Sponsorlu Bağlantılar:
  Mevlana-nın Ölüm Hakkında Söyledikleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 17-12-2008, 20:37 #1
DAMLA22
NevsehirLi

Reklamlar

Mevlana-nın Ölüm Hakkında Söyledikleri

Reklamlar
Mevlana Ölüm Sözleri



Kur-ân-ı Kerîm-de "Her canlı (nefis) ölümü tada-caktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz," (Ankebût, 29/57) âyetiyle ölümün her canlı
varlık için mukar-rer olduğu belirtilir. "Biz Allah-a aidiz ve yine
O-na döneceğiz." (Bakara, 2/156) âyeti de ölümü bir yok oluş değil;
insanın aslına rücûu, Allah-a kavuşması, gerçek hayatı ve ebedîliği
kazanması olarak niteler. Hz. Peygamber-İn: "Müminler kafiyen
ölmezler Ancak fânî bir âlemden, bakî bir âleme intikâl eder-ler."
hadisi de aynı muhtevadır. Bu yüzden Mevlânâ, ölüme kara gözlüklerle
bakmaz. Mesnevmin ilk beyitierindeki "ney" metaforu gibi, insan
dünyada iken gurbettedir. Ölüm, onu asıl vatanına ve sevgilisine
kavuşturur.

Tasavvuf düşüncesinde ölüm iki türlüdür: İradî ölüm ve zarurî
ölüm. Zarurî ölüm; insanın tabu ölümü, ruhun bedenden ayrılmasıdır,
iradî veya
ihtiyarî ölüm ise; "Ölmeden önce ölünüz" prensibiy-le "Fenâfillâh" a
erişmek, riyazet yoluyla nefsi (ben-liği) öldürüp, Hakk-ın
varlığında yok olmaktır. Mevlânâ iradî ölümü Fihi Mâfîh-te şöyle
izah eder:

"O-nun yanında iki ben sığmaz. Sen: -Ben!- di-yorsun; o
da -Ben!- diyor. Ya sen öl, ya O ölsün ki, ikilik kalmasın. Fakat
O-nun ölmesi imkânsızdır. Bu ne hariçte, ne de zihinde mümkün
olur. -Çünkü O, ölmeyen bir diridir!- (Furkân, 25/58)

O; o kadar lutufkârdır ki, imkân olmuş olsaydı senin için
ölürdü. Fakat mademki O-nun ölmesi imkânsızdır, o halde bu ikiliğin
yok olması ve O-nun sana tecelli etmesi için, sen öl.

İki canlı kuşu birbirine bağlarsan; aynı cinsten ol-dukları için
iki tane olan kanatlan, dört olduğu halde uçamazlar. Çünkü ikilik
mevcuttur. Halbuki buna ölü bir kuşu bağlarsan uçar. Zira ikilik
kalmamıştır. Güneşte o lütuf vardır ki, yarasanın önünde ölür; fakat
bunu imkân olmadığından: -Ey baykuş! Benim lutfum herkese ermiştir,
sana da ihsanda bulunmak isterim. Sen Öl. Çünkü buna imkan vardır.
Böyle ya-parsan benim yüceliğimin nurundan nasibini alırsın.
Baykuşluktan çıkıp, yakınlık Kâfinin Anka-sı olur-sun- diyor." (Fîhî
Mâfih, 38-39)

"Nefsini öldürüp, Hak ile bakî olmuştur. Bu se-bepten Hak
sırlarına âşinâdır.

Riyazette tenin ölümü hayattır. Ten yok olursa, ruh ebedîleşir."
(Mesnevî, 111/3386-87)

