kaplardı.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 355]
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adam malı nereden aldığına önem vermeyecek. Helal den mi haramdan mı olduğunu önemsemeyecek.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 360]
Kıyamet günü adam babasının elini tutacak, isteyecek ki Cennete götürsün. Ateş ellerini kesecek ve nida olacak ki: "Allah her müşrike Cenneti haram kılmıştır." Bunun üzerine o, yine diyecek ki: "Ya Rabbi babamdır. Ya Rabbi babamdır. Ya Rabbi babamdır." Onun üzerine babası çirkin bir suret ve kokmuş bir hale döndürülecek de artık o da babasına sahip olmayacak.
[Ravi: Hz. Ebu Said Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 360]
Evinden çıkan bir kimse için kapıda bayrak durur. Meleğin elinde bir bayrak, şeytanın elinde bir bayrak. Eğer o adam Allah'ın hoşlanacağı bir iş için gidiyorsa, melek bayrağını açar ve onu takip eder ve o kimse evine dönünceye kadar meleğin bayrağı altında kalmakta devam eder. Eğer hoşlanmayacağı bir iş için çıkarsa, şeytan bayrağını açarak onu takip eder ve o da evine dönünceye kadar şeytanın bayrağı altında kalmakta devam eder.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 381]
İçkiye idmanlı [devamlı] olan adam puta tapınan gibidir.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 392]
Kim gülerek günah yaparsa ağlayarak Cehenneme girer.
[Ravi: Hz İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 400]
Kim nüfuz sahibi bir kimseye dünyalık umarak mertebesinin altına girerse Allah ondan dünyada ve ahirette yüzünü çevirir.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 413]
Kim, Allah'tan başkası için, Allah'tan başkasını kast ederek bir ilim öğrenirse Cehennemdeki yerine hazırlansın.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 413]
Bir kimse dünya ve ahiret işinden kendisine kaygı veren şeyde kaygılarını bir kaygı ederse, Allah ona kâfi gelir. Kim de kaygılarını çoğaltırsa dünyanın hangi vadisinde helak olursa olsun, Allah ona sahip çıkmaz.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 416]
Bir kimse haram kana dilinin ucu ile ortak olmuş olsa, kıyamet günü alnında: "Bu adamın Allah'ın rahmetinden ümidi yoktur" diye yazılı olduğu halde gelir.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 425]
Bir kimse ümmetime hainlik ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Dediler ki: "Ya Resulallah hainlik nedir?" Buyurdu ki: "İnsanlara bidat icat etmek[dinde olmayan şeyleri dinde varmış gibi göstermek] ve onunla amel etmektir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 431]
Bir kimse yalanı, yalanla ameli ve cahilce amelleri bırakmazsa, Allah”ın onun yemeği ve içmeyi bırakmasına ihtiyacı yoktur. [Orucunun kıymeti yok.]
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 442]
Bir kimse bıyıklarını kesmezse bizden değildir.
[Ravi: Hz. Zeyd İbni Erkam Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 442]
Bir kimse Lut kavminin amelini yapar halde [tövbe etmeden] vefat ederse, kabri onu onların arasında oluncaya kadar yanlarına götürür. [Veya onların amellerinin azabın mezarında görür olur.] Ve kıyamette de onlarla beraber diriltilir.
[Ravi: Hz. Vekî' Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 444]
Bir kimse saçını sakalını yolar ve siyaha boyarsa, Allah yanında onun nasibi yoktur.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 444]
Bina kıyamet alametindendir. Bir adamın camiden geçip de iki rekât kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 448]
Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini bozması.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 448]
Kıyamet alametlerindendir; çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, kötülüklerin taşması, yalancının onaylanması, doğrunun yalanlanması, haine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi, münafıkların kabileye yönetici olması, çarşıya münafıkların hükmetmesi, imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu yerlerin süslenmesi, kalplerin harap edilmesi, erkeğin erkeklerle, kadınların kadınlarla ilişkiye girmesi, dünyanın eski imar edilmiş kısmının harap edilmesi, harap olan yerlerin yeniden yapılması, şüphenin açık olması ve açıkça faiz yenmesi, çalgının ve eğlence aletlerinin her yerde olması, içkinin içilmesi, güvenlik kuvvetlerinin, birisine iftira ederek zarar verenlerin ve birisi hakkında hoş olmayan şeyleri konuşanların çoğalması.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 448]
Kıyametin yaklaşmasındandır; vaaz edilen yerlerin çoğalması, vaaz edenlerin çoğalması, âlimlerin süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kuran'ı ticaret eşyası gibi kullanmaları.
[Ravi: Hz. Ali Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 448]
Kıyametin yaklaşmasındandır, yağmurun çok, ekinin az, okumuşun çok, İslam hukukçusunun az oluşu ve âlimin çok, güvenilir adamın az oluşu.
[Ravi: Hz. Abdurrahman İbni Amr Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 449]
99 kadından bir tanesi Cennette, kalanı Cehennemdedir.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 449]
Biz son ümmetiz ama kıyamet gününde ahirette ilk ümmetiz. Dünya malını çoğaltanlar alçakların ta kendileridir. Onlar ahirette kıyamet gününde aşağı makamlarda kalacaklardır. Meğerki malını şöyle şöyle taksim etmiş ola. Uhud dağı kadar altınım olsun hoşuma gitmezdi. Onu Allah yolunda kullanırdım.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 451]
Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde mahvoldular.
[Ravi: Hz. Ebu Bekre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 455]
Beni Hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, Benden sonra ümmetim fetret devri içinde olacak. O devirde herkes helali aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kuran’a bedel tutulacak.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 456//Deylemi; geleceğin tarihi, sayfa 50]
İslam dünyası, geçmişte tarihin en büyük ve ihtişamlı medeniyetlerinden birini inşa etmişti. 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte, İslam dünyasının 20. yüzyıldaki konumu derinden etkilendi. İslam birliği dağıldı.
Emaneti korumayanın imanı ve sözünde durmayanın da dini yoktur.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 463]
Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki “Evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, faiz yediklerinde, Harem [Mekke]de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla ilişkiye girdiklerinde.”
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 464]
Şarkıcı cariye satmayın, onları satın da almayın. Onlara öğretmeyin. Bunların alış verişinde hayır yoktur. Parası da haramdır.
[Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 466]
Ey kadınlar ancak nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akraba olan erkeklerle konuşun. Olmayanlarla konuşmayın.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 469]
İçinde resim ve heykel olan eve melek girmez.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 470]
Kendisinde, suret, köpek ve cünüp bulunan eve melek girmez.
[Ravi: Hz. Ali Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 470]
Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Âdemoğlunun ayakları Rabbinin huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede tüketti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 472]
Duvarlara süslü halılar örtmeyin. Kim ki izinsiz din kardeşinin mektubuna bakarsa ateşe bakmış gibi olur. Allah'a dua ederken ellerinizi göğe doğru açın, aşağı doğru çevirmeyin, bitince yüzünüze sürün.
[Ravi: Hz. İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 473]
Yahudilerin selam verdiği gibi selam vermeyin. Zira onlar elle, başla işaretle selam verirler.
[Ravi: Hz. Câbire Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 474]
Sığırların dilleri ile yemek yedikleri gibi, geçimlerini dilleri ile sağlayan bir kavim çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
[Ravi: Hz. Saad Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 477]
Kalpler birbirine yabancı olmadan, sözler birbirinden ayrılmadan ana-baba bir, kardeşler farklı dinlerden olmadıkça kıyamet kopmaz.
[Ravi: Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 477]
Cennete, hileci, aceleci, adi adam, iyiliği başa kakan, hain ve kölesini fena kullanan kimse giremez. Cennetin kapısını çalacak olanların ilki erkek ve kadın kölelerdir. Öyle ise Allah’tan korkun, sizinle Allah arasında olan ve sizinle köleleriniz arasında olan işlerinizi güzel tutun.
[Ravi: Hz. Ebu Bekir Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 485]
Zina yapan kimse, zina ederken mümin değildir. Şarap için de içerken mümin değildir. Hırsızlık yapan da hırsızlık yaparken mümin değildir, yağmacılık yapan bir mevki sahibi kimse de yağmacılık yaparken mümin değildir. Öyle bir yağmacılık ki; o adamın cüretine hayretten dolayı insanların gözü ona dikilir. [Müslim’in Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayetinde "sizden hiç biriniz ganimetten bir şey çaldığında mümin değildir. Aman sakının! Sakının!" ibaresi ilavesi vardır.]
[Ravi: Hz. Abdullah İbni Evfa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 488]
Ya Esma, kadın, kız ergenliğe girdi mi onun artık yüzü ile elinden başka yeri gözükmemesi gerekir.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 493]
Ey insanlar hayâ etmiyor musunuz? Yemeyeceğiniz şeyleri topluyor, oturmayacağınız binalar yapıyor, akıl erdiremeyeceğiniz emeller güdüyorsunuz. Bundan utanmıyor musunuz?
[Ravi: Hz. Ummi Velid binti Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 495]
Ey insanlar, Allah kitabını Peygamberlerin lisanı üzere indirdi. Helalini helal, haramını haram kıldı. Peygamberlerinin lisanı üzerine indirdiği kitabında helal kıldıkları kıyamete kadar helaldir. Peygamberinin lisanı üzerine indirdiği kitabındaki haram kıldıkları da kıyamete kadar haramdır.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 495]
Ey insanlar, kadınlarınızı süslenerek giyinmekten ve mescitte gururlanarak, yürümekten men ediniz. Zira beni İsrail, kadınlarının süslü elbiseler giymesi ve mescitlerde gururlanarak yürümelerine kadar lanetlenmediler.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 495]
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adam malın kendisine nereden geldiğine, helalden mi, haramdan mı geldiğine aldırmayacak.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 502]
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir topluluğun içinde oturacak ta, orda uygunsuz bir konu konuşulduğunda, kendisiyle alay edilecek diye kalkamayacak.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 504// Deylemi; geleceğin tarihi 1, sayfa 30]
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, şeytanlar onların evlatlarına ortak olacaklar. Denildi ki; "Bu da olacak mı ya Resulallah?" Buyurdu ki, evet. Dediler ki: "Bizim evlatlarımızı onların evladından nasıl ayırt edeceğiz?" Buyurdu ki: "Hayâ ve merhamet azlığından anlaşılacak.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 504]
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları kursakları, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüşleri olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasibi yoktur.
[Ravi: Hz. Ali Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 504//[Sülemi; geleceğin tarihi 1, sayfa 19]
Doğuda başı tıraşlı [saçları kısa] bir cemaat çıkar. Onlar Kuran'ı okurlar, hançerlerini geçmez. Onları öldürenlere ve onlar tarafından öldürülenlere ne mutlu.
[Ravi: Hz. Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 507]
Doğuda başları tıraşlı [saçları kısa] bir kavim çıkar. Kuran'ı dilleri ile okurlar lakin hançerelerini geçmez. Onlar dinden, okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar.
[Ravi: Hz. Sehl İbni Hüneyf Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 508]
Sizden biri sırt üstü uyuduğu zaman şeytan üç düğüm atar. Her düğümü yerine sağlamlaştırmak için de "uzun gece boyunca uyu diyerek" eliyle vurur. Eğer o kimse uyanır da Allah'ı anarsa bir düğüm çözülür, abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Eğer namaz kılarsa bütün düğümleri çözülmüş olarak, o neşeli bir şekilde ve ferah bir gönülle sabahlar. Yoksa mahzun bir kalbe ve tembel olarak sabaha çıkar.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 512]
Bismillahirrahmanirrahiym. Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı. Sadakallahül-Azıym.
[Kamer Suresi, 1.ayet]
-Ayette kullanılan ‘yarmak’ fiilinin Arapça karşılığı şakka’dır. Bu kelimenin Arapça’da farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde ’ikiye yarılmak’ manası tercih edilmektedir. Bununla birlikte ’şakka’ kelimesi Arapçada ‘toprağı sürme, toprağı kazma’ anlamlarında kullanılmaktadır.
Kamer Suresi’nde 14 yüzyıl öncesinden haber verilen ayet; 20 Temmuz 1969’da ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Amerikalı astronotların Ay’a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri toplamaları Ay’ın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak uymaktadır.
-Şevval ayında ayaklanma, zilkade’de harp konuşmaları, zilhicce de ise harp vakti olacak.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 166]
-İran-Irak[IraQ] savaşının gelişim aşamalarıyla aynı tarihe denk gelmektedir. İran Şahı’na karşı olan ilk ayaklanma bilindiği gibi hadiste belirtilen 5 şevval 1398 [8 Eylül 1976]’da olmuştur. Hicri 1400 Zilhicce [Ekim 1980] ayında İran-Irak[IraQ] savaşı tam anlamıyla başlamıştır.
Fırat ve Dicle arasında Zevra[Bağdat] denilen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise, koyun kesilir gibi boğazlanacak.
[Kenzul Ummal, Kitab-ul Kıyame Kısm-ul-Efal, 5.cilt, sayfa 38, El Muttaki]
-Hadiste geçen Fırat ve Dicle arasında ki bu büyük savaş ile yakın geçmişte yaşanan İran-Irak[IraQ] savaşına işaret edilmektedir.
Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 26]
-11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret edilmektedir. Bu patlamalar sonucunda büyük bir duman oluşmuş ve bu duman tüm şehirden ve hatta civar kentlerden görülebilecek kadar yükselmiş ve yayılmıştır. Çöken binalar ise, daha büyük bir toz bulutunun oluşmasına neden olmuş, hatta çevredeki insanların üzerleri tamamen bu tozla kaplanmıştır. Emperyalist amaçları uğruna kendi halkına bile saldırmakta tereddüt etmeyen ABD yönetimi, bu defa düzmece bir senaryo ile ikiz kuleleri yıkıp 3 bin insanını kendi elleriyle enkaza gömdü. Sistematik bir şekilde patlatılan binaların enkazları, Amerika da hiç yer yokmuş gibi ivedilikle Amerika dışındaki ülkelere gemilerle nakledilmiştir.
Talikan’a[Afganistan’a] yazık oldu. Şüphesiz ALLAH’ın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 59]
--11 Eylülü bahane eden ABD 2001 yılında dünyanın alakasız bir noktasındaki Afganistan’a saldırdı. Gerçek neden ise Afganistan’ın henüz işletilmeye başlanmamış olan sonsuz doğal gaz rezervlerinin Çine akışını önlemek ve Rusya'yı güneyden kuşatmaktır. Bu saldırılarda 100 bine yakın Afganlı öldürülmüş ve bu katliam halen devam etmektedir.
Fırat Nehri’nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 28]
Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar onun için harp edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek, onlardan her adam, keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir.
[Sahih-i Müslim, 11/320]
Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulması kıyamet alametlerindendir.
[El-Kavlu-l Muhtasar fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 47]
--Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında[hicri 1401’de] Ramazan ayının 15. günü Ay, 29.günü de güneş tutulmuştur. Yine ikinci olarak, 1982 yılında [hicri 1402’de] Ramazan ayının 14. günü ay, 28. günü güneş tutulmuştur. Üstelik benzer bir tutulma olayı; 2002 yılında[hicri 1423’de] ramazan ayının ortasında ay, sonunda güneş tutulması gerçekleşmiştir. Yine ikinci olarak, 2003 yılında [hicri 1424’de] ramazanın ortasında ay, sonunda güneş tutulması yaşanmıştır.
Her tarafı aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 200]
--1986 yılında [hicri 1406’da] yani 14.yüzyılın başlarında ’Halley Kuyruklu Yıldızı’ dünyanın yakınından geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız parlak bir yıldızdır. Hareket yönü doğudan batıya doğrudur. 1982 ve 1983 yıllarında meydana gelen ay ve güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır. Bu yıldızın doğuşunun da diğer alametler ile aynı zamanda gelmesi, Halley kuyruklu yıldızının hadiste işaret edilen yıldız olduğunu doğrular niteliktedir.
Tarih boyunca bu kuyruklu yıldızın geçtiği zamanlarda Müslümanlar açısından çok önemli, hatta dönüm noktası olan olaylar meydana gelmiştir. Bunlardan bir kısmı Aleyhisselatu Vesselam Efendimizden aktarılan rivayetlerde bildirilmiştir:
--Bu yıldız ilk çıktığında: Hz. Nuh kavmi yok edilmiştir. Hz. İbrahim ateşe atılmıştır. Hz. Musa ile mücadele eden Firavun ve kavmi yok edilmiştir. Hz. Yahya öldürüldüğünde de görülmüştür. Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnenin şerrinden ALLAH’A sığınınız. [Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 32]
Bu yıldız geçtiğinde meydana geldiği rivayet edilen diğer olaylar şunlardır:
Hz. İsa doğmuştur. Aleyhisselatu Vesselam Efendimize ilk vahiy gelmeye başlamıştır. Osmanlı devleti tarih sahnesinde yer almaya başlamıştır. İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde de bu yıldız görülmüştür.
İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina’ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi gibi büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 35]
--1979[hicri 1400’de gerçekleşen Kâbe baskınının ardından 7 sene sonra hicri 1407 yılında, hac sırasında çok daha büyük, kanlı bir olay meydana gelmiştir. Bu olayda caddede gösteri yapan hacılara saldırılarak 402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır]
Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızının aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 166]
--Bilindiği gibi Temmuz 1991 yılında Irak’ın [IraQ], Kuveyt’i işgali sonrasında, Kuveyt'e ait petrol kuyularını ateşe vermesi sonucunda Kuveyt ve Basra Körfezi’ni büyük bir ateş sarmıştır. Bu ateşle ilgili o dönemdeki yazılı kaynaklarda yer verilen bir açıklama şöyledir:
<Kuveyt’te yanan petrol, insanlar ve hayvanlar arasında ölüme sebep oldu. Uzmanlara göre günde yarım milyon ton petrol duman olarak atmosfere karıştı. Her gün 10 tondan fazla is, kükürt, karbondioksit ve büyük miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar bulut gibi körfez üzerinde asılı durdular. Yalnız körfez değil, onun şahsında tüm dünya yandı. [Kurtlar Sofrasında Ortadoğu, sayfa 175]
Sistemlerin değişmeleri
Yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir.
[El-Kavlu’l Muhtasar fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 37]
--Geçtiğimiz yüzyılda iki büyük dünya savaşı yaşanmış ve sırf bu savaşlarda 65 milyon insan hayatını kaybetmiştir.20. yüzyıl boyunca siyasi nedenlerle katledilen sivillerin sayısının 180 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Bu, daha önceki yüzyıllarla kıyaslandığında olağanüstü derece de yüksek bir rakamdır.
Önce Şam ve Mısır melikleri [hükümdar, yönetici, memleket sahibi] öldürülecektir.
[El-Kavlu’l Muhtasar fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 49]
--Mısır’ın yakın tarihi incelendiğinde hadiste de belirtildiği gibi bir yöneticinin öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır’ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat. Enver Sedat 1981 yılında bir resmigeçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Mısır tarihinde öldürülen yöneticilerden diğerleri de; 1910 yılında suikasta uğrayan Başbakan Butros Gali, 1945 yılında öldürülen Mısır Başbakanı Ahmed Maher Pafla ve 1948’de yine bir suikast sonucu öldürülen Mısır Başbakanı Mahmoud Nukrashy Pafla’dır. Şam kelimesi ise, yalnızca Suriye’deki Şam şehri için kullanılmaz. Şam, Arapça’da kelime anlamı olarak ‘sol’ anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder. Şam bölgesi yöneticilerinden de suikasta uğrayan çok sayıda kişi olmuştur. Bunlardan birkaç örnek şöyledir:
--1920’de öldürülen Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Salah Al-Deen Beetar, 1921’de öldürülen Suriye Başbakanı Droubi Pafla, 1949’da suikasta uğrayan Suriye Başbakanı Muhsin Al-Barazi, 1951’de öldürülen Ürdün Kralı Abdullah, 1982’ de bombalı suikasta uğrayan Lübnan’da falanjist lideri Beflir Cemayel.
Şam ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır!
[El Kavl-ul Muhtasar fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 49]
—Bugün söz konusu bölgede yer alan devletler arasında İsrail de bulunmaktadır. Bu hadis’te 26 Ekim 1956 tarihinde İsrail'in mısıra saldırması ve Sina yarımadasını işgal etmesine işaret edilmektedir. 1967 yılındaki 6 gün savaşı ise İsrail-Mısır arasındaki başka bir savaştı. 5 Haziran’da İsrail hava kuvvetleri, Mısır’ın bazı hava üstlerine saldırılarda bulundu.
Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 38]
--Hadislerde belirtilen büyük şehirlerin, imar edilmiş beldelerin helak oluşu ve harap edilmesi, savaşlar ve çeşitli doğal afetler sonucunda meydana gelen yıkımlardır.
Dünyanın harap olmuş yerlerinin yeniden inşa edilmesi, inşa edilmiş yerlerinin yıkılması kıyametin şart ve alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 138]
--Harap olan yerlerin inşa edilmesi de ahir zaman alametlerindendir. Berlin, Leningrad[ST. Petersburg], Dresden gibi 2. dünya savaşı sırasında tanınmayacak hale gelen büyük Avrupa şehirleri, savaş sonrasında yeniden inşa edilmiştir. Japonya’nın Kobe şehri 1995 yılının ocak ayında büyük bir deprem sonucu harap olmuştur. Japonlar bütün zararlara rağmen kısa bir süre içinde Kobe şehrini tekrar inşa ettiler.
Iraklıların [IraQ] elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak.
[Kenzul Ummal; Kitab-ul Kıyame Kısm-ul Efal, 5.cilt sayfa 45]
--Ahir zaman alametlerinden biri de Iraklıların [IraQ] parasının değer kaybetmesidir. İran-Irak[IraQ] ve Körfez Savaşı sonrasında Irak’ta[IraQ] yaşanan ekonomik çöküntü ve savaş sonrası devam eden ambargolar bilinmektedir.
Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir.
[Risalet-ül Huruc-ül Mehdi,3.cilt, sayfa 177]
--2003 Irak[IraQ] Savaşı’nda, savaşın ilk gününden itibaren Bağdat, en yoğun bombardımana tutulan şehirlerden biri olmuştur. Aşırı bombardıman, geceleri Bağdat’ın tıpkı hadiste haber verildiği gibi alev alev yanmasına neden olmuştur. ABD 2003 yılında bir dolu iğrenç yalan ile daha önce İran ve Kuveyt savaşlarında kullandığı işbirlikçi Saddam Hüseyin rejimini bahane ederek Irak’ı[IraQ] işgal etti. Oysa Saddam Hüseyin 1991 yılında Körfez Savaşı sonrası kayıtsız şartsız teslim olmuştu. ABD’nin niyeti gerçekten rejimi değiştirmek olsaydı o gün 24 saat içinde bu işi yapabilecek durumdaydı. Ama yapmadı. Mart 2003den Temmuz 2006 ya kadar yaşları 15–44 arası 650 bin Iraklı[IraQ] sivil öldürülmüştür.
—Irak’a [IraQ'a] saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Iraktaki [IraQ] masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak’ta [IraQ] yeniden yapılanır.
[Kenzul Ummal; Kitab-ul Kıyame Kısm-ul Efal, 5.cilt, sayfa 254]
--Hadiste Irak'ın [IraQ] yeniden inşa edileceğine dikkat çekilmektedir. Önce İran-Irak[IraQ] Savaşı, daha sonra Körfez Savaşı, son olarak da 2003’teki Irak [IraQ] savaşlarının ardından, Irak’ta [IraQ] pek çok şehir yerle bir olmuştur. 2003 yılında Irak[IraQ] Savaşı başlamadan önce on binlerce Iraklının [IraQ], Suriye başta olmak üzere çeşitli ülkelere göç etme çabaları bu hadisteki olaya işaret etmektedir.
Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makam bulamayacaktır. Bu belalar Şam’ın etrafında dolanacak, Irak'ın [IraQ] üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır. Onlar belayı bir taraftan defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır.
[Kenzul Ummal; Kitab-ul Kıyame Kısm-ul Efal, 5.cilt, sayfa 38–39]
Irak[IraQ] halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz zaman kıyamete hazırlanın.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar]
--Ahir zaman alametlerinden biri de Irak[IraQ] halkının üçe ayrılmasıdır.
Fırat nehri ile Dicle nehri arasında bir şehir kurulacak da orada Abbas oğullarının saltanatları kurulacaktır. Orası Zavra[yani Bağdat şehri] diye isimlendirmiştir. Ey müminlerin Emir’i, Resul-i Ekrem o”rasını niçin Zavra isimlendirmiştir?” Çünkü harp her tarafını sardığı ve ta kenar bucaklara kadar ulaştığı için Zavra diye isimlendirir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 426]
Müslümanlar Yahudiler harp etmedikçe kıyamet kopmaz.
[Ebu Müslim; İmam Tirmizi]
20. yüzyılın başlarından itibaren Müslümanlarla Yahudiler arasındaki savaş ve çatışmalar sürmektedir. Birinci dünya savaşı ile Osmanlı hâkimiyetinden çıkan Filistin toprakları, bu dönemden sonra bir daha barış ve huzura kavuşamadı. 1940 yılından bugüne Filistin’de kanlı savaşlar yaşanmış ve dönem dönem yaşanmaktadır.
Muhammed ümmetinden masum bir çocuk öldürüldüğünde, gökten bir melek ‘hak onda ve onun yanında olandadır’ diye haykırır.
[Sabban İsafur Ragibin, sayfa 154]
--Ahir zamanın önemli alametlerinden biri de masum çocukların öldürülmesidir. Bu durumun örnekleri özellikle son yıllarda yaşanan savaş ve çatışmalarda yoğun olarak görülmektedir.
Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder. Bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı bir fitne gelir. [
Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 26]
--günümüzde fuhuş, kumar, içki, rüşvet gibi birçok fiil, haram olmalarına rağmen dünyanın pek çok ülkesinde giderek artan bir oranda işlenmektedir.
ALLAH apaçık inkâr edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 27]
--ALLAH’I inkâr etme sapkınlığı olan ateizm, 19.yüzyılın sonundan itibaren yaygınlaşmıştır.
Lat-uzza’ya yeniden ALLAH’TAN başka ilah edinilerek tapılmadıkça kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 281]
--ALLAH’tan başka ilah edinmek hiç şüphesiz çok büyük bir sapkınlık ve günahtır. Bazı insanlara putlara tapmaktan bahsedildiğinde, yalnızca geçmiş toplumların yaptığı gibi tahtadan veya taştan yontulmuş heykellere tapmaktan bahsedildiğini sanırlar. Oysa bu yanılgıdır. Şirk koşan bir insan, yalnızca insan yapımı putlara tapan insan demek değildir. ALLAH’ın Kuran’da bildirdiği gibi, şirk koşmadan iman etmek demek ‘’dini yalnızca ALLAH’a halis kılarak-yani yalnızca ALLAH’ın rızasını ve rahmetini umarak- iman etmek’ demektir. Ahir zamanda ise, şirk koşmadan samimi olarak iman eden insanların sayısı azalacak, gösteriş için ibadet eden, ALLAH’ın hak dininden uzaklaşarak kendilerine birtakım batıl inançlar edinen insanların sayısı artacaktır.
Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır.
[İmam Suyuti, Cami’üs-Sağır, 3/211]
--Anarşi ve çatışma, geride bıraktığımız yüzyılın en belirgin özelliklerinden biridir. İç savaşlar, ihtilal ve ayaklanmalar binlerce insanın hayatına mal olmuş, güvenlik ve huzur insanların en büyük özlemlerinden biri haline gelmiştir.
Bütün kalplerin içine fesat düştüğü için bir kısım halk diğeriyle konuşarak barış ve ittifak gösterileri yaparlar. Fakat kalplerinde barış ile ittifaka muhalif bir durum olduğu bir devir gelmedikçe kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 382]
--Özellikle İsrail-Filistin arasında her türlü girişim ve çabaya rağmen bir türlü gerçekleşemeyen barış.
O sırada fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 482; Kitabü’n-Nihaye, İbn-i Kesir]
--20 yüzyılın sonlarından itibaren başta Salvador, Nikaragua gibi orta ve güney Amerika ülkeleri başka olmak üzere dünyanın dört bir yanında ihtilaller, darbeler ve karşı darbeler yaşanmıştır.
Ey ALLAH’ın Resulü, ahlas nedir?
Kaçışmak-yani insanlar arasındaki aşırı düşmanlıklardan dolayı birbirlerine güvenemedikleri için kaçışmaları- ve insanların mallarının yağma edilmesidir, buyurdu.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 386]
--Yurtlarından göç etmek zorunda bırakılan insanlara işaret edilmektedir.
2 büyük İslam ordusu birbirleriyle harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 454]
--İran- Irak[IraQ] savaşı, Irak’ın [IraQ] 1990 yılında Kuveyt’i işgali.
Ahir zamanda ümmetimin başına yöneticilerinden şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 12]
--Müslüman ülkelerde, din ahlakından uzak, zalim ve acımasız karakterli kişilerin iktidarda olacaklarına işaret edilmektedir.
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: Resulallah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, öldürülen de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.”
[Ebu Müslim, Fiten, sayfa 56]
--Cinayetlerde ahir zaman alametlerinden biridir. Çok küçük bir tartışma nedeniyle veya karşısındaki kişinin tepkisinden hoşlanmadığını, dinlediği müzikten rahatsız olduğunu öne sürerek, çok az bir miktar para elde edeceğini düşünerek cinayet işleyenlere sıkça rastlamaktayız.
Fakirler çoğalacak.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 455]
Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 440]
--Hiç şüphesiz tarih boyunca açlık ve sefalet hep var olmuştur. Ancak ahir zamanda fakirlik tüm dünya genelinde çok büyük bir artış göstermiştir. Bugün dünyanın dört bir yanında yiyecekten ve içecekten mahrum, sağlıksız koşullar altında yaşayan, barınacak bir yer bulamayan insanlar bulunmaktadır.
İnsanlar 95. seneye kadar malik olacak, yani işleri iyi gidecek, 97 veya 99. sene de mülkleri zayi olacak.
[El-Kavlu-l Muhtasar fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 54]
--Ahir zamanda nasıl bir ekonomik durum olacağına işaret edilmektedir.
Ticaret ve yollarının kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 52]
Milletler arasında ticaret yolları kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır.
[El-Kavlu’l Muhtasar fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 39]
--Günümüzde ülkeler arasında yapılan ticari ve ekonomik iş birliği anlaşmalarına rağmen, güvenlik endişesi kimi zaman ticari faaliyetlere engel olmaktadır.

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:14 #3
delinin biri
Acemi Üye
Herkesin az kazançtan yakınması. Paraları için zenginlerin saygı görmesi.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 146]
Piyasaların durgun olması, kazançların azalması kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 146]
İşlerin kesat gitmesi kıyamet alametlerindendir. Herkes <satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!> diye yakınacak.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 152]
15 şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belaların gelmesi vacip olur!” buyurmuşlardır. [yanındakiler:] “Ey ALLAH’ın Resulü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz saydı: “ganimet[yani milli servet, fakirlere uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında] dönen bir mal haline gelirse.” [imam Tirmizi, Fiten, sayfa 39]
--Bu durum günümüzde dünya genelinde yoğun olarak yaşanmaktadır. Bugün dünyanın en zengin insanları, dünyadaki zenginliklerin büyük kısmını kontrolleri altında tutarken, milyarlarca insan da fakirlik ve açlık içinde yaşamaktadır.
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Depremler çoğalacak.
[Ramuz-el Ehadis, 476/11]
Kıyametten önce iki büyük hadise vardır. Ve sonra da zelzeleli yıllar.
[Ramuz-el Ehadis,187/2]
Barınacak evler, sizi taşıyacak hayvanlar bulamayacağınız günler yaklaşmıştır. Çünkü evlerinizi depremler yıkacak.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 146]
Anlaşmazlıklar ve sık sık depremler meydana gelecek.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 166]
--Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine göre sadece 1999 yılında, yeryüzünde küçük veya büyük şiddette 20.832 deprem meydana gelmiştir.
Kıyamet alametlerinin ilki yer çökmeleridir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 518]
Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere –çeşitli itham ve bahanelerle hakaret ettiği zaman, artık kızıl rüzgârları, yere batışı veya suret değiştirmeyi veya gökten taş yağmasını bekleyin.
[Tirmizi, Fiten, sayfa 39/ Kutub-i Sitte, 14.cilt, sayfa 341]
“İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur?” buyurdu.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 392]
Kıyametten önce 10 alamet görmeden, kıyamet kopmayacaktır. Onuncusu, insanları denize atacak olan kasırga.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 288]
--Şehirlerin yok olmasına neden olan bir diğer sebep de doğal afetlerdir. Doğal afetlerin içinde bulunduğumuz çağda hem sayısal hem de büyüklük olarak arttığı istatistiksel bir gerçektir. Son 10 yılda baş gösteren iklim değişikliklerinin yol açtığı felaketler bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Sanayi, zararlı ve istenmeyen bir yan ürün olan küresel ısınmaya sebep olmakta, giderek ısınan dünya atmosferindeki dengeler bozulmakta ve böylece iklim değişiklikleri meydana gelmektedir.
Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli bir yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 253]
Yağmurun çoğalması, otların azalması kıyametin yaklaşmasındandır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 137]
Gökten şiddetli yağmur yağıp, taş binalar hariç bütün kerpiç evler yıkılmadıkça kıyamet kopmaz.
[Ahmed b. Hanbel, Müsned 13/291]
--Şiddetli yağmurlar sonucunda oluşan sel baskınları, insanların hayatlarını ve mallarını kaybetmelerine neden olan büyük doğal felaketler arasındadır. Özellikle son dönemlerde sel baskınları, dünyanın çeşitli bölgelerinde önemli oranda can ve mal kaybına neden olmuştur.
Kıyametin yaklaştığı sırada yıldırımlar o kadar çoğalacak ki, insanlar birbirlerine şöyle diyecekler: “Dün kime yıldırım isabet etti?” Onlarda şöyle cevap verecekler: “Dün falan ve filan kimseleri yıldırım çarptı.”
[El-Hakim, Müstedrek, 4/444]
Evlerinizi depremler yıkacak, hayvanlarınızı yıldırımlar yakıp kömüre çevirecektir.
[Naim bin Hammad; Geleceğin Tarihi 4.cilt, sayfa 69]
--Yıldırımların artması kıyamet alametlerinden birisidir. Yıldırım düşmesi nedeniyle can ve mal kaybının artması son yıllarda sıkça rastlanan bir durum olmuştur.1998 yılında Kongo’da futbol sahasına düşen yıldırım neticesinde, sahadaki 11 futbolcunun ölümü bu örneklerden biridir. 2001 yılında Meksika’da futbol sahasına düşen yıldırım nedeniyle de 6 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunlar dışında da yıldırım düşmeleri pek çok insanın hayatını kaybetmesine ve hayvanların telef olmasına neden olmaktadır.
İnsanlara bir zaman gelecektir ki; Kuran’ın yalnız resmi, İslam’ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslam’dan en uzak insanlar oldukları halde, İslami isimlerle isimlenecekler, mescitleri görünüşte imar edilmiş olduğu halde hidayet yönünden harap olacaktır.
[Hâkim; Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 27]
İnsanlara bir zaman gelir ki Kuran bir vadide, insanlar başka bir vadide olurlar.
[Hâkim; Tirmizi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 25]
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalpleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler, çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen, sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise iyiliği emretmez, kötülüğü sakındırmaz olur.
[Hatib; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 23]
İnsanların -bidatçilerin- dinden olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösterip kabul ettirmeye çalışanların görüşlerini benimseyip farkında olmadan şirk koştukları, ilmi geçim için tahsil ettikleri, dinlerini dünyalıklarına alet ettikleri bir zaman gelecektir.
[Deylemi; Son Zamanlarla İlgili hadisler, sayfa 68]
--Din ahlakının görünüşte uygulandığı, fakat gerçekte ALLAH’ın emrettiği Kuran ahlakının neredeyse tamamen terk edildiğine işaret edilmektedir. Apaçık olan Kuran ayetlerinin görmezlikten gelindiği, ALLAH adına hükümler öne sürüldüğü, dinde ayrılığa düşüldüğü, ibadetlerin gösteriş amaçlı yapıldığı, dinin çıkar ve menfaat sağlamak için araç olarak kullanıldığı; imanın taklitçiliğe dayalı olması da ahir zamanın alametlerindendir. Bu devirde sözde Müslümanlar çoğunlukta, hakiki âlimler ve samimi Müslümanlar ise azınlıktadır.
Kuran okuyan, fakat okudukları dillerinde kalan[okuduklarını anlamayan], kalplerinde inanmayan insanların türeyeceği bir zaman gelecektir.
[İmam Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 64]
Ahir zamanda sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta onlar[Yahudiler ve Hıristiyanlar] kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
--Ahir zamanda Müslüman toplumların Müslüman olmayan toplumlara özeneceklerini, onlara benzemeye çalışacakları ifade edilmiştir. Bazı Müslüman toplumlar içinde din ahlakına uygun olmayan ideoloji ve akımların yaygınlaşmasına işaret edilmektedir.
Kıyamet önü sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır.
[Ramuz-el Ehadis, 121/5]
Kıyamete yakın karanlık gecelerin parçaları gibi karışıklıklar olacaktır. Bu karışıklıklar için de kişi mümin olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlayacak, mümin olarak akşamlayıp kâfir olarak sabahlayacaktır.
[Kuran ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, sayfa 155]
O devir de halkı cehennem kapılarına çağıracak olan birtakım davetçiler [propagandacı, çığırtkanlar] olacaktır. Her kim o çığırtkanların davetine icabet ederse onu cehenneme atacaklar.’’ ‘Ya Resulallah, o davetçiler topluluğun özelliklerini bize bildirseniz?’ ‘’Peki, edeyim, onlar bizim milletimizden olup bizim dilimizle konuşan bir topluluktur.” buyurdu.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 382]
Yakın gelecekte kör, sağır ve dilsiz [yani insanları kör] edip doğruyu göstermeyen, sağır edip hak olanı duyurmayan ve dilsiz edip hak sözleri konuşturmayan bir takım fitneler olacaktır. Fitne çokluğunda dilin fitneye karışması ve propaganda yapması, kılıç darbesi gibi onun yayılmasını sağlar.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 390]
--Ahir zamanda dinsizlik ve ahlaksızlık propagandası yapan insanlar olacağı haber verilmiştir. Günümüzde ülkelerin bir kısmının ahlaki ve sosyal yapısına baktığımızda bu alametin gerçekleştiğini açıkça görmekteyiz.
Ahir zamanda kurt okuyucular olacak. Kim o zaman yetişirse, şerlerinden ALLAH’a sığınsın. Onlar çok kirli insanlardır. İkiyüzlülük hâkim olacak, ikiyüzlülük ve gösterişten utanılmayacak.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
Âlimler ilmi sırf para kazanmak için öğrendiğinde, dini dünyalık karşılığında sattıklarında, hükmü sattıklarında, kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Ahir zamanda öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.
[İmam Tirmizi, Zühd, sayfa 60]
Mescitlerin içinde ALLAH’a isyan içinde olanların, günah işleyenlerin seslerinin yükselmesi, dinen yasak olan şeyleri işleyenlerin, dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine galip olup onlara tahakküm etmeleridir, buyurdu.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 450]
Nihayet cahil birtakım insanlar kalırda kendilerine dini meseleler sorulunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleri ile fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşerler hem de halkı saptırırlar.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 463]
Yazık ümmetime âlimlerden dolayı! Bunlar ilmi ticaret vasıtası edinirler. Zamanlarının emirlerine sokulmak suretiyle kendilerine kazanç temin ederler.
[Hatim; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 27]
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve ehli bidatle[dinde olmayan şeyleri dinde varmış gibi göstermekle] meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri yönden ALLAH’a şirk koşarlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızk alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalın avenesi olacaklardır.
[Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 27]
İslam dinine gereken saygıyı göstermeyen, dini, kendi menfaatleri doğrultusunda araç olarak kullanmaktan çekinmeyen insanların durumu şu şekilde anlatılmıştır: “ümmetimin son zamanlarında mescitlerini süsleyip, kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmaya aldırış etmeyen bir takım insanlar ortaya çıkacaktır.”
[Hâkim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 27]
Ahir zamanda, zalim yöneticiler, ALLAH’ın emirlerine karşı gelen yöneticiler, hain kadılar [hakimler], yalancı hocalar olacaktır. Bunlara herhangi biri yetişirse onların yanında olmasın, yardımcı olmasın, yön veren olmasın.
[Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, sayfa 182]
Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza birtakım yöneticiler ve devlet başkanları gelecek de onlar, devlet hazinesinden; yardıma ihtiyacı olan sizlere vermediklerini; hakları olmadığı halde kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklardır.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 380]
Yakında başınıza bazı yöneticiler gelecek. Rızklarınıza el koyacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar, lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını onaylamadıkça sizden razı olmayacaklar.
[Bagavi; İmam Taberani; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 43]
İslam’ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı İslam yolundan saptıracak yöneticiler çıkacak.
[Hâkim; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 57]
İyilik terk edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Kıyamet yaklaşır, hayırlı işler azalır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 264]
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz; “İyiliği emretmediğinizde, kötülüğü yasaklamadığınızda haliniz ne olur?” diye sordu. Ashabı “Yani bu olacak mı?” diye sordu. “Evet, hatta daha beteri!” buyurdular. Ve sormaya devam ettiler: “Kötülüğü emredip, iyiliği yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” [yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek]: “Ey ALLAH’ın Resulü! Mutlaka olacak mı?” dediler. “Evet, hatta daha da beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “İyiliği kötülük, kötülüğü de iyilik saydığınız zaman haliniz ne olur?” [yanındaki ashabı]: “Ey ALLAH’ın Resulü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “Evet, olacak!” buyurdular.
[Ebu Ya’la, Müsned; İmam Taberani, El-Mu’cemu’l-Evsat; Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid]
-Günümüzde din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda doğru ile yanlış tamamen birbirine karıştırılmıştır. İnsanların doğru olan yaptıkları, güzel ahlak gösterdikleri ‘saf’ olarak değerlendirilmekte, kendi çıkarları uğruna başkalarının haklarını çiğneyenler ‘zeki ve becerikli’ insanlar olarak yorumlanmaktadırlar. Kuran ahlakına tamamen zıt olan bu durum günümüzde birçok toplumda kesin bir anlayış olarak yerleşmiştir.
Kişinin mahvolması ebeveyninin elinde, o yoksa karısının elinde, o da yoksa akrabasının elinde olacak. Şöyle; onu geçim sıkıntısı yüzünden ayıplayacaklar, gücünün yetmeyeceği işlere sürecekler, nihayet o dayanamayarak karanlık ve tehlikeli işleri yapacak ve mahvolup gidecek.
[Ebu Naim; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 29]
İnsanlara bir zaman gelir ki, camilerinde toplanıp namaz kılarlar. Fakat aralarında mümin bulunmaz.
[Hâkim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 19]
Mescitler namaz kılınmayıp, gelip geçilen bir yol haline geldiği bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 87]
İnsanlar mescitler hususunda öğünmedikçe kıyamet kopmaz.
[Ahmed b.Hanbel; Ebu Davud; ibn-i Mace]
Kim Kuran okursa mükâfatını ALLAH’tan istesin. Zira son zamanlarda Kuran okuyup mükâfatını insanlardan isteyen bir takım insanlar türeyecektir.
[İmam Tirmizi; Son zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 12]
Âlimleriniz, altın ve gümüş paralarınızı almak için Kuran okudukları zaman, Kuran’ı ticaret için edindiğiniz zaman kıyamet yaklaşmış demektir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141]
Kuran’ın şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi âlim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar gördüğü zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[İmam Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 33]
Ahir zamanda ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum; yıldızlara inanmak, kaderi yalanlamak.
[Ramuz-el Ehadis, 1/1540]
--Astroloji ve fallar.