Mevlânâ; tabiî ölümü de bu hayattan ayrılıp, ölümü olmayan ebedî
bir hayata ulaşma olarak ni-teler. İnsan genel anlamda iki unsurdan
mürekkep-tir: Ruh ve beden. Ruh mücerrettir. Zamana ve mekâna bağlı
değildir. Bu itibarla ölümsüzdür. Ruh bu sıhhati Cenâb-ı Hak-tan
almıştır. Hayy ve Bakî (diri ve ebedî) sıfatlarının sahibi olan Yüce
Allah, kendi ruhundan insanlara ruh üfürmüştür (Hicr, 15/29). Bu
sebeple ölüm ile bedenin yok olması, Cenâb-ı Hak İle insan
arasındaki perdenin kalkmasıdır. Nitekim bir fizik kanunu olarak hiç
bir varlık yoktan var olmaz, var ise yok olmaz; ancak bir hâlden
diğer hâle geçer. Dolayısiyle ölünce beden kafesinden çıkan ruh,
aslına rücû eder.
Mevlânâ bu fikirleri: "Ölüm kavuşmadır; cefa etmek, kin gütmek
değil" (Rubailer, 38); "Ölürsem ben, öldü demeyin. Çünkü ölüydüm,
dirildim; dost aldı, götürdü beni." (Rubailer, 100) sözleriyle dile
getirirken, kendisinin bu âlemden ayrıldığı geceye de "şeb-i arûs"
(düğün gecesi) denilmiştir.
Mevlânâ-nın şu gazeli onun ölümle ilgili düşüncelerinin en veciz
ifadesidir:
"Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın
gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit bir
şüpheye düşme.
Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem, işte o
zaman yazık yazık demenin sırasıdır.
Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve
görüşme zamanımdır.
Beni kabre indirip bırakınca; sakın elveda, elveda deme. Zira mezar
cennetler topluluğunun perde-sidir.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne
ziyan gelir ki?
Sana batmak görünür; ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür; ama
o, canın kurtuluşudur.
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye
düşüyorsun?
Hangi kova kuyuya salındı da, dolu dolu çıkmadı? Can Yûsuf u ne diye
kuyuda feryad etsin?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. Zira senin hay u huyun,
mekânsızlık âleminin fezasında-dır."-8>
Mezarı canın kurtuluş yeri, ölmeyi batan güneşin yeniden doğmaya
hazırlığı olarak niteleyen Mevlânâ; Ölüm ile uyku arasında da bir
benzerlik kurar. "Uyku ölümün kardeşidir." sözüne ait fikirleri-ni
şöyle dile getirir:
"Ey kardeş, çünkü -Uyku, ölümün kardeşidir.-. O kardeş, bu kardeşten
belirli olur." (Mesnevi, İV/3084)
Sabahleyin uykudan uyanmak da, mahşerde di-rilmenin bir örneğidir:
"Sûrun üfürülmesi Hakk-ın bir emridir. Onunla bütün halkın bedenleri
yerden kalkar.
Sabah uyanınca aklımız nasıl bedenimize geliyor-sa, herkesin canı da
öyle bedenine girer.
Her ruh, kendi bedenine girer. Kuyumcunun ruhu, terzinin vücuduna
girmez.
Alimin canı, o âlimin bedenine; zâlimin ruhu, o zâlimin tenine girer.
Ayak bile karanlıkta kendi ayakkabısını keşfeder-ken, can niçin
tenini bilmesin?
Sabah vakti küçük haşırdır. Büyük hasrı ondan kıyas et.
Uyku ve uyanıklık, akıllılar için Ölümle mahşere iki şahittir.
Küçük haşr, büyük hasrın; küçük ölüm büyük ölümün örneğidir."
(Mesnevi, V/l781-96)
Uyku ve uyanmak ile, mademki her gün ölümün bir benzerini yaşıyoruz,
o halde bundan ders alıp, ölümü karşılamaya hazırlanmalıyız:
"Ölüm için ihtiyat gerekir. Akıbeti, hasrı gören-ler için de zevk u
safa.
Ölümü Yûsuf gibi gören, canını feda eder. Kurt gibi görense, doğru
yoldan ayrılır.
Ölüm, herkese kendi rengindedir. Saf ayna iyiyi de kötüyü de
gösterir.
Güzel yüz aynada güzeldir, çirkin yüz de çirkin.
Sen ölümden korkup kaçıyorsun. Bil ki seni asıl kendi çirkinliğin
korkutmada.
Gördüğün kendi çirkin yüzün, ölümün yüzü değil. Canın o suretten
ürktü.
İyi de, kötü de senden yetişmiştir. Çirkin de, güzel de kendi elinle
kazandığındır." (Mesnevi, III/ 3458-65)
Sen müminsen, tatlı isen; Ölümün de mümin olur. Kâfir ve acı isen,
ölümün de kâfirdir." (Ariflerin Menkıbeleri, II/12)
Mevlânâ; insanların ölüm gerçeğini görüp, dos-tun huzuruna eli boş
çıkmamalarını, ebedî hayat için hazırlık yapmalarını öğütler:
"Hiç bir ölü, Öldüğü için hasret çekmez. Ancak tâatinin azlığına
yanar.
Yoksa Ölen kimse; kuyudan ovaya çıkmış, zevk u safa meclisine
ulaşmıştır.
Bu daracık matem yurdundan ferahlayıp, geniş bir ovaya göçmüştür.
Orası doğruluk yeridir, orada yalan yoktur. Ayranla sarhoş olan, has
şarabı ne bilsin?
Orası öyle bir doğruluk yurdudur ki, Hak onlarla beraberdir. Su ve
çamurdan (bedenden) kurtulmuş, nur ile dostturlar.
Bu hayat için bir iki nefesin kaldı. Bari gayret et de, ercesîne
öl." (Mesnevi, V/1774-79)
"Hayat îmânla ebedîdir. Yoldaşın îmân olursa ölmezsin." (Mesnevî,
III/3399)
Mevlânâ; iradî ölüm, zarurî ölüm, ölüm korkusu ve ölüme hazırlığı şu
iki mısrada özetler:
"Aşksız olma ki ölmeyesin. Aşkla öl ki diri kalasın."
(Rubailer, 181}


Kur-ân-ı Kerîm-de "Her canlı (nefis) ölümü tada-caktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz," (Ankebût, 29/57) âyetiyle ölümün her canlı
varlık için mukar-rer olduğu belirtilir. "Biz Allah-a aidiz ve yine
O-na döneceğiz." (Bakara, 2/156) âyeti de ölümü bir yok oluş değil;
insanın aslına rücûu, Allah-a kavuşması, gerçek hayatı ve ebedîliği
kazanması olarak niteler. Hz. Peygamber-İn: "Müminler kafiyen
ölmezler Ancak fânî bir âlemden, bakî bir âleme intikâl eder-ler."
hadisi de aynı muhtevadır. Bu yüzden Mevlânâ, ölüme kara gözlüklerle
bakmaz. Mesnevmin ilk beyitierindeki "ney" metaforu gibi, insan
dünyada iken gurbettedir. Ölüm, onu asıl vatanına ve sevgilisine
kavuşturur.

Tasavvuf düşüncesinde ölüm iki türlüdür: İradî ölüm ve zarurî
ölüm. Zarurî ölüm; insanın tabu ölümü, ruhun bedenden ayrılmasıdır,
iradî veya
ihtiyarî ölüm ise; "Ölmeden önce ölünüz" prensibiy-le "Fenâfillâh" a
erişmek, riyazet yoluyla nefsi (ben-liği) öldürüp, Hakk-ın
varlığında yok olmaktır. Mevlânâ iradî ölümü Fihi Mâfîh-te şöyle
izah eder:

"O-nun yanında iki ben sığmaz. Sen: -Ben!- di-yorsun; o
da -Ben!- diyor. Ya sen öl, ya O ölsün ki, ikilik kalmasın. Fakat
O-nun ölmesi imkânsızdır. Bu ne hariçte, ne de zihinde mümkün
olur. -Çünkü O, ölmeyen bir diridir!- (Furkân, 25/58)

O; o kadar lutufkârdır ki, imkân olmuş olsaydı senin için
ölürdü. Fakat mademki O-nun ölmesi imkânsızdır, o halde bu ikiliğin
yok olması ve O-nun sana tecelli etmesi için, sen öl.

İki canlı kuşu birbirine bağlarsan; aynı cinsten ol-dukları için
iki tane olan kanatlan, dört olduğu halde uçamazlar. Çünkü ikilik
mevcuttur. Halbuki buna ölü bir kuşu bağlarsan uçar. Zira ikilik
kalmamıştır. Güneşte o lütuf vardır ki, yarasanın önünde ölür; fakat
bunu imkân olmadığından: -Ey baykuş! Benim lutfum herkese ermiştir,
sana da ihsanda bulunmak isterim. Sen Öl. Çünkü buna imkan vardır.
Böyle ya-parsan benim yüceliğimin nurundan nasibini alırsın.
Baykuşluktan çıkıp, yakınlık Kâfinin Anka-sı olur-sun- diyor." (Fîhî
Mâfih, 38-39)

"Nefsini öldürüp, Hak ile bakî olmuştur. Bu se-bepten Hak
sırlarına âşinâdır.