Kıyamet alametlerinden biri, nefsinin arzularına meyletmektir. İnsanlar namazı terk edecekler ve şehvetlerine tabi olacaklardır.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar]
İnsanların ihtilaf ve sosyal sarsıntılar içinde bulundukları zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ramuz-el Ehadis, 7/7]
--Günümüzde insanların karşı karşıya oldukları önemli bir sorun, sosyal yapılardaki bozulmalardır. Toplumsal çöküş değişik şekillerde kendini göstermektedir. Dağılmış aileler, boşanmalardaki artış ve gayrı meşru çocuklar aile kurumundaki bozulmaların doğal sonucudur.
İnsanlar üzerine aldatıcı seneler gelecek. O senelerde haine itimat edilecek, doğru kişi hain sayılacak.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 476]
Kötülerin çoğaldıkça çoğalması, yalancıların doğru kabul edilmesi, kıyamet alametlerindendir.
[Beyhaki; ibn-i Neccar; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 107]
Dünyada alçak oğlu alçak kimseler insanların en mutlusu oluncaya kadar kıyamet kopmayacaktır.
[İmam Tirmizi, Fiten, sayfa 37]
Yalancının doğrulanması, doğrunun yalanlanması kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 137]
Yalancı doğru kabul edilecek ve doğru söyleyen ise, tekzip edilecektir. Haine güvenilecek ve güvenilir olana ise, hain muamelesi yapılacaktır. İşte o zaman yalan yaygınlaşacak.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar]
Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine güvenilir ve emin susturulur. Yalancıya emin gözüyle bakılır.
[İbn-i Asakir; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 40]
Ehil olmayanın sahip olması, yaramayanın makama getirilmesi, yarayanın saf dışı edilmesi de kıyamet alametlerindendir.
[Naim bin Hammad; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 41]
Ahir zamanda ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para ve kendisine güvenilir arkadaştır.
[Suyuti, Cami'üs-Sağır,2/71]
İyi insanlar birer birer gidecek, geriye arpa ve hurmanın yaramazı gibi yaramaz insanlar kalacaktır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 137]
Milli servet belirli kişilerin idaresinde olduğu, emanet kazanç sayıldığı, zekât ağır bir yük kabul edildiği zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 114]
Emanetin kazanç, zekâtın da altından zor kalkılacak bir borç olarak kabul edilmesi kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 139]
İnsanlar sözlerini ve vaatlerini bozduğu, emanetleri kazanç olarak gördükleri zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 378]
Zekât ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve ceza kabul ettikleri zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[İmam Tirmizi, Fiten, sayfa 39]
O zaman zekât ceza olarak ve vergi de, ganimet olarak zorla alınacaktır.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar]
Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh’ın anlattığına göre, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ey Huzeyfe! O günde onlar dinden çıkmak üzere olacaklardır. Namaz da kılmayacaklardır.”
[Ukayli, En-Necmu’s-Sakıb fi Beyan-ı Enne’l Mehdi Min Evlad-ı Ali bin Ebi Talib Ale’t Temam Ve’l Kamal]
Kıyamet alametlerinden biri, namazın terk edilmesidir. İşte o zaman ya Selman! Dinsizliğin en fenası ve günahların en kötüsü meydana gelecektir. İnsanlar namazı terk edecekler ve şehvetlerine tabi olacaklar. Eğer siz onlara erişirseniz, namazlarınızı vaktinde kılınız.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar]
İnsanlar öyle bir zamanla karşı karşıya kalacaklar ki, namaz terk edilecek, yapılar uzanacak, yemin ve lanetlemeler çok olacak, rüşvet ve zina alabildiğine yayılacak, ahiret dünyaya değişilecek.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 157]
Kıyametten hemen önce, yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlik ise gizlenir.
[Ramuz-el Ehadis, 1/121]
İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 450]
--Gerçek şahitliğin gizlenmesi, yalancı şahitlerin ve iftiranın ise yaygınlaşması önemli kıyamet alametlerindendir. Aslında bu durum, insanların din ahlakından uzaklaşmalarının neticelerindendir. Din ahlakı insanların koşullar ne olursa olsun dürüst olmalarını, kendi aleyhlerinde bile olsa adil davranmalarını gerektirmektedir. Din ahlakından uzak, ahirette sorguya çekileceğinin bilincinde olmayan insanlar ise, menfaatleri gerektirdiğinde kolayca yalan söyleyebilir. Bir başkası hakkında yalancı şahitlikte bulunabilirler.
İş ehil olmayana verilince, artık kıyameti bekle!
[Zebidi, Tecridi Sarih,12/201]
Zengine itibar edilip kendinden daha üstün kişiler ona ayağa kalktıklarında ve ona selam verdiklerinde kıyamet yaklaşmış demektir!
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480–481]
Kıyamet alametlerinden biri, mal sahibine malından dolayı hürmet etmektir.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar]
Kalpler birbirine yabancı olmadan, sözler birbirinden ayrılmadan, ana baba bir, kardeşler farklı dinlerden olmadan kıyamet kopmaz.
[Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 32]
Selam halka değil de özel insanlara verilinceye kadar kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 470]
Akraba ile bağları kesmek ve kötü komşuluk kıyamet alametlerindendir.
[Ahmed b. Hanbel, Müsned,11/90]
Kıyamet yaklaşınca kişi köpek yavrusu yetiştirecek. Bu iş ona, kendi öz çocuğunu yetiştirmekten daha iyi gelecek.
[İmam Taberani; Hâkim]
Kişilerin annesine isyan etmesi, babasına sıkıntı vermesi kıyamet alametlerindendir.
[İmam Tirmizi, Fiten, sayfa 38]
Kıyametten hemen önce, akraba ile ilişkiler kesilir.
[Ramuz-el Ehadis, 448/7]
Büyükler küçüklere merhamet etmediklerinde, küçüklerde büyüklerine saygı göstermediklerinde, çocuk öfkeli olduğunda, kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Büyüğe saygı, küçüğe sevgi kalkacak.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 140]
--Gençlerin sinirli olmaları, çocuklar ile yetişkinler arasındaki sevgi ve saygının kalmaması.
Kıyamet yaklaşınca gayri meşru çocuklar çoğalır.
[Ramuz-el Ehadis, 33/7]
İnsanlarda cimrilik ve hırs artacak.
[Müslim, İmare, sayfa 176]
Kıyamet yaklaştı, hâlbuki insanlar dünyaya karşı ancak hırslarını artırıyorlar, ALLAH’tan da uzaklaşıyorlar.
[Suyuti, Cami'üs-Sağır,2/57]
--Materyalist felsefe ve dünya görüşlerinin etkisiyle insanların ahireti unutmaları; dünyaya büyük bir hırsla bağlanmaları ahir zaman alametlerindendir.
İkiyüzlülük hâkim olacak, ikiyüzlülük ve gösterişten utanılmayacak.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
Son zamanlarda türeyen, birbirleriyle karşılaştıkları zaman selamları lanetlemeden, küfürden ibaret olan sarhoş bir neslin ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir.
[Ahmed bin Hanbel; Hâkim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 54]
“Şu 3 şeyle karşılaşılmadıkça ümmet güzel bir yol üzere olacaktır. İyilik kalkmadıkça, ahlaksız çocuklar çoğalmadıkça, aralarında Essekkarun ortaya çıkmadıkça.” Dediler ki; “Essekkarun nedir?”
Cevap verdiler: “Ahir zaman’da gelecek bir nesildir ki, aralarındaki selamları birbirlerine sövüp saymak olacaktır.”
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141–142]
Kıyamet yaklaşınca ölçü ve tartılarda hile yapılır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 139]
Kıyamet yaklaşınca o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk yapanlardır.
[İmam Taberani; Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler]
Söz taşıyanların, arkadan çekiştirenlerin, dedikodu yapanların ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.
[Beyhaki; İbn-i Neccar; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 11]
Bismillahirrahmanirrahiym. Ey iman edenler, bir kavim başka [bir kavimle] alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlarda kadınlarla [alay etmesin], belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın[arkasından çekiştirmesin.] sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? işte, bundan tiksindiniz. ALLAH’TAN korkup-sakının. Sadakallahül-Azıym.
[Hucurat suresi,11. ve 12.ayet]
Hz. Ali Kerremullahü Vechehü anlatıyor: ‘Resulallah Aleyhisselatu Vesselam [bir gün]: “Gençlerinizin haktan saptığı, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu.
[Kutub-i Sitte; Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid]
--Gençlerin din ahlakından uzaklaşmaları ahir zaman özelliklerindendir. Fikir aşılamaya ve yönlendirmeye daha açık olan genç insanlar, kolaylıkla din ahlakına uygun olmayan akımlarının etkisine girebilmekte ve son derece yozlaşmış bir hayata yönelebilmektedir. Bunun temelinde gerçek din ahlakının insanlara gereği gibi öğretilmemesi vardır.
Fuhuş açık olmadan kıyamet kopmaz.
[Ramuz-el Ehadis, 91/7]
--Günümüzde eşcinsellik, fuhuş ticareti, evlilik dışı cinsellik, cinsel suçlar, tecavüz vakaları ve cinsel hastalıklar ahlaki çöküşün artan özelliklerindendir.
Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 451]
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla ilişkiye girdiklerinde kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ramuz-el Ehadis,448/8; Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
--Eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi olarak kabul edilmesi ahir zaman alametlerindendir.
“Ey Malik oğlu Avf! Kıyamet öncesi altı [alamet] sayayım mı?” Dedim ki: “Onlar nelerdir ya Resulallah?” Resulullah da şöyle buyurdu: “Sizin aranızda kolera ve şarbon gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır.”
[Sahih-i Buhari]
Kıyametten evvel altı [şey] say: “Ölümüm, Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunun kuası [göğüste beliren öldürücü sancı] gibi sayısız ölüm hadiseleri.”
[Kıyamet Alametleri, sayfa 123]
Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 147]
--Günümüzde ani ölümlere sebep olan hastalıkların sayısında artış vardır. Özellikle çeşitli beslenme ve yaşam şekli bozuklukları nedeniyle kalp krizi oranlarının yükselmesi.
Cinayetler artmadıkça kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 468]
Liderlerinizi öldürmedikçe, dünyanızda kötüleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141]
Fitneler, korkulu durumlar ve cinayetlerin görülmesi kıyamet alametlerindendir.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sayfa 39]
Kan dökülmesi kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 142]
İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar.
[Kitabü’n-Nihaye, İbn-i Kesir]
--Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre dünya genelinde her 40 saniyede bir kişi intihar etmektedir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. SadakallahülAzıym.
[Nisa suresi 29.] ayetiyle intihar açıkça haram kılınmıştır.
Şu muhakkak ki, yakın gelecekte insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şeyler, ayrılıklar ve anlaşmazlıklar ve birtakım insanlar olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 376]
Kişi, kendi kardeşini öldürmedikçe kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141]
Kalpler birbirinden nefret etmedikçe, fikirler ayrılmadıkça, öz kardeşler dinde ayrılığa düşmedikçe kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri sayfa 142–143]
--Zaire’de Hutu ve Tutsi kabileleri arasında yaşanan iç savaş, 20.yüzyılda yaşanan iç savaşlara çok önemli bir örnektir.
Kıyametin yaklaşmasına doğru; okur-yazar çoğalır.
[Müslim; Ahmed bin Hanbel; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 98, Ramuz-el Ehadis]
—UNESCO’nun 2003 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya nüfusunun %84’ü okur-yazar konumundadır.
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Zaman kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak.
[Buhari, Fiten, sayfa 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/313]
Bineğine binmiş olan kimse, Irak [IraQ] ile Mekke arasında yolu şaşırma kaygısından başka hiçbir korku taşımadan seyahat etmedikçe kıyamet kopmaz.
[Müntehab-ı Kenzu’l-Ummal,2/370–371]
Kıyametin yaklaşmasına doğru develere gerek kalmaz.
[Geleceğin Tarihi, sayfa 183]
Ey Enes! İnsanlar şehirleşecekler, o şehirlere ‘Basra ve Kusayre’ denilecek.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, sayfa 490]
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Yüksek binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak.
[Buhari, Fiten sayfa 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned 2/313]
Binaların gökdelenler haline gelmesi kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 146]
CNN Tower[kanada] 555 metre yüksekliğinde,
Oriental Pearl TV Tower[Çin] 467 metre yüksekliğinde.
Petronas Tower 1 ve 2 [Malezya] 449 metre yüksekliğindedir.
Çarşılar yakınlaşmadıkça, kıyamet kopmaz.
[Mecmeu’z-Zevaid, 7/327]
Günümüzde alışveriş imkânları geçmiştekine kıyas olmayacak kadar gelişmiştir.
Kişiye kamçısının ucu konuşmadıkça, kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 471]
Kamçı bilindiği gibi, eski çağlarda özellikle at, deve gibi binek hayvanlarını sürerken yaygın olarak kullanılmış bir araçtır. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin bu hadisinde benzetme yaptığı açıktır. Günümüzde kamçının şekline benzetebileceğimiz; antenleri ile dikkat çeken telsiz, cep telefonu ve benzeri iletişim araçları örnek verilebilir.
Her biri ALLAH’ın Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır.
[Tirmizi, Fiten sayfa 43; Ebu Davud, Melahim, sayfa 16]
Her birisi kendinin tek ilah olan ALLAH’dan Resul olarak gönderildiğini iddia eden 60 yalancının çıkması.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 36]
--Uzmanlar sözde Mesih akımlarının 1970’li yıllarda ortaya çıkmaya başladığını, o tarihten bu yana da hızlı bir artış içinde olduklarını ifade etmektedir.
Kuran’ı reyi ile tefsir eden cehennemdeki yerine hazırlansın.
[Tirmizi, İbn Abbas; İhyau Ulumid-d'in, İmam Gazali]
Hz. Ali Kerremullahi Vechehü’nün rivayet ettiği hadiste, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz:
“Beni hak peygamber olarak gönderen ALLAH’A yemin ederim ki, benim ümmetim bağlı oldukları asıl din ve cemaatten ayrılarak yetmiş iki fırkaya bölünecektir. Bunların hepsi sapık ve insanları cehenneme davet ile sapıtacaklardır. Bu zamana tesadüf ederseniz, ALLAH’ın kitabına sarılın. Zira sizden evvelkilerin haberi, sizden sonra geleceklerin haberi ve aranızda ne şekil hükmedeceğiniz orada mevcuttur. Kuran’a muhalefet eden zalimlerin belini, ALLAH kırar.[Kuran’ı bırakıp ta] ilmi başka taraflarda arayanları ALLAH sapıtır. Kuran ALLAH’ın sağlam ipi, açık nuru ve [insanlar için] yararlı olan şifasıdır. Kuran’a sarılanlar için koruyucu ve Kuran’a uyanlar için kurtarıcıdır. Şaşmaz ki düzeltilsin, eğrilmez ki doğrultulsun, incelikleri ve fevkaladelikleri tükenmez, tekrar tekrar okumak Kuran’ı eskitmez” buyurmuştur.
[ibn Mace; Tirmizi]
Faiz yiyene, yedirene, faiz senedi yazan, bu senede şahit olan, dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed Aleyhisselatu Vesselam dilinden lanet edilmiştir.
[Ravi: Hz. İbn-i Mesud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
“Ahir zaman geldiğinde, ümmetimin erkeklerine, peştamalla bile olsa hamama girmeleri haram olur.” dediler: “Ya Resulallah, bu nedendir?” buyurdu ki: “zira onlar çıplak insanların üzerine girerler veya onların üzerine çıplak insanlar girer. Haberiniz olsun, ALLAH bakana da kendisine baktırana da lanet etmiştir.”
[Ravi: Hz. Zahri Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
İlmin kaldırılması, cehlin artması, zinanın alenileşmesi, içkilerin meydan alması, erkeklerin gidip kadınların kalması, hatta 50 kadına bakan bir erkek kalıncaya kadar erkeklerin azalması, kıyamet alametlerindendir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Benden sonra hamamlar olacak. bunlarda kadınlar için hayır yoktur, örtüsü ile girse bile.hiç bir kadın yoktur ki, evinden başka yerde başını açsın da, ALLAH arasındaki kerameti kaybolmasın.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Hangi bir kadın ki, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir cemaatin[topluluğun] yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zani günahı[zina] yüklenir.
[Ravi: Hz. Ebu Musa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Esnemek şeytandandır. Biriniz esnemek isterse, elinden geldiği kadar tutsun. ”haa” derse, şeytan güler.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Kuvvetli esnemek ve kuvvetli aksırmak şeytandandır.
[Ravi: Hz. Ümmü Seleme Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Dünyanın hepsi ahiret günü ile yedi günden ibarettir. Bu ALLAH’ın şu sözünde açıktır. “ALLAH indinde bir gün, sizin saydığınız sene ile bin sene gibidir.”
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Sizden birine, halktan korkması, işittiği veya gördüğü bir hakikati söylemeye mani olmasın.
[Ravi: Hz. Ebu Said Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî]
Ebu Sadi Radıyallahu Anh anlatıyor: ‘Resulallah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “Ruhumu kudret elinde tutan ALLAH’a yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz.”
[İmam Tirmizi//Kutub-i Sitte]
Bir diğer rivayette İbnu Mesud şöyle demiştir: “Resulallah Aleyhisselatu Vesselam vaaz etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki: ‘Ey insanlar! Sizler [kıyamet günü] ALLAH’IN huzurunda yanına yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. [sonra şu ayeti okudu:] Bismillahirrahmanirrahiym. İlke, yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaat olarak yine onu iade edeceğiz. Sadakallahül-Azıym. [Enbiya Suresi, 104.ayet] Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben:
—‘Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!’ derim. Bana:
—‘Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar.’ denilir. Ben İsa Aleyhisselam’ın dediği gibi diyeceğim:
—Bismillahirrahmanirrahiym. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. fakat ne zaman ki sen beni [içlerinden] aldın, üstlerinde gözetici sen oldun. [zaten] Sen [her zaman] her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer kendilerine azap edersen şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak galip ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten Sensin, Sen. Sadakallahül-Azıym.’ [Maide Suresi, 117–118. ayetler]
Resulallah Aleyhisselatu Vesselam devamla dedi ki:
“Bunun üzerine bana: ‘Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!’ denilecek”
Bir rivayette şu ziyade var: “Ben: ‘Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!’ derim.”
[imam Tirmizi//Kutub-i Sitte]
Ebu Said ve Ebu Hureyre Radıyallahu Anhüma anlatıyorlar:
“Resulallah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “Kıyamet günü kul [hesap vermek üzere huzur-u ilahiye] getirilir. ALLAH[c.c.];
‘Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Sana hayvanlara bakmanı ve toprağı ekmeyi emretmedim mi? Seni bunlara baş olmak, onlardan istifade etmek üzere serbest bırakmadım mı? Acaba, benimle bugünkü şu karşılaşmanı hiç düşündün mü?’ diye soracak. Kul da: ‘Hayır’ diyecek. ALLAH [c.c.]: ‘Öyleyse bugün ben de seni unutacağım, tıpkı senin [dünyada] beni unuttuğun gibi!’ buyuracak.”
[İmam Tirmizi//Kutub-i Sitte]

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:23 #4
delinin biri
Acemi Üye
Şeytanın evlatları, deccalın hizmetkârları!
Şeytanın Hileleri
Âlemlerin Rabbı olan ALLAH’A hamd olsun. Salât ve selam, (Aleyhisselatu Vesselam) Efendimiz emin peygamber Muhammed’e.
Sonra, onun pak âline. Ve ashabının tümüne olsun.
İbn-i Abbas Radıyallahu Anh Hz.’inden naklen anlatıyor.
“Bir gün Resulullah (Aleyhisselatu Vesselam) ile beraberdik. Ansarlardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk, sohbete dalmıştık. Bu arada dışarıdan bir ses geldi:”
Ev sahibi, içerdekiler. Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var.”
Bunun üzerine, herkes Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in yüzüne bakmaya başladı, orada ve her zaman büyük oydu. İzin O’ndan çıkacaktı.
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz duruma vakıf oldu ve:
Bu seslenen kimdir bilir misiniz?” buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik:
En iyi bilen ALLAH ve Resulüdür.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz:
O, lâin iblistir. Şeytandır. ALLAH’IN laneti üzerine olsun.” buyurunca; hemen Hz. Ömer;
Ya Resulullah, bana izin veriniz onu öldüreyim.” dedi, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz buna izin vermedi ve şöyle buyurdu:
Dur ya Ömer, biliyor musun ki; ona belirli bir vakte kadar mühlet verilmiştir. Öldürmeyi bırak.” Sonra şöyle buyurdu:
“Kapıyı ona açın gelsin. O, buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.”
Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani Ravi’den. Şöyle anlattı:
Kapıyı ona açtılar, içeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki, şekil şu: bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinin altında 6-7 kadar kıl sallanıyordu. At kılı gibi.
Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.
Sonra, şöyle bir selam verdi:
Selam sana ya Muhammed; selam size ey cemaat-ı Müslimin.
Selam Allah’ındır ya lâin.” Sonra ona şöyle buyurdu:
Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?” Şeytan şöyle anlattı:
Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz sordu:
Şeytan anlattı:
İzzet sahibi Rabbin katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki: ‘ALLAH-ü Taala sana bir emir veriyor: Muhammed’e gideceksin. Ama düşük ve zavallı bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve âdemoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra O; sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.’ Sonra ALLAH-ü Taala buyurdu ki: ‘Söylediklerine yalan katarsan, doğruyu söylemezsen. Seni kül ederim; rüzgâr savurur. Düşmanların önünde, seni rüsva ederim.’ İşte. Böyle ya Muhammed, o emri üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesinden daha zor bir şey yoktur.”
Bundan sonra Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle sordu:
“Madem sözlerinde doğru olacaksın o halde anlat: halk arasında en çok sevmediğin kimdir?”
Şeytan şu cevabı verdi:
Sensin ya Muhammed. ALLAH’IN yarattıkları arasında senden çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra, senin gibi kim olabilir ki?”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?
Şeytan anlattı:
“Muttaki bir genç ki, varlığını ALLAH yoluna vermiştir.”
Bundan sonra, soru cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz sordu; şeytan anlattı:
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Sonra kimi sevmezsin?”
Şeytan anlattı:
“Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Sonra?”
Şeytan anlattı:
“Temizlik işinde. Yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı devam eden kimseyi.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Sonra?”
Şeytan anlattı:
“Sabırlı olan fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz. Halinden şikâyet etmez.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?”
Şeytan anlattı:
“Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, ALLAH onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hâsılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikâyet etmeyişinden anlarım.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Sonra kim?”
Şeytan anlattı:
“Şükreden zengin.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın?”
Şeytan anlattı:
Onu görürsem ki, aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki; o şükreden zengindir.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu:
“Peki, ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur?”
Şeytan anlattı:
“Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Neden böyle olursun; ya lâin?”
Şeytan anlattı:
“Çünkü bir kul, ALLAH için secde edince bir derece yükselir.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, oruç tuttukları zaman nasıl olursun?”
Şeytan anlattı:
“O zaman da bağlanırım, onlar iftar edinceye kadar.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, hac yaptıkları zaman nasıl olursun?”
Şeytan anlattı:
“O zamanda çıldırırım.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, ya Kuran okudukları zaman nasıl olursun?”
Şeytan anlattı:
“O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?”
Şeytan anlattı:
“Ha, işte. O zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline beni ikiye böler.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sebebini sordu:
“Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya ebamürre?”
Bunun üzerine iblis:
“Onu da anlatayım.” Dedikten sonra anlatmaya başladı:
“Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki:
1--ALLAH-ü Taala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.
2—o, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
3—ALLAH-ü Taala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasına perde yapar.
4—ALLAH-ü Taala, belayı, sıkıntıları ve ahları onlardan defeder.”
Bundan sonra Aleyhisselatu Vesselam efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu:
“Ebu Bekir için ne dersin?”
Şeytan anlattı:
“O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi. İslam’a girdikten sonra bana nasıl itaat eder?”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, Ömer bin Hattab için ne dersin?”
İblis buna şu cevabı verdi:
“ALLAH’A yemin ederim ki; her gördüğüm yerde O’ndan kaçtım.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, Osman bin Affan için ne dersin?”
Şeytan anlattı:
“O’ndan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki, Rahman’ın melekleri de ondan utanırlar.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, Ali bin Ebu Talib için ne dersin?”
İblis onun için de şöyle dedi:
“Ah, O’nun elinden bir kurtulsam. O, kendi başına kalsa; bende kendi başıma kalsam. O, beni bıraksa, bende O’nu bıraksam. Ben O'nu bırakırım; ama O beni bırakmaz.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplarda kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:
“Ümmetime saadet ihsan eden; seni de, belirli bir vakte kadar şekil kılan ALLAH’a hamd olsun.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin o cümlesini duyan lâin iblis şöyle dedi:
“Heyhat, heyhat. Ümmetin saadeti nerde? Ben, o belirli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın? Ben, onların mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren ALLAH’A yemin ederim ki; onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini. Ümmilerini ve okumuşlarını. Fecirlerini ve abidlerini(Çok ibadet edenlerini). Hâsılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat, ALLAH’ın halis kullarını; evet, bunları azdıramam.”
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Sana göre ihlâs sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?”
Bu soruya iblis şu cevabı verdi:
“Bilmez misin? Ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever. O ALLAH için bir ihlâs sahibi değildir. Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, methedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o: ihlâs sahibidir. Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki; ya Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyük günahları arasındadır.”
İblis anlatmaya devam etti:
“Ya Muhammed, bilmez misin? Benim 70 bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra. O her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da meşayine saldım. Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince. Onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da, abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahitlerin. Onlar, bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne. Hep dolaşıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye. işte. Böylece, onlardan ihlâsı alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlâssız yaparlar gayrı. Ama bu hallerinin farkında olamazlar.”
İblis bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:
“Bilmez misin? Ya Muhammed, Rahip Barsisa; tam 70 yıl ihlâs ile ALLAH’A ibadet etti. Bu ibadetin sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmiş ki: her dua ettiği hasta, duası bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki; ALLAH aziz kitabında, ona şöyle anlatır:
—şeytanın hali gibidir ki; o insana:
—kâfir ol.
Dedi. Vaktaki o kâfir oldu; bu defa ona şöyle dedi:
<ben, senden uzağım. Ben, âlemlerin Rabbı olan ALLAH’TAN korkarım.> (59/16)
İblis, bundan sonra, bazı kötü huylar üzerine durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı:
Yalan:
“Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendedir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse, o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse, o benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed, ben Adem’e ve Havva’ya yalan yere ALLAH’A ant içtim.
-<muhakkak, ben size nasihat ediyorum.>(7/16) dedim. Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.”
Gıybet-koğuculuk:
“Gıybet ve koğuculuğa gelince. Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.”
Nikâh üzerine yemin etmek:
“Her kim, talak[boşanma] üzerine yemin ederse. Günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine olsun. Her kim talak[boşanma] ağzına alırsa, hakikat belirli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden, hepsi cehenneme girer.”
Namaz:
“Ya Muhammed, namazı an be an tehir eden gelince. Onu da anlatayım. O, her zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.
Derim ki:
‘Henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.’ Böylece o: vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse, beni mağlup ederse. Ona insan şeytanlardan birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O, bunda da beni mağlup ederse. Bu sefer onun hesabını namazda görmeye bakarım. O namazın içinde iken: ‘Sağa bak. Sola bak.’ derim. O da bakar. O ki böyle yaptı, yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona: ‘Sen, edebi yaramaz bir iş yaptın.’ derim ve onun huzurunu bozarım. Sen de bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda, sağa ve sola çokça bakarsa, ALLAH onun namazını kabul etmez. Bunda da mağlup olursam, yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona, çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi. Bu işi, ona yaptırmakta da başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada onun başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeye ve rükûdan kaldırırım. İmamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım. İşte… O böyle yaptığı için, kıyamet günü, ALLAH onun başını eşekbaşına çevirir. O kimse, bunda da beni yenerse, bu defa ona namazda parmaklarının çıtlatmasını emrederim. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. Bunda da, oma mağlup olursam, bu sefer ona tekrar girerim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa. Onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte. Bundan sonra o kimse hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.”
Şeytan bundan sonra konuşmaya devam etti:
“Sen, ümmetinin hangi saadetinden ferah duyarsın ki? Ben onlara, ne tuzaklar kurarım. Ne tuzaklar. Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki: ‘Namaz size göre değil. O, ALLAH’IN afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.’
Sonrada hastalara giderim:
‘Namaz kılmayı bırak.’ derim. Çünkü ALLAH-ü Taala:
-<hastalara zorluk yok.> (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfrede girebilir. Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse. ALLAH’IN huzurunda çıkarken, ALLAH-ü Taala’yı öfkeli bulur.”
Sonra şöyle dedi:
“Ya Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun. Sonra. Eğer yalan varsa. Allah’tan dile; beni kül eylesin.”
İblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:
“Ya Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Hâlbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.”
Bundan sonra… Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ona, yani iblise aşağıdaki şekilde kısa kısa sorular sordu. O da bunlara cevap verdi.
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Ya lâin, senin oturma arkadaşın kimdir?”
Şeytan anlattı:
“Faiz yiyen.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Dostun kim?”
Şeytan anlattı:
“Zina eden.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Yatak arkadaşın kim?”
Şeytan anlattı:
“Sarhoş.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Misafirin kim?”
Şeytan anlattı:
“Hırsız.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Elçin kim?”
Şeytan anlattı:
“Sihirbazlar.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Gözünün nuru nedir?”
Şeytan anlattı:
“Karı boşamak.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Sevgilin kim?”
Şeytan anlattı:
“Cuma namazını bırakanlar.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:
“Ya lâin, senin kalbini ne kırar?”
Şeytan anlattı:
“ALLAH yolunda cihada koşan atların kişnemesi.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, senin cismini ne eritir?”
Şeytan anlattı:
“Tövbe edenlerin tövbesi.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?”
Şeytan anlattı:
“Gece ve gündüz, ALLAH’A yapılan istiğfar.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, yüzünü ne buruşturur?”
Şeytan anlattı:
“Gizli sadaka.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, gözlerini kör eden nedir?”
Şeytan anlattı:
“Gece namazı.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Peki, başını eğdiren nedir?”
Şeytan anlattı:
“Çokça kılınan cemaatle namaz.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. İblis cevap verdi.
“Rabbinden neler talep ettin?”
Şeytan anlattı:
“10 şey talep ettim.”
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz sordu:
“Nedir onlar, ya lâin?”
Şeytan anlattı:
“Şunlardır:
1-ALLAH’TAN diledim ki, beni âdemoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi ki bu:
-<onlara ortak ol. Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaat et. Hâlbuki şeytan onlara en çok gurur vaat eder.>(17/64) Ayet-i celilesi ile sabittir.
Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim, faiz ve haram karışan yemekten de yerim. Şeytandan ALLAH’A sığınılmayan malın da ortağıyım. Cinsi münasebet anında; ALLAH’A şeytandan sığınılmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o birleşmeden hâsıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Her kim hayvana binerken, helal yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla binerim. Yol ve binek arkadaşı olurum. Bu da ayet-i kerime ile sabittir. ALLAH-ü Taala bana şu emri verdi: -<onlar üzerine süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart.> (17/64)
2-ALLAH-ü Taala’dan diledim ki: bana bir ev vere. Bu dileğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
3-Diledim ki; bana bir mescit vere. Pazaryerlerini bana birer mescit yaptı.
4-Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.
5-İstedim ki; benim için bir ezan vere. Mezmurları (ahenkli bir şekilde okunan kasideleri, ilahileri) verdi.
6- Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi.
7-Diledim ki; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını (‘’kul fiilin yaratıcısıdır’’ diyenleri) verdi.
8-İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de isyan ve günah yoluna para harcayanları. Bunlar da şu ayet-i kerime ile sabittir:
—o kimseler ki; mallarını boş yere harcarlar. Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır.>(17/27)”
Bir ara Resulullah Aleyhisselatu Vesselam efendimiz şöyle buyurdu:
“Eğer söylediklerini, ALLAH’IN kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin, seni tasdik etmezdim.”
Bundan sonra iblis devam etti.
“9- Ya Muhammed, ALLAH’TAN diledim ki, Âdemoğullarını ben göreyim; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.
10- Diledim ki; âdemoğullarının kan mecralarını bana yol yapa. Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim, gezerim. Hem nasıl istersem. Bütün istediklerimi verdi. Hepsi bana verildi. Ve ben bu hallerime iftihar ederim. Sonra. Şunu da ekleyeyim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte. Böylece kıyamete kadar, Âdemoğullarının ekserisi benimle olurlar.”
Bundan sonra iblis şöyle anlattı:
“Benim bir oğlum vardır. Adı: Ateme’dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa; gider; onun kulağına bevleder(idrarını yapar). Eğer böyle olmasaydı; imkânı yok, insanlar, namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı. Benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da Mütekazi’dir. Bunun vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela: bir kul, gizli bir taat(ibadet) işlerse. Ve bu yaptığını gizlemeye çalışırsa; Mütekazi onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya Muvaffak olur. Böylece: ALLAH-u Taala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder. Biri kalır. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir. Sonra. benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da Kühayl’ dır. Bunun işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.”
Bundan sonra iblis şöyle anlattı:
“Hangi kadın olursa olsun onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra. Her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve ona, bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir.
Mesela: ‘Elini kolunu dışarı çıkart; göster. Der, o da, bu emri tutar. Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının hayâ perdesini tırnakları ile yırtar.“

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:24 #5
delinin biri
Acemi Üye
İblis, bundan sonra; Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e kendi durumunu anlatmaya başladı:
“Ya Muhammed, bir kimseyi dalalete sürüklemek için elimde bir imkân yoktur. Ben, ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer dalalete sürüklemek elimde olsaydı, yeryüzünde ‘Eşhedü en la ilahe iLLALLAH ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah’ diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini dalalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak ALLAH’ın Resulüsün ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kâfir bırakmazdın. Sen, ALLAH’IN halkı üzerinde bir hücdetsin. Ben de, kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere bir sebebim. Said(Saadetli) olan kimse, ana karnında iken saiddir(Saadetlidir). Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan ALLAH. Şekavet ehli kılan da ALLAH!”
Bundan sonra. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şu iki ayet-i kerimeyi okudu:
“Bismillahirrahmanirrahiym. Bunlar, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek. Ancak Rabbin esirgedikleri hariç. Sadakallahül-Azıym.”
[Hud Suresi, 118,119. ayetler]
“Bismillahirrahmanirrahiym. ALLAH’IN emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. Sadakallahül-Azıym.”
[Ahzab Suresi, 38. ayet]
Bundan sonra, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, iblise şöyle buyurdu:
“Ya ebamürre, acaba senin bir tövbe etmen ve ALLAH’A dönmen mümkün değil mi? cennete girmene kefil olurum. Söz veririm.”
Bunun üzerine iblis şöyle dedi:
“Ya Resulullah, iş verilen hükme göre oldu. Kararı yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen ALLAH’tır. Ve o: bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.”
Ve iblis, cümlelerini şöyle tamamladı:
“İşte. Bu söylediklerim, sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi doğru söyledim.”
Evvel, ahir, zahir, batın, âlemlerin Rabbı olan ALLAH’A hamd olsun. Efendimiz Muhammed nebiye ALLAH salât eylesin. Keza onun âline de. Ashabına da. Âmin! Bütün peygambere selam. Âlemlerin Rabbı olan ALLAH’a da-tekrar- hamd olsun.
[Muhyiddin-i Arabi/Seceret’ül Kevn]
Her insanın iki şeytanı vardır. Bu şeytanlar, en büyük şeytan iblise bağlıdır. İblisin emir komutasında, kişiyi şerre sevk eden bu şeytanlar, kişinin nefsi ve ahlakına göre şekillenmişlerdir. Bunlar kişinin damarlarında dolaşarak, kişiyi kendilerine bağlarlar. Şuuru bunların elinde olan kişi, faydalı, nurlu ve sevaplı amelleri kötülük, kötülüğü de faydalı, nurlu ve sevaplı amel olarak görmeye başlar. Bu şeytanlar şayet iman etmişlerse, kişiyi faydalı, nurlu ve sevaplı amellere sevk ederler. Şeytanın emir komutasından çıkanlar, iblisin bir yalancı, sahte, aciz olduğunu söylerler.
Hainler korkak olur. Bütün korkaklar hain ve yalancıdır. Şeytanın adımlarına uyan, şeytana dost olan, Muhammedi ahlaktan uzak bir hayatı yaşayanlara dikkat edin ki, korkaktırlar. Dikkat edin ki haindirler, gürültüyü, karışıklığı, gösterişi severler. Mertlik yoktur onlarda. Hiçbir şeyi insanın yüzüne konuşamazlar. Kalabalıklarda, tenhalarda dedikodu ve çekiştirme yollu konuşurlar. Şeytan ve dostlarının en büyük silahı, dedikodu ve çekiştirmedir. Ve onlar gerçekleri belirsiz ve kinayeli konuşurlar.
Şeytan insana nasıl musallat olup korku ve ümit verir?
Şeytan gaflet –uyku, duyu organlarının her şeyden kayıtsız kalması hali- anında veya nefsin bir günaha yönelmesi halinde insan bedenine girer. Girmesi, ısının vücuda yayılıp, kana karışmasından daha kolaydır. Şeytan, ateşten yaratıldığına göre hararetin kalbe yayılması çok basit ve bilinen şeydir. Kalbe yayıldıktan sonra, kalp de oluşturduğu yoğunlukla duyu organlarını harekete geçirir. Herhangi bir şeye karşı onu korkutmaya, kan basıncını hızlandırmaya başlar. Kişi, kalbindeki bu korkunun farkına varıp, korkunun asılsız bir vesveseden ibaret olduğunu ve bu korkunun ALLAH’a karşı duyulan korkuyu bastırmaya çalıştığını anlayınca, hemen gafletten uyanırlar.
Gaflet anında musallat olan şeytan, şuur ehline yaklaşamaz. Ondandır ki, peygamber ve varislerinde gaflet hali oluşmaz. Onların uykusunun dahi ibadet olması bundandır. Çünkü onlar göz ve beyin olarak uyusalar da, kalpleri ALLAH’a açıktır. Gaflet, duyu organlarının eşya ve olaylardan kayıtsız kalma halidir. Bu hal, kişide olduğu sürece, kişi yürüyor, konuşuyor olsa da o kişi uykudadır. Kişi bazı zorunlu ihtiyaçlarını temin etse de, bu ihtiyaç denkleminde hareket etse de, gafildir. Gafiller, ihanet ve yalandan ve dolayısıyla korkudan uzak kalmazlar.
Şeytanın musallat olduğu kişiye bakılırsa şu haller görülecektir. Sürekli dalgınlık, unutkanlık ve yorgunluk hali. Kalpleri şeytanın tohumlarıyla o kadar çok çırpınmıştır ki, halleri gafletin resmi olmuştur. Bu insanlara ALLAH’ın ne ayet-i kerimesi tesir edebilir, ne başka bir şey. Bu insanlar namaz da kılıyor, oruç da tutuyor olabilirler. Fakat bu ibadetleriyle dahi gaflet içindedirler. Bunların beş duyu organı iptal olmuştur. Bunları gafletten uyandıracak şey, direkt gönül, Hak sözüdür. Bunlar Hak sözü duymaya başlayınca, başlangıçta kulaklarında bir uğuldama, sonrasında ise bir esneme oluşur. Kulaklarındaki uğuldama, şeytanın verdiği son ayartma, vesvese son tohumdur. İşte bu esnada gafil, saldırgan olur. Mekkeli müşriklerin tepkisi bundandır. İkinci halde ise, gafil, esner ve esneyişle şeytan dışarı çıkar. Bu aşamadan sonra gafil, gevşer ve rahatlar. Şeytanın baskısı kalp üzerinden kalkınca, kalp yumuşar ve Hak sözü içine alır.
Şeytan ümit ve korkuyu pekiştirir, sağlamlaştırır. Ümit korkunun zıddı bir hal değildir. Korkulan şeyden beklentiye girme halidir. Ümit, korkulan şeyin vaadine tam inanıp, o vaadin gerçekleşmesini bekleme durumudur. Bu bekleyiş onu tembelliğe, gevşekliğe ve durgunluğa sevk eder, ibadetten uzaklaştırır. Böylelikle kişi, korkudan uzaklaşarak gafletin pençesine düşer.
Zevk, şekil ve desen, giyimi belirleyen üç unsurdur. Burada renk zevki, desen zarafeti, şekil karakteri, kişiliği gösterir. Bu üç unsur bir araya geldiğinde, giyim ortaya çıkar. Dikkat edilirse bu üç unsur da nefs ile insanların kendi iç âlemleriyle ilgilidir. Yani kişiye göre değişebilen şeyler. Bunların taklidi olamaz. Şu şahıs şunu giyiyor ve ona yakışıyor diye aynısını diğer şahıs giyerse, ona yakışmayabilir. Aynı renk, desen ve şekilde giyinmek benzerliği doğurur. Ayniyetse [benzerlikse], insan fıtratına(yaratılışına) aykırıdır. İmtihanın hikmeti, ayrılığı gerektirmektedir. Zira zevk, nefs”e [istek duygusuna] hitap etmektedir. Mubah(haram edilmeyen şeyler) dâhilinde olduğu sürece, nefsi tatmin etmek gerekir. Zira nefsin de bir hakkı vardır ve ona zulüm edilmemelidir. Şayet nefs, mubah –serbest- çerçevesinde tatmin edilmezse isyan eder. Tatmin etmeme hali de ifrattır( aşırılıktır) ki, şeytan’ın işini kolaylaştırır. Zira o, insana ancak ifrat ve tefrit anlarında (aşırılık ve normalin altında) yaklaşabilmektedir. Bugün Hıristiyanların tefrit ve ifrattaki hali de bunu göstermektedir. Emin olmadığı halde onların ruhbanlığı onları saptırmıştır. Çünkü ruhbanlık, nefs”e zulüm ve fıtrata aykırıdır. Rahip ve rahibelerin giyim kuşamı, cinsi lezzetten uzaklaşmaları. Hep ifrat ve tefritin sonucudur.
Renk zevke, zevk de nefs”e hitap eder. Nefsin aynı renkten zevk alması, nefsin ayrılıkçı olmasına aykırıdır. O sebeple, ne herkes siyah renge, ne gri renge, vs. giymeye zorlanamaz. Zaten asr-ı saadet’te de böyle bir şey yoktu. Yani herkesin aynı rengi tercihi. Bunlar sonradan çıkmadır –bidattir- ve bu bidatler zevki dondurmuştur. Her rengin ayrı zevki vardır. Bu ayrı renkler, nefs”e ait bir açıklamada bulunur. Misal: kırmızı renk şehvet ve gazabı, mavi ve tonları olan renkler hoşgörüyü, sarı renk hayal ve isteği, pembe renk hafifliği, ifade eder. Tüm renklerin bir nefsî açıklaması vardır. Burada kastımız; renkler üzerine derinlemesine açıklama değil, insanların tek renk giymeye zorlanamayacağıdır.
Giyim kuşamda ikinci unsur olan şekil, karaktere hitap eder. Karakter de akla bağlı bir cevherdir [esastır]. Şekil; giyim kuşamda tüm beşeri münasebetlere yansıyan bir şeydir. Akıl, fıtratı gereği daima düzen ve şekil meselelerini bilendir. Düzen ve şekil aklın, akıllı olmanın bir gereğidir. Mecnunların, meczupların (kendini bir şeye kaptırmış olanların), filozof ve dervişlerin –ki bunlar ya aklını yitirmiştir, ya aklı, akıllı yaşamayı kaile almıyorlardır- dağınık giyimleri sözümüze açıklık getiriyor. İnsanların akli seviyeleri, sosyal mevkileri aynı olmadığı için, aynı şekilde elbise giymek de doğru değildir. Tüm insanların pantolon gömlek giyip kasket taktıklarını hayal edersek, ortaya çıkan manzaranın hazmedilecek bir şey olmadığı görülür. Yine tüm insanların beyaz sarık takıp beyaz cübbe giydiğini hayal edelim. Ortaya çıkan manzara aynıdır.