Riyazette tenin ölümü hayattır. Ten yok olursa, ruh ebedîleşir."
(Mesnevî, 111/3386-87)

Mevlânâ; tabiî ölümü de bu hayattan ayrılıp, ölümü olmayan ebedî
bir hayata ulaşma olarak ni-teler. İnsan genel anlamda iki unsurdan
mürekkep-tir: Ruh ve beden. Ruh mücerrettir. Zamana ve mekâna bağlı
değildir. Bu itibarla ölümsüzdür. Ruh bu sıhhati Cenâb-ı Hak-tan
almıştır. Hayy ve Bakî (diri ve ebedî) sıfatlarının sahibi olan Yüce
Allah, kendi ruhundan insanlara ruh üfürmüştür (Hicr, 15/29). Bu
sebeple ölüm ile bedenin yok olması, Cenâb-ı Hak İle insan
arasındaki perdenin kalkmasıdır. Nitekim bir fizik kanunu olarak hiç
bir varlık yoktan var olmaz, var ise yok olmaz; ancak bir hâlden
diğer hâle geçer. Dolayısiyle ölünce beden kafesinden çıkan ruh,
aslına rücû eder.
Mevlânâ bu fikirleri: "Ölüm kavuşmadır; cefa etmek, kin gütmek
değil" (Rubailer, 38); "Ölürsem ben, öldü demeyin. Çünkü ölüydüm,
dirildim; dost aldı, götürdü beni." (Rubailer, 100) sözleriyle dile
getirirken, kendisinin bu âlemden ayrıldığı geceye de "şeb-i arûs"
(düğün gecesi) denilmiştir.
Mevlânâ-nın şu gazeli onun ölümle ilgili düşüncelerinin en veciz
ifadesidir:
"Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın
gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit bir
şüpheye düşme.
Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem, işte o
zaman yazık yazık demenin sırasıdır.
Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve
görüşme zamanımdır.
Beni kabre indirip bırakınca; sakın elveda, elveda deme. Zira mezar
cennetler topluluğunun perde-sidir.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne
ziyan gelir ki?
Sana batmak görünür; ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür; ama
o, canın kurtuluşudur.
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye
düşüyorsun?
Hangi kova kuyuya salındı da, dolu dolu çıkmadı? Can Yûsuf u ne diye
kuyuda feryad etsin?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. Zira senin hay u huyun,
mekânsızlık âleminin fezasında-dır."-8>
Mezarı canın kurtuluş yeri, ölmeyi batan güneşin yeniden doğmaya
hazırlığı olarak niteleyen Mevlânâ; Ölüm ile uyku arasında da bir
benzerlik kurar. "Uyku ölümün kardeşidir." sözüne ait fikirleri-ni
şöyle dile getirir:
"Ey kardeş, çünkü -Uyku, ölümün kardeşidir.-. O kardeş, bu kardeşten
belirli olur." (Mesnevi, İV/3084)
Sabahleyin uykudan uyanmak da, mahşerde di-rilmenin bir örneğidir:
"Sûrun üfürülmesi Hakk-ın bir emridir. Onunla bütün halkın bedenleri
yerden kalkar.
Sabah uyanınca aklımız nasıl bedenimize geliyor-sa, herkesin canı da
öyle bedenine girer.
Her ruh, kendi bedenine girer. Kuyumcunun ruhu, terzinin vücuduna
girmez.
Alimin canı, o âlimin bedenine; zâlimin ruhu, o zâlimin tenine girer.
Ayak bile karanlıkta kendi ayakkabısını keşfeder-ken, can niçin
tenini bilmesin?
Sabah vakti küçük haşırdır. Büyük hasrı ondan kıyas et.
Uyku ve uyanıklık, akıllılar için Ölümle mahşere iki şahittir.
Küçük haşr, büyük hasrın; küçük ölüm büyük ölümün örneğidir."
(Mesnevi, V/l781-96)
Uyku ve uyanmak ile, mademki her gün ölümün bir benzerini yaşıyoruz,
o halde bundan ders alıp, ölümü karşılamaya hazırlanmalıyız:
"Ölüm için ihtiyat gerekir. Akıbeti, hasrı gören-ler için de zevk u
safa.
Ölümü Yûsuf gibi gören, canını feda eder. Kurt gibi görense, doğru
yoldan ayrılır.
Ölüm, herkese kendi rengindedir. Saf ayna iyiyi de kötüyü de
gösterir.
Güzel yüz aynada güzeldir, çirkin yüz de çirkin.
Sen ölümden korkup kaçıyorsun. Bil ki seni asıl kendi çirkinliğin
korkutmada.
Gördüğün kendi çirkin yüzün, ölümün yüzü değil. Canın o suretten
ürktü.
İyi de, kötü de senden yetişmiştir. Çirkin de, güzel de kendi elinle
kazandığındır." (Mesnevi, III/ 3458-65)
Sen müminsen, tatlı isen; Ölümün de mümin olur. Kâfir ve acı isen,
ölümün de kâfirdir." (Ariflerin Menkıbeleri, II/12)
Mevlânâ; insanların ölüm gerçeğini görüp, dos-tun huzuruna eli boş
çıkmamalarını, ebedî hayat için hazırlık yapmalarını öğütler:
"Hiç bir ölü, Öldüğü için hasret çekmez. Ancak tâatinin azlığına
yanar.
Yoksa Ölen kimse; kuyudan ovaya çıkmış, zevk u safa meclisine
ulaşmıştır.
Bu daracık matem yurdundan ferahlayıp, geniş bir ovaya göçmüştür.
Orası doğruluk yeridir, orada yalan yoktur. Ayranla sarhoş olan, has
şarabı ne bilsin?
Orası öyle bir doğruluk yurdudur ki, Hak onlarla beraberdir. Su ve
çamurdan (bedenden) kurtulmuş, nur ile dostturlar.
Bu hayat için bir iki nefesin kaldı. Bari gayret et de, ercesîne
öl." (Mesnevi, V/1774-79)
"Hayat îmânla ebedîdir. Yoldaşın îmân olursa ölmezsin." (Mesnevî,
III/3399)
Mevlânâ; iradî ölüm, zarurî ölüm, ölüm korkusu ve ölüme hazırlığı şu
iki mısrada özetler:
"Aşksız olma ki ölmeyesin. Aşkla öl ki diri kalasın."
(Rubailer, 181}

Görüntüleme:14488, Cevaplar:2
Facebook'ta paylaş.

Alt 17-12-2008, 20:47 #2
SewDaMDıN
Aktif Üye

payLasım icin saoL güseLmiş emegine sagLık

Facebook'ta paylaş.

Alt 17-12-2008, 20:53 #3
DAMLA22
NevsehirLi

gözlerine saqlik

Facebook'ta paylaş.

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Mevlana-nın Ölüm Hakkında Söyledikleri Konusuna Benzer Konular
ÖLÜM HAKKINDA
Ölüm, bir canlı varlığın (insan, hayvan ve bitkinin) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı varlıkların herhangi bir dokusunun...
Hz.Peygamber’in İbadeti Hakkında Sahabilerin Söyledikleri
- Hz. Peygamber ayakları şişinceye kadar gece ibadeti yapardı. Kendisine “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah Teâlâ senin geçmiş ve gelecek günahlarını ...
Hayko Cepkin 'in Türkçe Rap Hakkında SöyLedikLeri
CNN TÜRK te yayınlanan FREKANS programının bu haftaki konugu hayko cepkin di programi sunan adam hayko cepkin e su soryu sordu turkiyede turkce rap...
Başbuğ Kemal Atatürk'ün Milliyetçilik hakkında söyledikleri
Atatürk'ün Milliyetçilik hakkında söyledikleri Türk milletinin kuruluşunda etkili olduğu görülen tabiî gerçekler şunlardır: a) Siyasî varlıkta...
ölüm hakkında'''!!!
Kendin için okuman gerekir! ÖLÜM Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır. O kurallara uyularak o oyun oynanır. Eğer siz bu oyunu...



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:11 .