Giyimde üçüncü unsur olan desen, zarafeti temsil edip ruha hitap eder. Kişinin hassasiyeti, inceliği giyimindeki desenlerde belirli olur. Kaba saba giysiler kötü, pis ruhlu; narin, zarif giysiler, temiz ruhlu insanlarındır. Desenlerdeki geometrik, simetrik, kübik, tabii şekiller, hep ruhun arzu, şevk ve isteklerinin ifadesidir.
Giyimdeki -tesettürdeki- bu üç unsuru bir araya getirdiğimizde temizlik yoluna gireriz. Zaten örtünmeden maksadın necaseti setretmek, yani pisliği örtüp gizlemek ve bu sebeple temizliği gösterme olduğu bilinmektedir. Yani; necaset[pislik] örtünmeye, nezahet[temizlik] de açığa çıkarılmaya muhtaçtır. Aksine, örtünme değil, başka bir şey olur.
Ruh, zarafeti; akıl nezaketi; nefs, zafiyeti davet eder. Tesettürün maksadı da pisliği gizlemektir. Tüm bu sebepler birbirine o kadar bağlıdır ki, birini ihmal, diğerini durduruyor. Tesettür hayâya, hayâ imana delalet eder yani delil olur, yol gösterir. Aksi de, küfür ve en büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmeye delalet eder.
Zaman öyle hale şahit oluyor ki, belki şimdiye dek hiç bu kadar kötüsünü görmemiştir. Lut kavmini helak eden lutiliği[erkek erkeğe cinsel ilişki], bu ümmet de yapıyor, bir de lezbiyenliği ekliyor. Her yönden her yandan pislik yağıyor. Pislikten lezzet alma gibi bir gariplik meşru ve akla uygun görülüyor. Mümin, her zamanda olduğu gibi garip, mahzun.
İslam hukukunun sınırları belirli. Erkeğin ve kadının mahrem ölçüleri de belirli. Bize düşen, bu belirli çerçeve içinde giyinmek. Erkeğin giyimi, erkeği hafifletmeyecek, tiksindirtmeyecek şekilde olmalı. Vakarlı, edepli. Kadının giyim kuşamı da aynı şekilde. Şekli, rengi, deseni belirleyen, insanın kendisidir. Erkeğin giyim şeklini benzeteceği bir insan varsa, o da âlemlere rahmet olarak gönderilen Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’dir. Ne şu hoca, ne şu şeyh, ne bu adam, … Giyim kuşamımız, hayâmızı muhafaza etsin de nasıl olursa olsun.
Giyim ve kuşam, insanın cemiyet içerisinde rahatça yaşaması için zaruridir. Zira insan, cami’ bir varlık olmakla cemiyet kurmuştur. İnsana hediye edilen büyük bir lütuf olan akıl, beraberinde hayâyı -imanı- getirmiştir. Hayâ, insanı hayvandan ayıran tek unsurdur. Hayâ, tüm çirkinlikleri, pislikleri def’ eden bir nur ışıltısıdır.
Her şey zıddıyla mevcuttur. Hayâyı daha iyi idrak etmek için zıddı olan necasete başvurmak, yani anlamak lazım. Necaset, pislik olarak kabul edilip tanınmayınca, hayâ anlaşılmaz. Hayâ madeni Aleyhisselatu Vesselam efendimiz, bir mübarek hadisinde hayâ hakkında şöyle haber vermekte: ‘’iman yetmiş küsur şubedir. En üstünü ‘la ilahe illallah’ sözü, en düşüğü yolda birine eziyet veren bir engeli kaldırmadır. Hayâ da imandandır’’ yani hayâ, bir sebep değil, sebeplerin sebebi olan ALLAH’a varmada, ALLAH’a ulaşmada bir gayedir. İman nurdur, zıttı ise zulümattır. Nurdan bir parça olan hayânın zıddı ise pislik, necasettir. Dikkat edilirse insanın en pis yeri, nefse en lezzetli gelen yerdir. Bu lezzet, ancak arzu şehvet anında oluşur. Şayet isteksiz, şehvetsiz bir şekilde o pis yerler görülse yahut hayal edilse, insanda bir tiksinti uyandırır. Yeri gelmişken şu hakikati de ifade etmemiz gerekiyor. Kişi, kendisinin yahut bir başkasının cinsiyet organını görmemeli. Zira organların pislik kanalı olması gözdeki nuru alıyor. Göz nurdur; cinsiyet organlarıyla zulümat. Bunlar birbirinin gece ile gündüz misali, zıddıdır. Birinin varlığı, diğerini yok eder. Gözden yüze hayâ yayılmıştır. Hayâ, insanın yüzündedir. Bu yüz, bütünüyle o pis yerlere yönelince, hayâ ve beraberinde olan iman gidiyor. Günümüzde hususiyle bu meselede haddi aşmalar olmuştur. Evliler buna çok dikkat etmelidirler. Bakın, hayâ ve iffet madeni Aleyhisselatu Vesselam efendimiz, pak validemizi kastederek diyorlar ki: ‘’ne gördüm, ne gördü’’ gelen haber bu. Bu meselenin söylenmesinde dahi kullanılan belirsiz kelimelere dikkat edin. Zira ‘’söz insanın aynıdır’’ atasözü meşhurdur.
Hayâ ve örtünmeyi daha iyi anlamak için ilk insan Âdem Aleyhisselam’ın Cennet’teki kıssasına başvurmak lazım. Malum olduğu üzere Âdem ile Havva atamız, cennet’te sevinç ve neşe içinde yaşarlardı. İmtihanın hikmeti gereği, kendilerine bir meyve yasaklanmıştı. Batılı Hıristiyan kaynaklarına göre bu, ‘’bilgi ağacıdır’’ yani levh-i mahfuz’da yazılı olan bilgi, diğer adıyla, kader. Aksine, irfan ehlince bu ‘’fena ağacı’’dır. Mayası dünya ile aynı. Cennet’te her şey, dünyadakine zıt, karşı ve aykırıdır. Bu ağaç buğday ağacıdır. Buğday, bütün meyvelerin, sebzelerin özünü kendinde toplayan bitkidir. işte, şeytan’ın vesvese ve baştan çıkarmasıyla yenilen buğday, Havva validemizde bir ağırlık yapmıştı. Bu ağırlık pisliğin ağırlığıydı. Necaset, kendini hissettirince nur son bulmuş, son bulan nurla birlikte şaşma hissi doğmuştur. O an Havva validemiz ve Âdem babamız edep yerlerinin farkına varmışlardır. Edep yerleri, yani pis yerler. Orada bulunan cennet ağaçlarından birinin yaprağıyla edep yerlerini kapatmışlardır. Bu ağaç da, incir ağacıdır. ALLAH Kuran’da Bismillahirrahmanirrahiym: Ey âdemoğulları! Şeytan nasıl ki anne babalarınızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için cennet’ten çıkardıysa, sakın sizi de belaya uğratmasın. Sadakallahül-Azıym. [Araf Suresi, 27. ayet] buyurmuştur.
Hayâ, pislik ve çirkinliğin zıddıdır. Dünya ve cevheri olan ‘’fena’’, insan bünyesinde mevcuttur. İlahi hikmet gereği, nur ve zulümat insanda barınabilmektedir. Nurun yatağı kalp, zulümatın yatağı ise kalbin aşağısında bulunan mide ve mideye bağlı organlardır. Nefsin isteği, şeytanın baştan çıkarmasıyla dünya, yani mide, kalbe baskın gelebilmektedir. Mide kalbe baskın gelirse, kalp zulümat yatağı olur. Bunun açık örneği, dünyevi herhangi bir istek kalbe yerleştiği zaman –ki dünyevi şeylerin tümü fenadır- nur gider. Şayet atalarımız fena meyvesini yememiş olsalardı, zulümat insana hiç sirayet etmeyecek, insan necaseti tanımayacaktı. İlahi sırrın daha nice hikmeti vardır ki, bunu bizim kıt aklımız idrak edemez. Bu meselede edep haddini aşmamak lazım. Bilmemiz gereken, dünyada örtünmenin çok gerekli olduğudur. Zira insanda mevcut hayâ bunu gerektirmektedir. Necaset örtünmeye, örtünme hayâya işarettir. Ne Firdevs’te, ne cehennem’de örtü vardır. Zira orası tüm perdelerin açıldığı yerdir.
İnsanın yaradılışında var olan hayâ, temizliği, temizlik de örtünmeyi, gizlenmeyi şart kılmıştır. Örtü, bu yönüyle anlaşılınca bir mana ifade eder. Aksine, yine bir kışkırtma ve fitne sebebi olmaktan öteye geçmez. Bu örtünme, hem erkekte, hem kadında aynıdır. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin getirdiği ölçüler, tüm kâinatı kapsar. Erkeğin ve kadının örtünme yerleri bellidir. Kim kime karşı sakınmalıdır, yoruma ihtiyaç kalmayacak şekilde açıktır. Erkeğin diz ve göbek dâhil göbek ve diz arası mahrem, kadının el yüz hariç tüm vücudu, şekil ve vücut hatları tanınmayacak, hissedilmeyecek şekilde mahremdir. Örtünmede esas, fitneye düşmemek ve düşürmemek. Nefs, cesede hâkim olunca, edep yerlerini açığa çıkarmak ister. Parmakla gösterilsin yahut kendisine iltifat edilsin diye.
İlahi her ölçüde bin bir hikmet fışkırmakta ve akıl bunu idrak, ceset hissedince aciz kalmakta. Bu acizlik, ALLAH’ın emirlerine itaat etmeye ve ibadete de yansıyor. ALLAH’ı şahit tutarak söylüyorum ki, hepimiz şaşkın şaşkın dolaşmakta, irademizle bir şey yapamamakta; aklı, hikmetin insanı aciz bırakan benzerini yapmaya kendini kaptırmış, cesedi felçli vaziyetteyiz.
Bu örtünme hususunda maksat anlaşılınca ALLAH’ın emirlerine itaat etme, yani kulluk doğacaktır. Şayet maksat anlaşılmazsa, sebebin karışık ve dolambaçlı yollarına takılıp kalınırsa, yapılan kulluk; azgınlığa, sapkınlığa, imansızlığa, yoldan sapan ve saptıranlara dönüşür. Sebep yumağı olan dünya hayatındaki bütün münasebetler bu tarz, gidiş üzerinedir.
Günümüzde bazen soytarıca, komik, bazen ürkütücü giyim kuşam halleri mevcut. Giyim kuşamda dikkat edilmesi gereken unsurlardan biri orta halliliktir. Yani ne kışkırtacak kadar şık, ne hor görülecek kadar dağınık olmamak lazım. Bu, hem kadın için hem erkek için geçerlidir. Zaten kadının zorunlu haller dışında sokağa çıkması, boy-pos göstermesi sakıncalıdır.
Tütün otunun kurutulup kâğıda sarılmasıyla elde edilen sigara, yakılarak, ağızdan nefes yoluyla çekilen bir içecektir. İçilen, sigaranın dumanıdır. Duman, önce ciğerlere, oradan kan yoluyla vücudun her tarafına, ayak parmaklarından kafatasına kadar sirayet eder. Kanın ulaşabildiği her yere duman ulaşır. Kalp ve beyne giden damarlar –atar ve toplardamarlar- ana damar olduğundan, bunların içinden geçen duman daha fazladır. Dolayısıyla etkisini en çok kalp ve beyine gösterir. Tıbben hafif tesirli uyuşturucu olduğu tespit edilen dumanın, kalp ve beyin hücrelerini uyuşturduğu kesindir. Bütün yiyecek ve içeceklerde olduğu gibi mide, nikotinin depolandığı yerdir. Depolanan nikotinin fazlalığı, bağırsaklar yoluyla dışarıya atılır.
Nikotinin yakıcılık özelliği hücrelerde oluşan yağı eritir. Hücreler, yağdan meydana geldiğinden ölürler. Sanıldığı gibi alışkanlık nikotinden kaynaklanmaz. Alışkanlık, sigaranın içiş şeklinden kaynaklanır. Bu şekil ve hevesten olup, değişebilir. Alışkanlıkların tümü hevestendir. Hevesler –nefs”ten kaynaklanan istekler- zamanla değişebilir.
İnsan kalbi, şuurun merkezi olması bakımından nur ve karanlığa[zulümata] açıktır. Nur ve karanlık[zulümat], kalbe damla damla geldiği için, aynı nispette de çıkar. Nur, aydınlığı temsil ederken, karanlık [zulümat] karanlığı temsil eder. Nura boğulmuş bir kalp, ALLAH’ın lütuf ve ikramına sahip olur. Karanlıkta [zulümatta] ise şeytanın kölesi, kulu olur. Nikotin zehri, nuru damla damla yakar. Geriye yalnızca karanlık [zulümat] kalır. insan, kalp ve bedeniyle şeytanın bir emir kulu olur.
Nurun sinmediği bir kalp, mutlaka zıddı olan karanlık [zulümat] ile doludur. Böyle bir kalp de şeytan ve yardımcıları taht kurar. Şeytanın gıdası, malum ve meşhur habere göre; hayvan pisliği, insan artığı, kemik, kül ve pis olan her şeydir. İnsan vücuduna giren temiz yiyeceklerden şeytan ve yardımcıları nefret eder. Onların sevdiği, pis ve zararlı şeylerdir. Nikotin, şeytanın en sevdiği gıdalardan birisidir. Bu gıda, midede olduğu sürece şeytan ve yardımcıları insan vücudundan dışarı çıkmaz.
Sigara dumanı ve zehri ile beslenen şeytan, midede ikamet ederek insanı yönlendirir. Tiryaki, sigaraya devam ettiği sürece bu şeytan -cin- vücutta kalır. Dünyevi ve Batınî birçok hastalıklara sebebiyet veren bu cin, ilim, iman ve amele musallat olur.
Sigara dumanı, içerdiği nikotin zehri ile beynin ilme yoğunlaşmasına mani olur. Sigara içenlerin ‘’efkâr dağıttım, efkâr dağıtalım.’’ dedikleri, gerçek bir açıklamadır. Efkâr fikir demektir. Fikir, asaletli olur gerçekte merdiveni temsil eder. Fikir olmayınca ilim olmaz. Fikir, akıl yürütme kuvveti olup, hak ile batılı birbirinden ayıran bir hâkimdir. Bu kuvvet olmayınca hak ile batıl birbirine karışır ve ‘’ En büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etme’’ oluşur.
İnsan vücudunda sürekli kalan şeytanın, kalpteki fikir ve ilhamı bozarak vesvese vermesi en büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmenin başlangıcıdır. Vesveseli bir kalp, başkasından korkmaya, başkasından ümit etmeye, başkasını büyük tanımaya başlar. Vesvese, imanı bozan şeytani tohumlardır. Paranoya, şizofren, fobi, halisünasyon ve ilizyon gibi psikolojik klişeli birçok hastalık, şeytani vesveselerin doğurduğu bozukluklardır. Şeytan efkârı dağıtan, ilhamı kaldıran, imanı bozup kuruntuları, yersiz korkuları bir numaraya oturtandır. Bu şeytan, midede sabitlenip kalp de kurulurken eûzu billâh’tan korkup kaçmaz. Çünkü eûzu billahi ayet-i kerimesi dıştan gelen şeytana karşı bir sığınaktır. Kalenin içinde, kumanda köşkünde oturan şeytan bununla dışarı çıkmaz. Bunun çıkışı ancak vücuttan şeytanı kovmaktır. Eğer bu devam ettirilmezse kendisi kaçar, devam ettirilen bir bedene sığınır. Bu şeytan kalp de, bedenin kumanda köşkünde olduğu sürece bedenin bütün organları bunu över; bunu büyük bilir. Çünkü onun vereceği sahte korkuları beden büyültür, tembelliğe, gevşekliğe ve lezzete de dil şükreder.
Sigara müptelası olan en büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmekten uzak değildir. Bedeni, kalbi ve dili pistir. İman temizdir, pisliği kabul etmez. Pis olan bir kalp ile dua etse, duasına cevap verilmez. Çünkü ALLAH temizdir. Temiz olan, pisin çağrısına cevap vermez.
İman ile gafletin kalbe damla damla girip damla damla çıktığı malumdur. Gaflet girdiği an, iman çıkar ve insan günaha girip mutlaka bir günah işler. Arkasından tövbe edip, gaflet gider ve iman nuru girer. Gaflet ateşten olduğu için, yani ateşin simsiyah dumanı şeklinde olduğu için giriş ve çıkışı süratlidir. İman ise nurdan olduğu, nurun ise serin olduğu malumdur. Serinliğinden dolayı imanın giriş çıkışı yavaştır.
Sigara dumanının damarlarda dolaştığı an, nefs bunun lezzetine kulak verdiği an, pislik haline girer. Bu andan itibaren nefs ile birlikte şeytanın baştan çıkarmaları, azdırmaları, vesveseleri başlar. Sigaranın etkisi bittiği an, iman tekrar kalbe girmeye başlar. Her sigara tanesinin bitiminde, izmaritin atılıp ayaklar altına alındığı andan itibaren bütün tiryakilerde oluşan pişmanlık hali malumdur. İşte bu pişmanlık hali imandan olup nuru davet eder. Nur ile gafletin değişimi, her sigara tanesinin yakılmasıyla devam eder. Nefs nikotini arzularken şeytan, karnını doyurur. Karnı doyunca kalbe korku ve ümide ait birçok tohum eker. Her sigara tanesi şeytanı damarlarda yaşatmaya devam eder.
Sigaranın içinde 5000 civarı zehirli madde bulunmaktadır. Genelde sigaranın içinde bulunan nikotin maddesinin bağımlılık yaptığı bilinir. Aslında sigarada bağımlılık yapan bir madde bulunmamaktadır. Ne komik değil mi? o zaman neden kimse bırakamıyor? Sigaranın içinde bulunan ‘’akineton’’ adlı madde sinir damarlarını yıpratarak, hissizlik uyandırır ve tahribata sebep olur. Sinirlendiği zaman sigara içmek isteyenler sigarayla sakinleştiğini zanneder. Ama daha fazla içer. Bunun sebebi içinde bulunan ‘’akineton’’ maddesinin sinir damarlarına uyarı göndererek gerilmesine ve yıpranmasına neden olmasıdır. Böylece daha da sinirli hale geliriz. akineton maddesinin etkisinden kurtulmak için tıbbı olarak birçok ilaç piyasaya sürülmüş günümüzde. Aslında bunların hiçbirine gerek yok. Sigaradan kurtulmak için sinir damarlarını yenilemek ve yumuşatmak için vitaminler kullanılabilir. Sigara müptelası olduğunu düşünenler b1+b6 vitamini (+b12 vitamini de olursa daha faydalı olur) kullanarak bu beladan kurtulabilir. Öyle yüksek bir miktar ödemek zorunda da değilsiniz bu vitamin için. Bir paket sigara fiyatına 30 tabletlik b1+b6 vitamini bütün eczanelerde satılıyor. Yan etkisi olup olmadığını eczanelerden öğrenebilirsiniz. Yalnız sigarayı bıraktıran ilaç diye soracak olursanız, bilmedikleri için ya da bu konuda bir açıklama olmadığı için öyle bir etkisi olmadığı söyleyeceklerdir. Günde bir tablet/tok karnına. Sinir damarlarınızın yıpranmasına ve vücudunuzun direncine göre etki etme zamanı değişebilmektedir.
Ama zaten sağlam bir iradesi ve sağlam bir imanı olanlar için bu konuda tıbba ihtiyaç duymamamız gerekir hepimizin. Hepimizin.
İnsan bedeninde iki organ bulunmaktadır ki, biri dünyayı, diğeri Ahireti temsil etmektedir. Bunlardan biri bozulunca, diğerinde aşırı derecede bağlılık bulunur. Biri bozulunca diğeri etkilenir. Bu etki, basit olmayıp aksine büyüktür. Bu organlar kalp ve midedir. Mideye giden herhangi bir gıda parçası bedenin kumandanı olan kalbi etkiler. Asıl olan kalptir, diğer tüm organlar kalbe oranla, tafsildir, yani kalbi açıklayan ve beyan edendir.
Şarkı-türkü, asıl itibarıyla haramdır. İmam-ı Rabbani Faruk Serhendi ‘’şarkı söylemek haramdır. Şarkı-türküden zevk duymak haramdır. Müzik yapanı, şarkı, türkü söyleyeni beğenmek, sevmek küfürdür’’ diye buyurmuşlardır.
Alenen haram olan mesele, günümüzde o kadar basite alınmış ki; neredeyse helal seviyesine indirilmiştir. Şarkı, türkü gibi tüm müzikler, içeriği ne olursa olsun, yapısındaki ses gereği, haramdır! Bazı kıt akıllıların zannettiği gibi sözlerindeki çağrışımdan değil, kendiliğinden sesteki tınıdan dolayı haramdır. Şiirle kıyas yaparak şiirin içeriğini haram-mubah ölçüsünü dikkate alarak şarkı-türkü gibi ezgiyle söylenen sözleri de aynı ölçüye koyanlar olmuştur. Yanlış ki yanlış. Müzikte ezgidir asıl olan. Bu ezgidir ki, kulakta direkt olarak kalbe yayılıp bozuyor. Müzikte şiirden başka bir söyleniş vardır ki kalbi şiirden daha çok etki altına alıyor. Etkiden kastın, güçsüzlük olduğu bilinmelidir. Evet, müzik kalbi güçsüzleştirip, süratle istenilen yöne çekiyor. İçeriğindeki kadın, gurbet, ayrılık, ölüm, aşk, vuslat, hasret, ortaya çıkan ne olursa olsun, ezgisindeki ağırlıktan, etkiden dolayı hemen kalbi o yöne çekiyor.
Kulak, göz ve diğer tüm duyu organları dâhil, hepsinden daha etkilidir. Sebebi, kulağın beyin ve kalbe giden damarları daha faal ve yakın oluşudur. Bundan dolayı şahadet kelimesi göze ve diğer organlara hitap etmez, ama kulağa hitap eder.
Müzikten lezzet alan bir kalp, Kuran’dan lezzet alamaz. Müzik dinleyen bir kulağa Kuran tesir etmez. Müziğe âşık olan bir kalp, Kuran’ın müjdelerini ve uyarılarını anlayamaz.
Herhangi bir şarkıcının, herhangi bir kasetini satın alan insan, bilsin ki ALLAH’ın şu ayetine muhatap oluyor:
Bismillahirrahmanirrahiym. Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilmeyerek ALLAH yolundan saptırmak ve onu alaya almak için laf eğlencesi satın alırlar. İşte bunlara alçaltıcı bir azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Lokman suresi, 6. ayet]
Hiçbir tefsire gerek olmaksızın bu ayetin müziğe ait olduğu apaçık bellidir. Keşif ve araştırma âlimlerinin ortak görüşleri doğrultusunda verdikleri haberdir. Ayrıca müziğin, bütün semavi dinlerce haram olduğu kesin bir gerçektir.
Ey müzikten lezzet almaya alışmış kulak ve müziğin ezgisine tutkun kalp, bilmelisin ki sam yeli nasıl yaprakları kurutur ve döker, müzik de aynı şekilde sizi öldürmektedir. Müzik, şehvet, isyan, keder ve gam duygularını körüklemekten başka bir işe yaramaz. Müzik, şeytana dostluktur.
Mideyi azdıran, bozan şey, kola ve gazlı içeceklerdir. Midenin, kumandanı olan kalbe bağlılığı malumdur. Gazlı içecekler de, içeriğinde olan etil alkol veya kafein gibi değil sonucundaki çirkinlikten ötürü caiz değildir. Midenin tıka basa doldurulması zaten israftır. Bu içeceklerin kullanılması da tıka basa olan midenin hazmını kolaylaştırması içindir. Ayrıca, içeceklerden çıkan gaz, ağızda geğirmelere sebep olmaktadır. Gıdanın bereketi zaten gazdadır. Bunun, aşağıdan yahut yukarıdan içecekler vasıtasıyla geğirerek veya yellenerek çıkması, hangi akla ve dine hoş gelir? Şu yahut bu marka içecek değil, işlevi tiksindirici olduğu için mekruhtur. Herkes tecrübeyle tasdik etmiştir bu hakikatleri. Geğirmeye sebep olması dahi onun tiksindirici olduğunu gösterir. Geğirme de bütün dinlerce yasaklanmış, özellikle İslam dininde ALLAH’tan af dilemeye sebep olmuştur.
Şimdi günümüzde kullanılan gazlı içeceklerden kola ve diyet içecekler hakkında bazı bilgileri paylaşalım:
Diyet kola
Kola kutularının üzerindeki "soğuk içiniz" yazısı lezzet için yazılmamış. Aşağıda diyet kola hakkında bir yazı var. Olay ABD’de geçiyor. Ancak bildiğiniz gibi Türkiye’de de birçok kişi diyet Pepsi ve diyet Coca Cola içiyor. Siz de içiyorsanız okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinizden eminim.
2001 yılı ekim ayında kız kardeşim çok hastalandı. Mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümek ise başlı başına bir sorundu. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı.
2002 yılı mart ayında biyopsiler alındı ve 24 değişik ilaç almaya başladı. Doktorlar kendisinde ne olduğunu bulamıyorlardı. O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu. Hazırlığa başladı. Evini, banka hesaplarını, yaşam sigortasını ve diğer şeylerini en büyük kızının adına kaydettirdi ve küçük çocuklarının en büyük kızı ile birlikte olmalarını sağladı. Son bir keyif yaşamak istiyordu, böylece 22 Mart günü (tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida’ya gitmeyi planladı. 19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım. Testlerde bir şey bulunamadığını, ama kendisinde MS(multiple skleroz)olduğunu düşündüklerini, söyledi. Çok şaşırdım, sonra bir arkadaşımın bana e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım ve ona sordum:
"diyet içecekler içiyor musun?" "evet" dedi, o anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi, açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-mail ile kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spazmlarının kaybolduğunu söyledi. İyileşmemişti, ama kendisini kesinlikle çok daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi. Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı (aspartam) kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Bir kabuğun içinde diyet meşrubat içindeki 'aspartam' maddesiyle zehirleniyordu ve yavaş yavaş ölüyordu.
22 Mart ta Florida’ya giderken tek bir hap almıştı -bu da zehirlenmeye karşı olan haptı- iyileşme yolundaydı ve yürüyebiliyordu!
Tekerlekli iskemle olmaksızın!
Bu makale hayatını kurtarmıştı.
Hayat kurtaran makale:
Etikette "şekersiz" yazıyorsa asla kullanmayı düşünmeyin bile! nutra sweet', 'equal' ve 'spoonful' markaları ile pazarlanan ‘’aspartam" hakkında dünya çevre konferansı'nda birkaç gün konuşma yaptım. EPA'ya yönelik bir yazıda 2001 yılında Birleşik Amerika’da multiple sclerosis ve sistemik lupus salgını olduğu, hangi zehrin bunun yaygın hale gelmesine neden olduğunun anlaşılamadığı belirtilmişti. Ben ayağa kalktım ve tam bu konuda bilgi vermek istediğimi söyledim. aspartamın neden bu kadar tehlikeli olduğunu açıklayayım:
bu suni tatlandırıcının ısısı 86ºf(30ºc. 1fahrenheit 1.8 cantigrad derece. 32ºf 0ºc) seviyesine ulaşınca, içindeki metil alkol, formaldehite, sonra da formik aside dönüşüyor, bu da metabolik asidosise yol açıyor. metanol zehirlemesi diğer koşulları açısından multiple sklerosise benziyor. Doktorlar insanlara yanlışlıkla multiple sclerosis teşhisi koyuyor. MS ölüme yol açmazken metanol zehirlemesi öldürücü oluyor!
(şişelerde, kutularda "soğuk içiniz" yazılıdır. Devamı şöyle olmalıydı: "soğuk içmezseniz zehirlenirsiniz.") sistemik lupus da neredeyse en az multiple sklerosis kadar yaygın hale geldi, özellikle diyet Coke (Coke, Coca Cola'nın tescil edilmiş ikinci adıdır) ve diyet pepsi içenler arasında! Kurban genellikle suçlunun aspartam olduğunu bilmiyor. Kullanmaya devam ediyor, lupus da artık yaşamı tehdit edecek düzeye ulaşıyor. Diyet içecekleri bıraktıktan sonra sistemik lupus hastalarının asistematik hale geldiklerini gördük. multiple sclerosis teşhisi konan hastalarda (aslında bunlar metanol zehirlenmesi hastaları idi) semptomları çoğu kayboldu. Görüş yeteneğinin geri kazanıldığı ve işitme duyusunun önemli ölçüde iyileştiğini gördük. bu Tinnitus vakalarında da geçerli idi. bir konuşmamda "aspartam kullanıyorsanız (nutrasweet, equal, spoonful vs.) ve fibromalji, spazmlar, ani ağrılar, bacaklarınızda uyuşma, kramp, vertigo, bulantı, bas ağrıları, tinnitus, eklem ağrısı, depresyon, endişe atakları, bozulan konuşma, bulanık görüş veya hafıza kaybı semptomlarından şikayetçiyseniz muhtemelen aspartam hastasısınızdır. Konuşma sırasında ayağa kalkan kişiler "bu semptomlardan bazıları bende de var. Bundan kurtulmak mümkün mü?" diye sordular. Evet! Diyet meşrubat içmezseniz ve gıda etiketlerinde yazılı aspartam kelimesine dikkat ederseniz, evet! Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Bir yabancı Bay Espisto'ya (konuşmacılarımdan biri) ve bana geldi ve "neden bu kadar çok insanın MS derdi olduğunu bana söyleyebilir misiniz?" dedi. Bir hastaneye yaptığımız ziyaret esnasında bir hemşire ağır diyet Coke bağımlısı olan altı arkadaşının tümünde MS sorunu olduğunu söylemişti. Bu tesadüfün ötesinde bir durumdu! Diyet Coke ve diyet Pepsi vs.
Diyet kola bir diyet ürünü değildir! Kongre raporuna göre karbonhidrat birikimine neden oluyor ve sizi şişmanlatıyor. Formaldehit yağ hücrelerinde depolanıyor, özellikle kalça ve basenlerde birikiyor. Dr. Roberts, bir kez bu ürünleri bırakınca ekstra spor vs yapmaksızın deneme süresi içinde 19 kilo kaybeden hastası olduğunu belirtiyor. Aspartam özellikle şeker hastaları için tehlikeli. Hastalarında retinopati olduğunu düşünen hekimlerle konuştuk, aslında hastalarındaki semptomların nedeni aspartamdı. aspartam kan şekerinin kontrolden çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle şeker hastası proteinde bulunan diğer amino grup asitler olmadan aspartic asit ve fenilalanin maddelerinin nörotoksik hale gelmesi nedeniyle hafıza kaybından şikâyet ediyor. aspartic asit ve fenilalanin kan beyin bariyerini aşıyor ve beyin nötronlarını harap ediyor, şeker hastalarında (şeker hastası olmayan hastalarda da) çeşitli tipte beyin hasarı, nöbet hali, depresyon, manik depresyon, panik ataklar, öfke ve şiddete neden oluyor. (körfez savaşında savaşan kadın ve erkeklerin tükettikleri binlerce diyet coke ve diyet pepsi içinde bulunan aspartam iyi bilinen körfez savaşı sendromu'nun nedeni olabilir)
(bu birinci IraQ savaşı) Dr. Roberts doğum hasarlarına yani gebe kalma ve ilk gebelik döneminde tüketilmesi halinde zekâ geriliğine neden olabildiği hususunda uyarıyor. Çocuklar özellikle nörolojik bozukluklar açısından büyük risk taşıyorlar ve nutrasweet (yapay tatlandırıcı) kullanmamaları gerekiyor. nutrasweet'e bağlı olarak çocuklarda görülen nöbet hali ve diğer bozukluklara ilişkin çeşitli hasta bildirebilirim. Maalesef anneleri çocuklarındaki bozukluğun aspartama bağlı olduğu hususunda ikna etmek her zaman kolay olmuyor. Ancak deneme-yanılma metodu ile diğer anneleri çocuklarının sağlığını ellerinde tuttukları hususunda uyarabiliyor. Şeker metabolizmasına (ki şeker hastaları için ideal) yardımcı olan ve suni tatlandırıcı olmayan tatlı bir bitki olan stevia FDA tarafından onaylanan bir diyet ürünüdür. MONSANTO'ya bağlı olduklarından FDA yıllarca bu tatlı gıdayı göz ardı etti.
Bu konuda mevcut literatür:
excitotoxins: the taste that kills [öldüren tat] Dr. Russell Blayblock (health press) ve Defence Against Alzheimer's Disease [Alzheimer hastalığına karşı savunma] Dr. H. J. Roberts. Dr. Roberts aynı zamanda bir diyabet uzmanıdır. Bu iki hekim aspartamın öldürücü etkisini gösteren hastaların yer aldığı bir çalışmayı internette yayınlayacaklar. American College Of Physicians Konferansı'na göre "bu ölümcül zehrin neden olduğu nörolojik hastalıklar salgınından bahsediyoruz." sorun bu: Aspartamın 100 farklı üründe bulunduğuna dair kongre tezleri mevcut. İlk tezden sonra peş peşe iki tez sunuldu, ama bir faydası olmadı. Hiçbir şey yapılmadı. İlaç ve kimyasal madde lobilerinin cepleri çok dolu. Bu madde halen beş binden fazla üründe bulunuyor ve hastalar tükeniyor! aspartamın üreticisi olan Monsanto'nun bunun ne kadar öldürücü olduğunu bildiğinden eminim. Birçok kuruluşun yanı sıra Amerikan Diyabet Derneği, Amerikan Diyetetik Derneği, Amerikan Tıp Fakültesi Konferansı'na fon sağlıyorlar. Bu New York Times gazetesinde yayınlandı, ama bir faydası olmadı. Bu dernekler herhangi bir katkı maddesini tenkit edemiyorlar veya Monsanto ile bağlantılarını açıklayamıyorlar çünkü gıda sanayinden para alıyorlar ve ürünlerini desteklemek zorundalar.
Senatör Howard Hetzenbaum tüm bebek, hamileler ve çocukları aspartamın tehlikeleri hakkında uyaran bir yazı yazdı. Bu yazıda toplumda mevcut sorunlar (nöbet halı, beyin kimyasında meydana gelen değişiklikler, nörolojik ve davranış bozuklukları; semptomlar) hakkında yapılan bağımsız çalışmalar da yer alıyordu. Bu yazı güçlü ilaç ve kimya lobileri tarafından yok edildi, böylece herhangi bir şüphe taşımayan insanlar hastalık ve ölüm karşısında çaresiz kaldılar.
Coca Cola'nın son oyunu:
—Turkuaz/Damla Gerçeği-
Dün gece eve dönerken su almak üzere markete uğradım.
"Görevliye şöyle sordum: 1,5 litre su var mı? Ama Turkuaz/Damla dışında lütfen"
Turkuaz/Damla çıktığından beri bu şekilde su alıyordum artık. Para verip kötü su içmeye hiç niyetim yok. Marketteki adamın dediklerini aynen aktarıyorum:
’Ben o sudan satmıyorum. inan ki gelen müşteriden onda dokuzu senin söylediğin şeyi söylüyor" peki neden halen daha satıyorlar diye sordum. Turkuaz/Damla suyu, marketlere bedava veriliyor. Satarsan kâra geçiyorsun, satmazsan öylece duruyor. Ama ben satmıyorum, çünkü alan yok".
Uzun söze gerek yok; hiç kimse almazsa, hiç kimseye satamazlar.
Lütfen okuyun, okutun! Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye’de bazı şişeli içme suları doğal kaynak suyu değil. Doğal kaynak sularında devlete para ödemeniz gerekiyor, + bu tesislerin yatırım maliyeti çok yüksek. Dolayısıyla, mesela Coca Cola ne yaptı? Uludağ’dan kaynak suyu araştırmalarında maliyetleri yüksek bulduğu için Bursa/Kestel deki Coca Cola fabrikasında, derin kuyu pompalarıyla ovanın suyunu çekerek bunu da tersosmos'dan geçirip filtre ederek hem Coca Cola meşrubatını hem de Turkuaz/Damla'yı şişelemeye başladı. Turkuaz/Damla’nın etiketinin üst ve altındaki kahverengi şeritlere dikkat edin. Sofra içeceği yazar. Devlet, Coca Cola'nın uyanıklığını kanuna uydurmak ve uyanıklığa yapılacak itirazları bertaraf etmek için böyle bir kural çıkardı. Binlerce dönümlük tarım arazisinin bulunduğu ve Coca Cola hariç hiç bir işletmeye derin kuyu pompası çakma izni verilmeyen Kestel ovasında, yeraltından çekilen su, filtre edilip daha sonra içine bazı mineraller katıldıktan sonra Türkiye’nin en ücra kasabalarında bile satılıyor ve içiliyor. Bazı yazlık kasaba ve köylerde neredeyse Turkuaz/Damla harici içme suyu bulamazsınız. Çünkü dağıtım ağı çok güçlü. Bayilere baskı bile olduğu yolunda duyumlar aldım. Turkuaz/Damla içmeye devam edecekseniz, unutmayın. Yapay bir su içiyorsunuz. Duyarlı bir vatandaş olarak konuya dikkatinizi çekerim. Her tarafı doğal kaynak sularıyla dolu memlekette, millete kuyu suyunu zorla ve de üstüne para alarak içiriyorlar.
[Yardımcı Doçent Doktor Cemalettin CAMCI, Fırat Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı]
Not: Bursa gibi sanayileşmenin ve tarımın yoğun olduğu bir bölgede Coca Cola’nın kuyu pompaları ile çektiği taban suyuna başta tarım ilaçları olmak üzere ne tür kimyevi ve kanserojen maddenin karıştığını ve tersosmos yöntemi ile bu maddelerin ne oranda arıtıldığını lütfen iyi düşünün.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse onlardandır. Şüphesiz ki ALLAH zalimler güruhunu hidayete erdirmez. Sadakallahül-Azıym
[Maide Suresi, 51. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Sen onların dinine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar. Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 120. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. ALLAH katında din İslam’dır. Sadakallahül-Azıym.
[Al-i İmran Suresi, 19. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Ey iman edenler! Benim düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Sadakallahül-Azıym.
[Mümtehine Suresi, 1. ayet]
Coca Cola’nın değişik Yahudi bölgelerindeki reklâmı…
Coca Cola iç, İsrail’e destek ol!
Biliyor muydunuz?
Firma karının tamamının İsrail ordusuna aktarıldığını.
Dünyada en çok Coca Cola sevenlerin Müslümanlar olduğunu.
Belçika da Sağlık Bakanı Luc Van Den Bossche'nin Coca Cola 'nın şişe veya kutulardaki tüm ürünlerinin piyasadan çekilmesini emrettiğini. Ve bakanlığın, Coca Cola ürünlerini içen kişilerde ciddi zehirlenmeler görüldüğünü belirterek, Coca Cola' nın içinde kandaki alyuvarların erimesine neden olan ve kansızlığa yol açan 'hemolyse' maddesinin bulunduğunu açıkladığını.
Coca Cola ambleminin tersinden Arapça okunuşu! “La Mohammed la Mecca!” Muhammed yok! Mekke yok!
Bismillahirrahmanirrahiym. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 101. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 217. ayet]
Coca Cola’nın diğer kolalardan farkı olan bir tadı olduğu ve bu yüzden birçok kişi tarafından tercih edildiği gerçeğini biliyoruz.
COCA COLA SIRRINI AÇIKLADI!
Az sonra okuyacağınız bilgiler insanın kanını donduracak cinsten. Yıllardır nasıl uyutulduğumuza ve sağlığımızla nasıl açıktan açığa vicdansızca oynandığına şahit olacaksınız. Sıkı durun, yorumu tamamen size bırakıyorum.
Türkiye’de, hatta dünyada ilk kez 15 Eylül 2006 günü Coca Cola’ya karşı, içeriğini açıklaması için Antalya Tüketici Mahkemesi’nde dava açıldı.
Açılan davada, merkezi Atlanta’da olan ve 1886 yılında Eczacı Dr. John S. Pemberton tarafından faaliyete geçen, daha sonraları da Amerikan-Yahudi dostluğunun güzel bir örneği olan Coca Cola, 120 yıllık geçmişi ile “dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam” dediği sırrını açıklayacak mıydı? 19 Mart 2007 tarihinde açılan davanın 3. duruşması yapıldı.
Sıkı durun şimdi. Bu, “dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam” denilen gizli sır açıklandı ama Türkiye’deki ve dünyadaki çoğu basın-yayın organları çok fazla ciddiye almadı. “O büyük bir kuruluş, uğraşılmaz” anlayışı, davanın nedenlerinin mercek altına alınmasına engel oldu. Ayrıca düşünsenize o TV kanalları 20-30 saniyelik kısacık reklamlar için milyon dolarları ceplerine indirirken ve onca insan bu pastadan nemalanırken, neden bir belgesel veya bir haber programında size kolanın insana verdiği bu tiksinilecek zararları anlatsınlar ki?
Evet. Ne de olsa Coca Cola’nın büyük oranda reklam bütçesi var. Hadi uğraş bakalım uğraşabilirsen. Ama unutmayın ki o şirketleri bu noktaya getirenler gene biz tüketicileriz. Bir kerecik kola almakla ne olur ki demeyin, hayatınıza bir daha kolayı sokmayın ve bunu da çocuklarınıza anlatın bakalım o zaman da bu şirketler hala büyümeye devam edebilecekler mi?

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:25 #6
delinin biri
Acemi Üye
İstedikleri her türden “değerler” ile oyun oynayacaklar. Ayıbı kendileri yapacak, fakat siz yalnızca tüketici olacaksınız. Sesinizi çıkartmayacaksınız. Soru sormayacaksınız. Kısacası aptal yerine konulacaksınız! Ne kadar vahim bir durum değil mi? Oysa bu sahtekârları göklere çıkarmak da, yerin dibine sokmak da aslında hep biz insanların elinde. Bunlar neden mi sahtekâr? Neden mi bu kadar ağır konuşuyoruz? Az sonra bunların neden sahtekâr olduğunu ve cicili bicili gözüken kolanın aslında ne olduğunu çok iyi anlayacaksınız!
Sıkı durun, gözlerinizi dört açın ve lütfen artık aptal yerine konulmayın! İşte Coca Cola’nın gizli sırrı:
Coca Cola özütü diye gizli tutulan formül aslında bir böcek çeşidinin [Cochineal] ezilmesi ile elde edilen sıvıdır.
Cochineal; Kanarya adalarında ve Meksika’da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilmektedir.
Kaktüs bitkisine kene gibi yapışarak hayatını sürdürür.
Bu böcekler ve larvaları, Meksikalı köylüler tarafından toplanır. Bu böceğin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir boya pigmentine “Karmin” denir. Cochineal böceğinin kurutulmuş hali kuru üzüm gibidir, böcek kurusu! Köylüler tarafından kurutulur, ve dövülür. Köylüler; kendi ihtiyaçları için Aztekler’den kalma klasik yöntemlerle, böceğin özütünden dünyanın en güzel renklerinden biri olan, “Carmine”i üretirler.
Aztekler ve Latinler, böcekten elde edilen bu boyayı, ip boyamada kullandılar(!)
Ezilerek suyu çıkarılır. Öyle güzel bir renge ve farklı bir tada sahiptir ki, insanlar bu pisliği içtiklerinde içlerinde büyük bir rahatlama hissi bile duyarlar. Daha da kötüsü bu madde, fazla miktarda alındığı takdirde tıpkı uyuşturucu gibi yüksek oranda bağımlılık yapmakta ve insanı uzun vadede içten içe çürütmektedir. İçinizden hala inanmak gelmiyorsa çok kısa bir deneyle anında ikna olabilirsiniz. Hemen kasaptan birazcık kırmızı et alın ve üzerine kolayı dökün. Fazla değil, 5-10 saniye sonra etin nasıl kömürleştiğini hayretle izleyeceksiniz. İkna olmayanlardan ise isteğimiz şudur ki: Siz kola içmekte tabiî ki serbestiniz fakat en azından çocuklarınızın o körpe midelerinin buna dayanamayacağını iyi bilin ve hiç olmazsa onların kola içmesine engel olun!
Bütün kolaların özütü bu maddedir! Hangi marka Kola olduğu önemli mi?
Önce Hindistan Yüksek Mahkemesi, kolanın sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle yasaklanması yönünde bir adım attı. Arkasından Letonya’da ilköğretim okullarında Coca Cola ve Pepsi yasaklandı. İngiltere ve Ukrayna’da bazı okullarda yasaklandı.
Ülkemizde de özel olarak İstanbul Gösteri Sanatları Merkezi’nde de yasaklandı.
Şimdi bahsedeceğimiz konu da en az Cochineal böceği kadar iğrenç bir durum. 23 yıl kola fabrikasında çalışan birisinin naklettiği bu çok ciddi açıklamalar gerçekten insanın zihnini ve midesini alt üst ediyor.
“Malumunuz kola denilen içeceğin en temel hammaddesi meyan köküdür ve meyan kökü ile beslenen canlılar arasında farelerde bulunmaktadır. Büyük şirketler tonlarca üretim yaptıkları için meyan köklerini kepçelerle toplamaktadırlar. Tonlarca topladıkları için de fareleri ayıklamak gibi bir zahmete ise kesinlikle girmemektedirler. Bu yüzden de meyan kökleri, içindeki farelerle beraber preslenmekte,(ezilmekte) sadece kalan deri, ayak, bacak parçaları elekten geçirilerek ayıklanmaktadır. Meyan köklerinin suyunun yanında farenin kanı, mide özsuyu vs. gibi sıvılar da karışmakta, fare kanı da siyah renge yakın bir renkte olduğu için estetik açıdan bir sorun olmamaktadır. Kola üretimi yapan şirketler, koladaki bu pislikleri kimyasal yöntemlerle sağlığa zararsız hale getirmeye çalışırken bu sefer de kullandıkları çok çeşitli kimyasal maddelerle insanları uzun vadede resmen zehirlemektedirler.”
Bu olayı anlatan kişi, çalıştığı 23 yıl boyunca bir bardak bile kola içmemiş. Ayrıca kendisi içmediği gibi ailesi başta olmak üzere tüm sevdiklerine de bu pisliği içirmemiş. Sonraları ise insanları zehirleyen bu şirkete yıllarca hizmet ettiği için tıpkı uyuşturucu satıcılığı yapmış gibi pişman olmuş.
Cochineal böceğinin suyu yani Karmin, Musevilerden “Kosher Sertifikası” alamadığı için ticari olarak önemli bir engelle karşı karşıya bulunmaktadır. Müslümanlarda da Hanefi fıkıh âlimlerince haram olarak değerlendirilmektedir. Buna mukabil Coca Cola’nın satışlarının en iyi olduğu ülkeler, Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerdir. Diğer gelişmiş Ülkerlerde ise kola tüketimi buradakinin yarısı bile değildir. Ne kadar ilginç değil mi?
İnternette http://tr.wikipedia.org adresinden de “Cochineal” yazarak arattınız mı aynı bilgilere ulaşabiliyorsunuz.
Hala içmek isteyenler varsa, bu çok ciddi bilgileri kulak arkası yapabilirler. Ama hiç değilse söz dinleyecek yaştaki çocuklarımıza içirmeyelim! Kolasız günlere!
Bundan sonra; su iç, soda iç, ayran-limonata iç. Ya da, ne yapalım. Kola da iç, milyonlarca insan yanılmış olamaz. Milyonlarca böceğin yanılmadığı gibi.
Bu da demektir ki kendi paramızla kendi elimizle, böcek suyu ve fare kanı içiyoruz.
Ey Âdemoğlu, Ey Ahmedi Mahmudu Muhammedi Mustafa Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ümmeti.
Ahir zamandayız.
İçtiğimiz her yudumda, yuttuğumuz her lokmada haram var. Kan var. Şuan tüketmekte olduğumuz ürünler arasında tamamen israf içindeyiz. Dünya üzerindeki birçok insanın en önemlisi Müslüman kardeşlerimizin yiyecek bir lokma ekmeğe bile muhtaç oldukları ve tamamen sömürüldüğü bu zamanda; Aleyhisselatu Vesselam efendimizin buyurduğu üzere:‘’Müslüman Müslüman’ın din kardeşidir’’ hadisini bilmiyor muyuz ki; dünya üzerindeki Müslüman kardeşlerimizin hal ve eziyetlerini bildiğimiz halde hiç bir şey yapmadan bekliyoruz ve üstelik hala utanmadan ben müslümanım diyebiliyoruz. Bu nasıl Müslümanlıktır ki; din kardeşlerimize eziyet eden, onları sömüren, onların yurtlarını işgal eden, deccalın hizmetkârlarını bizler besliyoruz.
Bir saniye yaptığımız bir şey var unutmadan söyleyeyim.
Bu durumu kınıyoruz değil mi? sadece kınıyoruz!
Hepimiz şeytanın evlatları, hepimiz deccalın hizmetkârlarına boyun eğdiğimiz için, onlarla birlik olduğumuz için hepimiz deccalın hizmetkârlarıyız.
Sadece İstanbul’da günde 1 buçuk milyon adet ekmeğin çöpe gittiğini biliyor musunuz? Türkiye de günde 12 milyon ekmek çöpe gidiyor. Sadece Türkiye de günde 12 milyon ekmek çöpe gidiyorsa, dünya da bir günde kaç milyon ekmek çöpe gidiyor siz düşünün. Ama parasını herkes kendisi veriyor değil mi? vay bizim halimize! Rabbimizin bize verdiği nimetleri kendimizin edindiğini düşünüyoruz.
Bizim atalarımız 7 düvele nam salmış; İslam’ı, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin bizlere Rabbimizden tebliğ ettiği dinimizi 3 kıtaya yaymış, atalarımız İslam adına nice şehitler vermiş ama bizler gibi zındıklığa düşmemişler.
Vay bizim halimize! Vay bizim Müslümanlığımıza ki; kendi kardeşlerimizin kanlarının dökülmesine vesile olduğumuz için; bazılarımız bilmediği halde bazılarımızın da bilmesine rağmen deccalın hizmetkârlarına köpeklik ediyoruz.
Bugün dünya üzerinde dökülen bir damla Müslüman kanında hepimizin suçu ve vebali var.
Hepimiz her gün Müslüman kardeşlerimizin kanlarını içiyoruz. Hepimiz.
Dinine sahip çıkamadığı halde, hala daha “ben Müslümanım” diyebilen ve düşmanlarıyla birlik olup din kardeşlerinin ölümüne vesile olan ve utanmadan hala “ben müslümanım” diyenlere yazıklar olsun.
ALLAH[c.c.] tövbe edildiğinde bütün günahlarımızın affedilebileceğini yalnız kul hakkıyla huzuruna gelmememiz gerektiğini bildirmedi mi?
Vay bizim halimize ki; dünya üzerinde gelmiş geçmiş bütün ümmetlerin yapmış oldukları sapıklıkların hepsini ahir zamanda yaşamakta olan bizler, bu ümmet yapıyor. Biz ki gelmiş geçmiş kavimlerden, helak olmuş ümmetlerden daha büyük bir azapla cezalandırılacağız.
DUDAKLARIMIZ KAN KIRMIZI!
ALLAH CEZAMIZI VERECEK!




Dünya bir çarşıdır, bir pazaryeridir. Yakında kapanır, dağılır.
Sakın yaptığın işlerde kendi gücünü görmeyesin.
Bu hal kişiyi azdırır ve Yaratan’ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık.
İslam gömleğin yırtık, iman elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu.
Gönlün İslamiyete açık değil. iç âlemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya!
Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte.
Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyor musun? Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu? Kapı önünde ‘’tevhit’, içeriye girince ‘’şirk’’. Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir; içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Kalbin daima itiraz halinde.
Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini. Gece elini uzattığında neyi alacağını kestiremeyen odun toplayan gibi dünyalık toplamaya çalışıyorsun.
ALLAH’la çekişme, nefsin için o’nu kötüleme, malın azaldı diye o’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye o’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm, senin mi, yoksa ALLAH’ın mı? Sen mi fazla biliyorsun yoksa ALLAH mı? Merhametin ALLAH’ınkinden fazla mı?
Sen ve bütün yaratıklar ALLAH’ın kuludur. Her şeyde yalnız ALLAH’ın hükmü geçer.
Böbürlenip duruyorsun; ALLAH’a karşı büyüklük satmakta neymiş?
Kullara da kibirli davranıyorsun. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su. Sonrası ne olacak malum. Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık.
Ey ALLAH’tan başka bir şeyden korkmam diyen, hani ağlaman?
ALLAH’ın korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? Nefsini hak tarafına çağırman nerede?
Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin para, mal-mülk, yemek-içmek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap.
Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni övsünler oldu.
Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.
Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor, onları seviyor ve senin sanıyorsun.
Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, ALLAH’ın rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin.
Ey evlat, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkiine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. ALLAH’tan başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır.
ALLAH’ın dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri Kuran diğeri sünnet-i Resulullah. Bunlar seni ALLAH’a ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar!
Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarından çok pişman olacaksın ama çok geç.
Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalp yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.
Ey ALLAH yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları hak varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan, kendine bin defa ağla.
Öyle yatağında, yorganının altında ve kapalı kapılar ardında miskin miskin durma.
ALLAH’ın rahmeti üzerine olsun, Hasan Basri hazretleri böyle der: ‘’eğer siz ALLAH dostlarını görmüş olsaydınız, onların deli olduklarına hükmederdiniz. Onlar da sizi görmüş olsalardı, bir an bile ALLAH’a inanmamış olduğunuza hükmederlerdi.’’
Ey oğul! Sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin Müslümanlığın da sıhhatli değil.
Senin şahadet getirmen de tam olmamış, eksik. Zira dilinle la ilahe illallah: “ALLAH’tan başka ilah yoktur” diyorsun; fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun. Kalbinde, içinde birçok ilahlar var. Senin, devlet büyüklerinden ve mahalli idarecilerden korkman, içinde birer ilahtır. Kendi çalışmana, kendi kazancına, kendi gücüne kuvvetine, kendi kulağına, kendi gözüne, kendi zorbalığına güvenmen, içinde birer ilahtır. Zararı, faydayı, bir nimete nail olmayı, bir nimetten yoksun kalmayı insanlardan bilmen, içinde birer ilahtır. İnsanların çoğu, kalpleriyle, işte bu saydıklarımıza güvenirler, dayanırlar. Fakat kendilerine sorarsan, ALLAH’a dayanıp güvendiklerini söylerler.
La ilahe: ‘’hiçbir ilah yoktur,’’ dediğin zaman, bununla toptan bir reddi(nefyi) onaylıyorsun. İllallah: ‘’ancak ALLAH vardır,’’ dediğin zaman ise, yine ALLAH için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun.
Bu durumda, her ne zaman kalbin, ALLAH’tan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de, senin ilahın oluyor. Gerçek ve fiili durum budur.
Kalbinde birçok ilah varken, sen nasıl la ilahe illallah: ‘’ALLAH’tan başka ilah yoktur,’’ diyebilirsin? ALLAH’tan başka güvenip dayandığın her şey senin putundur. Kalbinde şirk, yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinde kelime-i tevhidi söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça, bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz.
Tevhit ehli, şeytanını ezer. Şirk ehlini ise şeytanları ezer. İhlâs, sözlerin, amel ve fiillerin özüdür. Zira gerek sözler, gerekse fiil ve ameller ihlâstan, içtenlikten yoksun bulundukları an, özü olmayan birer kabuk, birer posa haline gelirler. Kabuk ve posa ise ancak ateşte yanmaya yarar; ateşte yandıktan sonra iş görecek hale gelir.
Ey ahali! Nefisleriniz, ilah olma iddiasında. Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefisleriniz, ALLAH’a karşı büyükleniyorlar, kibirleniyorlar. Onlar, ALLAH’ın muradının gayrını istiyorlar. Onlar ALLAH’ı sevmiyorlar. Bilakis, ALLAH’ın düşmanı lanetlik şeytanı seviyorlar. ALLAH’ın ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman, onlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar, sabredip tahammül göstermiyorlar. Bilakis itiraz ediyorlar, kaderle çekişiyorlar. İslam’ın hakikatinden onların haberi bile yok!
Senin kendisine güvenip ümit bağladığın her şey, senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun veya kendisine ümit bağladığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Esas sebep olan ALLAH’ı tamamen unutarak, zararın da, faydanın da kendisinden kabul ettiğin her şey, senin ilahındır, mabudundur. Fakat kısa bir süre sonra görürsün sen. ALLAH, kendisini bırakıp da güvendiğin ve bağlandığın ne varsa hepsini alır.
Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya, sadece ALLAH’ın hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla durur. ALLAH’ın iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu husus böylece bilip kabul ettiği zaman, artık insanları ve diğer varlıkları ALLAH’A ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. ALLAH’A şirk koşmaz.
Melekler içinde resim, suret bulunan eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlar bulunan senin kalbine ALLAH nasıl girer? ALLAH’tan gayrı her şey bir puttur.
Ey dünyaya kulluk edenler! Ey ahirete kulluk edenler! Siz, ALLAH’ı da, dünyayı da, ahireti de bilmiyorsunuz. Kiminizin putu dünya. Kiminizinki ahiret. Kiminizinki insanlar. Kiminizinki zevkler, nefsanî arzular. Kiminizinki övülme, halktan tasvip görme, alkış toplama.
ALLAH dışında her şey, bir puttur. Kişi ALLAH’tan gayrı neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, o onun putudur.
Senin bütün umudun insanlar. Her şeyi onlardan bekliyor, onlardan umuyorsun. Korkun da onlardan. Hep onlardan korkuyorsun. Bu hal, ALLAH’a şirk koşmaktır, ortak tanımaktır.
Bu zaman, ahir zamandır. Bu zamanda çoğu insanların mabudu, paradan ibarettir. Bu zaman insanlarının çoğu, Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar, altın buzağıyı kendilerine mabut edinmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine mabut edinmişsin, ilah edinmişsin. Paraya tapıyorsun. Senin taptığın para!
Hükümdarlar, devlet büyükleri ve ikbal sahipleri, halktan birçoğunun nazarında birer ilahtır. Dünyevi imkânlar, zenginlikler, sıhhat, afiyet, kuvvet ve kudret, birçok insanların nazarında birer ilahtır. İnsanların birçoğu, bunlara ve benzeri şeylere taparlar.
Dünya zorbalarına, zenginlerine, firavunlarına ve hükümdarlarına saygı gösterip ALLAH’ı unuttuğun ve o’na saygı göstermediğin takdirde, senin hakkındaki hüküm de, putlara tapanlar hakkındaki hüküm gibidir. Sen de putuna saygı gösterenlerden olursun.
Sen, namazda iken bile yalan söylüyorsun.
Mesela namaza dururken ve gene namaz sırasında, ‘’ALLAHU EKBER’’ (ALLAH her şeyden büyüktür) diyorsun. Böylece yalan söylemiş oluyorsun. Çünkü senin kalbinde, ALLAH’tan başka bir ilah vardır. Kendine güvenip bağlandığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun ve kendisine ümit beslediğin her şey, senin ilahındır, taptığındır.
İçinde ALLAH’tan başka bir şey bulunduğu müddetçe, senin kalbin için kurtuluş yoktur. Eğer sen, ALLAH’a bin yıl secde etsen, değil mi ki kalbinle ALLAH’tan başkasına yöneliyorsun, sana bu secdeler hiçbir fayda vermez. Mevlasından başkasını sever oldukça, o kalp için iyi bir akıbet yoktur.
Ya İslam’ın bütün şartlarını hakkıyla yerine getir, ya da aksi halde, ‘’ben Müslümanım’’ deme.
Sen nefsinle beraber olmaya devam ettiğin müddetçe, bu makama erişemezsin. Sen, nefsinin heveslerini, arzularını ve zevklerini kendisine vermeye devam ettiğin müddetçe onun kaydındasın, onun ipine bağlısın. Nefsinin hakkını ver, fakat heveslerine, arzularına ve zevklerine engel ol. Onun bekası, kendisine haklarının verilmesiyledir. Helaki ve mahvolması da, hazlarının, heveslerinin ve arzularının verilmesiyledir. Nefsin hakları, ihtiyaç miktarınca yiyecek, içecek, giyecek ve meskendir.
Nefsinle beraber olmaya devam ettiğin müddetçe, insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın. İnsanlarla beraber olmaya devam ettiğin müddetçe de, izzet ve celal sahibi ALLAH’ı tanıyamazsın.
Nefs ile hak, bir arada bulunmaz.
Dünya ile ahiret bir arada bulunmaz. Kim ki nefsi ile birlikte ise, o, ALLAH’la beraberliği kaçırmıştır.
Sen, manaya, muhtevaya ve öze değil; şekle rağbet ettin, şekilciliğe ilgi gösterdin. Senin tevhidin nasıl doğru olabilir? Sen Resulullah’ın bu sözünü hiç duymadın mı ki: ‘’dünya sevgisi, her hatanın başıdır.’’ çıkarını sağlama ve zararları defetme evinden çıkmadıkça, senin konuşmaya hakkın yok.
Sizin hiç biriniz, ‘’kıyamet ne zaman kopacak?’’ diye bir soru sormasın. Kıyametin kopmayacağı zannına kapılmasın. Zira unutmasın ki, kendisi öldüğü an, kıyameti kopmuş demektir. Kim ki ölürse, onun kıyameti kopmuştur.
Senin nefsin, sevgilindir. Sen, nefsine âşıksın. Hâlbuki o senin düşmanın ve katilindir.
Kaderi bahane etmek, tembelliğin dayanağıdır. Tembeller, ‘’ne yapalım, kader böyle imiş,’’ derler ve daha çok güzel amel işlemekten kendi kendilerini yoksun bırakırlar.
Kaza ve kadere razı olmadığın, belalara sabretmediğin ve nimetlere de şükretmediğin zaman, senin için ilah yoktur. Kendine ALLAH’tan başka bir ilah ara. Hâlbuki ALLAH’ntan gayrı ilah ta yok.
Sana isabet edecek olan mutlaka isabet eder. Sen sakınmakla ondan korunamaz ve kurtulamazsın. Sana isabet etmeyecek olansa isabet etmez. Sen kendi gayret ve çalışmanla onu kendine getiremezsin.
İslam, İstislam’dan türemedir. Bu, ‘’kayıtsız şartsız teslimiyet ve itaat’’ demektir. Kendisinde ihlâs, içtenlik bulunmayan her amel, içi boş bir cevizdir, özü bulunmayan bir kabuktur, kurumuş bir ağaçtır, ruhsuz bir cesettir, mana’sız bir surettir. Bu, münafıkların amelidir.
Birçoğunuz Müslümanlık iddiasında. Fakat yanlarında, İslam’ın hakikatinden eser bile yok!
Vah sizlere! Üzerinizde İslam’ın yalnızca ismi var, bu isim Müslümanlığı size fayda vermez.
İslam’ın şartlarını zahirî yönüyle işliyorsunuz, zahirî yönüyle yapıyorsunuz. Batîn yönüne ise hiç girmiyorsunuz. Amelleriniz hiçbir şeye denk değildir.
Birçoğunuz, ihlâslı birer mümin olduğunu iddia eder. Hâlbuki gerçekte birer münafıksınız.
Bu dünya, hüzün yeridir. Şimşek, bir parlayıştan ibarettir. Çoğu kez, peşinden hemen yağmur gelir.
Bu iş, gündüz oruç tutup gece namaz kılmakla olmaz. Nefs, heva, kötü tabiat, cehalet ve kalpte ALLAH’tan gayrı şeylerin sevgisi var oldukça. Bunlarla hiçbir şey olmaz.
Siz, amellerinizle ALLAH’a karşı adeta övünüyorsunuz. Hâlbuki ALLAH’ın nazarında sizin o amellerinizin bir sinek kanadı kadar değeri yoktur.
Her insan, seni gene kendisi için, kendi menfaati için arar, ister. İzzet ve celal sahibi ALLAH ise seni bizzat senin için murat eder, senin için talep eder.
Kimin ki umudu korkusuna galip ise, o dinsiz olur. Kimin de korkusu umuduna galip ise, o da ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmiş duruma (kâfirliğe) düşer. Yani mümin, aynı derecede hem ALLAH’tan korkmalı, hem de onun rahmetine umut bağlamalıdır.
[Fethü’r Rabbani//Abdülkadir Geylani]
İnsan, başına bir iş gelirse; önce, kendi kendine kurtulmaya çalışır. Muvaffak olamayınca, etraftan yardım istemeye koyulur.
Devlet yöneticilerine gider; rütbe sahiplerine yalvarır. Zenginlere koşar. Hâl sahiplerine gider; dua ister, himmet ister. Eğer hasta ise doktora gider, şifa arar. Bununla da kurtulamayacağını anlayınca, ALLAH’a döner.
Eğer kendi işini yapabilseydi, halka dönmeyecekti. İşini halkta bitirebilseydi, ALLAH’a dönmezdi. Burada da arzusu biraz geç kalmaya başlar; fakat gidecek başka yeri kalmamıştır. Durur yalvarmaya başlar. Dua eder; sena eder. İhtiyaçlarını teker teker sayar, yalvarır. Bunları yaparken bir yandan da reddolunmaktan korkar; bir yandan da, isteği yerine geleceğini ümit ederek sevinir.
Sonra, bu halden de usanır; yaptığı dua ve niyazın işe yaramadığını zanneder. Dua da dâhil her şeyi bırakır.
Kendinden hiçbir hareket görme, gücüne kuvvetine mağrur olma. Sen ana karnında bilinmez bir nesne iken, ALLAH seni besledi ve bu âleme getirdi. Ve yine sen, beşikte her şeyden habersiz yatarken esirgeyen ALLAH oldu. İşte o eski hallerini düşün. Bütün kötü arzun, hevesin kırılmadıkça, ALLAH seninle olmaz.
Halk; hayır ve şerden ibarettir. Sende böylesin, hem hayırlısın, hem de şerli.
İsteğin, arzun, şehvetin, hepsi ALLAH’ın yarattıklarıdır.
Şirk, yalnız putlara tapmak değildir.
Kendi şahsi arzu ve isteklerinden tesir görerek, uyman da bir nevi şirk ve putperestliktir. Dünya ve onun metaından, ahiret ve onun nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, seni yaratanın sevgisini değil, bunlardan her hangi birinin sevgisini üstün tutarsan, şirk etmiş olursun.
ALLAH’ın kudretini küçük görme! Takdir ve tedbirde, onu itham etme. ALLAH’ın vaadinin doğruluğunda şüpheye düşme. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizi kendine örnek al. O büyük insana inen ve Mushaflara yazılan, dillerde okunan bazı ayetler kaldırıldı. Bazısı değişti, yerine başka ayet geldi. Biraz önce haber verdiğinin aksini az sonra söyledi. Ama bu hal zahirde böyle oldu. Öbür yönünü, ancak, ALLAH ile kendi arasında bir iş olarak kabul ederiz.
Bu kadar külfetler içerisinde, varlığını gösteren yalnız ALLAH’tır. Bundan sonra nefsin gelir. Muhatap olarak da meydan da sen varsın.
Kulların çalışmasını da inkâr etme. Sonra cebriye mezhebine girmiş olursun. Her ikisini birleştirirsen cebriye mezhebinden kurtulursun. ALLAH’ın yardımı olmadan onların işi tamam olmayacağını iyi bil. ALLAH’ı unutarak onlara tapma. Bunların yaptığı, ALLAH’ın işinden ayrıdır, deme. ALLAH’ı inkâr etmiş olursun, kaderiyye mezhebine girmiş olursun,( yani kul fiilin yaratıcısıdır diyenlerden; o şunu yaptı, ben bunu yaptım, o onu yaptı diyenlerden olursun). ALLAH, gücü kuvveti verir, kullar da yapar, de.
ALLAH sana mal verir; sen de ALLAH’ı unutur malla uğraşırsın, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı, ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok kere de malı alır, seni değiştirir. Fakir eder, zelil eder. Çünkü sen, asıl nimeti vereni unuttun, nimetle meşgul oldun.
İyiliğin gelmesini kötülüğün gitmesini istiyorsun.
Eğer kısmetinde sana gelecek bir nimet varsa, istesen de gelir, istemesen de. Bela da aynı! Eğer sana gelecek bir bela varsa, kaçsan da gelir, dursan da. İstersen o belanın kalkması için duaya sarıl. İstersen sabret. İstersen ALLAH için kendini bir yere attır; elbette gelecek olan gelir.
Sana lazım olan bunların hepsinde ALLAH’a teslim olmak olduğu halde aksini yapıyorsun. Nimet geldiğinde şükretmiyorsun! Bela geldiğinde isyan ediyorsun. Belayı hoş görmüyorsun. Onu da bir nevi nimet bilmiyorsun. Onu her yerde anlatmaktan sakınman gerekirken samimi olduğun herkese anlatıyorsun. Öyle bir yoldasın ki, ALLAH’a ibadetle ve her şeyi hoş görmekle emir olunmuşsun. Ama sen isyan yolunu seçiyorsun.
“Niçin ibadetten geri kaldım?” de ve sebebini araştır.
Belki de buna sebep senin bazı lüzumsuz şeyler istemen olmuştur. Belki de bazı edebe uymayan hareketler yapmışsındır. İhtimal ki, ibadette gevşek davrandın, gücüne kuvvetine güvendin. Ve nihayet bilgine güvendin, nefsi ve halkı, ALLAH’a karşı ortak yaptın. Netice, bunların hepsi senin helakine sebep oldu. ALLAH ta sana bu yüzden rahmet kapılarını kapadı. İbadetinden azletti. Hizmetinden kovdu. Yardımını kesti. İyilik yüzünü senden çevirdi. Ve nihayet sana kızdı, darıldı. Dünyayı, nefsi, şahsi arzuları senin başına bela etti.
Seni ALLAH’ın fazlından ve her işe, ALLAH’ın nimetini görerek başlamaktan ne alıkoydu? Ancak seni bu hale koyan, yaratanı bırakıp mahlûka güvenmen olmuştur. Yaratanı unuttun; yaptığın kâra güvendin, ALLAH seni nimetlerini görmekten mahrum etti.
Halk seni, peygamberin çalıştığı gibi çalışıp helal yemekten alıkoyuyor. Sen bu halle kaldıkça, onlardan iyilik bekledikçe, kapılarına gidip ihsan ümit dilendikçe, müşrik sayılırsın.
Yaptığın işlere güvenme, ALLAH’ın fazlını gör. ALLAH’ın sana verdiği ihsanı unutma. ALLAH’ın ihsanını unutursan yine şirk yolunu tutmuş olursun. İlki kadar büyük olmaz, ama yine de şirktir. Bir gün büyür. Hafif iken, açık ve büyük şirk olur.
Dünya, anlattığımız o büyük ırmaktır. O her gün taşmakta olan su ise, insanoğlunun şehveti ve lezzetidir. İnsanlara çarpan, kötü mahlûklar da dalgalardır. Kader-i ilahinin cereyan eden bela ve mihnetleri ise, o oklar ve silahlardır.
Evet, insanoğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey, bela ve mihnettir. İyilik ara sıra gelir, fakat zahmetler, incitici şeyler o ara sıra gelen iyiliği unutturur. Ara sıra gelen hoşluklar olsa bile, yine onda çeşitli felaketler gizlidir. Eğer insan, ibret nazarı ile bakacak olsa, hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür âleme mahsus olduğunu anlayacaktır. iyi inanmış olan bunu bilir.
Hikmeti icabı sende yapacağı ve tecrübe için vereceği bazı belalardan dolayı ALLAH’ı ithama kalkışıyorsun. Afiyette bulunduğun halde ALLAH’ı şikâyete kalkışıyorsun. Yanında ALLAH’ın bol nimeti olduğu halde fazlasını istiyorsun. Sana verdiği nimeti görmez olup inkâr yoluna sapıyorsun. ALLAH seni inceden inceye hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.
ALLAH, merhametlilerin en merhametlisi olduğu halde, nasıl ALLAH’tan şikâyet edilir? Hâkim, habir; kullarına en çok acıyan ve lütfünü esirgemeyen ALLAH olduğu halde, nasıl ALLAH’tan dert yanılır? ALLAH, kullarına zulmetmez. Kuvvetli, işinden iyi anlayan bir doktora kızılır mı? Evladına acıyan bir ana cinayetle itham edilir mi?
Aleyhisselatu Vesselam efendimiz şöyle buyuruyor:
“ALLAH kuluna çok merhamet eder; bir *****n evladını o kadar esirgemesi imkânsızdır.”
Ey zavallı, ALLAH’a karşı edep tavrını takın. Zorla, gelen belaya sabret. Dilini şikâyetten sakla.
Bela geldikten sonra günaha, kötülüğe yaklaşma. Kerim olan ALLAH’ın huzuruna günahla giremezsin. Oraya ancak iyiler girerler. ALLAH, kapısına ancak temizleri sokar. Kapısına ancak bütün manevi hastalıklardan beri olanları alır. Nasıl ki, bir padişahın huzuruna, bütün koku ve kirlerden temiz olanların girmesi icap eder. ALLAH’ın kapısından da ancak saf, temiz olanlar gider.
Beladan korkma. Onlar günahlara kefaret olur. Nasıl ki; Aleyhisselatu Vesselam efendimiz bu hali işaret ederek:
“Bir günlük sıtma, bir yıllık günaha kefaret sayılır.” buyurmuştur.
Senin isteyeceğin ne dünyaya ne de ahirete ait olmalı; sebepleri yaratan, yeri seren, semayı yükselten ALLAH olmalı. Hâlbuki sen, ne buranın, ne de öteki âlemin nimetini beklemeden az bir dünyalığa razı oluyorsun.
ALLAH, kulunu imanı nispetinde dener. Bela imtihan için gelir.
Nefs, kötülüklerden her hangi birine hoşlanarak giderse, şehvet yolunda harekete geçtiği zaman da, kalp ona yersiz olarak uyarsa, ALLAH’tan gafil olur. Bu gafletin bir neticesi olarak, ALLAH hem nefse, hem de kalbe felaketli işleri verir, âleme rüsva eder. Çeşitli felaketlere uğratır. Halkı başına musallat eder. Aç bırakır. Hasta eder. Böylece hem kalp, hem de nefis bulacaklarını bulurlar.
ALLAH’ın her yaptığı işte adalet vardır. Ne yerde, ne de gökte ALLAH’tan saklanan bir şey olmaz. Hiçbir zalimin kötülüğü yanına kalmaz. İnsanın kendi mevhum varlığını ortaya atması da bir zulümdür. ALLAH’ı bırakıp mahlûka güvenmek de şirk olur. Şirkin büyük zulüm olduğunu ALLAH, şu ayeti kerimelerle bize haber verir:
Bismillahirrahmanirrahiym. Şirk koşma, şirk büyük zulümdür. Sadakallahül-Azıym.
[Lokman Suresi, 13. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. ALLAH şirki bağışlamaz, ondan gayrı her türlü günahı isterse affeder. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 116. ayet]
Kul ve elindeki bütün mal mülk efendisinindir, hiçbirine karşı hak iddiasında bulunamazsın. Ne geç olacak erken olur, ne de erken gelecek sonraya kalır. Zamanı gelince nasibin gelir. İstesen de istemesen de hakkını alırsın.
ALLAH şöyle buyurdu:
Bismillahirrahmanirrahiym. Gözlerini, dünya adamlarına verdiğimiz nimetlere uzatma. Onlar geçici şeylerdir. Dünya süsüdür. Biz onları tecrübe ediyoruz. ALLAH’ın sana verdiği, hem devamlı, hem de sonsuzdur. Sadakallahül-Azıym.
[Zuhruf Suresi, 35. ayet]
Bu ayet-i kerime’nin hükmüne göre, ALLAH’tan gayrı şeylere bakman yasaktır. Ne olursa olsun, dünya için sana yetecek kadar rızk verilmiştir. Belki dünyalık işlerin bol olsa imanın elden gider, helak olursun.
Dünyalık nimetlerin çoğalmasına ne hacet var. Elinde az da olsa seni geçindirecek kadar dünyalığın mevcuttur. Bu arada sana gereken en önemli iş kanaat sahibi olmaktır.
Ey dünyalıktan mahrum kimse, zamana ve insanlara hoş görünmeyen ve onların bir yanda bıraktığı zavallı insan!
Ey büyükler, ileri gelenler yanında hatırlanmayan ve dünya erbabı meclisinde ismi geçmeyen çaresiz adam!
Ey aç, cesedi çıplak, ciğeri susuzluktan yanmış bitkin!
Ey bütün ihtiyaçlarla sıkışan, kalbi darda kalan, gönlü kırılan, hiçbir maksadını yerine getiremeyen insan!
Senin bu anlattığım hallerde:
“ALLAH beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terk etti, sevmedi. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti. Dünyalık olarak yeter derecede mal vermedi. Şerefimi söndürdü. Büyükler ve ileri gelenler katında, arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Hâlbuki başkalarına bol nimetler verdi. Günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Hâlbuki hepimiz de müslümanız. Babamız Âdem, anamız Havva. Ben böyle olayım da onlar niçin böyle olsun?”
Gibi sözler sakın senin ağzından çıkmasın!
Dünyalık hevesler, arzular belki bir an için sana lezzet verir. Şehevi arzularını tahrik eder, hoşlanırsın. Fakat yapacağı felaketi takdir edemezsin. Manevi teneffüs cihazını berbat eder. Yapacağı felaketler saymakla bitmez.
Rahat istiyor musun?
Sürur, emniyet, sükûn, selamet arzu ediyor musun? Ehli dil olmak, sevgi, muhabbet içinde kalmayı arzu ediyor musun? Bu hallerden çok uzaksın. Bunları yalnız dil ile arzu ediyorsun. Şayet tam manası ile istemiş olsaydın; sende adi şeylere karşı meyil kalmayacaktı. Nefsin ölecek, dünya bir yana olacak, ahiret sevgisine meylin olmayacak ve nihayet bunların yerini ALLAH ve peygamber sevgisi alacaktı. Hâlbuki sen bunlardan uzaksın. Çünkü sende şehevi sevgiler ve nefsanî arzular var.
ALLAH rızası dışında olan şeylere kalbinde bir nohut miktarı meyil olsa, dünyanın manevi pisliklerinden temizlenmiş ve uzak olamazsın. Böyle devam ettikçe dünya sevgisi seni sarar. Nefsini şehevi arzuların peşinden kurtaramazsın.
Zaman olur, hikmet icabı bir imtihan belirince derhal sızlanmaya başlar, ağlar, feryat ederse bu hal onun tam bir iman sahibi olmadığını gösterir. O kimse bilmez ki, kader-i ilahi ağlamakla, sızlamakla şekil değiştirmez. O zavallının bu acıklı hali, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in:
“Fakirlik zaman olur ki küfre yaklaşır.” Hadis-i şerifinin anlamına girer.
İlahi imtihanlar iki yönden tecelli eder. Biri; iman sahibinin imanını arttırmak, diğeri ise; zayıf imanlının maneviyatını bozmak!
ALLAH bütün kullarına birçok yönden bela verir. Bu belalar çoğunun felaketine sebep olur. Kul, o devrelerde ALLAH’a tam bağlanmaz, durmadan itiraz eder; ALLAH’ı (hâşâ) töhmet altına sokmak ister, söver, sayarsa… Bu onun ebedi küfrüne sebep olur ve böylece dünyası ve ahireti berbatlaşır. ALLAH’a kavuştuğu zaman ilahi rahmetten herkesin nasibi olur; ama onun olmaz. Çünkü ALLAH ona darılmıştır. İşte Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bu hale işaret ederek şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet gününde en nasipsiz olan, dünyada fakir, ahirette cehennem azabına duçar olandır.”
Birçok sözlerini işitiyorum, en çok şunları söylüyorsun:
kimi sevsem aramız açılıyor. Ya ölüyor, ya kayboluyor. Yahut aramıza düşmanlık giriyor. Çoğu zaman malım kayboluyor, param elimden çıkıyor. Bu yüzden dostlarımla bozuşuyorum.”
Mala, evlada ve insanlara sevgi çoğalınca, ALLAH sevgisi azalır. İnsan bu sevgisinden ceza görür. Çünkü ALLAH’a bir nevi şirk koşmuştur.
ALLAH’a çok darılıyorsun; o senin ilahın olduğu halde onu töhmet altına almak istiyorsun. ALLAH’ın her işine itiraz ediyorsun, zorla bağlanıyorsun. ALLAH’a bağlılığın yolu zulüm ile oluyor.
Şunu bil ki; malın çoğu bela getirir, sen bela gelmesini istiyorsun.
ALLAH kapısından başka kapı yoktur. ALLAH’tan kaçmanın mümkün olmadığına inan ve hak işlerden intikam almanın imkânsız olduğunu bil. Günah yapmak yalnız seni körletir. ALLAH’a yapacağın taarruz, yalnız seni karartır.
Nefsine dizgin vuramayıp, her şeyde kolaylık yollarını tutunca, şahsi arzular seni kaplar, heva, nefsin seni sarar. Bilmeden haram yersin. Dinden çıkar, şeytanlar zümresine dâhil olursun. Hâlbuki şeytan ALLAH’ın düşmanıdır. Şeytan ALLAH yolundan şaşırmıştır. Bu halde ölürsen helak olursun.
Senin için maksat dünya olmuş.
Sadece para, yemek, içmek, eğlence peşindesin. Namaz kılmıyorsun. Gece leş gibi yatıp, sabahları tembel olarak kalkıyorsun. Nefsin seni peşinden sürüklüyor, heva seni takip ediyor. Şeytan artık sana hâkimdir. Böylece ahiretini dünyaya satmış olursun. Sen bu durumda nefsin kulu ve onun uşağı olmuşsun. Nefsinin sözlerini kabul etmekle zulüm ettin. Nefsini kendi başına bıraktın, netice lezzete, zevke, sefaya daldı ve şeytana uydu. Sen de ona uydun. Daha sonra hem dünyan battı, hem de ahiretin.
Yarın kıyamet günü iflas halinde meydana çıkarsın. Orada ne din bakımından, ne dünya bakımından hiç kârın olmaz. Ne kazandın nefsine uymakla?
İnsanlar iki kısımdır. Biri dünyayı arar, diğeri ahireti. Bunlar kıyamet günü de böyle olacak. Bir kısmı cennet ehli, diğer kısmı da cehennem!
ALLAH’ın emrine karşı gelmek felakettir. Bu hataların hepsi yarın senin önüne çıkar. Hata işleme, hata ettikçe batarsın. Kitap ve peygamberlerin emirlerinde bulun, yoksa ne iyilik, ne kötülük kaybolur.

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:30 #7
delinin biri
Acemi Üye
Boş işle nefsini aldatıyorsun!
Ey iman sahibi, seni bir tuhaf görüyorum. Çevrendekilere hasetli bir haldesin. Onların yemesini çekemiyorsun. İçmesinden hoşlanmıyorsun. Onun giydiği sana tuhaf geliyor. Evi güzünde büyüyor. Hanımı dahi senin için çekilmez bir dert oluyor. O ALLAH’ın nimeti içinde zengin olmuştur. Onun zenginliğinde bir türlü hoşluk bulamıyorsun. Bu hallerin neden oluyor.
Bilmiş olman gerekir ki, bu halin iman zayıflığından ileri geliyor. Bu hal seni ALLAH’ın rahmet nazarından uzaklaştırır. İlahi gazabı üzerine çeker. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Kutsi hadisi ile hasedi şöyle anlatmıştır:
“Haset eden nimetimin düşmanıdır.”
Ayrıca Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir hadis-i şerifinde:
“Haset, iyilikleri yer. Ateş odunu yaktığı gibi iyilikleri bitirir.” buyuruyor.
Zavallı! Neye haset ediyorsun. Sen mi verdin o nimetleri? Onları sen değil, ALLAH verdi. ALLAH’ın verdiği nimete nasıl haset edersin. ALLAH:
Bismillahirrahmanirrahiym. Onların dünya geçimlerini aralarında dağıttık. Sadakalalhül-Azıym.
[Zuhruf Suresi, 32. ayet] diye haber vermiştir.
Bu halinle öyle akılsız bir duruma düşmektesin ki, senden daha akılsız daha cahil, cimri ve cahil görülemez. Acaba o adamdakileri senin mi zannediyorsun. Bu o kadar cahilliktir ki, tarifi imkânsız. Eğer sana gelecek bir şey varsa başkasına gidemez.’’hâşâ’’ ALLAH’a kin mi tutuyorsun? Hâlbuki ALLAH:
Bismillahirrahmanirrahiym. Emrim değiştirilemez. Ben kullara zulüm etmem. Sadakallahül-Azıym.
[Kaf Suresi, 29. ayet] buyuruyor. ALLAH sana zulmetmez. Senin kısmetini başkasına vermez. Bunu böyle bil. Aksine düşünmen, cahillik etmektir.
Bir insan koca bir sultanı; askeri, mülkü, tacı, tahtı ve bütün bir saltanatı ile görüyor. Onun çeşitli nimetlerini her an seyrediyor. Buna haset etmiyor. Beri yanda padişahın köpeklerinde birine hizmet eden bir yabancı köpek görüyor. Yabancı köpek ile yerli köpek oturuyor, kalkıyor. Her türlü geçimini onun sayesinde sağlıyor. O zavallı adam bu hale tahammül edemiyor. O yabancı köpeğin ölmesini, yerine kendinin geçmesini temenni ediyor.
Bu hal alçaklığın ve hasisliğin en büyüğüdür. Böyle düşünen bir adam için, züht, inanç diye bir şey olmadığı gibi, ondan daha ahmak, daha bilgisiz kimse de olamaz.
Zavallı, eğer kıyamet gününde o haset ettiğin insanların başlarına gelecekleri bir bilsen, hiç haset etmezsin.
Eğer, onlar ALLAH’ın emrine uymuyorlarsa, nimetlerin hakkını ödemiyorsa onların başına gelecekleri yalnız ALLAH bilir. ALLAH, nimetleri kendi yoluna sarf edilsin diye verir, aksi halde nimet felaket olur.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:
“Kıyamet gününde bir takım insanlar etlerinin makasla kesilmiş olmasını isterler. Buna sebep, zavallı kimselerin dünyada çektikleri bela yüzünden orada aldıkları sevabı görüp, imrenmeleridir.”
O gün, senin zengin komşun bir fakir olmayı ister. Kıyamet günü bir sürü hesabın görülmesi ve münakaşası onu yorar. Güneşin sıcaklığı altında beyni pişer. Böyle günlerce bekler. Oranın bir günü, buraya nispetle elli bin senedir. İşte o dünyadaki nimet hesabını böyle verir.
İbrahim Aleyhisselam:
“Bana bütün âlemlerin Rabbi olan ALLAH’tan başka hepsi düşmandır.” buyurdu. İbrahim Aleyhisselam putlara:
“Düşman!” diyordu. Şimdi senin için put zahirde yoktur, ama gizlide çoktur. ALLAH’tan başkalarıyla meşgul eden her şey sana düşmandır, sana puttur.
Eğer Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin yaptıklarının birini terk edersen şeytana oyuncak olduğunu bil. Hangi iş; ALLAH ve peygamberin emrine uymazsa, o iş sapıklıktır.
Nefsin iki hali vardır. Üçüncüsü yoktur. Biri bela diğeri afiyet!
İnsanlar, başlarına bir bela geldiği zaman bağırır, çağırır, ALLAH’ı şikâyet eder. ALLAH’a darılır. Her şeye itiraz eder. ALLAH’ı töhmet altına almak ister. Ne sabır bilir, ne de bir nasihatçiye uyar. Yalnız kendi aklına göre ALLAH’a (hâşâ) eş bulma yoluna girer, bir uygunsuz hareket yolu bulur; öylece gider.
Afiyet haline gelince; ondan daha iyisi yoktur, güler, oynar sevinir. Zaman kaybetmeden şehvet yollarına koşar. Hiç biriyle yetinmez. Biri eskiyince yenisini aramaya koyulur. Yemek beğenmez. İçkilerin her çeşidini sofrada bulundurur. Evinde hanımını da hemen savar, onun da yenisini arar. Evini beğenmez, iyisini arar. Binek işi de çok önemlidir. Daima günün en iyisini ister. Elinde olan her şeye bir ayıp bulur, hemen yenisini tedarik etmeye koyulur. Böylece bütün rahatını kendi eliyle kaçırır. Bilmez ki, her şey kendisi için değildir. Buna akıl erdiremeyen iyi şeylerin peşine düşer.
İşte bu haller insanı yorar. Elde mevcut şeylere razı olmamak, insanı her çeşit güçlüğe sürükler. Sonu gelmeyen eziyet, içinden çıkılması mümkün olmayan felaketler bundan sonra başlar. Dünyalığı var rahat etmesi gerekirken, eliyle keyfini kaçırır.
Bundan sonra öbür âlemin işi başlar. Ölür, sorguya çekilir, hesap veremez. Çünkü düzenli bir iş tutmamıştır. Bazıları şöyle der:
“Öbür âlemin ve buranın en çok cefasını çekenler, kendilerine ait olmayanı isteyenlerdir. Ve yapamayacakları işin peşinden koşanlardır.”
Bir insan düşünelim: bir zamanlar her türlü maddi sıkıntı onun manevi durumunu da bozmuştur. Bu halinde yalnız belanın gitmesini ister. Yalnız bunun için ALLAH’a yalvarır. Bir gün duası kabul olur, her çeşit darlık yok olur gider. Genişlik başlar. Bundan sonra o zat, evvelce çektiği bütün sıkıntıyı unutur. ALLAH’ı da unutur, kulluk etmez. Her çeşit günah yollarını seçer. Bu adamın hali nasıl olur? Elbette ki ‘’iyi olur’’ denemez.
Tam tahmin edildiği gibi olur. Dünyada israfın yolunu tuttuğu için her şeyi az zamanda biter, yine darlığa düşer. Ve artık, eski halini de bulamaz, sürünerek ölür gider. Bununla bitse iyi, öbür âlemde bir de hesabını vermek vardır.
İbadet sadece kulluk etmektir. Ötesi yine teslim halidir. Yani kader ne ise onu gözetmekten ve ona uymaktan başka kurtuluş yoktur. Bundan sonrası kader bahsi ile ilgilidir ki, incelemek iyi olmaz. Çünkü o bir ilahi sırdır.
“Bu iş nasıl oluyor, neden ve ne zaman olacak?” Gibi sözler yerinde olmaz. Kaderin iç nizamını kurcalamak bir nevi şirke benzer ve ALLAH’ı töhmet gibi olur.
İnsan, kendisi gibi acizden bir şey isteyemez. Yalnız cahil olduğu için ister. İmanı zayıf olduğu için bu yolu tutar. Sabrı yok denecek kadar az olduğu için bu yola düşmüştür.
Eğer bir insanın duası her zaman makbul olsa, kendine gurur gelmesi muhtemeldir.
İnsan, hoşlandığı hiçbir şeyi bulamaz, fakat yine de dünyayı bırakmaz.
Her bela bir suçun cezasıdır ve her darlık işlenen bir suçun cezasıdır. Buna; bir deneme, bir tembih denilebilir. Günahlara kefaret demek de yerinde olur.
Belanın gelişi iki sebebe bağlanır. Birincisi, sabırsızlığın ve kötü yolların tutumu neticesinde olur. İkincisine gelince, günahlardan temizlenmek için olur.
Gafletin çeşitli sebeplerinden biri de çok yemekten hâsıl olan uykudur. Daima uykuya dalmak ve her şeyi unutmak kötüdür.
Çok yiyen kimse, rahat ibadet yapamaz.
Çok yiyen kimse, oruca dayanamaz. Bilhassa haram yiyenler, tam bir gaflet içinde ve ölü gibidirler. Azda olsa haram yiyene az yedi, denemez. Haram şeyin azı da çok sayılır.
Haramın azı yoktur. Haram imanı örter, kalbi karartan odur. Alkollü içkilerin azı, aklı yıkmaya yettiği gibi haramın da azı imanın ışığını söndürür.
Geçici zevklerin ardına düşmüşsün. Ele geçmesi mümkün olmayanın ardında koşuyorsun. Eğer kısmetse gelir; değilse zaten gelmez. Kısmet olmayan bir şeyin ardına düşmek, bir ahmaklıktır. Akılsızlık ve bilgisizliktir. İşte dünyanın en büyük azabı budur. En büyük dert imkânsız şeylerle uğraşmaktır.
Kısmetinde yazılı şeyi istemek de ayrı bir görgüsüzlüktür. Daha doğrusu hırstır. İbadet ve kulluk tarafından incelenecek olursa şirk demek de yerinde olur.
Bu kadar istek neye?
Hem ALLAH’ı sevenin bu kadar lüzumsuz şeyleri istemesi yerinde olmaz. Yaratanını seven, ALLAH’ı ister. ALLAH ile beraber başka bir şey istemek, yerinde olmaz; sevgilinin gayrını istemek, sevgide yalancılık sayılır. Sevgili için yapılan işten ücret istemek, ayıp olur. İhlâsın yokluğunu açığa vurur. İhlâs sahibi, kulluk hakkını ödemeye bakar; ötesini efendisine havale eder.
İyi bilmelisin ki; sen ve yaptığın işler efendine aittir; bu durumda nasıl kendine mahsus olmak üzere birçok şeyler talep edebiliyorsun.
Görmüyor musun? Her kimin elinde nimet çoğalırsa neticesi iyi olmuyor. Bu, çok kere görülmüştür. Evvela iyidir; sonra ne olduğu görülür. Azar, ALLAH’a darılır; kadere kabahat bulur, nimeti beğenmez, derdi, gamı çoğalır. Kendinde olanı beğenmez, az görür. Başkasının malına göz diker.
İnsanlar neden ellerindekine razı olmazlar? Öyle zaman olur ki bu huysuzlukları sonunda ellerindeki de gider. Çünkü kendilerine has olan hiçbir şeyi beğenmezler.
Bir başkasının elindekine ermek için günlerce alnından ter boşanıyor. Netice olarak günah veya sevap kaygıların da yok olmuş; sadece günah sayfaların doluyor.
Bu arada en büyük suçları yapmaktan çekinmezsin.
Emri ilahi, hiç düşünmek istemediğin şey olmuş. İstediklerini de bulamıyorsun. Dünyadan giderken ellerin boş olacak. Ne başkasının malı fayda verir, ne de kendi mallarından bir kazanç temin edebilirsin. Başkasının malına göz dikmekle, başkaları gibi olmayı istemekle eline kısmetten fazla bir şey mi geçti?
İstediklerini bulamadın, aradıklarına eremedin. Yalnız ömrünü boşa geçirdin. Ahiretini de batırdın. Bu yaptıkların ile en akılsız bilgisizlerden oldun. Kısmetine razı olup ibadet ve itaat etmek ile meşgul olsaydın, yetecek kadar dünyalık gelirdi.
Bir kimsenin kalbinde yalnız maddi taraf varsa o Müslüman değildir. Ki bu maddi arzuları şöyle sıralamak mümkündür:
“Şehevi arzular, dünyanın geçici lezzetleri, dünya rahatı sayılan evlat, aile, yemek, içmek, giymek, binmek, gezmek, hoş olmak, gurura kapılmak, iyi konuşmaya heveslenmek ve daha akla gelen birçok dünyaca şöhret sayılan şeyler. <desin>ler için yapılan şeyler, hiç de Müslümanlık alameti değildir.”
Bilhassa bela geldi mi sızlanmak, az zarar görünce ağlamak, hafif bir menfaatin gidişi karşısında kızmak pek hoş değildir.
Bu sayılan şeylerin hemen hepsinin içinde nefsin isteği vardır. Bunlar insanı dünyaya bağlar. Bunların peşinde koşarak kendini dünyanın daimi kalacak bir varlığı sanıyorsun. Kendi kendine nasıl olsa ben ölmeyeceğim der gibi hal ve tavır takınmışsın.
Ey tabiat içinde kalan, ey nefs ve kötülüğün geçiş yollarında duran zavallı; bırak onları. Senin için bunlar bir yüktür. Bunlar senin için yük olmasın.
Bırak bu yükleri. Ufak bir hal görünce erdiğini sanma. Dünya varlığını kalbinden çıkar.
İman sahibi teftiş eder, sonra alır. İçi bozuk, münafık ise önüne geleni alır.
Her iyilik edene bağlanmak olmaz. Bir başkası sevilince ALLAH sevgisi kalpte azalır.
Başka şeyleri üzerinden bir yana at. Başkasını dilinden bırak. Onlara koşmaktan vazgeç, onların yaptığı iyiliği ALLAH’tan gör. Eğer kuldan görürsen kulu seversin. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurur:
“Kalp, iyilik edeni sever.”
ALLAH ve bir sürü maddi şeyler ve heva birbirine uyabilir mi? Birtakım maddî kıymetlerin içinde sayılan şeylerle ilahi kuvvetler bir olabilir mi?
Bu dargınlığın neden? Duan kabul olmadı diye ALLAH’a mı darılacaksın? Duanı kabul eder, ama biraz geç olabilir. Geç kalınca darılmak yerinde bir iş olur mu?
Bazen işitiliyor:
“Doğruyu istedim vermedi, istediğimi vermiyor,” hem de: “Duanın yapılması lazım.” diye emir veriyor.’ diyorsun:
“Bu sözün yerinde değil, hatalıdır.”
Bu sözlerinden ötürü sana sormak icap eder:
“Sen kendi başına buyruk musun? Yoksa bir sahibin ve bir efendin mi var?”
Eğer bu söze karşılık hür olduğunu, her istediğini yapmaya güçlü olduğunu iddiaya yeltenirsen sana ilk vurulacak damga:
“Sen kâfirsin. ALLAH’ı inkâr ediyorsun.” olur.
Aksi halde bir kul olduğunu ve bir sahibin, efendin olduğunu söylersen o zaman sana yine birçok sorular sorarlar:
Duanın kabulü geç kaldığı için efendini töhmet altına mı alıyorsun? ALLAH’ın hikmetinden şüphe mi ediyorsun? Hâlbuki ALLAH, seni ve bütün yarattıklarını iyi bilir. Sana ve onlara ne gerekse güzellerini seçer.”
İthamlarına devam edersen yine sana verilecek hüküm şu olur:
“Sen kâfirsin, hakikati gizliyorsun.”
Çünkü ALLAH’a zulüm isnadında bulunmuş oluyorsun. Hâlbuki ALLAH, kullarına zulmetmez. Zulüm sözünü de kabul etmez. Bu sözün ALLAH için kullanılması imkânsızdır; kullanılamaz. Sebebine gelince, bütün mülk ALLAH’ındır. Zulüm ancak başkasının hakkına tecavüz meydana gelirse olur.
Senin ALLAH’a darılman, bazı işine gelmeyen hadiselerden ileri geliyor. Nefsin bazı şeylerden hoşlanmıyor. ALLAH’ın emrini yerine getirebilmek için işin güçleşiyor. Haliyle nefs darılıyor; sen de ona uyarak ALLAH’ı töhmet altında bırakıyorsun.
Hiçbir kötü işe karşı durmuyorsun, nefsine uyuyorsun; şeytanlara bağlanıyorsun. Küfür, şirk, her türlü kötülüğü işlemekten çekinmiyorsun. Neticede küfür üzerine ölüp gideceksin. Buna ceza olarak öbür âlemde azap çeşitleri hazırlandı. Cehennem zaten günahkârlar için hazırlanmıştır.
İman sahipleri, cennette sonuna kadar kalacakları gibi imansızlar da bu cehennemde sonuna kadar kalacaklardır. Orada, dünyada yaptıkları kötülükler yüzünden en çetin azaplara uğrayacaklardır.
Dünyada yaptıklarının cezasını göreceksin. Her an çekinmeden dünyanın kötülüğünü yapıyorsun. Nefsine, şeytanlara kapılarak yapmadığın rezalet kalmıyor. Cehennemin azabını göreceksin.
İnsanların bir kısmı sokağa çıkar; yalnız şehevi şeylere bakar. Kötü şeylere bağlanır. Onların geçici zevkleri kalbini bozar. Devam ederse helak olur; dinini bırakır. Ahlakı bozulur. Tabiatın verdiği adi zevkleri yapar, bütün fazilet duygularını söndürür.
Sadece iki şey vardır. Yaratan ve yaratılan! Yaratanı kabul edersen geri kalanlara söyle:
“Âlemlerin sahibinden başkası benim düşmanımdır!”
[Futuhu’l-Gayb//Abdülkadir Geylani]
Elbette sizin kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır.
Bismillahirrahmanirrahiym. De ki: ‘Elbette sizin kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen ALLAH’a döndürüleceksiniz; o da size yaptıklarınızı haber verecektir.’ Sadakallahül-Azıym.
[Cum’a Suresi, 8. ayet]
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki:
“ALLAH [c.c.] Cenneti yarattığı zaman Cebrail Aleyhisselam’a: ‘Git ona bir bak!’ buyurdular. O da gidip cennete baktı ve ‘Ey Rabbim! İzzetine yemin olsun, onu işitip de ona girmeyen kalmayacak, herkes ona girecek!’ dedi. ALLAH [c.c.] Cennetin etrafını mekruhlarla ( yani haram etmediği, fakat zaruret olmadan yapılmasına izin vermediği amellerle) çevirdi. Sonra: ‘Hele git ona bir daha bak!’ buyurdu. Cebrail ona gidip bir daha baktı. Sonra da:
‘korkarım, ona hiç kimse girmeyecek!’ dedi. Cehennemi yaratınca, Cebrail’e:
‘Git, bir de, şuna bak!’ buyurdu. O da gidip baktı ve: ‘İzzetine yemin olsun, işitenlerden kimse ona girmeyecektir!’ dedi. ALLAH [c.c.] de onun etrafını şehvetlerle ( nefsin arzularıyla, isteklerle –yemek, içmek, uyumak da şehvetin şubelerindendir) kuşattı. Sonra da:
‘Git ona bir kere daha bak!’ dedi. O da gidip baktı. Döndüğü zaman: ‘İzzetine yemin olsun, tek bir kişi kalmayıp herkesin ona gireceğinden korkuyorum!’ dedi.”
[Ebu Davud, Sünnet,4744. hadis/ İmam Tirmizi, Cennet, 2563. hadis/ Kutub-i Sitte]
Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “Benim misalimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: bir adam var (gece) ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, kelebekler ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onlara mani olmaya çalışır. Ancak hayvanlar çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe, ateşe koşuyorsunuz.”
[Buhari, Rikak/ Müslim, Fezail 2284.hadis/ İmam Tirmizi, Emsal 2877. hadis/ Kutub-i Sitte]
Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki:
“Kıyamet günü ilk çağırılacak olan, Hz. Âdem’dir. ALLAH [c.c.] :
‘Ey Âdem’ buyurur. Hz. Âdem:
‘Buyur Ey Rabbim, emrindeyim!’ der. ALLAH [c.c.] :
“Zürriyetinden cehenneme gidecekleri ayır!’ diye emreder. Âdem:
‘Ey Rabbim ne miktarını ayırayım?” diye sorar. ALLAH [c.c.] :
“Her yüzden doksan dokuzunu!’ ferman buyurur.”
Ashap o esnada atılıp: “Ey ALLAH’ın Resulü! Bizden geriye ne kaldı?” derler. Aleyhisselatu Vesselam:
“Benim ümmetim, diğer ümmetler yanında siyah öküzün başındaki beyaz tüy gibi azdır.” buyurdular.
[Buhari, Rikak / Kutub-i Sitte]
Hz. Enes Radıyallahu Anh anlatıyor: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam güldüler ve:
“Neye güldüğümü biliyor musunuz?” buyurdular. Biz:
“ALLAH ve Resulü daha iyi bilir!” dedik.
“Kulun Rabbine olan hitabından!” buyurdular ve şöyle devam ettiler:
“Kul şöyle der: ‘Ey Rabbim, sen beni zulümden korumadın mı?’ ALLAH [c.c.] :
‘Evet, korudum.’ buyurur. Kul da: ‘Fakat ben bugün, kendime, kendimden başka bir kimsenin şahit olmasını asla istemiyorum’ der. ALLAH [c.c.] :
‘Bugün sana tek şahit olarak nefsin, çok şahit olarak da Kiramen Kâtibin kâfidir’ buyurur.” Resulullah Aleyhisselatu Vesselam devamla dedi ki:
“Ağzına mühür vurulur ve diğer organlarına ‘konuş!’ denilir. Onlar adamın amelini haber verirler. Sonra konuşma hususunda serbest bırakılır. Adam organlarına: ‘yazıklar olsun size! Buradan defolun! Ben sizin için mücadele etmiştim’ der.
[Müslim, Zühd, 2969. hadis; Kutub-i Sitte]
Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir.
[Ebu Davud, Sünnet 1, (4597); Tirmizî, İman 18, (2643); Câmiü’s-Sağîr, 3/3292; Kutub-i Sitte]
Sahiheyn ve İmam Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den kaydettikleri bir rivayet şöyledir: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “Ben kıyamet günü Ademoğlunun efendisiyim. [bütün peygamberler benim sancağım altında toplanacaklar] Kıyamet günü, öncekiler ve sonrakiler tek bir düzlükte toplanır. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların dayanamayacakları ve güç yetiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar:
“İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?” demeye başlarlar. Birbirlerine:
“Babamız Adem var!” derler ve Hz. Adem Aleyhisselam’a gelerek: “Ey Adem! Sen insanların babasısın. ALLAH seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti. Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?” derler. Adem Aleyhisselam da:
“Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. Cennette iken beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben bu yasağa asi oldum. Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter! Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. Nuh Aleyhisselam’a gidin!” diyecek. İnsanlar Nuh Aleyhisselam’a gelecekler: “Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Resullerin ilkisin. ALLAH seni çok şükreden bir kul [abden şekura] diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şefatte bulunmaz mısın?” diyecekler. Nuh Aleyhisselam da şöyle diyecek: “Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavmimin aleyhine beddua olarak yaptım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim Aleyhisselam’a gidin!” diyecek. İnsanlar İbrahim Aleyhisselam’a gelecekler: “Ey İbrahim! Sen ALLAH’ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegâne halilisin. Bize Rabbin nezdinde şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?” diyecekler. İbrahim Aleyhisselam onlara: “Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce hiç bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. Şefaat etmeye kendimde yüz bulamıyorum. Çünkü ben, üç kere yalan söyledim!” deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra sözlerine şöyle devam edecek: “Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Musa Aleyhisselam’a gidin!” İnsanlar Musa Aleyhisselam’a gelecekler ve: “Ey Musa! Sen ALLAH’ın peygamberisin. ALLAH seni, risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı. Bize ALLAH nezdinde şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?” diyecekler. Musa Aleyhisselam da: “Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! İsa Aleyhisselam’a gidin” diyecek. İnsanlar İsa Aleyhisselam’a gelecekler ve: “Ey İsa, sen ALLAH’ın peygamberisin ve Meryem’e attığı bir kelamısın ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken insanlarla konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?” diyecekler! İsa Aleyhisselam da: “Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek! Beni, ALLAH’tan ayrı bir ilah edindiler. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter. Benden başkasına gidin. Muhammed Aleyhisselatu Vesselama gidin.” diyecek. İnsanlar bana gelirler ve: “Ey Muhammed! Sen ALLAH’ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. ALLAH seni geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?” diyecekler. Bunun üzerine ben Arş’ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken ALLAH, benden önce hiç kimseye açmadığı medhu senaları benim için açacak [ben onlarla Rabbime medhu senalarda bulunacağım] sonra: “Ey Muhammed başını kaldır ve iste! İstediğin sana verilecek. Şefaat talep et. Şefaatin yerine getirilecek.” denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: “Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!” diyeceğim. Bunun üzerine: “Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al. Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!” denilecek.
[Buhârî, Enbiya 3, 8, Tefsir, Benî İsrail 5; Müslim, İman 327, (194); Tirmizî, Kıyamet 11, (2436); Kutub-i Sitte]
Bir diğer rivayette İbnu Mesud Radıyallahu Anh şöyle demiştir: “Resulullah Aleyhisselatu Vesselam vaaz etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki: “Ey insanlar! Sizler kıyamet günü ALLAH’ın yanına yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. [sonra şu ayeti okudu:] Bismillahirrahmanirrahiym. İlke, yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaat olarak yine onu iade edeceğiz. Sadakallahül-Azıym. [Enbiya Suresi, 104.ayet] Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben: “Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!” derim. Bana: “Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar.” denilir. Ben İsa Aleyhisselam’ın dediği gibi diyeceğim: “Bismillahirrahmanirrahiym. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat sen beni içlerinden aldın, üstlerinde gözetici sen oldun. Zaten sen her zaman her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer kendilerine azap edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak galip ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin, sen! Sadakallahül-Azıym. [Maide Suresi, 117,118. ayetler]
Resulullah Aleyhissalatu Vesselam devamla dedi ki: “Bunun üzerine bana: ‘onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!’ denilecek!” Bir rivayette şu ziyade var: “Ben: ‘Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!’ derim”.
[Buhârî, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2; Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizî, Kıyamet 4, (3329); Nesâî, Cenaiz 118, (4, 114); Kutub-i Sitte]
Enes Radıyallahu Anh anlatıyor: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki:
“ALLAH [c.c.] azabı en hafif olan cehennemliğe:
‘Eğer dünyada her şey senin elinde olsaydı, şu azaptan kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miydin?’ diye soracak. Adam ‘Evet’ diyecek. ALLAH [c.c.] bunun üzerine:
‘Sen daha Hz. Âdem’in sulbünde iken ben senden bundan daha hafifini istemiş: <bana hiçbir şeyi ortak kılma da seni ateşe koymayayım, cennete koyayım> demiştim. Sen buna yanaşmadın, şirke girdin’ buyuracak.”
[Buhari, Rikak/ Müslim, Münafıkûn 2805. hadis; Kutub-i Sitte]
Ey oğul! Sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin Müslümanlığın da sıhhatli değil. İslam, üzerine bina kurulan temelin ta kendisidir. Senin şahadet getirmen de tam olmamış, eksik. Zira dilinle “la ilahe illallah: ‘ALLAH’tan başka ilah yoktur’ diyorsun; fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun. Kalbinde, içinde birçok ilahlar var. Senin, devlet büyüklerinden ve mahalli idarecilerden korkman, içinde birer ilahtır. Kendi çalışmana, kendi kazancına, kendi gücüne kuvvetine, kendi kulağına, kendi gözüne, kendi zorbalığına güvenmen, içinde birer ilahtır. Zararı, faydayı, bir nimete nail olmayı, bir nimetten yoksun kalmayı insanlardan bilmen, içinde birer ilahtır. İnsanların çoğu, kalpleriyle, işte bu saydıklarımıza güvenirler, dayanırlar. Fakat kendilerine sorarsan, ALLAH’A dayanıp güvendiklerini söylerler.
La ilahe: “Hiçbir ilah yoktur” dediğin zaman, bununla toptan bir reddi(nefyi) onaylıyorsun. İllallah: “Ancak ALLAH vardır” dediğin zaman ise, yine ALLAH için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun. Bu durumda, her ne zaman kalbin, Hakk’dan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de, senin ilahın oluyor. Gerçek ve fiili durum budur. Zahire itibar yoktur.
Kalbinde birçok ilah varken, sen nasıl “la ilahe illallah: ‘ALLAH’tan başka ilah yoktur” diyebilirsin? ALLAH’tan başka güvenip dayandığın her şey senin putundur. Kalbinde şirk, yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinde kelime-i tevhit’i söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça, bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz.
[Abdulkadir Geylani/ Fethü’r Rabbani]
Bismillahirrahmanirrahiym. Nefislerini ilah tanıyanları görür müsün? Sadakallahül-Azıym.
[Casiye Suresi, 23. ayet]
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bu gibiler hakkında; “Yeryüzünde tapılan tanrılardan, ALLAH’ın [c.c.] en çok azap vereceği zevklere, şehvetlere, heveslerine, boş ve geçici şeylere uyan nefistir.” buyurmuştur.
[İmam Taberani, Ebu Umame’den; İhya-u Ulumi’d-din, 1.cilt, Rub’ul-İbadat, İmam Gazali]
Bismillahirrahmanirrahiym. Şüphe yok ki, münafıklar cehennem’in en alt tabakasındadır. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 145. ayet]
Çünkü onlar bildikten sonra inkâr ediyorlar. Yine bu sebepten Yahudileri de Hıristiyanlardan fena tanıyor. Hâlbuki onların çoğu ALLAH’ın [c.c.] evladı var demediler. ALLAH [c.c.] üç’ün üçüncüsüdür demediler. Ancak onlar peygamberlerimizi bildikleri halde inkâr ettiler, O’na uymadılar.
[İhya-u Ulumi’d-din, 1.cilt, Rub’ul-İbadat, İmam Gazali]
Kuran’ın haram ettiği şeyleri helal tanıyan, Kuran’a iman etmemiştir.
[İmam Tirmizi, Suheyb’den; İhya-u Ulumi’d-din, 1.cilt, Rub’ul-İbadat, İmam Gazali]

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:40 #8
delinin biri
Acemi Üye
Cehennem ateşi ve azabı
Cehennem ateşi, ALLAH’ın kâfirler, münafıklar ve bazı isyancı kimseler için hazırladığı azap ve cezalandırma yurdudur.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, ALLAH’IN kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Tahrim Suresi, 6. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o kâfirler için hazırlanmıştır. Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 24.ayet]
Kıyamet gününde cehennem mahşer yerine yetmiş bin halatı çeken görevli yetmişer bin melek tarafından çekilip getirilecektir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Cehennem açık bir şekilde gösterildiği zaman. Sadakallahül-Azıym.
[Naziat Suresi, 36. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Cehennem ateşi uzak mesafeden kendilerini görünce, onun öfkelenişini[ müthiş kaynamasını] ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun [cehennemin] dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok oluvermeyi isterler. Onlara şöyle denir: bugün yalnız bir defa yok olmayı istemeyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin. Sadakallahül-Azıym.
[Furkan suresi, 12,13,14. ayetler]
Cehennem ateşi 7 tabakadan ibarettir. Her bir tabaka azabının şiddeti bakımından diğerinden oldukça farklıdır. Hiçbiri ötekisine uymaz. Her bir tabakanın da amellerine ve inkârlarına göre adamları vardır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Muhakkak cehennem, onların hepsine vaat edilen yerdir. Cehennemin 7 kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır. Sadakallahül-Azıym.
[Hicr Suresi, 43,44. ayetler]
Cehennem tabakaların veya cehennem kapıların isimlerini sayalım. Şöyle ki: Cehennem, Leza, Hutame, Saiyr, Sakar, Cahiym, Haviye. Kuran bize bu tabakalara girecek olanların hangi amelleri yüzünden gireceklerini de açıklamıştır. Kuran bize, cehennem tabakasının kâfirler için hazırlanan bir yer olduğunu açıklamaktadır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık. Sadakallahül-Azıym.
[Kehf Suresi, 102. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. O küfredenler bölük halinde cehenneme sürülür. Sadakallahül-Azıym.
[Zümer Suresi, 71. ayet]
ALLAH’ın kendilerine verdiği ve umut var oldukları şeylerde şükretmeyenler, başlarına gelen felaket ve musibetlere sabretmeyenler Leza tabakasına gireceklerdir. Bu kimseler kendilerine farz kılınan mala ait hakkı da engelleyen ve haktan yüz çeviren kimselerdir. İşte bunlar için Leza tabakası hazırlanmıştır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o cehennem alevlenen bir ateştir. Derileri kavurup soyar. Yüz çevirip geri dönen, servet toplayıp yığan kimseyi kendine çağırır. Gerçekten insan, pek hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir. Sadakallahül-Azıym.
[Mearic suresi, 15,16,17,18,19,20,21,22. ayetler]
Hutame tabakasına girecek olanlar Nemmam olanlar ile gıybet ehli olanlardır. Nemmam demek, söz taşıyan, ona buna laf yetiştiren, kavgaları kızıştırıp tutuşturanlar, dedikoducular demektir. Gıybet ise kişinin aleyhinde konuşup dedikodu yapan demektir. Bir de mal biriktirip kasalarını dolduran ve fakat bu mallara ait olan zekât haklarını vermeyenlerdir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve sonu sayıp durmuştu. O, malının kendisini ebedi kılacağını zanneder. Hayır, ant olsun ki o, Hutame’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu bilir misin? ALLAH’IN tutuşturulmuş, yandıkça tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateşidir. Onlar bu ateşin içinde uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette o ateş üzerlerine kapatılmıştır. Sadakallahül-Azıym.
[Hümeze Suresi, 1,2,3,4,5,6,7,8,9. ayetler]
Saiyr tabakası öldükten sonra dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi inkâr edenler içindir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar üstelik kıyameti yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr edenler için Saiyr’i[alevli bir ateş] hazırladık. Sadakallahül-Azıym.
[Furkan Suresi, 11. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Ve onlara alevli ateş [Saiyr] azabını hazırladık. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O ne kötü dönüştür. Sadakallahül-Azıym.
[Mülk Suresi, 5,6. ayet]
Sakar tabakasına girecek olanların ne tür amel sahibi olduklarını Kuran bize anlatmaktadır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Günahkârlara: sizi sakar denilen şu yakıcı ateşe sokan nedir? Diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar da şöyle cevap verirler: biz namaz kılanlardan değildik yoksulu doyurmuyorduk, batıla dalanlarla birlikte dalıyorduk, ceza gününü de yalan sayıyorduk. Sonunda bize ölüm geldi, çattı. Artık şu şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez. Böyle iken onlara ne oluyor ki, adeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi hala öğütten yüz çeviriyorlar? Sadakallahül-Azıym.
[Müddesir Suresi, 41,42,43,44,45,46,47,48,49,50,51. ayetler]
Cahiym tabakasına girecek olanlar ise, dünyada iken kibir ve gurura kapılıp kendilerini herkesten üstün kabul edenler olacaktır.
Bismillahirrahmanirrahiym. ALLAH zebanilere emreder: tutun onu! Cahiym denen cehennemin ortasına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! Ve deyin ki: tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir. Sadakallahül-Azıym.
[Duhan Suresi, 47,48,49,50. ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Ama gerçekleri yalanlayıcı sapıklara ise, ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır! Ve onun sonu Cahiym’e [cehenneme] atılmaktır. Sadakallahül-Azıym.
[Vakıa Suresi, 92,93,94. ayetler]
Haviye tabakası, cehennemin en alt tabakasıdır. Münafıklar [yani ikiyüzlü, araya nifak sokanlar. Fitne karlar. Sözünde durmayan, yalan söyleyen, hıyanet edenler. Görünüşte Müslüman olup hakikatte kâfir ve düşman olanlar] burada azap göreceklerdir. ALLAH şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahiym. Ameli yeğni- hafif olana gelince, işte onun anası[yeri, yurdu] Haviye’dir. Nedir o Haviye bilir misin? Kızgın ateş! Sadakallahül-Azıym.
[Karia Suresi, 8,9,10,11. ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 145. ayet]
Buraların sıcaklığına ve derinliğine gelince, harareti hiç dayanılamayacak ve tarif edilemeyecek manada şiddetlidir, anlatılamaz. Derinliğinin ise haddi yoktur. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh’ın da dediği gibi buraların kamçıları da demirdendir.
Cehennemin ısısına gelince: Ahmed bin Hanbel ve sünen sahipleri Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyorlar. Hâkim de bunun sahih olduğunu belirtiyor. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh demiş ki, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu:
“Sizin dünyada yakmakta olduğunuz şu ateşin ısısı, cehennem ateşinin hararetinin 70 derecesinden sadece bir derecesidir.” Orada bulunan sahabe: “Ey ALLAH’ın Resulü! Yemin ederiz ki, dünyadaki bu ateşin harareti bile yeterli gelir” deyince, Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “Cehennem ateşi dünya ateşinden hararet ve ısı derecesi bakımından 99 defa güçlü bir derecede üstün kılınmıştır.”
[İmam Tirmizi, Sıfat-u Cehennem, 1.bab, 2589. hadis.)
İmam Malik ve İmam Tirmizi Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet etmişlerdir. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh diyor ki; Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu: “Cehennem ateşi kızarana kadar, ateşi 1000 yıl daha yakıldı, daha sonra ateş beyazlanana, kor haline gelene dek 1000 yıl daha yakıldı, daha sonra tam kararana kadar bu ateş 1000 yıl daha yakıldı ve o şimdi tam bir zifiri karanlık ateş halindedir.”
[İmam Tirmizi, Sıfat-u Cehennem, 8. bab, 2591.ayet]
Buhari, Müslim ve Tirmizi Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyorlar, demiş ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz: “Cehennem ateşi Rabbine şikâyette bulunarak dedi ki: ‘Rabbim! Benim ateşim için için kendi kendini yiyip tüketmektedir.’ Bunun üzerine Rabbi ona, biri kışın ve diğeri de yazın olmak üzere iki defa nefes alıp vermesine izin verdi. Dünyada sizi yaz mevsiminde aşırı sıcaklıktan bunaltan sıcaktan çok daha şiddetli bir sıcaktır, kışın da o dondurucu soğuktan sizin buz kesilmesine sebep olacak soğuktan da daha soğuk bir nefestir.”
Bismillahirrahmanirrahiym. De ki: cehennem ateşi daha sıcaktır. Sadakallahül-Azıym.
[Tevbe Suresi, 81. ayet]
İmam Tirmizi, Uteybe bin Gazvan’dan rivayet ediyor. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu:
“Şüphesiz büyük bir kaya parçası cehennemin kenarından içeriye atıldı, tam 70 yıldır taş dibe doğru inmekte ve halen şu anda yerine ulaşmış değildir.”
[Tirmizi, Sıfat-u Cehennem, 2575.hadis.]
Müslim Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’daen rivayet ediyor. Demiş ki; “Biz ALLAH Resulü’nün yanında oturuyorduk. Derken bu sırada bir ses işitildi. Bunun üzerine Aleyhisselatu Vesselam efendimiz: ‘Bu ses nedir? Biliyor musunuz?’ diye sordu. Biz de, ‘En iyisini ALLAH ve Resulü bilir’ dedik. Buyurdu ki: ‘İşittiğiniz bu gürültü sesi, cehennemin içine atılan bir taş olup, tam 70 yıldan beri dibe doğru inmekteydi, işte tam şu anda ateşin içine düştü, cehennemin dibine ulaştı, siz de onun gürültü sesini duydunuz.’
[Müslim, Cennet, 2844. hadis.)
Yine İmam Tirmizi Ebu Said Hudri Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyor. Ebu Said Hudri Radıyallahu Anh demiş ki; Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu:
“Veyl, cehennemde bir vadinin adıdır. Kâfir olan bir kimse buraya atılır ama 40 yılda onun dibine ulaşamaz.”
[İmam Tirmizi, Tefsir-ul Kur’an, 3164. hadis.)
Cehennem ehli ve azabı
Cehennem ehli olanların üzerine mahşer yerinde cehennem ateşi onlar üzerine yuvarlanıp gelir ve onları yakalayıp cehenneme sürükler. Bu sürüklenenlerden kimisi zincirlere vurularak, bukağılarla zebaniler kendilerini cehenneme sürükleyip götürürler.
Bismillahirrahmanirrahiym. O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür. Sadakallahül-Azıym.
[Zümer Suresi, 71. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Boyunlarına demir halkalar ve zincirler olduğu halde, sıcak suya sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır. Sadakallahül-Azıym.
[Mümin Suresi, 71,72. ayetler]
Cehenneme kimisi guruplar halinde ve kimisi de ikişerli olarak sevk olunacaklardır.
Bismillahirrahmanirrahiym. O gün günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün. Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir. Sadakallahül-Azıym.
[İbrahim Suresi, 49,50. ayetler]
Kimileri de teker teker alınıp cehennem ateşine atılacaklardır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Suçlular, simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar. Sadakallahül-Azıym.
[Rahman Suresi, 41. ayet]
Sert ve katı tavırlı acımasız melekler onları böylece perçemlerinden, ayaklarından yakalayıp, onları dürerler, sonra da cehennem ateşinin içine atarlar.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onu yakalayın da, ellerini boynuna bağlayın; sonra alevli ateşe atın onu. Sadakallahül-Azıym.
[Hakka Suresi, 30,31. ayetler]
Rivayete göre, cehennemliklerin boynuna takılan o ateşten halkalardan sadece bir tanesi dünyaya düşse, dünyayı ve içindekileri birlikte yakıverir.
Cehennem ateşinde görevli olan meleklerin kalplerinde ALLAH, zerre ağırlığınca acıma hissi yaratmamıştır. Bu bakımdan onlar oldukça acımasızdırlar. ALLAH onları yarattığı günden bu yana yüzleri ve suratları hep asıktır, asla gülme nedir bilmezler.
Bismillahirrahmanirrahiym. O cehennemin başında, acımasız, güçlü, ALLAH’IN kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Tahrim Suresi, 6. ayet]
Ellerinde demirden sopalar ve kamçılar vardır. Bununla cehennem ateşine atılanları döverler. Yani cehennemlikler ateşe atıldıktan sonra oradan çıkma girişiminde bulunacaklardır. Çünkü ateş alevleri öylesine yükselecek ki, neredeyse oradan çıkacak konuma gelirler ve bu durumda her çıkma girişimlerinde melekler ellerindeki kamçılarla onları döverek tekrar ateşe sokarlar. Bu durum yıllarca böyle devam eder, ta ki onlar cehennemin dibine düşene dek sürer ve bu azap da böyle devam eder.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir! Bununla, karınlarının içindeki organlar ve derileri eritilecektir! Bir de onlar için demirden kamçılar vardır! Sadakallahül-Azıym.
[Hac Suresi, 19,20,21. ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: “yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın!” denir. Sadakallahül-Azıym.
[Secde Suresi, 20. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve ‘tadın azabı!’ denilir. Sadakallahül-Azıym.
[Hac Suresi, 22. ayet]
Onların cehennemdeki durumu budur. Onların yiyecekleri, içecekleri ve giysileri ise hepsi azaptır. işte onların da açıklamaları şöyledir. Önce giysileri nelerden ibaret olacak, onu bir görelim. Aslında cehennemliklerin cehennemde giyecekleri elbiseler, cehennem ateşinde kızdırılmış bakır levhalardan oluşacaktır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Şu iki gurup, rableri hakkında çekişen iki hasımdır: imdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir. Bununla, karınlarının içindeki organlar ve derileri eritilecektir. Bir de onlar için demir kamçılar vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Hac Suresi, 19,20,21.ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir. Sadakallahül-Azıym.
[İbrahim Suresi, 50. ayet]
Cehennem ehlinin yiyeceklerine gelince, onların cehennemdeki yiyecekleri zakkumdur, deve dikenidir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Şüphesiz zakkum ağacı günahkârların yemeğidir. O, karınlarda maden eriyiği gibi, suyun kaynaması gibi kaynar. Sadakallahül-Azıym.
[Duhan Suresi, 43,44,45,46. ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu[zakkumu] zalimler için bir fitne[imtihan] kıldık. Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir. Cehennemdekiler ondan yerler. Sadakallahül-Azıym.
[Saffat Suresi, 62,63,64,65,66. ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Sonra siz ey sapıklar, yalancılar! Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarını ondan dolduracaksınız. Sadakallahül-Azıym.
[Vakıa Suresi, 51,52,53. ayetler]
İmam Tirmizi İbn-i Abbas Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyor. Demiş ki; Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu: “Eğer, zakkumdan sadece bir tek damla dünyaya düşseydi, dünya ehlinin tüm yiyeceklerini, hayatını bozar zehir ederdi. Bir de gıdası, yiyeceği sadece zakkumdan ibaret olanların halini düşünün, acaba nasıl olabilecek ki!”
Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir. Sadakallahül-Azıym.
[Ğaşiye Suresi, 6,7. ayetler]
Cehennem ehlinin içecekleri ise, kaynar su ve irindir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar cehennem ile kaynar su arasında dolaşır dururlar. Sadakallahül-Azıym.
[Rahman Suresi, 44. ayet]
İrin olayına gelince bu, cehennem ateşinde yananların bedenlerinden akan kan ile karışık maddedir ki, irin demektir. Cehennemliklerin vücudundan akıp giden bu pis ve murdar olan şeyler bir yerde birikir ve cehennemlikler de gelip buradan içerler. Çünkü onlar açlıkla azap olundukları gibi bununla da azap görürler. Açlıkları öyle bir noktaya gelecek ki, yiyecek diye imdat isteyeceklerdir. Onların imdat çığlıklarına zakkum ve deve dikeniyle karşılık verilecektir. O kadar acıkmışlardır ki, yiyecek bir başka şey olmadığından bu şeyleri yemek zorunda bırakılacaklardır. Bunları yerlerken lokmalar boğazlarında düğümlenecek ve kolay bir şekilde boğazlarından geçmeyecektir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Hiç şüphesiz bizim nezdimizde onlar için hazırlanmış boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verecek bir azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Müzzemmil Suresi, 12,13. ayetler]
Bu şeyleri yiyince bu defa susuzluk hissedecekler ve su isteyeceklerdir. Boğazlarından geçmeyen lokmanın geçebilmesi için dünyada iken nasıl bunun üzerine su içiyorlar idiyse, orada bunu deneyeceklerdir. Onların bu isteğine kaynar su verilerek veya irin getirilerek karşılık verilecektir. İçmek için sunulan şeyi, aşırı susuzluktan ötürü ağızlarına götürdüklerinde güya bununla susuzluklarını giderecekler veya düğümlenen boğazlarının açılmasını sağlayacaklar ama ne çare. Çünkü ağza yaklaştırılan ve yüze yakın gelen bu kaynar su veya irin aşırı kaynar oluşundan ötürü o kişinin yüzünün derisinden parçaların kopup o suyun içerisine düştüğünü göreceklerdir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Biz zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Susuzluktan imdat diyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri. Sadakallahül-Azıym.
[Kehf Suresi, 29. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Ardından da o inatçı zorbaya cehennem vardır, kendisine irinli su içirilecektir. Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm gelecek, oysa o ölecek değildir ki azaptan kurtulsun. Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır. Sadakallahül-Azıym.
[İbrahim Suresi, 16,17. ayetler]
Cehennemlik olan kişi cehennemde kaynar sudan veya irinden içince, boğazından aşağıya inmeye başladığı zaman tüm iç organlarını, bağırsaklarını paramparça kılacaktır, yakıp kavuracaktır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Hiç bu ateşte baki kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu? Sadakallahül-Azıym.
[Muhammed Suresi, 15. ayet]
İşte onların içeceği budur. Üzerlerine dökülünce onları paramparça hale getirecek bir su.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir. Bununla, karınlarının içindeki organlar ve derileri eritilecektir. Bir de onlar için demir kamçılar vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Hac Suresi, 19,20,21. ayetler]
Tirmizi Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyor. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh demiş ki, ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu:
“Şüphesiz başlarının üzerinden kaynar su dökülecektir. Böylece kaynar su ta iç organlarına işleyerek karın-mide boşluğuna ulaşacak, ne gibi iç organları varsa tamamını silip götürerek ta ayaklarından dışarı çıkacaktır. İşte Sahr yani eritme denen olay budur. Sonra organlar yine eski haline döndürülecektir.”
Kâfirler cehenneme girdiklerinde, gördükleri azaba dayanabilmeleri için bedenleri öylesine irileştirilip büyütülecektir ki, iki omuzu arasındaki mesafe üç günlük bir yol mesafesi kadar olacaktır. Azı dişi ise adeta dağ büyüklüğünde olacak, derisi ise kalınlığı da yetmiş zira kalınlığında olacaktır. Nitekim yine imam Tirmizi ve Ebu Müslim rivayet ediyorlar. Rivayete göre Ebu Hureyre Radıyallahu Anh demiş ki; ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurmuştur:
“Kâfirin azı dişi Uhud Dağı gibidir. Derisinin kalınlığı ise üç günlük yol mesafesindedir. Ne zaman ki derileri iyice eriyip yok olur, ALLAH onun yerine başka bir deri getirir.”
Bismillahirrahmanirrahiym. Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! ALLAH daima üstün ve hâkimdir. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 56. ayet]
Cehennem ateş cehennemlikleri çepeçevre; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından, üstlerinden ve altlarından tümüyle kuşatacaktır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ateş üzerlerine kapatılmıştır. Sadakallahül-Azıym.
[Hümeze Suresi, 8. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Biz zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Sadakallahül-Azıym.
[Kehf Suresi, 29. ayet]
Tirmizi Ebu Said Hudri Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyor. Ebu Said Hudri Radıyallahu Anh diyor ki; Resulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu:
“Cehennem ateşinin çiti 4 duvar kalınlığındadır. Her duvarın kalınlığı da 40 yıllık yoldur.”
Bismillahirrahmanirrahiym. O günde azap, onları hem üstlerinden ve hem ayaklarının altından saracak ve ALLAH onlara: ‘yaptıklarınızın cezasını tadın’ diyecektir. Sadakallahül-Azıym.
[Ankebut Suresi, 55. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da öyle tabakalar var. İşte ALLAH kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım! Yalnızca benden korkun. Sadakallahül-Azıym.
[Zümer Suresi, 16. ayet]
Nitekim rivayet olunduğuna göre cehennemde öyle yılanlar ve akrepler var ki her biri develer ve katırlar büyüklüğündedir. Bunlar orada cehennemlikleri soktuklarında, acısı tam kırk yıl hissedilir. Bir de bu cezanın yanında cehennem ehlinin öyle bir haykırışları, bağrışları, çığlıkları ve hatta ulumaya benzer sesleri var ki dayanılmaz durumdadır. Hepsi de birbirleriyle mücadele edip dururlar. Her biri diğer arkadaşını suçlar, onun yüzünden başlarına bunun geldiğini söyler. Hatta biri diğerine, beni bu hallere düşüren sensin, derken kimileri de birbirlerine bedduada bulunurlar.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar orada: rabbimiz! Bizi çıkar, önce yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! Diye feryat ederler. Sadakallahül-Azıym.
[Fatır Suresi, 37. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Orada onlara inim inim inlemek düşer. Yine onlar orada hiçbir iyi haber duymazlar. Sadakallahül-Azıym.
[Enbiya Suresi, 100. ayet]
Bir de cehennemde bunların birbirlerini kötülemeleri vardır.
Bismillahirrahmanirrahiym. İnkârcıların liderlerine: ‘işte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur’ denildiğinde, liderler: ‘onlar rahat yüzü görmesin’ derler. Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir. Liderlere uyanlar ise: ‘hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir!’ derler. Yine onlar: ‘Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat artır!’ derler. Sadakallahül-Azıym.
[Sad Suresi, 59,60,61. ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. İşte bu cehennem ehlinin tartışması, şüphesiz bir gerçektir. Sadakallahül-Azıym.
[Sad Suresi, 64. ayet]
Bunun sebebi, insanların birçoğunun efendilerine, beylerine ve liderlerine uymaları, büyüklerinin peşinden gitmelerindendir. Oysaki bunların çoğu hem sapıktırlar ve hem başkalarını da saptırmaktadırlar. Bu bakımdan lider ve büyük konumunda bulunanlara genel olarak onlara tabi olanlar tarafından hep kınama gelecektir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Yüzleri ateşte evirilip çevrildiği gün: ‘eyvah bize! Keşke ALLAH’A itaat etseydik, peygamber’e de itaat etseydik!’ derler. ‘Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar’ derler. ‘Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov.’ Sadakallahül-Azıym.
[Ahzab Suresi, 66,67,68.ayetler]
Bismillahirrahmanirrahiym. Kâfirler ateşin içinde birbirleriyle çekişirken zayıf olanlar, o büyüklük taslayanlara: ‘biz size uymuştuk. Şimdi ateşin birazını bizden savabilir misiniz?’ derler. O büyüklük taslayanlar ise: ‘doğrusu hepimiz bunun içindeyiz. Şüphesiz ALLAH kulları arasında vereceği hükmü verdi’ derler. Sadakallahül-Azıym.
[Mümin Suresi, 47,48. ayetler]
Cehennemliklerin sürekli azap görmeleri ve bir an olsun bu azaba ara verilmemesi sebebiyle, cehennemdeki görevli meleklere seslenecekler ve onlardan kendi ölümlerini isteyecekler ama ölüm nerede, bu hiç mümkün mü?
Bismillahirrahmanirrahiym. İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. Sadakallahül-Azıym.
[Ahzab Suresi, 36. ayet]
Cehennemdeki görevli melekler yani hazinler, onların ölüm, isteğine ancak 1000 yıl sonra cevap verirler. Onlara cehennemdeki sorumlu melek malik şu cevabı verir: “Siz burada kalıcısınız!”
Bismillahirrahmanirrahiym. ‘Ey malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin!’ diye seslenirler. Malik de: ‘siz böyle kalacaksınız der. Ant olsun biz size hakkı getirdik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.’ Sadakallahül-Azıym.
[Zuhruf Suresi, 77,78. ayetler]
Artık cehennemde ölmenin söz konusu olmadığını öğrenip ölmekten umutlarını kestikten sonra, kesin olarak ölüm denen olayın bundan böyle olmayacağına kani olurlar. Bu defa, hiç olmazsa bir gün de olsa azabımızı hafifletin, diye seslenecekler ama azapları da hafifletilmeyecektir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ateşte bulunanlar cehennem bekçilerine; ‘Rabbinize dua edin, bir gün olsun azabı hafifletsin!’ diyecekler. Bekçiler de: ‘size peygamberleriniz açık deliller getirmediler mi?’ derler. Onlar da: ‘getirdiler’ cevabını verirler. Bekçiler ise: ‘o halde kendiniz yalvarın’ derler. Hâlbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır. Sadakallahül-Azıym.
[Mümin Suresi, 49,50. ayetler]
Sonra cehennem ehli, umutları kesilince dönüp birbirlerine sabır tavsiyesinde bulunurlar ve “Sabredin, çünkü dünyada bir şeye sabredilince, sonunda bir ferahlık kapısı açılıyordu, burada da belki öyle olur” derler. Oysa onlara orada sabretmeleri ile sonunda onlara bir ferahlık yoktur ve sabırları bir yarar da sağlamayacaktır ve nitekim şöyle diyecekler:
Bismillahirrahmanirrahiym. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur. Sadakallahül-Azıym.
[İbrahim Suresi, 21. ayet]
Daha sonra cehennemlikler birbirlerine şöyle derler: “Doğrusu şu cehennem bekçileri var ya, aslında onların ellerinden bir şey gelemez. Dolayısıyla bize de acımazlar. Gelin biz Rabbimize dua edelim de belki Rabbimiz bize merhamet eder.” Sonra hep birlikte yakarırlar:
Bismillahirrahmanirrahiym. Derler ki: ‘Rabbimiz! Azgınlığımız bizi alt etti; biz bir sapıklar topluluğu idik. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha ettiklerimize dönersek, artık belirli ki biz zalim insanlarız.’ Buyurur ki: ‘alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!’ Sadakallahül-Azıym.
[Müminun Suresi, 106,107,108. ayetler]
Artık bundan böyle umutsuzdurlar. Zaman uzadıkça azapları da artar, ateşin ısısı giderek şiddetlenir. Çünkü ateş onlar ve onların taptıkları put ve sistemlerle veya kibrit taşlarıyla tutuşturulur.
Bismillahirrahmanirrahiym. Siz ve ALLAH’ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz. Sadakallahül-Azıym.
[Enbiya Suresi, 98. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. İnkâr edip de insanları ALLAH yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız. Sadakallahül-Azıym.
[Nahl Suresi, 88. ayet]
İşte görüldüğü gibi onlar cehennemde ebedi olarak kalacaklardır. Onların azapları bir an olsun hafifletilmeyeceği gibi, ara da verilmeyecektir.
Bismillahirrahmanirrahiym. Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklar, azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir. Sadakallahül-Azıym.
[Zuhruf Suresi, 74,75. ayetler]
Onlar için cehennemde; tarif edilemeyecek derecede bir nefes alış verişleri var ki adeta anırmaya benzeyen bir hırıltı ile nefes alıp verirler. Dilleri ise 10 km.den daha fazla uzayıp sarkmıştır, insanlar üzerine basa basa geçip giderler.
Bismillahirrahmanirrahiym. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların öyle feci nefes alıp vermeleri vardır ki. Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte ebedi kalacaklardır. Sadakallahül-Azıym.
[Hud Suresi, 106,107. ayetler]
İmam Tirmizi rivayet etmiştir. İbn-i Ömer Radıyallahu Anh’dan yapılan bu rivayete göre, demiş ki; ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz cehennem ateşi içerisinde kâfir, dilini bir ve iki fersah kadar yerden sürüyüp çekecek ve insanlar da üzerine basıp geçerler.”
İmam Buhari, Ebu Müslim ve İmam Tirmizi Numan bin Beşir Radıyallahu Anh’dan rivayet ediyorlar, demiş ki; ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu: “Cehennem ehli içerisinde azabı en hafif olan kimse, ateşten bir çift takunya ve bu takunyalara bağlı bir çift kemeri bulunan kişidir. İşte ateşten bu ayakkabı ve kemerinin etkisiyle adeta ateş üzerinde tencerenin fokur fokur kaynaması gibi, beyni öylesine kaynar. Bu kimse, kendisi dışında başka bir kimsenin onun kadar azap çektiğini kabul etmez. Oysaki kendisi cehennemlikler arasında azabı en hafif olan kimsedir.”
Bu azap, ALLAH’ın kâfirler ile münafıklar için Hazırladığı bir azaptır. Ancak bu ümmetin isyankâr olanlarına gelince, bunlardan her biri, dünyada işledikleri suçları oranında azap göreceklerdir. Bunlardan kimisi daha sırat üzerinden geçerken azap görecekler –ki bunlar asi olanlar arasında sayıları en çok olan kimselerdir-. Bir de büyük günah işleyenler ile farz ibadetleri terk edenler vardır. Bunlar bu halde ölüp giden kimselerdir. Dünyada iken yaptıklarına pişmanlık duyup da tövbe de etmemişlerdir. işte bu kimseler de cehennem ateşi içerisinde oldukça uzun bir müddet azap çekecekler, bu, onların binlerce senesine mal olacaktır.
Kâfirlerle münafıklar bir de cehennemden çıkmamak kaydıyla sonu gelmemek surette hep cehennemde ebedi olarak kalacaklardır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onların yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Sadakallahül-Azıym.
[Yunus Suresi, 27. ayet]
Bismillahirrahmanirrahiym. Birbirlerine gösterilirler, fakat herkes kendi derdindedir. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtuluş için, oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o cehennem alevlenen bir ateştir. Sadakallahül-Azıym.
[Mearic Suresi, 11,12,13,14,15. ayetler]
[Ahiret Günü//Abdulkadir Mutlakurrahbavi]

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:41 #9
delinin biri
Acemi Üye
Bismillahirrahmanirrahiym. Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir. Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür! Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar? Onlara: Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez. Onlar: ‘Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler’ diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar. Onlar: ‘Ant olsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır’ diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Allah, eceli geldiğinde hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Sadakallahül-Azıym.
[Münafikun Suresi]
BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
Bismillahirrahmanirrahiym. Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar. İşte onun işaretleri gelmiştir. Sadakallahül-Aziym.
[Muhammed suresi, 18. ayet]
Şeytan devamlı vesvese vermekle kalpler de bulunan inkâr kuvvetini arttırır. İnsanların inkârları o dereceye varır ki, cehennem hakkında anlatılanları yalnız korkutmak için, cennet hakkında söylenenleri ise, asılsız teşvikler zannederler. Arzu ve şehvetlerine uyarlar. Şeriata uyanlara ahmak ve hakir gözüyle bakarlar ve bunlara; aldatılmışlar, tuzağına düşmüş derler.
[Kimya-yı Saadet, İmam Gazali, sayfa 84]
Çoğu insan kıyametin kopacağına ciddi anlamda ihtimal vermez.
Bismillahirrahmanirrahiym. Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım. Sadakallahül-Azıym.
[Kehf Suresi, 36. ayet]
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.
[Ramuz El E-hadis, sayfa 277, Camiü’s-Sağır]
Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir.
[Buhari, Tecrid’i, sayfa 16]
İmam Buhari, İmam Müslim ve diğerlerinin Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayetlerinde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz;
“Gözlerin zinası mahremi olmayan kadınlara bakmaktır. Kulakların zinası; dinlenmesi yasak olan sözleri dinlemektir. Dilin zinası; konuşulması haram olan şeyleri konuşmaktır. Elin zinası; haram olan bir şeye dokunmaktır. Ayakların zinası da gidilmesi yasak olan yere gitmektir. Kalbin de zina temennisi ve arzusu vardır” buyurmuşlardır.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in getirdiği ölçüler, tüm kâinatı kapsayan mahiyettedir. Erkeğin ve kadının örtünme yerleri bellidir. Kim kime karşı sakınmalıdır, yoruma ihtiyaç kalmayacak şekilde açıktır. Erkeğin diz ve göbek dâhil göbek ve diz arası mahrem, kadının el yüz hariç tüm vücudu, şekil ve vücut hatları belirli olmayacak, hissedilmeyecek şekilde mahremdir.
Ya Esma, kadın, kız ergenliğe girdi mi onun artık yüzü ile elinden başka yeri gözükmemesi gerekir.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 493]
Ey kadınlar! Ancak nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akraba olan erkeklerle konuşun. Olmayanlarla konuşmayın.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 469]
Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 451]
Erkekler kadınlar gibi süsleniyor, giyiniyor bu zamanda; bakımlı olmak düşüncesiyle. Kadınlarda erkekler gibi pantolon, takım elbise giyiyor, saçlarını kısacık kestiriyor.
Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!
[Hakim]
Sanat adı altında sanatçılık yapanlar her türlü kılığa giriyor bu zamanda. Erkekler kadın kılığına, kadınlar erkek kılığına giriyor.
Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir!
[İ. Ahmed]
Kadınların birçoğu erkekler gibi davranmaya çalışıyor; kendilerini güçlü gösterebilmek, kendilerini kanıtlayabilmek için. “Ben buyum, ben de güçlüyüm, ben farklıyım” diyebilmek için. Erkeklerden de kadınlara benzemeye çalışanlar var değil mi? Herkesin hayatı kendine, herkesin kararlarını ve yaşayış şeklini seçme hakkı var bu zamanda.
Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!
[İmam Buhari]
Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere ALLAH lanet etsin!
[İmam Taberani]
Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 451]
Erkekler bile makyaj yapıyor; özellikle sanatçılar, modernliği savunanlar. Her türlü bakımı yaptıranlar bile var. Kadınlar da saçlarını kestiriyor erkekler gibi. Hz. Eyyub Aleyhisselam vaktinde kadınların saçları tek bir sebeple kesilirdi. Sadece zina eden, kocalarını aldatan kadınların saçları kesilirdi. Bu zamanda herkes kendi saçını kendisi kestiriyor değil mi? Kadınların el ve yüz hariç tüm vücudu mahrem olduğu halde herkes başını açıyor göz zinasına sebep oluyor; üstüne birde saçını kestiriyor, boyatıyor. Modern çağda yaşıyoruz ama hepimiz, modernlik böyle oluyor artık, herkes böyle giyiniyor değil mi?
Hz. Esma Radıyallahu Anha anlatıyor: ‘’Bir kadın Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e gelerek: ‘’Kızım çiçek hastalığına yakalandı ve saçları döküldü. Ben onu evlendirdim, peruk takayım mı?” diye sordu. Aleyhisselatu Vesselam:
‘’ALLAH takana da taktırana da lanet etmiştir!’’ diye cevap verdi.
[Buhari, Libas, 83,85; Müslim, Libas, 115, 2122. Hadis; Nesai, Zinet 71; Kutub-i Sitte]
Peruk takıyorlar değil mi bir de? Hem erkekler hem de kadınlar peruk takıyor.
İbn-u Abbas Radıyallahu Anh dedi ki: ‘’Peruk takan, taktıran; kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.’’
[Ebu Davud, Tereccül 5, 4170. Hadis, Kutub-i Sitte]
Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp yolana da, yoldurana da [makyaj yapıp, yüzündeki tüyleri alana] lanet etsin.
[Ravi: Hz. Âişe Radıyallahu Anha, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Moda ve güzellik için, hoş görünmek için, modern olabilmek için; erkeklerin bile kaşlarını incelttirmemesi gerekirken, hem kadınlar hem de erkekler kaşlarını inceltiyorlar değil mi? Modern çağdayız! Bilgi çağındayız!
Hangi bir kadın ki, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir cemaatin yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zina günahı yüklenir.
[Ravi: Hz. Ebu Musa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 178]
Sokağa çıktığımızda hangi bayanın yanından geçsek parfüm sürmüş oluyor ve parfüm kokusunu duyuyoruz. Hem kokuyu sürene hem de kokusunu duyana zina günahı yükleniyor. Erkeklere sorarsanız ezberlemişler şu cümleyi; “erkeklerin günahı kadınlardan sorulacak”, umurlarında bile değil gerisi. Kadınlara sorarsan istediklerini yapmakta serbestler.
Zina da devam eden adam putperest gibidir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El Ehadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 236]
Bir beldede zina ve faiz meydan alırsa, o belde halkı Allah'ın azabına hak kazanmış olurlar.
[Ravi: Hz. İbn-i Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 54]
Gerek yere batmak, suret değiştirmek ve gerekse taş yağmak zaruridir. Dediler ki; "Ya Resulallah bu ümmete mi?" Buyurdu ki: “Evet, onlar şarkıcı cariyeler edindiklerinde, zinayı helal saydıklarında, faiz yediklerinde, Harem [Mekke]de avlanmayı ve ipek giymeyi helal saydıklarında ve erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla ilişkiye girdiklerinde.”
[Ravi: Hz. İbn-i Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 464]
Zina yapan kimse, zina ederken mümin değildir. Şarap içen de içerken mümin değildir. Hırsızlık yapan da hırsızlık yaparken mümin değildir, yağmacılık yapan bir mevki sahibi kimse de yağmacılık yaparken mümin değildir. Öyle bir yağmacılık ki; o adamın cüretine hayretten dolayı insanların gözü ona dikilir. [Müslim’in Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayetinde "Sizden biriniz ganimetten bir şey çaldığında mümin değildir. Aman sakının! Sakının!" ilavesi vardır.]
[Ravi: Hz. Abdullah İbn-i Evfa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 488]
Zina yapan kimse, zina ederken mümin değildir. Bu hükme göre, sürekli başı açık olan, göz zinası işleyen kadınlar kâfirdir! Sürekli zina işlerler çünkü! Dille ne kadar Müslümanlık iddia etseler de gırtlaklarından öteye geçmez Müslümanlıkları, sadece lafta kalır.
Allah, dinen örtülmesi gereken yerlere bakana da baktırana da lanet etsin.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
Allah Resulü aynen şöyle buyuruyor: “Cehennem ehlinden olan bir grup var ki, bunlar bir takım kadınlardır.”
“Nasıl kadınlar Ya Resulallah?”
“Üzerlerine bir elbise giymişler ama [üzerlerinde bir elbise var, anadan doğma çıkmamışlar, tamam], açık giyinmişler, örtünmüş, giyinmiş ama tıpkı çıplak bir kadınmış gibi herkesin gözünü üstüne çekiyor. Tıpkı çıplakmış gibi erkeklerin bakışlarını çekiyor bu kadın. Mesela daracık bir pantolonu bacağına geçirmiş, vücudunu alçıdan bir kalıba koymuş gibi, önden ve arkadan apış arasının kalıbını bütün gözlere ve kaldırımlara dökmüş bu kadın. Hatta pantolon giymese bile, ne giyerse giysin, ne kadar elbise giyerse giysin; vücudunun kalıbı, endamı önden veya arkadan vücut hatları meydana çıkıyorsa ALLAH bu kadına örtünmüş demiyor, çıplaktır hükmünü veriyor! Bu haliyle ne oluyor? Meylediyorlar bu kadınlar? Kime? Kendileri çıplak olarak dolaştıkları için, başka erkekler bize baksın diye meylediyorlar! Bu kıyafette çıkan kadın, ‘Bakalım herkes bana bakıyor mu?’ diye, o kadın da başkasına bakıyor. Hep göz görüyor musunuz? Gözlerden fırlayan küfür, etrafı kasıp kavurmaktadır bugün! Bu haliyle bir kadın; kıyafetini, elbisesini onun bunun dikkatini çeksin diye giyinen bir kadın, sırtına kadar soyunan bir kadın, ince elbiseler ve şile bezlerinden gömlekler yapıp giyen bir kadın,… Çıplak dolaşmış hükmü doğan bu kadının, bu kıyafetiyle, bu tavrıyla, bu edasıyla ALLAH’a isyan için açılan bir isyan bayrağından farkı yoktur! ALLAH kapatın, örtünün, gizleyin dediği halde kadın açılıyor, dökülüyor, dekolte oluyor. Bu haliyle ne diyor? “Ey ALLAH, sen istediğin kadar örtünün deyin, ben seni ALLAH kabul etmiyorum, soyunup çıkıyorum, kendi kıyafetimi sana isyan bayrağı olarak kullanıyorum” diyor! Böyle bir hale Müslüman nasıl razı olabilir? Kendisi durmadan meylediyor! Ona, buna bakıyor, erkekleri kendisine meylettiriyor! Bakmaya mecbur bırakıyor! Dikkatini çekiyor! Şehvetini çekiyor! Bu kadınların başları, saçları, kafaları aynen devenin hörgücü gibi şekil şekil alır. [kuaför salonlarında kimisi saçlarını kabartıyor, kimisi taratıyor, kimisi döküyor, kimisi şişiriyor, her çeşit…] aynen tarif etmiş Resulullah. Arkasından hükmünü belirtiyor. Bu gidişlerinden, kıyafetlerinden, günahlarından tövbe etmedikçe, vallahi bu kadınlar cennete giremeyecekler! Cennetin kokusunu ALLAH onlara göstermeyecek, baktırmayacak, duyurmayacak! Bakışlar ne kadar korkunç görüyor musunuz? Bakışlar ne kadar müthiş! Bakışlar ne kadar öldürücü! Bu hükümlerin hepsi göz üzerinde meydana geliyor görüyor musunuz? Göz üzerinde meydana geliyor!
Üniversiteyi bitirmişler. Neyi halleder ki üniversite? ALLAH’ın hükümlerine itaat etmedikçe 100 tane üniversiteyi bitirse hiçbir değer ifade etmez! Bakınız bizim değer hükmümüz budur! Müslüman böyle inanmak zorundadır! Çırılçıplak dolaşan yahut bacağına giydiği kot pantolonla apış arasına kadar vücudunun kalıbını ortaya koyarak; onun bunun şehvet nazarını çeken bir kıza sordum! Bir münasebetle sordum! Dedim ki ‘Kardeşim, vücudunuzda bütün mahrem noktaları gösteriyorsunuz. Hatta apış aranıza kadar ortaya koymuşsunuz. Her şeyinizle meydandasınız. Niçin böyle yapıyorsunuz? Siz kimin emrindesiniz? Seni yaratan ALLAH’ın emrinde misin? Yoksa senin düşmanın Avrupalı modacıların emrinde misin?’ Sustu. Avrupalı moda evleri emir veriyor! Onların emirlerine göre bunlar elbise alıyorlar. Avrupalı modacılar emrediyor, ne diyorlar? “Üstünüzdeki elbiseyi çıkaracaksınız, o elbisenin yerine şu model de bir elbise giyeceksiniz” diyorlar. Bizimkilerde hemen itaat ediyorlar. Aradan 4 ay geçiyor, bir emir daha çıkıyor, “Üzerinizdeki elbiselerin modası değişti, demode oldu. O elbiseleri atacaksınız, şu tipte bir elbise giyeceksiniz” diyorlar, hemen onlara itaat ediyorlar. Niye bizim kadınlarımız, kızlarımız Avrupalı kâfirlerin, Avrupalı modacıların birer hamalımıdır? Hamal gibi yüklen indir, yüklen indir; onlara hamal mı olacaklar? Onlar emredecek, kadınlarımız, kızlarımız giyecekler, onlar çıkarın diyecek; kadınlarımız kızlarımız giydiklerini çıkaracaklar, böyle şey olamaz! Biz ALLAH’ın emrine boyun eğmek zorundayız! Avrupalı emrediyor, “Üstünüzdeki elbiseyi çıkarın. Modası geçti bunun, mini etek giyeceksiniz, midi etek giyeceksiniz, maxi etek giyeceksiniz, bluz giyeceksiniz, … Şunu giyeceksiniz, bunu giyeceksiniz.” diyor. Emir Avrupa’dan geliyor, kızlarımız, eşlerimiz yüzünü bile göremediği o kâfir, o müşrik, o münkir, o edepsiz, utanmadan yoksun Avrupalıların emrine körü körüne itaat ediyor. Buna nasıl razı olabiliyorsunuz? Yüzünü bile görmediğiniz bir Avrupalı modacının emrine mi uyacaksınız? ALLAH’ın; sizi yoktan yaratan ALLAH’ın emrine mi uyacaksınız? Niçin düşünmüyorsunuz? Hollywood’dan emir gelecek, Broadway’den emir gelecek, Paris’ten emir gelecek, Londra’dan emir gelecek ve ondan sonra kostüm değişecek, etek değişecek, elbise değişecek. Niye? Senin amirin onlar mı? Senin ALLAH’ın onlar mı? Senin yaratıcın onlar mıdır? Onun için o kıza dedim ki; o genç kıza dedim ki, “%100 ALLAH’a yemin ederek söyleyebilirim ki, siz istediğiniz için şu elbiseyi giymiyorsunuz, Avrupalı modacılar istediği için giyiyorsunuz!” “Efendim günü modası böyle, ister isteyeyim, ister istemeyeyim mecburum giymeye.” diyor. Kimdir seni mecbur eden? Bir kanun maddesi mi var? Ceza kanunlarında, Avrupa”nın moda sahnesine koyduğu elbiseyi giymeyenler hapse atılacak diye bir ceza kanunu var mı? Kot pantolonu giymeyen kadınlar hapse atılacak diye bir kanun var mı? Kim? Kim? Kim? Kim zorluyor sizi? İşte ey çıplak dolaşan kadınlar, ey çıplak dolaşan genç kızlar! Üzerinizde ki bu çıplak elbiseyi, istediğiniz için değil; Avrupalı modacı patronlar emrettiği için giyiyorsunuz! Siz onların emrindesiniz! Size taşıyın dediler, taşıyorsunuz! Çıkarın dediler, çıkarıyorsunuz! Siz Avrupalıların hamalısınız! Hamalısınız! Hamalısınız! Avrupa hamalları! Yüklen diyorlar, yükleniyor! Boşalt diyorlar, boşaltıyor! Hamal mısın sen? Seni yaratanın emrine niçin uymuyorsun? Tepeden tırnağa örtün diyor ALLAH[c.c.]! Namaz da bile emir veriyor! İslam hukukuna göre; namaz da bile bir kadın, mutlaka ayrı bir tavırla gelecek! Bir Müslüman kadın namaz kılacak! Namaz kılmayan kadın olabilir mi? Hz. Mevlana feryat ediyor! Bir Müslümanın karısı eğer namaz kılmıyorsa; o namaz kılmayan kadınların pişirdikleri yemeklerin içinde vallahi ALLAH’ın rahmet ve bereketi yoktur! O yemek şifa değildir! O yemek deva değildir! Namaz kılmayan kadınların pişirdiği yemekler; insanın ruhunu zedeleyen birer zehirdir! Müslümanın karısı namaz kılacak! Seni namazdan geri koyan nedir? Seni ibadet etmekten geri koyan nedir? Namaz kılacaksın! Namaz kılarken de ilahi emirlere uyacaksın! Hepiniz biliyorsunuz, bir Müslüman kadın namaza dururken erkekler gibi durabilir mi? Erkekler iftitah tekbirini alırken, namaza başlama tekbirini alırken; erkekler ellerini kulaklarına kadar kaldırıp “ALLAHU EKBER” derler. Kadınlar böyle yapamaz! Kadınlar namaza dururken, tekbir alırken ellerini göğüslerinin hizasına getirip öyle tekbir alacaklar ve göğüslerinin üzerine kapatacaklar! Ne demektir bu? ALLAH ferman ediyor, emir buyuruyor! “Ey Müslüman kadın! Benim huzurum da bile, benim huzurum da dahi, erkekler gibi ellerini kulağına kaldırıp koltuk altını gösterme! Seni cehennemde odun gibi yakarım” diyor ALLAH[c.c.]! Koltuk altını göstermeyeceksin! Kadın kolları koltuk altına yapışık bulunarak, göğsü hizasında tekbir alacak ve göğsünün üstüne kapatacak! “Ey kadın! Sen benim huzurum da bile örtünmek zorundasın! Göğüslerini açık bırakma! Dimdik göğüslerini dikip namaza durmayasın; elini aşağıya değil, göğsünün üzerine bağla! Göğüslerini açık tutarsan seni cehennemde göğüslerinden yakar, azap ederim” diyor ALLAH[c.c.]! Ya şimdi sokakların hali nedir? Müslümanın karısı, ALLAH’ın, yaratıcısının huzurunda bile göğsünü açamaz! Koltuk altını gösteremez! Ya sokaklar da nasıl? Sokaklar da! Şaka mı zannediyorsunuz meseleyi? Bunun içindir ki, örtünme hususunda Osmanlı İslam devri zamanındaki âlimlerimiz; Müslüman kadınlara nasıl bir elbise giydirelim ki, koltuk altı bile görünmesin demişler. Nasıl bir elbise? Sokağa çıkarken nasıl bir elbise giydirelim ki, kollarını kaldırmak zorunda olduğu zaman, Müslüman kadının koltuk altı görünmesin! Nasıl elbise yapalım diye düşünmüşler. En sonunda en uygununu, en mükemmelini çarşaf olarak ilan etmişlerdir. Koltuk altı bile görünmeyecek!
Peki, bugün hâlimiz nedir? Kızlarımız, sahipsizdir, yalnızlık korkusuyla hastadır. Erkekler ise azgınlığın sınırlarını zorlamaktadır. Şimdi, çıktık açık alınla, 10 günde 15 kızla!
İslam’da kadının yeri, evinin en saklı yeridir. Günümüzde kadının yeri, hosteslik, sekreterlik ve genel evlerdir. Kızlar, çıplak kadın gazeteleri ve magazin programları yoluyla pazarlanır. Çağdaşlık makinesinin zevk verici bir parçası olur. Örtünüp kendilerini saklamaları yasaklanır. Kızlar cilve yapar, erkeklerde sellektör yapar! Saçlarını kırmızıya boyarlar! Çorabından tokasına kadar giydiği her şey cırtlak renklerdedir. Baş açık! Kollar açık! Bacaklar açık! Vücudunun en mahrem yerlerini bile, dar kıyafetlerle örtmek suretiyle açmıştır! İnsanda hayvanî bir şehvet uyandırmaktan başka hiçbir cezbeye sahip değildir. Sesi, karşı köydeki çobana bağırır gibi yüksek perdedendir. Kahkaha atarken, boğazından çıkardığı müthiş sesler, civardaki tüm erkeklerin dikkatini çekmektedir. Yanındaki erkeklerle konuşur, dövüşür, çekişir. Kaba bir ses, donuk bakışlar, zarafetini kaybedip kabalaşmış el hareketleri vardır. Kendisini güzelleştirmek çabasıyla, dışarıdan dikkat çekebilecek tüm organlarını açmış, içerden ise kendini erkeklerin gözlerine peşkeş çekmek suretiyle, ruhunu öldürmüştür.
Eşyanız sizi kurtaramayacak! Malınız sizi kurtaramayacak! Hiçbir şey sizi kurtaramayacaktır! Kim geçici malına aldanıyorsa bilsin ki, hiçbir kıymeti kalmayacaktır! “O gün çok olacaksınız! Fakat Müslümanlar; sanki bir sel geliyor da; yağmurlar yağdıktan sonra seller akmaz mı? O akan selin sürükleyip götürdüğü çöpler gibi, çöplük gibi vallahi kıymetsiz olacaksınız” diyor Resulullah Aleyhisselatu Vesselam! O selin önüne katıp götürdüğü çöpler gibi, çöplük gibi olacaksınız! Şahsiyetiniz olmayacak! Kâfirler sizden korkmayacak! Çünkü onların seline kapıldınız! Çünkü hayatınız kâfirlerin hayatına benzedi! Çünkü kızınız, karınız onlara benzedi! Çünkü eğitim sisteminiz onlara benzedi! Çünkü kaldırımınız, caddeniz, sokağınız hepsi onlara benzedi! Bugün bizim caddelerimizden kâfirlerin selleri akıyor! Sokaklarımızda abdestsiz kimse dolaşmazken; bugün sokakta dolaşan gençlerin %90’ı cünüp dolaşıyor! Cünüp dolaşıyor Ya Rabbi! Yıkıldı memleket! Ecdadımızın kan vererek aldığı topraklar! Şehitlerimizin can vererek aldığı topraklar da sırtına kadar soyunup dolaşan, satılık mı nedir? Binlerce, yüz binlerce kadın sokak sokak şehvet panayırına, kadın pazarına çevirdiler sokakları! Sel önüne düşmüş giden çöplük gibiyiz sanki! Olaylar bizi sürükleyip götürüyor! Kimse dur demiyor! Kimse ne oluyor demiyor! Nesillerimiz sürükleniyor! İnsanımız sürükleniyor! Kadınlarımız, kızlarımız bir kasırga gibi sürüklenip gitmektedir! İslam ahkâmına göre; bir Müslümanın kızı sırtını, karnını, göbeğini, diz kapağından yukarı da kalan apış aralarını, baldırını vallahi öz babasına gösteremez! Öz babasına hiçbir müslümanın kızı sırtını gösteremez! Bir baba kızının çıplak sırtına bakarsa, kızının baldırına bakarsa vallahi zina etmiş gibidir! İslam budur! Ama sokaklarda görmüyor muyuz? Sırtına kadar soyunmuş binlerce kadın, hayvani bir iştahla sokak sokak sürünüp dolaşıyor! Bu ümmeti bu hale getirenler hesap verecek! Bu ümmetin namusunu kaldırımlara dökenler, namusumuzu ve utanma duygumuzu sanki bombardıman edip yok edenler, bu ümmetin neslini utanmadan yoksun ve namussuz, vahşi bir iştah ile sokaklarda müşteri haline getirenler, Bu ümmeti bu hale getirenler hesap verecek! Sokaklarda sırtına kadar soyunup dolaşanlar acaba sokakları ne zannediyorlar? Bir Müslüman kadın sırtını, karnını ancak ve ancak nikâhlısına gösterebilir. Sadece kocasına gösterebilir! Sadece helaline gösterebilir! Bir Müslüman kadın sırtını, göğsünü, diz kapağından yukarısını vallahi babasına gösteremez! Ne demek oluyor bu? Demektir ki bu sırtına kadar soyunan kadınlar sokaklarda ki bütün erkekleri kendi kocaları zannediyorlar! Böyle şey olmaz! ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam böyle buyuruyor! “Sanki sellerin önüne katılıp götürdüğü çöpler gibi olacaksınız. Çöplük gibi olacaksınız! Kâfirler burnunu silip, çöp tenekesi gibi size atacak” diyor Resulullah Aleyhisselatu Vesselam.
Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere lanet olsun!
[Tergib-üs-Salat ]
Örtülü olan çıplaklara:
Örtülü olan çıplaklar kimlerdir? Sanatçılar, mankenler, şarkıcılar, artistler değil mi? Bu saydıklarımızın örtüleri paradır. Onların örtüsü yoktur aslında! Ne kadar çok para alırlarsa o kadar çok soyunurlar. Onların dini imanı paradır. Şan, şöhret ve alkış toplamaktır. Onlara sorarsan sanat için yaptıklarını söylerler. İnsanlara göstermeye çalıştıklarına göre sanat için, gerçekte para, şan, şöhret ve övülme için soyunurlar. Bir de derler ya biz halka mâl olmuş insanlarız diye. Mâl ve mal oldukları doğrudur aslında. Şeytana mâl olmuşlardır. Şeytanın malıdırlar. Örtülü çıplaklar kimlerdir? Birçok kimsenin bildiği halde uygulamadığı dini hükümlerin öngördüğü şekilde bedenlerinin örtünmesi gereken yerlerini örtmeyenlerdir. Erkeklerde diz ve göbek dâhil mahrem olan diz ve göbek arası örtülü olmayanlar örtülü çıplaktır. Kadınlarda el ve yüz hariç tüm vücudu örtülü olmayanlar örtülü çıplaktır. Sadece saçı açık olanlar bile örtülü çıplaktır.
Yobazım değil mi? Hangi devir de yaşıyorum. Modern çağ da, bilgi çağında böyle düşünülür mü? Günümüz insanlarının düşüncelerine göre modern çağ da yaşıyoruz, gerçekte ahir zamanda yaşıyoruz. Cehennemliklerin sayılamayacak kadar çok, cennetliklerin ise; cehennemliklerin yanında parmakla sayılacak kadar az olduğu zamanda yaşıyoruz.
Saçının bir tutamının bile açık olması göz zinasına girdiğinden; saçı açık olan kadını gören her erkek göz zinası işlemiş oluyor. Saçı açık olan kadın da onu gören erkeklerin sayısı kadar zina günahı yüklenmiş oluyor. Daha ilkokul sıralarından itibaren, kız kardeşlerimiz, ablalarımız, kızlarımız başları açık olarak okula alınıyor değil mi?
Müslüman olduğunu iddia eden devletler, kâfir devletler dini hükümleri hiçe sayarak hükmediyorlar. Kız öğrencilerin başları kapalı olursa fitne çıkarmış. Büyüdükleri zaman ahlaksızlık çıkıyor ama kimsenin umurunda değil ki! Sonra diyorlar bir de bu nesil neden bozuldu.
Saçı başı açık olması yetmiyormuş gibi, bir de güzellik adına makyaj yapıyorlar ya. Süsleniyorlar, iltifat duymak, güzel görünmek, aynı ortamda bulunduğu diğer kadınlar arasında farklı olabilmek için. Yapmayan çok az kaldı değil mi? Çok nadir. Bazıları da modernlik adına, kendini kanıtlayabilmek, kendine güvendiğini gösterebilmek adına yapıyor. Makyaj yapmayan birini gördüklerinde küçümseyerek bakanlarda var tabi, ‘hangi çağda yaşıyorsun, bakımsız kadın olur mu’ diye. Herkes yapıyor, yapmayan da bir süre sonra yapmaya başlıyor bu zamanda.
Domuz eti yiyen dinden çıkar, kâfir olur. Peki, domuz neden haramdır? Neden bu derece de yasaktır? Domuz, kendi pisliğini yiyen tek hayvandır yeryüzünde ve eşini de kıskanmayan tek hayvandır. Makyaj malzemelerinin içinde domuz yağı bulunur, domuz yağı katkılı maddeler bulunur. Ne bulunursa bulunsun değil mi? Zorunlu haller dışında evden bile çıkmamaları gerekirken kadınlar için güzellik, beğenilme her şeyden önce gelir.
Kadının Cihadı Evde Durmaktır! Bu konuda varid olan hadisler şu şekildedir;
İbn-i Ömer Radıyallahu Anh, Ümmü Seleme Radıyallahu Anha ve Aişe Radıyallahu Anha’dan rivayet edilen hadiste buyrulur ki;
"Kadınların cihadı evde oturmaktır."
[hasendir. İbni Ömer'den: Ebu Ya'la; İbni Hacer, Metalibu Aliye(1591); Ümmü Seleme'den: Taberani, Evsat(6/198); Ebu Ya'la; İbni Hacer, Metalibu Aliye(1590); Aişe'den: Ahmed(6/68); İbni Kesir(4/1953); İbni Kayyım, İ'lamul Muvakkiin(4/221); Ebu Vakıd el-Leysi'den: Ahmed(5/218); İbnül Cevzi, el-Hadaik(2/336)]
Enes Radıyallahu Anh'dan; Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam kadınlara buyurdu ki;
"Sizin evlerinizdeki zahmetiniz, Mücahitlerin Allah yolundaki ameline ulaştırır." [hasendir. İbni Hacer,Metalib(1595); Ebu Ya'la(6/140); Bezzar; İbni Ebi Şeybe, Mecma(4/304); Maksadu Ali(770); Dürrü Mensur(2/153); Busayri,İthaf(3919); Kenz(45146); İlelül Mütenahiye(2/631); Taberani,Evsat(3/163); Mizanul İtidal(3/91); İbni Adiy(3/143); Mecruhin(1/299);Beyhaki, Şuab(8742-3); Lisanul Mizan(2/468);Camiüs Sağir(9162); isnadındaki Ruh Bin el-Müseyyeb hakkında İbni Main ve Bezzar güvenilir dediler. Esma Binti Yezid ra'dan benzer bir rivayet için bakınız; İbni Abdilberr,el-İstiab(4/1788);İbni Hacer,el-İsabe(4/229); İbni Sa’d(8/319); İbnül Esir,Üsdül Gabe(7/19);Halebi, İnsanul Uyun(1/149); Heytemi,ez-Zevacir(2/121);Tergib(3/53); sahih kaydıyla: Hakim, Taberani, Bezzar, İbnül Cevzi,Ahkamun Nisa(65); İbnül Cevzi,Telkihu Fuhum(s158)]
İbni Ömer Radıyallahu Anh'dan;
"Kadınların zaruret dışında sokağa çıkmaktan nasipleri yoktur. Onların kenarlar hariç yollardan da nasipleri yoktur."
[Taberani, Kenz(45062); Camius Sagir(7657); Mecmauz Zevaid(2/200); İbni Adiy(3/454)]
Ebu Amr Bin Hamas Radıyallahu Anh ve Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'dan;
"Yolun ortası kadınlar için değildir."
[Hasendir. İbni Hibban(1969); Deylemi(5255); İbni Adiy(1/192); Beyhaki, Şuab(7821-23); İbni Ebi Hatim, Cerh veTa'dil(1/2/73); Heysem Bin Küleyb, Müsned(1/190); Elbani, Sahiha(856); Sahihul Cami(5425); Feyzul Kadir(7658); Busiri, İthaf(2670); Metalibu Aliye(2685); Taberani(3/158); Semerkandi, Bustan(854); Nevafihul Atire(1630)]
"Allah'a ve Ahiret gününe iman eden bir kadının, bir gün bir gecelik yolu yanında mahremi bir erkek olmadan gitmesi helal olmaz."
[Buhari(Mescidu Mekke, 6); Müslim(hac, 423); Darimi(2681); Ebu Davud(1724); Tirmizi(1170); İbni Mace(menasık, 7); Ahmed(3/7); Malik(1884); İbni Hibban(2714); Beyhaki(3/138); İbni Huzeyme(2523); Tahavi, Müşkil(2/113); Tayalisi(2317); Kayravani, Cami(256); İbni Hacer, Rahmetül Gaysiyye(s142); Leys Bin Sa'd, Erbaun(36)]
Buraya kadar kadınların ancak zaruret halinde kocalarının izniyle dışarı çıkabilecekleri, çıktıklarında yolun kenarından gitmeleri, sefer mesafesini ise yalnız gitmemeleri gerektiği anlatıldı.
İmam Şerahsi, İmam Muhammed'in Kitab-ul Kesb'ini açıklarken der ki;
"Erkeklerin kadınlara su taşımaları için bazı kaplar temin etmeleri gerekir. Çünkü kadın abdest almak ve su içmek için suya muhtaçtır. Abdest yerine teyemmüm etse bile su içmeden edemez. Nehirlerden, kuyulardan ve havuzlardan su almak için çıkması mümkün olmaz. Bismillahirrahmanirrahiym. Hem namusunuzu korumak için evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor. Sadakallahül-Azıym. [Ahzab Suresi 33.ayeti] ile kadınlar evde oturmakla emir olunmuşlardır. Bunları getirmek erkeğin vazifesidir. Şeriat nafaka teminini erkeğe yüklemiştir."
[Şerahsi, Şerh-u Kitab-ul Kesb, sayfa 89]
İfadeye dikkat edilirse; içme suyu bulunan kadının abdest için evden dışarı çıkamayacağı belirtiliyor. Artık kadınlar, şehir şebekesinin de bulunduğu günümüzde ne gibi sebeplerle dışarı çıkmalarını gerektireceğini hesap etsinler.
Kadının evinin balkonundan bir şey almak için dahi dış elbise [çarşaf veya pardösü] giymeden çıkması haramdır.
[Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar(1/82)]
"Gençlik delilikten bir şube ve kadınlar da şeytanın tuzaklarıdır"
[sahihtir. İbn-i Ebi Şeybe(8/162); Ebu Nuaym, Hilye(1/138); Heytemi, Zevacir(2/450); Zübeydi, İthaf(7/280); Dürrü Mensur(2/225); Keşful Hafa(1528); Münavi, Camiül Ezher(2/334); Mekasıdu Hasene(586); Temyiz(92); Deylemi(3665); Camiül Kebir(10985); Feyzül Kadir ve Camius Sağir(4928); Darekutni(4/247); Fethul Vehhab(38); Lalkai, Sünne(1058); Beyhaki, Medhal(786); Kudai(56); Tergib(4/298); el-Amiri; sahih dedi, Suyuti ve İbnül Gırs hasen dediler] buyrulmuştur.
Zamanın ucubelerindendir; belden daraltmalı, rengarenk, hatta yarım pardösüler, süslü, çiçekli, yaldızlı eşarplar dış elbisesi olarak giyilmekte, pantolon giyen, makyaj yapan, elini yüzünü açtığı yetmezmiş gibi dış elbise de giymeyen, yırtmaçlı etek giyen, peruk takarak çalışan ve kendilerinin bütün bunlarla örtülü olduğunu zanneden bayanlar var. Vallahi bunların hepsi Kuran'daki ve hadislerdeki örtülü emrine aykırıdır! Namaz kılanların namazı bile kabul olmaz! Kendi tercihiniz ile şeytanın tuzağı haline gelmeyiniz!
Ebu Şakra Radıyallahu Anh'dan;
"Başlarını deve hörgücü gibi yapan kadınları gördüğünüzde onlara hiçbir namazlarının kabul olmayacağını bildiriniz"
[Ahmed(2/223); Taberani(22/370); İbni Hacer, el-İsabe(7/206); Camius Sagir(644); Mecmauz Zevaid(5/137); Berika (5/346); Dümeyri, Hayatül Hayevan(s133); isnadında bulunan Mahled Bin Ukbe hakkında bkz: Buhari,Tarih(7/437); Cerh ve Ta'dil(8/348); İbni Hibban, Sükat(9/185); İbni Hacer, Lisan(6/9)]
Zorunlu haller dışında evden bile çıkmamaları gerekirken onlar için güzellik, beğenilme her şeyin önünde gelir. Yedikleri, içtikleri her şeye; dudaklarına sürdükleri rujlarda bulunan domuz yağı karışır, domuz yağı midelerine gider. Dinden çıkarlar. Kâfir olurlar. Hâlbuki saçının bir tutamının görülmesi bile zina olduğu halde, saçlarını açarlar, kestirirler, boyarlar; üstüne makyaj yaparlar. Ama kullandıkları makyaj malzemelerinde domuz katkısı olduğunu önemsemezler. Girdiği ortamlarda güzel kokabilmek adına parfüm kullanırlar. O ortamdaki erkeklerin hepsine zina günahı yüklenir onun yüzünden ve o ortamdaki erkeklerin sayısınca zina günahı yüklenir kendisi. Ama güzellik, modernlik her şeyin başında gelir kadınlar için.
Hangi bir kadın ki, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir cemaatin yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zina günahı yüklenir.
[Ravi: Hz. Ebu Musa Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 178]
Takılar takınıp süslenirler üstelik!
Sevban Radıyallahu Anh anlatıyor: ‘’Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın yanına Fatıma Bintu Hübeyre, elinde altından iri yüzükler olduğu halde gelmişti. Aleyhisselatu Vesselam, kadının ellerine vurmaya başladı. Fatıma da hemen [oradan sıvışıp] Resulullah’ın kızı Fatımatu’z-Zehra’nın yanına girdi. O’na Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın kendisine olan davranışını anlattı. Bunun üzerine Hazreti Fatıma Radıyallahu Anha boynundaki altın zinciri çıkarıp: ‘’Bunu bana Hasan’ın babası Ali hediye etti’’ dedi. Zincir daha elindeyken Resulullah Aleyhisselatu Vesselam yanlarına girdi ve şunu söyledi. “Ey Fatıma! Halkın: ‘’Resulullah’ın kızının elinde ateşten bir zincir var!’’ demesi seni memnun eder mi?’’ dedi ve böyle diyerek oturmadan geri dönüp gitti. Bunun üzerine Fatıma Radıyallahu Anha zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu azat etti. Bu olanlar Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’a anlatılınca: ‘’Fatıma’yı ateşten kurtaran ALLAH’a hamdolsun!’’ buyurdular.
[Nesai, Zinet 39, [8,158]; Kutub-i Sitte, 2105. hadis]
Ebu Hüreyre Radıyallahu Anh anlatıyor: ‘’Bir kadın Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’a gelerek sordu:
“2 altın bilezik hakkında ne dersiniz, [takayım mı?]”
“Ateşten iki bileziktir, [takmayın!]” buyurdular. Kadın devamla:
“Peki, altın gerdanlığa [ne dersiniz?]’’ diye sordu. Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam’dan yine:
“Ateşten bir gerdanlık!” cevabını aldı. Kadın yine sordu:
“1 çift altın küpeye ne dersiniz?”
“Ateşten 1 çift küpe!”
….
[Nesai, Zinet 39, [8,159]; Kutub-i Sitte, 2104. hadis ]
Süslenip dururlar, kıyafetlerine aksesuar olarak takılar takarlar değil mi? En çok altın takmayı severler ama! Modaymış.
Bir de tırnak uzatıp boyarlar ya.
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz tekrar başka mevzua geçti ve [şeytana] şöyle sordu:
“Peki, sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?”
“İnsanların tırnakları arasında [gölgelendiririm]”
[Muhyiddin-i Arabi, Seceret’ül Kevn]
Şeytanların gölgelenmesi için uzattıkları ve üstüne boya sürdükleri tırnaklar. Bir de yemek yerler o uzun tırnaklı elleriyle, üstüne yemek de yaparlar. Modaymış. İlericilikmiş, Medeniyetmiş.
Leş parçalamış akbabalar gibi kıpkırmızı dudaklarla gezerler. Görenlerin içleri gider ya bir de. Bön bön bakarlar. Gerçekten de leş parçalıyorlar aslında, bilmezler ve kabullenmezler ama. Marka takıntısı vardır bazılarında, ille de yabancı markalar olacak onlar için, dünya modası. Moda diye gezerler ya. Yabancı ürünler aldıklarında dünyada ki Müslümanlara harp eden, Müslümanları öldüren ve öldürülmesine vesile olan kâfirlerin ekonomisine katkıda bulunurlar. Ne olursa olsun güzellikten vazgeçmezler. Son moda olan makyaj malzemeleri de gerçek Müslümanlara zulmeden kâfirlerin ürettikleridir.
Kapalı olanlara gerici gözüyle ve aşağılayıcı bir şekilde bakarlar ya, kendi aşağılıklarını, işledikleri günahları bilmezler. Açık-saçık giyinip vücutlarını sergilerler.
Modern çağ da yaşıyoruz değil mi? Modern çağ. Eskiden kâfir, müşrik, dinsiz, putperest kadınlar bile bırakın bedenlerini sergilemeyi saçlarını bile açmazlardı. “Hadi ya o kadar film var eskilere dair, nasıl olur?” Filmlerin senaryoları düzmecedir. Tarihi bir film olsa bile kıyafetleri, konuşmaları senaristler kendi kafalarına göre yazarlar. Birçok senaryo da sadece tema, ana konu ve karakterlerin isimleri doğrudur. Gerisi hep düzmecedir.
Bu zamanda başı açık olanlar, bedenlerini her türlü sergilemekten kaçınmayanlar arasında bile Müslümanlık iddiasında bulunanlar var değil mi? Müslümanlık ne dille, ne de kimliklere Müslüman yazmakla olur. Müslümanlık özle, kalpte olur. Kalpte.
Başı açık olan, bedenlerini sergileyecek şekilde ve vücut hatlarını gösterecek şekilde giyinenler; sürekli göz zinası işlediklerinden dolayı ******dir. Bu şekilde giyinmelerine izin veren, ses çıkarmayan; aile büyükleri, ağabeyleri, kardeşleri, eşleri birer ********tir! Ama bu yönetim sistemleri, yöneticiler bu şekilde olmasını istiyor, bu şekilde olması için kanunlar koyuyorlar değil mi? ********ler dünyamız...
Hakikatte gerçekten Müslüman olan ve ALLAH’a inanan bir erkek; bırakın açık-saçık giyinen kadını, sadece başı açık olan bir kadınla bile evlenmez. Tabi sözde değil, özde Müslümansa! Çünkü işlediği günahlardan ve kapaması, gizlemesi gerektiği halde, mahrem olduğu halde saçları açık olarak; her girdiği ortamda zina günahı yüklendiği için; başı açık olan kadın bile kâfirdir!
Hz. Ali Kerremullahu Vechehü anlatıyor: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam “Gençlerinizin haktan saptığı, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu.
[Kutub-i sitte; Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid]
Gençlerin haktan sapması: gençlerin nereye gittiğini; gençlerin kendileri bile bilmiyor ki büyükler nasıl bilsin. Sadece heveslerini tatmin etmeye çalışıyorlar. Günü birlik yaşıyorlar. Önlerine ne gelirse, akıllarına ne eserse onu yapmak istiyorlar. Akıllarına eseni, etrafında gördüklerini yapıyorlar.
Kadınlar almış başını gidiyor; herkes kendi isteklerine göre hareket ediyor. Herkesin kendine göre doğruları var değil mi? Herkes kendi doğrusuyla, kendi bildiği doğruyla yaşamaya çalışıyor. Gerçek doğrular ise göz ardı ediliyor ve gericilik olarak adlandırılıyor. Herkes arayışını bulmaya çalışıyor ama neyi aradığını ve nerde araması gerektiğini bilmiyor. Herkes özgür değil mi? Bu zamanda özgürlük var. Herkes istediğini yapmakta serbest! Ama kimse ne istediğini ne yapmak istediğini tam olarak bilmiyor. Bir şeye takılıp gidiyor, onu yaptıktan sonra başka şeylere yönlendiriyor kendini. Çünkü yarım kalan yanı bir türlü tamamlanmıyor. Neyi aradığını bilmediği için, gerçekte aradığını bulamıyor çünkü.
“Ben var ya ben!”. Bu “ben” var ya. Herkes “ben” diyor değil mi? Herkes kendine göre yalnız. Herkes kendi doğrularını bulmaya ve kendi nefsinin istediği şekilde kurallar koyarak, kendi aklınca, kendi hevesince yaşamak istiyor, yaşamaya çalışıyor hayatını. Ve kendi istediği şekilde kurallar koyarak yaşadığı hayatına İslami hükümleri de eklemeye çalışıyor kendi aklınca! Ve ne yapmış oluyor? Kendine özel yeni bir din ortaya koymuş oluyor! Ben özgürüm. Sadece özgürüm demeler.
Hür olduğunu, özgür olduğunu; her istediğini yapmaya güçlü olduğunu iddiaya yeltenirsen sana ilk vurulacak damga: “Sen kâfirsin. ALLAH’ı inkâr ediyorsun!”
[Abdülkadir Geylani, Futuhul-Gayb]
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla ilişkiye girdiklerinde kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ramuz-el E-hadis,448/8; Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Erkek erkeğe ilişkiye girenler, gaylar, homoseksüeller, Türkçe de ipne’ler. Kadın kadına ilişkiye girenler; lezbiyenler. Hayvanlarla ilişkiye girenler! Bu yaşadığımız çağda, bizlerin modern çağ ve bilim çağı olarak adlandırdığı çağ da; gerçekte ahir zaman olan çağ da, yaptığımız sapıklıklardan sadece bir tanesini yaptığı için helak edilen kavimler var bilir misiniz? Nerden bilelim, bunlardan bahsedilmiyor ki! Bahsedildiğinde de dinlemek istemiyoruz.
Âlimler ilmi sırf para kazanmak için öğrendiğinde [ilim yani<okumak ile veya görmek ile ve dinlemek ile elde edilen bilgi> para kazanmak için öğrenilip, para kazanmak için öğretildiğinde]. Dini dünyalık karşılığında sattıklarında, hükmü sattıklarında kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 480]
Âlimler yani bizim deyimimizle öğretmenler. Para karşılığında eğitim veriyorlar. ALLAH onlara akıl vermiş onlarda akıllarını kullanıp bundan faydalanıyorlar. ALLAH’ın hükmünü hiçe sayıp, maaşlarını aldıkları devletin öngördüğü bilgileri öğretiyorlar. Eski âlimler, eğiticiler, öğrencilerinden bırakın para almayı, onlara eğitim verebilmek için onların bütün ihtiyaçlarını karşılarlardı. Öğrencilerinin geçimlerini temin ederlerdi. “Bu kadar öğrenci var nasıl olabilir ki bu zamanda?” değil mi? Bu zaman da ki ilimlerin hepsi boş ilimler. Hepsi akılları karıştırmak, kurcalamak, boş yere beyinleri yormak ve birçoğu da sadece öğretmen olmak isteyen öğrencinin öğrenmesi ve öğretmenlerden başka kimsenin işine yaramayan bilgiler. Dünyanın bütün incelikleri için her türlü konu da ilim var bu zamanda. Ama din bakımından, gerçekler bakımından doğru dürüst bir eğitim sistemi yok! İlkokul 4. sınıflardan itibaren yabancı dil, İngilizce eğitimi verilir mesela Türkiye’de! Neymiş efendim? İngilizce dünya diliymiş. Ama üniversiteye gelinceye kadar; üniversitelerde de Arapça bölümü seçilmezse Arapça öğretmezler değil mi? Kutsal kitabımız, Kuran’ın dilini öğretmezler. Ama lafa gelince Müslüman bir ülkedir Türkiye. Bir de iddia ederler ya; en gelişmiş Müslüman ülke Türkiye diye! Kâfirlere gelince, onlarda dinlere saygı deyip dururlar, görünüşte öyledirler, gerçekte dine İslamiyete savaş açmışlardır.
Ahir zamanda kurt okuyucular olacak! Kim o zamana yetişirse, onların kötülüklerinden ALLAH’a sığınsın. Onlar çok kirli insanlardır. İnsanlar ikiyüzlü olacak, ikiyüzlülük ve gösterişten utanılmayacak.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
İkiyüzlülüğe devam eden adam puta tapan gibidir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 236]
İmam dediklerimiz, âlim dediklerimiz bile okudukları, dini bilgileri oldukları halde; her türlü günahı işliyor. Sürekli haberleri çıkıyor. İkiyüzlü davranıyorlar. Halka iyiliği söylüyor gibi görünüp, kötülüğü emredenleri olduğu gibi, birçoğu da gizli günah işlemek bir yana açık açık herkesin gözü önünde işliyor. Onlar bile yapıyorsa normaldir ama diğer insanların da yapmaları.
Ahir zaman da öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.
[İmam Tirmizi, Zühd, sayfa 60]
Âlimler din eğitimi için ücret alıyorlar, fetva vermek için. Televizyonlar da görüyoruz ya; onlara göre İslam’ı anlatmak için ekrana çıkıyorlar ve bunun karşılığında ücret alıyorlar. Kendi menfaatleri için dini kullanıyorlar.
Camilerin içinde ALLAH’a isyan içinde olanların, günah işleyenlerin seslerinin yükselmesi, dinen yasak olan şeyleri işleyenlerin, dinin emrettiklerini yerine getiren samimi müminler üzerine galip olup onlara zorla hükmetmeleri kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 450]
Günahkâr olanlar ileri gelenler oldukları için, halk içinde mertebe ve rütbe sahibi oldukları için mescitlerde, camilerde istedikleri gibi konuşup duruyorlar, yönlendiriyorlar herkesi. Birçoğu da gelmiyor, ama bir şekilde karışıyor!
İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki zenginler seyahat için, orta halliler ticaret için, onların âlimleri ikiyüzlülük ve gösteriş için, fakirleri ise dilenmek için hac ederler.
[Ramuz-el E-hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]
“Hacı” desinler diye hacca gidenler, milletin gözüne dindar görünebilmek için hacca giden yöneticiler. Sırf reklam yapmak için dini istismar etmekten kaçınmayan şarkıcılardan, sanatçılardan, aktörlerden bile hacca, umreye gidenler var.
Ahir zaman’da ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para ve kendisine güvenilir arkadaştır.
[Suyuti, Camiü’s-Sağır]
Çalışıyoruz ama neye çalıştığımızı bilmiyoruz. Kundakta ki bebek nasıl olur bilirsiniz! Emziği verirsin ağzına, ağlayıp sızlayınca yedirip içirirsin. Koca koca bebekleriz hepimiz gerçekte. Sadece devletin izin verdiği şekil de ve devletin öngördüğü ücretlerde çalışıyoruz. Devlet izin verirse ya da ekonomiyi düzeltebilirse yiyoruz, içiyoruz. Kundakta ki bebekler gibiyiz hepimiz. Ağlayan bebekleri ağlamasın diye pış pışlarlar ya. Bizi de öyle pış pışlıyorlar. Para gelsin de nasıl gelirse gelsin diyoruz. Alın teri döküyoruz ama ne için alın teri döktüğümüzü bile bilmeden, sırf alın teri döktüğümüz için aldığımızda helal olduğunu düşündüğümüz ücretler karşılığında her türlü işte çalışıyoruz. Ürettiklerimizin ya da çalışmamızın neye gittiğini, ne için çalıştığımızı bilmiyoruz. Sadece para için çalışıyoruz. Helali aramadan. Sadece para gelsin diyoruz. Yeter ki gelsin.
Bu zaman, ahir zamandır. Bu zamanda çoğu insanların mabudu[ilahı], paradan ibarettir. Bu zaman insanlarının çoğu, Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar, altın buzağıyı kendilerine mabut[ilah] edinmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine mabut edinmişsin, ilah edinmişsin. Paraya tapıyorsun! Senin taptığın para!
[Abdülkadir Geylani, Fethur Rabbani]
Parasız hiç bir şey olmuyor ama değil mi? Bu dünya parayla dönüyor, parayla işliyor. Attığımız adım, içtiğimiz su bile parayla! Satılması haram olan şeylerden birisi sudur. Her yerde satılıyor ama! Parasız su bile vermiyorlar değil mi? Aldığımız nefes bile parayla! Para, olmazsa olmazlarımızın en birincisi olmuş!
Bu zamanda bırakın başka bir insanı; kendi ana-babamıza, kardeşimize; hatta kendimize bile güvenemiyoruz ki; güvenilir bir arkadaş nerede bulalım. Bir süre güvendiklerimizde bizim istediğimiz şekilde davranmıyor değil mi? Her şeyin ve herkesin kendi istediğimiz şekilde olmasını istiyoruz.
“Ben” diyoruz başka bir şey demiyoruz. Bu “ben” var ya; bizim içimizde taptığımız nefsimizdir.
Kıyametin önü sıra tanıdık kimselere selâm vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derecede ki, kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar ve yalancı şahitler çıkar, gerçek şahitlik gizlenir, yazarlar ise çoğalır.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 121]
Kıyametten hemen önce yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka şahitlik ise gizlenir.
[Ramuz-el E-hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]
Yakın arkadaşımız bir hata yaptığında ya da kusur işlediğinde “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” oluyor ya da yaptığı halde yapmadı diyoruz. Onu savunuyoruz, yalan yere. Arkadaşlığımız, samimiyetimiz bozulmasın diye. Kendi içimizde, benliğimizde sürekli yalnız olduğumuzu düşündüğümüz halde, değer verdiğimiz insanların yaptıklarını; yapmamış olarak gösteriyoruz. Bir de tanımadıklarımızın yaptıkları var. Görüp, şahit olduğumuz halde gizliyoruz, lafını bile etmiyoruz. “Aman ne işimiz var, var yoluna git. Dertsiz başına bela mı arıyorsun?” demeler. Gölgemizden bile korkuyoruz kimi zaman. Gerçekleri söylemekten kaçıyoruz. Her şeyi çevremizdeki insanlara ve kendi doğrularımıza göre yorumluyoruz. Yararı dost bildiklerimizden, zararı düşman bellediklerimizden biliyoruz.
Senin kendisine güvenip ümit bağladığın her şey, senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun veya kendisine ümit bağladığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Esas sebep olan ALLAH’ı tamamen unutarak, zararın da, faydanın da kendisinden kabul ettiğin her şey, senin ilahındır, mabudundur.
[Abdülkadir Geylani, Fethur Rabbani]
İftiranın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 450]
En basit olarak; bir ortamda bir suç ya da kabahat olduğunda bile ilk aklımıza o ortamda sevmediğimiz ve istediğimiz şekilde davranmayan kişiye yükleniyoruz değil mi? İlk onu itham ediyoruz. Onu suçluyoruz! Araştırmadan, düşünmeden ilk onu yargılıyoruz. İftira etmiş oluyoruz.
Selam halka değil de özel insanlara verilinceye kadar kıyamet kopmaz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]
Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi kıyamet alametlerindendir.
[Ramuz-el E-Hadis, 121/4, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]
Hangi birisine selam verelim, sokağa çıktığımızda insan kaynıyor. Hem selam versek garip garip bakarlar “Tanışıyor muyuz?” diye. Her önüne gelene selam versek gideceğimiz yere yetişemeyiz. Adım atsak selam vermemiz lazım.
Aramızın bozuk olduğu ya da dargın olduğumuz, konuşmadığımız insanlara bile selam vermiyoruz. Selamı kesiyoruz. “Benden uzak olsun da, kime yakın olursa olsun” diyoruz!
Yahudilerin selam verdiği gibi selam vermeyin. Zira onlar elle, başla işaretle selam verirler.
[Ravi: Hz. Câbire Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 474]
Bizler el işaretleriyle, araba kornalarıyla selam veriyoruz değil mi?
İkiyüzlülük hâkim olacak, ikiyüzlülük ve gösterişten utanılmayacak.
[Ölüm- kıyamet ve diriliş, sayfa 470]
En sağlam bildiğimiz, en güvenilir bildiğimiz bile bizi sırtımızdan vuruyor. Herkes ikiyüzlü davranıyor. Kendimiz bile yapıyoruz ikiyüzlülük ama farkında olamıyoruz ya da olmak istemiyoruz. İşimize gelmiyor!
Şu 3 şeyle karşılaşılmadıkça ümmet güzel bir yol üzere olacaktır. İyilik kalkmadıkça, ahlaksız çocuklar çoğalmadıkça, aralarında “Essekkarun” ortaya çıkamadıkça. Dediler ki; “Essekkarun nedir?”
Cevap verdiler: “Ahir zaman’da gelecek bir nesildir ki, aralarındaki selamları birbirlerine sövüp saymak olacaktır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141-142]
Son zamanlarda türeyen, birbirleriyle karşılaştıkları zaman selamları lanetlemeden, küfürden ibaret olan sarhoş bir nesil ortaya çıkmadan kıyamet kopmayacaktır.
[Ahmed bin Hanbel// Hakim, Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 54]
Gençler arasında argo[küfürlü] konuşmak hat safhada bu zamanda; ahir zamanda. Deyyus, dürzü, ipne, ******, ******, … demeler. Hatta ağza alınmayacak küfürler, sövmeler.
Benden sonra ümmetim içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helali aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kuran’a bedel tutulacak.
[Deylemi; Geleceğin Tarihi; Ravi: Hz. İbni Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 456]
Şiir Kuran’a bedel tutulacak. Şiirler ve şiirlerin müzikli hali şarkılar, türküler.
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. Şeytan cevap verdi.
“Rabbından neler talep ettin?”
“10 şey talep ettim.”
“Nedir onlar, ya lain?”
“Şunlardır:
4-benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.
5-istedim ki; benim için bir ezan vere; ahenkli bir şekilde okunan kasideleri, ilahileri verdi.”
[Muhyiddin-i Arabi//Seceret’ül Kevn]
Şeytan, yeryüzüne atıldıktan sonra, "Ya Rabbi bana ev ver" dedi. "Hamamlar senin evin olsun" buyruldu. "Meclis" istedi, "Çarşılar ve yol ağızları" verildi. "Yemek" istedi, "Besmelesiz yenen yemekler senin olsun" dendi. Müezzin istedi, "Çalgıcılar müezzinin olsun" buyruldu. "Kuran" istedi, "şiir" verildi. "Yazın dövme, hadisin yalan olsun, resulün de bakıcılar, falcılar olsun, öksen, tuzağın da kadınlar olsun" buyruldu.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 110]

Facebook'ta paylaş.

Alt 13-06-2010, 21:43 #10
delinin biri
Acemi Üye
İslam âlimleri buyuruyor ki!
İbn-i Hibban’ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam, develerin boyunlarındaki çanları çıkarmıştır. Hâlbuki çan şehveti tahrik etmez. Çan bulunan yere rahmet melekleri girmiyor. Artık çalgıyı, çalgı aletlerini siz düşünün.
Şeyh-ul-İslâm Ahmed İbn-i Kemal Efendi Hazretleri 40 Hadis kitabında buyuruyor ki:
“Bütün çalgı aletlerini kırmak ve domuzları öldürmek için gönderildim” Bu hadis-i şerif, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmektedir.
Hazret-i Ebu Bekir, iki küçük cariyenin def çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak “Şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?” dedi.
[Buhari]
İbn-i Ömer hazretleri, ihramlı bir toplulukta şarkı söyleyen birine, “Allah senin ibadetini kabul etmesin” dedi.
[İbn-i Ebid-Dünya]
Ashabı Kiram’dan Enes bin Malik hazretleri “En pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi.
[İbn-i Ebid-Dünya]
İbn-i Abbas Hazretleri, “Çalgı aletleri haramdır” dedi.
[Beyheki]
Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, “Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı” dedi ve onu çıkardılar.
[Buhari]
Fudayl bin İyad Hazretleri, “Müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir” dedi.
[İbni Ebid-Dünya]
Şeyhül İslam Ahmed İbn-i Kemal Paşazade, Risale-i Münire’de buyuruyor ki:
Cevâhir-i Fetâvâ kitabında “Raks [oyun], şarkı ve çalgı haramdır!” diyor. İstihsân kitabında çalgı dinlemenin haram olduğu bildiriliyor. Hidâye kitabının sahibi, “Şarkı söyleyenin şahitliği kabul edilmez” diyor. Tefsir âlimlerinin büyüklerinden İmam-ı Kurtubi, şarkı söylemek, ney çalmak ve raks etmek icma ile haramdır diyor. Abdülkadir-i Geylani’nin “Raksa[dansa, şarkı söylemeye] helal diyen kâfir olur!” fetvası vardır.
[Vesiletü'n Necat kitabı]
Şeyh Muhammed Rebhami Hazretleri buyuruyor ki:
Saz, tambur, tef, ney ve diğer çalgı aletlerini çalmak, ALLAH’ın emrini tutmamak olur.
[Riyad-ün-Nasıhin]
İmam-ı Şarani Hazretleri buyuruyor ki:
“Hakim-i Tirmizi’nin Nevadiru’l Usul adındaki kitapta rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem Efendimiz, “Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez!” buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, “Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?” diye soruldu. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam da, “Cennet ehlinin okuyucularıdır” buyurdu.
[Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi]
İmam-ı Birgivi Hazretleri buyuruyor ki:
Saz dinlemekten kulaklarını korumalıdır.
[Risale-i Birgivi]
“Şarkı ve müzik, şeytani duyguları harekete geçiren en etkili unsurlardan biridir”
[Mecmu-ul Fetava]
Şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır.
[İmam-ı Kurtubi]
Şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu hususunda icma vardır.
[İbn-i Salâh]
İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Şami, Mültekıt kitabında “Hiçbir âlim, ahenkli bir şekilde okunan ilahiye, kasideye, şarkıya, … günah değildir demedi.” buyurdu.
[Mektubat-ı Rabbani, 266]
Kuran’ı şarkı söylercesine okumak haramdır.
[Fetava-i Bezzâziyye]
Çalgı çalmanın haram olduğu icma ile bildirildi.
[Makamat-ı Mazheriyye]
Çalgı çalarak veya oyun arasında Kuran okuyan kâfir olur.
[Tergib-üs-salât]
Dümbelek, ney, saz çalmak haramdır.
[Tahtavi şerhi]
Kuran’ı makam ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın tekrar kılınması gerekir.
[Halebi]
Kuran’ı, Arap şivesine uygun, tecvit ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, “Kuran’ı güzel sesle okuyun!” buyuruldu. Yani "ALLAH’tan korkarak okuyun" demektir. Bu da, tecvit ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak makam ile okumak haramdır.
[Berika]
Makamlı okumak, şarkı söylemek, çalgı aletleri haramdır.
[Tıbb-ün-nebevi]
Kuran’ı makamlı, şarkı söylercesine okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî hazretleri buyurdu ki:
Kuran’ı makamlı, şarkı söylercesine okuyan hafıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tekrar kelime-i şehadet getirerek Müslüman olması gerekir. Kuhistânî de, böyle yazmaktadır.
[Dürr-ül-Müntekâ]
Makamlı şarkı söylemek ve dinlemek haramdır. Tekkelerde ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır. Şimdi, dinden haberi olmayan münafıklar, böyle tarikatçılık yapıyorlar.
[Fetava-yı Hindiyye 5/352]
Allame Zahirüddin bin Cafer diyor ki:
Mevlitte çalgı, şarkı, raks gibi şeyler yapmak büyük günah olur!
[Mektubat]
Kitab-ül-Kırare’deki hadis-i şerifte, kıyamet alametleri sayılırken, Kuran çalgılardan okunur, [şarkı söylercesine, makamlı okunur] buyuruluyor.
[Tergib-üs-Salât]
Ney de, diğer çalgılar gibi asla caiz değildir. Eğlence ve para kazanmak için şarkı söylemek haramdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek, raks etmek caiz değildir.
[Redd-ül Muhtar]
ALLAH aşkı ile dolmuş, evliyanın büyüklerinden olan Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı. Musiki dinlemedi ve raks etmedi. Zikrin kalp ile sessiz olacağını Mesnevi’de bildirmektedir.
[Saadet-i Ebediye]
Şarkı, çalgı ile başkalarını eğlendiren şahit olamaz, şahitlik yapamaz!
[Mecelle m. 1705]
Her çalgı haramdır.
[Ahlak-ı Alaiyye]
Tef, tambur ve her çeşit çalgıyı evinde, dükkânında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediye etmek, kiraya vermek haramdır.
[Berika]
Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehridir, kalbi karartır.
[Dürr-ül Mearif]
Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur.
[Saadet-i Ebediye]
Her çeşit çalgı dinlemek haramdır.
[Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı Alaiyye]
Müzik bütün dinlerde büyük günahtır.
[Dürr-ül-Münteka]
İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu.
[Mevahib-i Ledünniyye Şerh-i Zerkani]
Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz... bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir.
[Şeyhzade]
Lokman suresinin 6. âyetindeki “lehv-el hadis” ifadesini âlimler şarkı, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbn-i Mesud Hazretleri yemin ederek “lehv-el hadis”ten kasıt, çalgı aleti ve şarkı olduğunu söylemiştir.
[Tefsir-i İbn-i Kesir, Tefsir-i Medarik//İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]
İlk makamlı okuyan, şarkı söyleyen şeytandır.
[Taberani]
Sesini şarkı söyleyerek yükseltene şeytan musallat olur.
[Deylemi]
Rahmet melekleri çan, zil, çıngırak bulunan yere girmez.
[Nesai]
Melekler köpek ve çan bulunan topluluğa yaklaşmaz.
[Müslim; Ebu Davud; Tirmizi]
Çan şeytanın çalgı aletidir.
[Müslim; Ebu Davud; Nesai]
Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır.
[Taberani]
ALLAH [c.c.] Zurna, gırnata, ut, tef gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.
[İbn-i Ahmed]
Bir zaman gelecek, zina, içki ve çalgıyı helal sayanlar çıkacaktır.
[Buhari]
Şarkı kalp de nifak meydana getirir.
[Beyheki]
Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalp de nifakı büyütür.
[Deylemi]
Rabbim içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkıcı kadınları haram kıldı.
[İbn-i Ahmed]
İçkilere başka isim verilerek içilir. Çalgılarla eğlenirler. ALLAH onları yere batırır, domuz ve maymun haline getirir.
[İbni Mace]
Şunlar zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Lanetleşmeler, içkiler, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla ilişkiye girmesi.
[Deylemi, Hâkim]
Çalgı aletlerini, putları yok etmek için gönderildim.
[İbn-i Ahmed; Ebu Nuaym; İbn-i Neccar]
Şeytana “Çalgılar müezzinin, yazıların dövme, elçin kâhinler ve falcılardır” denildi.
[İbn-i Ebid-Dünya; İbn-i Cerir; Taberani]
İki ses lanetlidir: Nimete kavuşunca çalgı, musibete maruz kalınca feryat.
[Bezzar]
Nimete kavuşunca çalgı çalmak ilahi gazaba sebep olur.
[Deylemi]
Şarkılar, içkiler yayılınca, yere batmalar görülür.
[Tirmizi; Ebu Davud; İbni Mace]
Kuran çalgı aletleriyle okunmadan önce hayırlı amel işlemekte acele edin.
[Taberani]
Kuran çalgı aletleriyle okunduğu zaman ölebilirsen öl.
[Taberani]
Kuran’ı çalgı aletlerinden okuyanlara ALLAH lanet eder.
[Müsamere]
Belaya maruz bırakan 15 kötü âdetten biri çalgıların yayılmasıdır.
[Tirmizi]
Gözün zinası [harama] bakmak, kulağın zinası [haram şeyleri] dinlemektir.
[Müslim]
Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.
[Begavi]
Tabiinin büyüklerinden Nafi anlatır: Abdullah ibn-i Ömer ile beraber gidiyorduk. Ney sesi işittik. Abdullah, kulaklarını parmakları ile kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. “Ney sesi daha işitiliyor mu?” dedi. “Hayır, işitilmiyor” dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. “Resulullah da böyle yapmıştı” dedi. Nafi, sonra dedi ki, ben o zaman çocuk idim. Bundan anlaşılıyor ki, Nafi’ye kulaklarını kapamasını emretmemesi, çocuk olduğu için idi. Çünkü çocuk isteyerek dinlese de ona günah olmaz. Yoksa Abdullah takvası sebebi ile kulaklarını kapattı demek doğru değildir. Nafi, böyle yanlış anlaşılmaması için, çocuk olduğunu bildirdi.
[Eşiat-ül-Lemeat]
Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehridir, kalbi karartır.
[Dürr-ül Mearif]
Arkadan çekiştirmek veya devamlı ipek giymek yahut devamlı çalgı dinlemek gibi günahlara devam etmek kalbin kararmasına yol açar.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 580)
İçki içmek ve çalgı dinlemek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsine tövbe etmek gerekir.
[İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali 4/65]
Herkes dünyadaki işine göre diriltilir. İçki içenler, sarhoş olarak, çalgıcı, çalgı çalarak diriltilir.
[Dürre-tül Fâhire fî-Keşf-i Ulûm-il-Âhıre – Kıyamet ve Ahiret, sayfa 36]
Çalgı dinleyenin veya ipek giyenin şahitliği kabul edilmez.
[İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali 4/41]
Davet edildiği yerde günah bir şey varsa, mesela duvarda canlı resimleri varsa yahut çalgı çalınıyorsa, kadın erkek karışık ise böyle bir davete gidilmez.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 207)
Ut ve saz çalmak haramdır.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 231]
Çalgı aletlerinin üretiminden kaçınmak, zulümden kaçınmak olur.
[İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali, 2/218]
Mevlana Celaleddin Rumi ve Musiki
Sual: Mesnevi’de, [Dinle neyden…] deniyor. Buradaki ney’den maksat çalgı mıdır, yoksa bir benzetme mi yapılmıştır?
CEVAP
Ney çalgıdır; fakat buradaki ney çalgı değildir. Çalgının her çeşidi haramdır. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri buyuruyor ki:
Mesnevinin birinci beytinde, [Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor] deniyor. Burada neyden maksat, İslam dininde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuştur. Zihinleri her an, ALLAH’ın rızasını aramaktadır. Ney, Farsça’da, “yok” demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden meydana gelmektedir. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden, ALLAH’ın ahlakı, sıfatları ve kemalatı ortaya çıkmaktadır. Ney’in üçüncü manası, kamış, kalem demektir ki, bundan da, kâmil insan kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep ALLAH’ın ilhamı iledir.
[Mesnevi Şerhi]
KISACA CELALEDDİN MUHAMMED RUMİ: Evliyanın büyüklerindendir. Mekatibi Şerife’nin 107. mektubunda diyor ki, Mevlana Celaleddin Rumi, Ehl-i sünnet Evliyası’nın büyüklerindendir. 1207 de Belh şehrinde doğup, 1273 de Konya’da vefat etti. Babası Sultan-ül-Ulema Muhammed Behaeddini Veled büyük âlim ve Veli idi. Daha çocuk iken babasının kalbindeki ilimlere kavuştu. Nefehat da diyor ki, Beş yaşında iken Kiramen Katibin meleklerini, Evliyanın ruhlarını ve sokakta dolaşan cinleri görürdü. Babası, oğlu ile Hicaz’a, sonra Şam’a ve Konya’ya geldi. Babası ölünce, oğlu ders verirdi. Önce Babasının halifesi olan Seyyid Bürhaneddin Tirmüzi’den 9 sene ilim öğrendi. Seyyid Bürhaneddin Kayseri’de defnedilmiştir. Bundan sonra, Şemseddini Tebrizi gelip irşat eyledi. Ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları, sonra gelen cahiller uydurdu. Divan-ı Kebir den 30 bin, Mesnevi de 47 bin beyt vardır. Farisidirler. Türkce şerhleri çoktur. Nakşibendi tarikatının büyüklerinden Abdullah-i Dehlevi hazretleri, “3 kitabın eşi yoktur. Bunlar Kuran, Buhari Şerif ve Celaleddini Rumi’nin Mesnevi’sidir” buyurdu. Yani, Evliyalık yolunun faziletlerini bildiren kitapların en üstünü Mesnevi’dir. Evliyalık ve nübüvvet yollarının faziletlerini ve inceliklerini bildirmekte ise, İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin Mektubâtı’nın eşi yoktur. Görülüyor ki, tasavvuf büyükleri, birbirlerini sever ve överlerdi. Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri, 107. mektupta buyuruyor ki: “O, Evliyanın büyüklerinden ve Ehl-i sünnet ve cemaat âlimlerinden idi.”
Şimdi Sünnet Seniyye Hadis'i Şerif ve Kuran’a ve Ehl-i Sünnete bu kadar bağlı olan bir büyük zatın diğer Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği hükümlere, hadislere ve Kuran’a aykırı olarak müziğe helal dedi demek çok büyük bir iftira ve cahilliktir. Bunu yapanların bilmesi gerekir ki Mesnevi'deki ney'den kasıt Kendini ALLAH [c.c.] da yok eden “Kâmil İnsan” demektir. Ney, Farsça’da, yok demektir.
Bu kadar açık ve net olan Ney kelimesini tutup Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri müziğe helal dedi diye anlamak apaçık cahillikten başka bir şey değildir. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerine ait olmayan bir sözü Mevlana Celaleddin Rumi söylemiş gibi göstermek, iftira atmak düpedüz Ehl-i sünnete ve Peygamber Efendimiz’e ve ALLAH’a iftira atmak olur. Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri yukarıda da Müziğin haram olduğunu beyan eden yüzlerce hadis, yüzlerce Ehl-i sünnet âlimi ve Kuran’a aykırı davranmaz, her sözü diğer âlimler gibi bu yola uygundur.
ALLAH’ın rızası, haram ettiği, yasak ettiği şeylerde olmaz, yani haramları işleyerek Allah’ın rızası kazanılmaz. Aksine, bu haramları terk ederek kazanılır.
[Tam İlmihal / Dinimiz İslam]
10 şey vardır ki, Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helak edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar: erkek erkeğe ilişkiye girmek, fındık gibi topaç taşlarını sapanla atmak, güvercinle oynamak, tef çalmak, içki içmek, sakal kesmek, bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak [alkışlamak], ipek gömlek giymek. Bir tane de ümmetim ilave eder ki, o da kadın kadına ilişkiye girmektir.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz El-Ehadis, sayfa 315, Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi]
Sadece tef çalmak bile şeytanın ezanı. Tef çalmak bile. Şarkılar, kasideler, fasıllar, ilahiler şeytanın ezanlarıdır. Ama ilahiler dini içerikli, huzur veriyor değil mi? Gaflet uykumuzdan uyanmamamız için şeytan böyle oyalıyor değil mi bizleri? Şeytanın ezanı olan ilahiler. Şiirler şeytanın okuma kitabıdır. Her yerde şiirler var değil mi? ilahiler; ALLAH’ın adının, peygamberlerin adının, islami konuların işlendiği ilahiler. Laf eğlencesi yapıyorlar. 7 gün 24 saat, televizyonlarda, radyolarda, sokaklarda, arabalarda, hatta cep telefonlarında bile şeytanın ezanlarını dinliyoruz. Nefsimize, kulağımıza hoş geliyor çünkü. Bu nesil şeytanın ezanları olan şarkıları, ilahileri, kasideleri dinleyen kulaklarıyla şeytana tapıyor. Şeytanın okuma kitabı olan şiirleri okuyan dilleriyle, şeytana tapıyor. Kalbine galip gelmesiyle de kalbiyle şeytana tapıyor. ALLAH’ın kitabı Kuran’ı okumuyoruz, ama şeytanın ezanlarını 7 gün 24 saat okuyup dinliyoruz. Müslüman olmayanlarsa zaten Kuran’dan habersiz!
Bismillahirrahmanirrahıym. Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilmeyerek ALLAH yolundan saptırmak ve onu alaya almak için laf eğlencesi satın alırlar. İşte bunlara alçaltıcı bir azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Lokman suresi, 6. ayet]
Davet edildiği yerde günah bir şey varsa, mesela duvarda canlı resimleri varsa yahut çalgı çalınıyorsa, kadın erkek karışık ise böyle bir davete gidilmez.
[İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 207]
Hangi davette günah işlenmiyor ki bu zamanda? Düğünlerde kadın erkek bir arada dans ediyor, karşılıklı oynuyor. İçki içiyor. Kutlamalarda yapılmayan rezillik kalmıyor. Ailemiz, arkadaşlarımız olduğu için gidiyoruz değil mi ama? Bakalım cehennemden bizi kurtarabilecekler mi o kıramadığımız insanlar? Beraber odun niyetine yanarız cehennemde ne güzel:)
Kuran okurken ağlayın, eğer ağlayamazsanız ağlar gibi yapın.
[Sa’d Bin Ebi Vakkas’Tan, ibn-i Mace//İhyau Ulumi’d-din, 1.cilt, Rub’ul- İbadat, İmam Gazali]
Kuran okurken, dinlerken ağlamak sevaptır. Anlamıyoruz ama değil mi? Ama falan şarkıcının, falan sanatçının ağır ve duygulu şarkıları seslendiren sanatçıların şarkılarını dinlerken ağlarız, duygulanırız. Kutsal kitabımız Kuran’ı anlayamıyoruz ama şiirler, şarkılar direkt kalbimize hitap ediyor. Hislerimize tercüman oluyor. Bir de hareketli şarkılar eşliğinde oynayanlar, dans edenler var. Eskiden köleler, cariyeler efendilerine dans edip şarkı türkü söylerdi. Şimdi herkes nefsinin kölesi, cariyesi; şeytanın kölesi, cariyesi olmuş kendi kendine söyleyip dans ediyor. 7 gün 24 dört saat her yerde çalıyor. ‘Madem yasak, haram, madem şeytanın ezanları; niye her yerde çalıyorlar? Günah olsaydı çalmazlardı değil mi?’ Söyleyenlerde, çalanlarda şeytanın kulları, köleleridir. Onların taptıkları paradır. Para gelsin de nasıl gelirse gelsin umurlarında mı onların! Kuran’ı anlamayız, okumayız ama şiirler, şarkılar kalbimize ve kulağımıza hoş gelir. Ama Müslüman olduğunu iddia edenlere göre hepimiz Müslümanız. Sözde Müslüman özde şeytana tapan, şeytana kulluk eden putperestler dünyam. Kâfirler zaten kendi nefsine, dünya zevklerine tapıyor.
Kıyamet yaklaşınca o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk yapanlardır.
[İmam Taberani; Deylemi, Son Zamanlarla İlgili Hadisler]
Bu zamanda bir yere geleceksen, bir makama yükseleceksen; ya torpilin olacak ya da yalakalık yapacaksın üstlerine, amirlerine. Doğruluktan kazanan olmuyor nasıl olsa. Doğrular kaybetmeye mahkûm. Yanlış olanlar, dalkavukluk, yalakalık yapanlar iyi işlerde çalışıyor, iyi yaşıyor.
İspiyoncuların, arkadan çekiştirenlerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.
[Beyhaki, İbn-i Neccar; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 11]
Arkadan konuşanlar, arkadaşlarının hatalarıyla alay edenler, taklitçilik yapanlar. Taklitçiliğe hal ve hareket girmez sadece. Falan sanatçı şu şekilde saç yaptırıyor, falan şekilde giyiniyor. En sevdiğimiz sanatçı da o! Ona benzemeye çalışıyoruz. Onun gibi giyinmeye, onun gibi olmaya çalışıyoruz. Sanatçılar her şeyle alay ediyorlar değil mi? İslami değerlerle, boşu boşuna laf eğlencesi yapıyorlar; sırf para alabilmek için. Para için! Taptıkları para için, alkış, şan, şöhret için!
Gerçekte, filmler, diziler de taklittir. İnsan davranışlarının ve olaylar karşısında verdikleri tepkilerin taklit edilerek canlandırılmasıdır. Her türlü olayın canlandırılmasıdır.
Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır. Sadakallahül-Azıym.
[Kehf Suresi, 56. ayet]
Kim gülerek günah işlerse, ağlayarak Cehenneme girer.
[Ravi: Hz İbni Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 400]
Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini temin eden bir takım insanlar ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
[İmam-ı Ahmed; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 15]
“Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi”
Bunlar ilk başta şarkıcılar, sanatçılar, aktörler, aktrislerdir. Para için, şan için ağızlarında geveleyip durular. Şanları, şöhretleri biraz daha artsın, cepleri biraz daha dolsun diye. ALLAH güzellik vermiş kimisine, kimisine de ses vermiş. Mesleklerinin ismi “sanat’dır.” Aktörler, aktrisler her şekle giriyor. Laf olsun diye yemin edenler, yalan konuşanlar, her türlü yalanı konuşanlar. Ama onlar mesleğini yapıyor değil mi? Böyle bir meslek yok ki gerçekte! Onlara sorarsan önemli şahsiyetlerdir. Ama gerçekte kukladırlar! Parayı verirsin, “şunu söyle” dersin, söylerler, “şöyle giyin” dersin, giyinirler, “şu şekilde davran” dersin, davranırlar. “Açıl” dersin, açılırlar, “soyun” dersin, soyunurlar. “Yatağa yat” dersin, yatarlar, “” dersin, açarlar. “Küfret” dersin, küfrederler. “Yemin et” dersin, yemin bile ederler. Sanatlarını yapıyorlar ama kendilerine göre. Kimin eli kimin cebinde olduğu belirli olmayan, kimin kiminle düşüp kalktığı belirli olmayan sanatçılar. Para için, şan için, şöhret için dinlerini imanlarını bırakıp, paraya, şana, şöhrete, makama taptıklarını gizleyen sanatçılar. Bir de halkımız kendi dinine, kitabına, ALLAH’ına, peygamberine, din kurallarına sahip çıkmaz, ama sanatçılara, aktörlere, şarkıcılara sahip çıkarlar değil mi? Onları savunurlar. Çünkü onları seviyoruz.
Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. [Yani güldürmek için, eğlendirmek için sahneye çıkana.]
[Ravi: Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 347]
ALLAH dışında her şey, bir puttur. Kişi ALLAH’tan başka neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, kimi sevdiyse o onun putudur.
[Abdülkadir Geylani, Fethur Rabbani]
Kişi sevdiği ile beraberdir! Cehennem de sevdiğimiz sanatçılarla beraber odun olarak cehennem ateşini alevlendririz o zaman!
Süveyd İbn-u Gafle Radıyallahu Anh anlatıyor: ‘’Ali Kerremullahü Vechehü dedi ki: ‘’Ben size Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’dan bir hadis söyleyince, ALLAH’a yemin olsun Aleyhisselatu Vesselam’ın söylemediği bir şeyi söylemektense gökten [yere] atılmayı tercih ederim. Ancak benimle sizin aranızda meydana gelen şeyler hakkında konuşunca, bilesiniz harp hiledir. Zira ben Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın şöyle söylediğini işittim:
‘’Ahir zaman’da akılca kıt bir takım imamlar çıkacak. Yaratılmışların en hayırlısının sözünü söylerler, Kuran okurlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede rastlarsanız onları gebertin[öldürün]! Zira onları öldürene, kıyamet günü ALLAH’ın vereceği sevap var.’’
[Buhari, Fezailu’l-Kur’an 36, Menakıb 25, İstitabe 6; Müslim, Zekat 154, 1066. hadis; Ebu Davud, Sünnet 31, 4767.hadis; Nesai, Tahrim 26, <7,119>; Kutub-i Sitte 4780. hadis.]
Bu hükme göre söyledikleri gibi amel etmeyen, fetvalarına uymayan imamları öldürmemiz gerekiyor. Sadece dini kötüye kullanan, kendi menfaati için kullanan imamlara ölüm hükmü varsa; para için dinini satan, üstüne dinini kullanan, üstüne üstelik İslam’ın neslini bozan sanatçıların, aktörlerin, artistlerin, şarkıcıların görüldükleri yerde kellesinin vurulması gerekir! Ama insan hakları var değil mi? İnsan öldürmek günah! Hangi çağ da yaşıyoruz. ALLAH’ın ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in emirlerinden daha çok biliyorlar değil mi bu sistemleri oluşturanlar? ALLAH’tan daha merhametliler o zaman. ALLAH’ın hükmünün uygulanmadığı yerde Müslümanlık olmaz! Öldürsek içeri alırlar değil mi? İşkence yaparlar! Hapse atarlar! Ahiret de bizi cehenneme atacaklar ama bu dünyada, fani dediğimiz bu hayatta, dini hükümlerin uygulanmamasına itiraz etmiyoruz. Masumlar öldürülünce kimse kılını bile kıpırdatmıyor. Ama lafa gelince Müslüman olduğunu iddia edenler için; “hepimiz Müslümanız” demeler. Şuan Afganistan’da, Irak[IraQ]’da, Filistin’de ve Ortadoğu çevresinde öldürülen gerçek Müslümanlar insan değil mi? Hani insan öldürmek çok büyük günahtı? Sebepsiz yere ülkeleri işgal edilip sebepsiz yere öldürülüyorlar kimse ağzını açmıyor, ama İslam’ın neslini bozanlara sıra gelince insan hakları ve özgürlük var! Bütün Müslümanlar kardeştir! Bu zamanda kişinin kendi öz kardeşinin yaptığını düşmanı yapmıyor ama değil mi? Müslüman olunsaydı yapmazdı! Ne yapabiliriz? Kanunlar, kurallar var!
Yarın huzuru mahşerde bize ne buyuracaklar biliyor musunuz? “ALLAH, yarattığı kullarının, aralarında hükmetmeleri için koyduğu kanunları bilememiş mi ki; siz başka kanunlar koyarak, başka kanunlarla hükmettiniz?”
Sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerinin temin eden bir takım insanlar ortaya çıkmadıkça,.
Şairler, yazarlar, gazeteciler, amirler, memurlar, öğretmenler, … Daha doğrusu geçimlerini sadece konuşarak ve yazarak kazananlar var ya. İşte bunlar sığırların dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini temin ederler. Güç kullanmadan, sadece konuşarak ve yazarak geçimlerini sağlarlar.
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir topluluğun içinde oturacak ta kendisini dile alacaklar korkusuyla kalkamayacak.
[Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 30; Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 504]]
Girdiğimiz ortamlarda yanlış bir konu konuşulduğunda, kalkmak istesek de kalkamıyoruz değil mi bazen? Doğru olmayan bir konuda açıklama yapmıyoruz, gerçeği söylemiyoruz, karışmak istemiyoruz, herkes istediğini yapmak ta, istediğini söylemekte özgür nasıl olsa! Hele bir de arkadaşlarımız söylüyorsa o yanlışları, bizde onaylıyoruz. Yorum yapmaktan da kaçıyoruz bazen. Susup dinliyoruz! Susarak da söylenenleri kabullenmiş ve onaylamış oluyoruz. İçimizden farklı düşünüyoruz ama. Doğrusunu bildiğimiz halde susuyoruz. Konuşmayacaksak terk etmemiz gereken o ortamı bile terk etmiyoruz.
Bismillahirrahmanirrahiym. Ey iman edenler, bir kavim başka [bir kavimle] alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlarda kadınlarla [alay etmesin], belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Sadakallahül-Azıym.
[Hucurat Suresi,11.ayet]
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!
Dünya üzerindeki İslam ülkeleri arasında en medeni olan ülke Türkiye gösteriliyor. Her türlü özgürlük var nasıl olsa! Kimin kiminle ne yaptığına bakılmadığı için moderniz, medeniyiz. Yaptığımız işlerin “helal mi? haram mı?” olduğuna önem vermeden; yeter ki para gelsin de, nasıl gelirse gelsin deyip, her türlü yoldan para kazanmaya çalıştığımız için moderniz. 7 gün 24 saat her yerde şeytanın ezanları okunup söylendiği için moderniz. Okullarda bile şeytanın okuma kitabı olan şiirlerin bulunduğu kitaplarla moderniz. Dinen yasak olan her şeyi, haram olan her şeyi helal saydığımız için moderniz. Dünya üzerinde İslamiyet en güzel Türkiye de yaşanıyor ama değil mi?
Vah sizlere! Üzerinizde İslam’ın yalnızca ismi var, bu isim Müslümanlığı size fayda vermez.
[Abdülkadir Geylani- Fethur Rabbani]
İran da, Afganistan da, kadınlar çarşafla geziyorlarmış. Ne gericilik değil mi? Modern çağda her şey serbest. Daha doğrusu modern çağ dediğimiz ahir zaman da, bütün haramlar, haram olan ne varsa serbest! Haram olan ne varsa yapıldığı için, hepsinin yapılmasına izin verildiği, göz yumulduğu için gelişmişiz. Ama diğer İslam ülkeleri geri kalmış. Şeriat ile yönetilenler zaten fi tarihinde yaşıyor değil mi? Medeniyet diye dilendiğimiz şey İslam’dan, dinden, imandan vazgeçmekten başka bir şey değil!
Bismillahirrahmanirrahiym. Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın [arkasından çekiştirmesin.] Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. ALLAH’tan korkup-sakının. Sadakallahül-azıym.
[Hucurat Suresi,12. ayet]
Hepimiz herkesin kendi istekleri doğrultusunda olmasını, o şekilde davranmasını istiyoruz ya; kendi doğrularımızın aksi bir hareketi yapan kim olursa olsun, isterse eskiden çok yakın arkadaşımız olsun; yine onun hakkında konuşup, anlatıyoruz. Onun arkasından konuştuğumuz yetmiyormuş gibi, kendimizde eklemeler yapıyoruz. Gıybetin anlamını bile bilmiyoruz ki. Yapıyoruz ama! Gıybet kişi hakkında söylenen; duyduğunda ya da duymuş olsa, hoşuna gitmeyen bir şeyi söylemektir. Bizim sözlüğümüzde öyle bir kelime yok ama değil mi? Ya da bizim sözlüğümüzde o kelimenin anlamı o şekilde değil!
”Sizin aranızda kolera ve şarbon gibi ölümcül hastalıklar yaygınlaşacaktır.”
[Sahih-i Buhari]
Ölümcül hastalıklar, salgınlar.
Mektuplarla şarbon virüsü gönderildi bir ara. Çin de ‘’SARS’’ virüsü ortaya çıktı. Bir de “kuş gribi” tabi. Türkiye’nin Ağrı ilinde dezenfekte kıyafetler giyen kâfirler, tavuklara enjektörlerle kuş gribi diye adlandırılan dizanteri mikrobunu aşıladılar. Uçaklarla havadan dizanteri mikropları bırakıldı Türkiye’nin üzerine. Milletvekillerinden biyolojik savaş diye açıklama bile yapıldı, ama kimse kurcalamadı. Her zaman olduğu gibi üstün körü konusu geçti. Üstü kapandı. Ama özgür bir ülkeyiz değil mi? Hayvancılığı da bitirdiler artık.
Gelelim “domuz gribine”.
Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış:
GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı.
Baxter International’ ın H1N1aşısı.
Her ikisinin de henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış.
Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent.
Amerika’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerde de durum farklı değil.
Bu aşılar yapıldığı takdirde:
-Guillain-Barre sendromu
-Vaskülit
-Felç
-Anafilaktik şok
-Ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.
Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz.
1-Domuz gribi aşısının içinde domuz kanı var.
2-Bu aşının içinde kısırlık meydana getiren yan etki var.
3-Bu aşının içinde insanın genetik yapısını bozan maddeler var.
4-Bu aşının içinde dünya da bir numaralı kansorojen madde özelliği taşıyan formaldehit bulunuyor. Yani Amerika yasaklı, Avrupa da yasaklı olan bir madde!
[Amerika’da bu aşı vurulan bir vatandaş devlete dava açtı]
Şimdi işin sosyolojik boyutu!
1-Almanya’ da hükümet yetkilileri bürokrasi kesimi civasız aşıyı kullanırken, halka civalı aşı kullandılar. Bu haber Almanya’da duyulunca halk ayaklandı. Türkiye’ye gelen ilk parti aşı [500 bin aşı] civalı idi!
2-Kuş gribi hastalığının ilacı olan Tamifulu ilacının firma sahibi Donald Rumsfeld [Amerika’nın 3. etkili adamı] idi ve 2 milyar dolar kazandı. Domuz gribi hastalığının ilacını üreten firmaların hepsi Yahudi firmasıdır!
3-Türkiye de ciddi olmamasına rağmen sözde birkaç ilde eskilerin ajan Lawrence’leri gibi Türkiye’ye sokulan sözde sanal hastalık ile halkı kandıran ülke yöneticileri, haberlerde yapılan domuz gribi haberleri ile halkı psikolojik baskı altına alıp kendilerince alınacak 43 milyon aşının, yani 1 milyar dolarlık aşının bahanesini oluşturdular!
4-Hiçbir ülke de, hatta ölümlerin yaşandığı ülkelerde bile, ülke halinde bu kadar aşı talebi olmazken, neden Türkiye kobay ülke olarak denendi?
5-Domuz gribi hastalığını kendi kendine oluşabilecek bir evresi olmayan bir hastalıktır! Yani özel labaratuvar da özel hazırlanması gereken bir hastalıktır!
Şimdi asıl düşünülmesi gereken şey!
1-Tevrat’ta İsrail’in “Armegeddon Savaşı” yapacağı ve dünya da sadece 144 bin kişinin kalacağı yazıyor! Bu savaşın sadece silahla olacak bir savaş olmadığını düşündüğümüzde, bu salgın hastalıkların hepsi labaratuvar da hazırlanan hastalık olduğunu düşündüğümüzde ve ilaç firmalarının hepsinin Yahudi kuruluş olduğunu düşündüğümüzde, … Sizce sonuç ne çıkıyor?
2-Hacca gideceklere aşı vuruldu. Şimdi hacı adaylarına, Diyanet İşleri Başkanlığı’na soralım. “Haramla tedavi olunmaz!” hadisi varken ve domuz gribi aşısının içinde domuz kanı varken, bu aşıyı alan hacı adaylarının haccının kabulü ve sağlıkları nasıl hiçe atılabilir?
Domuz gribi denilen safsata çıkmadan önce ilacı üretilmişti. Bu ilacı satmak için bir hastalık icat edilmeliydi ve domuz gribi adında bir virüsü [mikrobu] halka bulaştırdılar. Domuz gribinin adı bile yokken Türkiye’ye geliyor diye haberleri gelmişti. Bu haberlerin ne amaçla verildiğini belliydi. Kasten yapılan uygulamalı hastalıklardan biride bu şimdi.
Hatırlarsınız zehirli kenelerde bu şekilde Türkiye’ye sokulmuştu, köy evlerinde olan keneler yüz yıllardır kimseyi öldürmemişti. Yine gündemi meşgul etmek için, halkı başka yöne çekmek için bir müddet kenelerle oyalanıldı. Tüm medyalarda zehirli kene vardı. Kavanozlarla getirip piknik yerlerine dökmüşlerdi. Şimdide domuz gribini insanlara bulaştırıp panzehiri olan aşıyı sattılar. Sağlık ocaklarında bebeklere yapılan aşıların gerçek içeriğinin ne olduğunu ne kadar biliyoruz? Onlarca aşı türü var, hangisi gerçek sağlık amaçlı, hangisi DNA’yı değiştirmek için yapılmıştır? İşte bunlar muamma!
Yurt dışından gelen 3 öğrenci getirmiş ve okul karantinaya alınmış, hatta velilere de geçmiş. Kılıf hazır! Yazık! Çok yazık ki insanlarımız kobay olarak kullanıldı!
İnternet kullananlar iyi bilir, anti virüs programı [mikrobu engelleyen program] satmak için önce virüs icat edilir, bunu tüm internet âleminde yayarlar. Böylece ya format atarsınız bilgisayarınıza veya o virüsten kurtulmak için anti virüs programını satın alırsınız. İşte bunun aynısı insanlar üzerinde de uygulanıyor.
Doktorlar, "Sakın aşı olmayın" diyor!
Biz, 27 Eylül 2009 tarihli Yeniçağ’da, “Domuz gribi aşısı neden ilk olarak Türkiye’de?” diye sorarken Türk halkının kobay olarak kullanıldığını belirtmiştik. İki hafta sonra eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, aynı zamanda bir tıp doktoru olarak, testleri yapılmayan aşının Türkiye’de denenmesini kınamış ve grip salgını karşısında bağışıklık sistemini güçlendirecek tedbirler alacağını ama ailece aşı olmayacaklarını söylemişti.
Sağlık Bakanlığı ise hâlâ ısrar ediyor. Bu arada Ankara’daki salgının, grip aşısının geldiği günlere denk gelmesi de anlamlıydı! TRT halkı paniğe sevk edecek yayınlar yaptı!
***
Sistem içinde bulunan doktorlar alenen aşıya karşı çıkamadı! Fakat el altından bütün doktorlar, “aşı olmayın, tehlikeli yan etkileri var” diye yakınlarını uyardı!
Osman Durmuş, Sağlık Bakanlığı’nın aldığı aşılardaki alüminyum ve skualen maddelerinin öldürücü ve felç edici etkileri bulunduğunu açıklamıştı.
Bir aşının testinin yapılmış sayılması için üç milyon kişi üzerinde denenmiş olması gerekiyor. Bazıları, ABD’de aşılama kampanyasının başladığını iddia ediyor ama durum hiç de öyle değil. New York’ta aşı yaptırmaları zorunlu kılınan sağlık görevlileri, aşıların yeterince deneme edilmediğini belirterek aşı kampanyasını durdurmak için dava açtı.
Washington’daki Federal mahkemede açılan davanın dilekçesinde, “Bir domuz gribi salgınını önlemeyi bırakın, zayıflatılmış canlı virüs içeren burun aşıları bir H1N1 salgınını tetikleyebilir” denildi.
Turner, şikâyetlerinin kabul edilmesi halinde aşının ülke genelinde dağıtımının durdurulacağını kaydetti.
ABD’de zayıflatılmış canlı H1N1 virüsü içeren 2.4 milyon doz burun spreyi şeklindeki domuz gribi aşısı eyalet ve yerel sağlık idarelerine dağıtılmıştı.
Avustralya’da ise domuz gribi aşısının uygulanmasına başlandı. İlk etapta, en riskli gruplar olan sağlık çalışanları, hamile kadınlar ve kronik hastalar aşılandı. 10 yaşın altındaki çocukların ise aşının denemelerinin devam etmesi sebebiyle henüz aşılanmayacağı kaydedildi.
Görüldüğü gibi durum tartışmalı!
***
Peki, bir hükümet, nasıl olur da kendi halkının, ilaç şirketleri tarafından kobay olarak kullanılmasına razı olur?
Görüldüğü üzere İktidar Partisi’nin beyin takımının, sadece Türkiye ile değil, Müslümanlık ile de bir sorunu var! Ermenistan ile barışacağım diye Azerbaycan bayrağını yasaklamaya kalkışabilen bir iktidarın, Türkiye’deki insanların kobay olarak kullanılmasından rahatsızlığı da olmaz! Nitekim sonunda Bakü’deki Türk şehitliğinden Türk bayraklarının indirilmesi sonucunu elde ettiler!
***
SİYASET - SON DAKİKA
Eski Sağlık Bakanı'ndan domuz gribiyle ilgili şok açıklama!
Milliyetçi Hareket Partisi Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş, kendisini ve ailesini domuz gribi salgınından korumak için koruyucu tedbirlere başvuracağını, ancak, aşı olmayacağını söyledi.
Durmuş, Milliyetçi Hareket Partisi Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan ve Milliyetçi Hareket Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ile birlikte domuz gribi salgını ve alınacak aşıyla ilgili basın toplantısı düzenledi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın "Şubat, mart aylarında eğer grip aşısı yapılmazsa 21 milyon kişi hastalanacak, 5 bin 300 kişi ölecek" şeklinde kehanette bulunduğunu ifade eden Durmuş, kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla toplantı yapma ihtiyacı duyduğunu belirtti.
Domuz gribi pandeminin laboratuarlarda üretilen bir virüs olduğuna dair resmi beyanların BM Genel Kurulunda ifade edildiğine dikkati çeken Durmuş, dünyada 60’ı aşkın grip salgını yapan virüs bulunduğunu kaydetti.
Her yıl mevsimsel grip salgınlarından dünyada 250-500 bin, Türkiye’de ise 17 bin kişin hayatını kaybettiğini vurgulayan Durmuş, domuz gribi nedeniyle 1 yılda ölen hasta sayısının tüm dünyada sadece bin 500 kişi olduğunu söyledi.
Osman Durmuş, "Domuz gribi daha hızlı yayıldığı halde mevsimsel gripler kadar korkutucu ve öldürücü değildir. Peki, niçin toplum paniğe sevk edilmekte? ’aman elinizi çabuk tutun ve hemen aşı olun’ denilmekte? Küresel krizin faturası gelişmekte olan ülkelere bu şekilde ödettiriliyor" dedi.
-"İNSANIMIZ DENEK OLARAK KULLANILACAK"
Körfez Savaşı sırasında Amerikalı askerlere yapılan şarbon aşılarına katılan skualen ismi verilen doymamış yağ asidi ilave edildiğini, bunun sonucunda askerlerin yüzde 95’inde vücudu tahrip eden hastalık ortaya çıktığını bildiren Durmuş, Sağlık Bakanlığı’nın aldığı Smith Klein, Pastör ve Novartis aşılarında alüminyum ve skualen maddesinin bulunduğunu kaydetti. Durmuş, aşının gerekliliği, etkinliği ve hem de öldürücü ve felç edici etkilerinin, bilim çevrelerinde isteksizliğe yol açtığını vurguladı.
Osman Durmuş, medeni ülkelerde ilaç veya aşı üretildikten sonra laboratuarda etkinliğini, yan etkileri, biyolojik olarak hayvan deneyleriyle güvenilirliği deneme edildikten sonra insan üzerinde Faz-1 [üçüncü dünya ülkelerinde gönüllülere ve özendirme] ile Faz-2 [geri kalmış ülke insanları üzerinde denenmesi] uygulamalarına gidildiğini anlattı.
Türkiye’ye alınan aşıların henüz Faz-1 ve Faz-2 sonuçlarının bulunmadığına dikkati çeken Durmuş, "Yani insanımız denek olarak kullanılacak!” dedi!
Sayın Bakan, firma yetkililerinin aşıyı Sağlık Bakanlığı’na vermeyeceklerini, kendi personelleri menfaatiyle Türkiye’de aşılama yapacaklarını’ ifade etmiştir.
Eğer bu bilgi doğru ise bunun anlamı ’biz 40 milyon denek üzerinde Faz-1 uygulaması yapacağız’ demektir. Türkiye’deki insanların üçüncü dünya ülkesi vatandaşı gibi kobay olarak kullandırmak, bu Sağlık Bakanı’na ne gibi bir itibar kazandıracaktır" diye konuştu.
-"AŞI OLMAYACAĞIM"-
New Jersey’de 1976 yılında askeri personel arasında çıkan domuz gribi salgınında 1 kişinin öldüğünü, bunun üzerine herkesin aşılanması gerektiğinin söylendiğini belirten Durmuş, 40 milyon Amerikalının aşılandığını, bu aşıya bağlı olarak ise 25 kişinin öldüğü ve 532 kişide sinir felcine yol açan Guillian-Barre sendromu görüldüğünü anlattı. Bunun üzerine aşılamanın durdurulduğunu belirten Durmuş, "Dürüst bir devlet adamı olan dönemin ABD Başkanı Gerald Ford, aşılamayı durdurmuş, ihracını yasaklamış ve her ülkenin kendi ulusal aşı programını başlatmasını istemiştir. Ben de Başkan Ford’u ciddiye alıyorum. Kendimi ve ailemi grip salgınından korumak için koruyucu tedbirlere başvuracağım, ancak aşı olmayacağım" diye konuştu.
Durmuş, Sağlık Bakanlığının 43 milyon doz aşı sipariş sunduğunu, bunun için 500 milyon TL ayrıldığını bildirdi.
Selçuk Üniversitesinde veteriner Prof. Dr. Osman Erganiş’in "50 milyon TL’ye Türkiye’nin 10 yıllık aşısının üretilebileceğini" ifade ettiğini belirten Durmuş, "Yani yıllık ihtiyaç 5 milyon TL ile karşılanabilecek iken, 500 milyon TL veriyoruz. Bunun yorumunu vatandaşlarıma bırakıyorum" dedi.
Durmuş, 1977’deki "Rus Gribi" olarak anılan H1N1 virüsüyle 32 yaşın üzerindeki bazı insanların karşılaştığını, bunun için direnç kazandıklarını belirterek, 2009 yılı itibariyle Türkiye’de domuz gribinden ölen olmadığını anımsattı.
Bilkent’te laboratuar okulunda 4 vakayla ilgili "salgın başladı" gibi paniğe gerek olmadığını söyleyen Durmuş, okullara, laboratuarlara sıvı sabunlukların yerleştirilmesi, el yıkama, ağız ve gözün korunmasıyla ilgili hijyenik bilgilerin basın, yayın yolu ve okullardaki eğitimle öğrencilere verilebileceğini belirtti.
Durmuş, "Milli Eğitim Bakanı, orta öğretim müfredatına ilk yardım ve sağlık bilgileri dersi koymalıdır. Böylece Bakan tarafından yaratılan krizin bir rant fırsatına dönüştürülmesinin yerine, halkımıza da doğru ve faydalı bilgi verilir" dedi.
Hastalığa ayrılan 500 milyon lirayla 250 yataklı 25 yüksek ihtisas hastanesi yapılabileceğini veya yeni kurulan 20 üniversitenin tüm derslikleri, laboratuarları ve idari binaların yaptırılabileceğini kaydeden Durmuş, 50 bin TL’ye 10 yıllık güvenli aşı üretilmesi mümkün iken, bunun neden yapılmadığını sordu.
Osman Durmuş, "500 milyon lirayı bu kadar kolay harcayan Sağlık Bakanı, Tarım Bakanı gibi firma mı kayırıyor? 3 ayrı firmaya da aşı siparişi verilerek firmaların susturulması mı amaçlanmıştır? Piyasa araştırması yapılmış mıdır? 500 milyon liralık aşıyı pazarlıkla ve farklı fiyatlarla alan Bakan için savcılar işlem yapabilecek midir? Savcıların içinde sürülme tehdidi var mıdır? Sağlık Bakanlığı bu vesileyle grip aşısını rutin aşı programına mı almış oluyor. Sağlık Bakanlığı personeline hibe edilen grip aşısı neden kullanılmamıştır. Bir bakan halk sağlığını korumak yerine, toplumu salgınla korkutup virüsten ve zararı faydasından çok, pahalı aşıyla, ithalatçısından yana tavır koyar mı?" sorularının cevaplandırılmasını istedi.
-"Üretilmeyecek aşı varsa hesabını benden sorun! "-
Milliyetçi Hareket Partisi Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan, salgınlara karşı tedbir alabilecek, aşı üretimi yapabilecek enstitü ve araştırma merkezlerinin 58. Hükümet tarafından kapatıldığını belirterek, "Bu tesisler kapatılıp, her şeyi özel sektör marifetiyle yapma anlayışıyla hareket ediliyor. 10 milyon liraya 10 yıllık aşınızı üretecek potansiyelimiz var. Eğer ülkemizde üretilemeyecek aşı varsa gelin hesabını benden sorun. Tüccar zihniyetiyle ülke yönetmekle, insan sağlığı kurban edilmektedir" dedi.
Akcan, domuz gribi aşısının 6 ayda bir tazelenmesi gerektiğini belirterek, her yıl 35 milyon liralık aşının ithal edilebileceğini söyledi.
Milliyetçi Hareket Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ise 2 yıl önce kene vakalarının gündemde olduğunu ve o dönemde de yolsuzluk olduğunu ileri sürdüklerini belirterek, "Müfettişlerin hazırladığı haksız kazanç sağlandığına ilişkin raporlar kabul edilmedi. Başka firmalara haksız kazanç sağlanmaktadır" dedi.
SiYONiZM TEHLiKESi
Tüketiciler Birliği’nin boykot karar aldığı bazı firmalar hakkında kısa bilgileri paylaşalım!
STARBUCKS
Starbucks Kafe zincirinin dünya çapında 4.709 şubesi vardır.
Howard Shultz, Starbucks'ın genel müdürü aktif bir siyonisttir. 1998'de Aish HaTorah'ın Jerusalem Fonu "ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde oynamış olduğu anahtar rol"den dolayı kendisini "İsrail'in 50.yılı Siyon Dostları Övgü Ödülü" ile onurlandırmıştır. Aish HaTorah'ın Jerusalem Fonu, Cenin kasabı General Shaul Mofaz’ın başkanlığını yaptığı İsrail ordusu fuarını ve Siyonist propaganda web sitesi olan honestreporting.com 'u finanse ediyor.
Shultz'un çalışmaları, İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından İsrail'in uzun dönem başarıları için anahtar rol oynadığı belirtildi.
İsrail ordusu Filistinlileri, Cenin, Bethelem ve Nabulus'ta katlederken, Shultz Filistinlileri terörist olmakla suçladı ve Intifada'nın Anti-Semistism' in bir göstergesi olduğunu ve buna karşı insanların İsrail'in arkasında olması gerektiğini söyledi.
Diğer büyük şirketleri İsrail ekonomisinin kötüleşmesi üzerine ülkeden çekilirken, Starbucks İsrail'de kalıp sallanan ekonomiye yardım etme kararı aldı. Bu yanlış işletme kararından sonra Starbucks ağır bir zarar aldı ve 2003'te İsrail'deki 6 şubesini kapatmak zorunda kaldı.
Starbucks hala İsrail'e olan para yardımlarını sürdürmektedir. Aynı zamanda Amerikan yönetiminin Afganistan ve Irak[IraQ]'ta sürdürdüğü işgal politikasını da desteklemektedir. Buna destek olabilmek için Afganistan'daki işgal güçlerine destek ve hizmet etmek üzere şubelerini açmıştır.
Coca Cola
Coca Cola 1966'dan bu yana İsrail'in sadık bir savunucusudur.
1997'de, İsrail hükümeti ekonomi kurulu bu şirketi İsrail Ticaret yemeğinde İsrail'e olan 30 yıllık desteğinden ve Arap Birliği’nin boykot kararını reddettiği için onurlandırıldı.
2001 yılında, Coca Cola merkez bürosu, Amerika-İsrail Ticaret Odası ödülleri galasına ev sahipliği yaptı ve en büyük sponsoruydu.
Coca Cola Şirketi çalışanlarına İsrail-Arap çatışması konusu da dâhil değişik konularda eğitim programları düzenlemektedir. Bu eğitim programlarının içeriği İsrail Ajansı ve İsrail Hükümeti tarafından oluşturulmaktadır.
Şubat 2002'de, "İsrail Dostları" adlı bir grup oluşturdu ve Minnesota Üniversitesi'nde ünlü Siyonist Linda Gradstein'a bir seminer verdirdi.
Temmuz 2002'de, Coca Cola milyonlarca dolarla Filistin'in çalınmış toprakları üzerinde yeni bir fabrika inşa edeceğini ilan etti.
Ekim 2005, Tavor Winey’in %51 hissesini alarak İsrail'deki yatırımlarını da arttırmış oldu.
Nestle
Bir İsviçre şirketi olan Nestle, İsrail gıda firması Osem'in %50.1'ine sahiptir. Aralık 2000'inde Nestle, İsrail'de milyonlarca dolarlık global bir Ar-Ge merkezi kuracağını duyurdu.
Nestle Siderot'ta fast-food üretim fabrikaları kurdu. Nestle'nin birçok ürünü bu fabrikalarda üretiliyor.
1998 yılında, Nestle İsrail Başbakanı Netanyahu'nun elinden devlet olarak verdikleri en büyük ödülü "Jubilee Award"ı aldı. Bu ödül, İsrail ekonomisine en yüksek katkıyı sağlayan kişi ve şirketlere devlet adına veriliyor.
Danone
1998 yılında, Franc Riboud Danone adına İsrail Başbakanu Netanyahu'nun elinden devlet olarak verdikleri en büyük ödülü "Jubilee Award"ı aldı. Bu ödül, İsrail ekonomisine en yüksek katkıyı sağlayan kişi ve şirketlere devlet adına veriliyor.
Danone Enstitusune ait bir Ar-ge 1998'te İsrail'de kuruldu.
NOKIA
Nokia yoğun bir şekilde İsrail'de yatırım yapıyor.
Nokia genel müdürü Lars Wolf The Jerusalem, Post ile yaptığı bir konuşma da [4 Mart 2001] "Biz İsrail konusuna bütün yönleriyle önem veriyoruz. Çünkü bizim İsrail Projesi olarak adlandırdığımız dâhil bir projemiz var. Bu projeyle İsrail'e bir network perspektifinden, 'Nokia Venture Organizasyonu' ve Nokia Araştırma Merkezi perspektifinden bakıyoruz"
Nokia Venture Organizasyonu, Aralık 2000'de yeni bir 500 milyon dolarlık fon kurdu ve bunun bir kısmının İsrail şirketlerine gönderdi. Nokia Araştırma Merkezi de İsrail ile yeni çalışmaları başlatmak da görevli bir nokta.
Nokia Networks, bir yıl önce Rosh Ha'ayin'de mağaza açtı. Nokia genel müdürü Lars Wolf “Çalışanların sayısını sıfırdan kırka çıkardığını, alt yapı tamamlandığında bu sayının katlanarak 3 ile 4 ay içinde 80 ile 100 sayısına ulaşacağını” söyledi.
Wolf ayrıca amaçlarının İsrail'i Internet Protokol hareketinde, radyo ve net erişiminde lider haline getirmek olduğunu söyledi.
Johnson&Johnson
Şirket, İsrail firması Biosense için 400 milyon$ ödedi. Biosense, Hayfa merkezli bir tıbbi malzeme şirketi.
Johnson & Johnson, Shfayim yakınlarında ofisini açtı.
1998 yılında, Roger S. Fineon Johnson& Johnson adına İsrail Başbakanı Netanyahu'nun elinden devlet olarak verdikleri en büyük ödülü "Jubilee Award"ı aldı. Bu ödül, İsrail ekonomisine en yüksek katkıyı sağlayan kişi ve şirketlere devlet adına veriliyor.
Yakın bir zamana kadar, DNA, içine girilmez bir alandı. Ama bugün çok net biliyoruz ki, genetik sarmallar rahat açılabiliyor ve istenildiği gibi kromozom dizilişine eklemeler, çıkarmalar yapılabiliyor.
Genetik yapısıyla oynanmış gıdalar, doğrudan genetik yapıyla ilintilenen aşılar, tıpkı bilgisayarımıza şu veya bu şekilde giren virüs programları gibi, kendini sistemle entegre eden programlarla pekala insan genini değiştirebiliyor, yapısını bozabiliyor ve hatta yavaş yavaş ölümüne yol açabiliyor
Dolayısıyla, bugün pratikte yapılmasa da, kanatlı atların, insan formunda hayvanların, domuzlaştırılmış varlıkların, yarı maymun yarı insan yaratıkların ortaya çıkması an meselesidir. Çünkü bunun mümkün olabileceği artık biliniyor. Yapılmıyorsa sebebi; İsrail’deki din adamlarının gücü, Hıristiyan ruhanilerinin ahlaki istinat duvarlarıdır!
Yakında, insan beden malzemelerinin üretildiği laboratuarlardan söz edilirse şaşmayın. Bunların dini ve hukuki boyutları yıllardır tartışılıyor. Hızla o yöne doğru gidiyoruz Bunun için şeytan da elinden gelini yapıyor. Dünyadaki sürgün hayatı bir an önce bitsin diye, saklı ve gizli vesveselerle insanlığı yıkıma sürüklüyor. Siyasi tabirle insanları kışkırtarak, “ALLAH’ı kıyamete zorluyor”
İşte domuzlaştırma operasyonu da bu çalışmalardaki son aşamadır. Bu kadar açıklamanın özüne değinirsek;
Biliyorsunuz son olarak Domuz Gribi diye bir hastalık gündeme geldi. Ve tabii domuz gribi aşısına da Dünyada haysiyet sahibi bilim adamlarından ciddi tepkiler oldu. ‘Bu aşı, bir hastalığı yok etmek için üretilmedi, aksine insanlığa yeni bir hastalık taşımak için üretildi.’ dediler.
Hayır, sizi temin ederim bu aşı sadece hastalık getirmiyor, transgenetik ‘terminatör genler’ de içeriyor. İnsan tabiatını yavaş yavaş silecek ve onu başka bir varlığa dönüştürecek genler.
Şaşırtıcı ve kahredici durum ise, Türkiye’nin, Sağlık Bakanı’nın eliyle bu belaya sürüklenmesi oldu. Bu belayı insanlığın başına Türkiye sarmış gibi, aşı uygulamasında pilot bölge [kobay ülke] yapıldı Türkiye. Bilmem kaç milyon insan risk altındaymış da aşı yapılmazsa bilmem kaç bin insan ölecekmiş de! İnsaf be, insaf! ALLAH’tan korkun. Bu işlere hangi mantık ve vicdan ile bakıyorsunuz?
Birilerinin zenginleştirilmesi için Türk milleti kobay yapıldı! Pekala, herhangi bir grip gibi savuşturulacak bir hastalığı bu kadar büyük bir panikle anlatmak hakikaten akıllarda soru yaratıyor!
Bu nasıl bir panik böyle? Yoksa birileri Türkiye’ye girip virüsü serpti de kimsenin haberimi mi yok?
Bu kadar açık ikaz ve uyarılara rağmen aşı dayatıldı! Bu millete ihanet edildi! Florası, genetiği temiz, hala insan varlıkların yaşadığı Anadolu’ya işgalden beter bir darbe indirdi! Düşünün bu toprakları, tohumları, damızlıkları. Tahıl öldü, çeltik öldü, meyve öldü, hayvan öldü. Arı öldü, bal öldü. Karpuz öldü, kavun öldü, buğday öldü, …
Bir zamanlar da nüfus planlaması adı altında bu milleti kısırlaştıracak aşılar yaptılar. Ve bugün biliyoruz ki, Türkiye’de kısırlık son 10 yılda yüzde 27 oranında artmış durumda.
Aşılarla, genlerin nasıl tahrip edilebileceği hususunda insanları aydınlatacaklarına çoğu Siyonist baronlara ait olan ilaç fabrikalarını zengin edeceğiz diye, milletin kanıyla, geniyle oynadılar!
Sen-Sevdiklerin-Ülken-İnsanlık yok ediliyor! Uyanın artık! Bozulmuş Tevrat’ta öyle yazıyor çünkü!
Yahudilerin inancı, İsrail’in en büyük inancı, imanı budur! Uyanın artık!
Kıyametten evvel 6 [şey] say: Ölümüm, Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunun kuası [göğüste beliren öldürücü sancı] gibi, sayısız ölüm hadiseleri.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 123]
Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 147]
Kalp krizlerini duyuyoruz her zaman, genç yaşta bile kalp krizinden ölenler var. Trafik kazaları da ani ölümlerdir. Her geçen gün, sayısız trafik kazası olmakta, sayısız insan ölmektedir.
Kişinin annesine isyan etmesi, babasına sıkıntı vermesi kıyamet alametlerindendir.
[Tirmizi, Fiten, 38]
Anne-babamıza karşı soğuk davranıyoruz. İstediğimiz koşulları sağlayamadıkları için, yapmak istediklerimize izin vermedikleri için, bizimle yeteri kadar ilgilenmedikleri için. Bizi anlamadıkları için. Bizi dünyaya getirdikleri için! Hatta sevdiğiyle evlenmesine izin vermediği için annesini öldüren gençler bile var, haberlerde anlatıyorlar ya.

Facebook'ta paylaş.

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Hep bilmediğimiz farkına varamadan aramaktan vazgeçemediğimiz bir arayış içinde olmadık mı hepimiz? Konusuna Benzer Konular
Hepimiz Hrantız Hepimiz Ermeniyiz..
Gaza Gelip Ne Demek İstediğini Kavrayamamış İnsanların Sokaklarda Attıkları Slogan.. Ne Mutlu Türk'üm Diyene Sözünü Unutanların Yaptıkları Eylem.....
Vazgeçemediğimiz Hırkalar
Olmadık anda, olmadık yerde sizi yakalar
Korkular, endişeler, heyecan veya kararsızlıklar hatta güvensizlik duygusu bile bağırsakta gaz oluşumunu tetikliyor. Uzmanlara göre, sağlıklı...
Vazgeçemediğimiz Şallar
Sezon ayırt etmeden boynumuza her daim taktığımız şallar popülerliğinin altın çağlarını yaşıyor. İsterseniz boynunuza tam dolayın isterseniz uzun...
Hepimiz Mustafa Kemal'iz, Hepimiz Türk'üz Yürüyüşü
Yürüyüş ve Basın Açıklaması: "Hepimiz Mustafa Kemal'iz, Hepimiz Türk'üz" 4 Şubat 2007 Pazar Saat: 12.30 Yer: Galatasaray İrtibat: 0212 292...



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:15 .