Sponsorlu Bağlantılar:
  Deccali nasıl tanırız ...
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 03-06-2008, 22:24 #1
» Άłıпy'α'zım «
Mucizem

Reklamlar

Deccali nasıl tanırız ...

Reklamlar
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise diğer bir rivayette daha büyük bir fitne yoktur."(1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.
önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.

DECCAL hususunda âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır

Deccal kolayca nasıl tanınır?

Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"(4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.

a. Yahudîliği

Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.

Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:

"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."

Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:
"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."



b. Vücut yapısı

Deccal cüsseli, heybetli(5) kızıl renkli,(6) kıvırcık saçlı,(7) ensesi kalın ve alnı geniş(8) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.(9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.(10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.(11)

Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:


"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve k**********nun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder (hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."(12)

c. Tek gözlülüğü

Deccal tek gözlüdür.(13)

Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da (a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."(14) buyurmuşlardı.

“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”(15)

“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”(16) "Silik gözlüdür."(17)

Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,(18) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.(19)

Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.(20)

Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.(21)


Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması(23) oldukça mânâlıdır.

Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"(24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.(25)


Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.

d. Çocuğunun olmaması

Resûl-i Ekrem (a.s.m.), Deccal hususunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.

Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.(29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.

e. Minareden yüksek oluşu

Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu(30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.

Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.(31)

Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.(32)

Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:

"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah (Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti (mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."(33)

İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:

“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”(35)

Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.(36)

f. Kırk günde dünyayı gezmesi

Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.(38)

Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (yaklaşık 27 m).(39)

Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi (öylesine hızlı gitmesi)(40) bundan olsa gerek.

"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"(41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.

Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.(42)


g. Harikulâdelikleri

Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.(46)

Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.

Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç k**********bilindendir.(47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.

Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.(48)

Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî (öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.(49)

h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu

Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.

Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.

Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.

Bir gün Allah Resûlü (a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:

"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."(51)

Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.(52)

Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.(53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.(54)

Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"(55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.(56)

Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.(57)

Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.(58)

Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.(59)

Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun vaktinde bir nevi cehenneme döner.

Onun vaktinde okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.(60)

ı. Bilginleri kendine bende etmesi

Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."(61)

Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.(62)

Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.(63)

Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.

i. Bağırınca bütün dünyanın duyması

Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.(64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.(65)

Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.

Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem (a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.

İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.

Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.

j. Elinin delik olması

Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."(66)

Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."

O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."(67)

k. Fitnesinin câzip olması

Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."(68) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" (69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.

Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.(70)

Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.

------------------------------
(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Nursî,Şuâlar, s. s. 299.
(3) Tirmizî, Fiten: 56.
(4) Ebû Davud, Melahim: 14.
(5) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Îman: 277; Müsned, 2:122, 144.
(6) Buharî, Fiten: 26.
(7) Buharî, Libas: 68; Müslim, kitabü'l-Fiten: 20. Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim: 14.
(8) Müsned, 2:191.
(9) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahım:14.
(10) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101-102; Tirmizî, Fiten: 62; Müsned, III:115, 211.
(11) Müslim, Fiten: 95, 101-102; Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 56; Müsned, III:103, 173, 201.
(12) Nursî, A.g.e., s. 358, 502.
(13) Buharî, Enbiya: 3; Rüya: 11.
(14) Buharî, Fiten: 26, Enbiya: 77; Müslim, Fiten: 95, 100, 109; Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 56, 62; Müsned, 1:176, 182; II:27, 149.
(15) Müsned, 3:367-368.13
(16) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Kitabü'l-Fiten: 20; Müsned, II:33.
(17) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim (Deccalın çıkışı babı) 4:116-117.
(18) Müsned, 5:123-124.
(19) Müsned, 1:374; 3:79.
(20) Kurtubî, et-Tezkire fî Ahvali’l-Mevtâ ve’l-âhire, I-II (Kahire: 1406/1985), 2:397-398.
(21) Ali el-Karî, Ali bin Sultan el-Herevî, Mirkatü’l-Mefatih (Kahire: ts.), 5:190.
(22) Sarıtoprak, A.g.e., s. 128.
(23) İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, a-v-r md.
(24) Nursî, Lem'alar, s.
(25) Sarıtoprak, A.g.e., s. 117.
(26) Nursî, Şuâlar, s. 499.
(27) A.g.e., s. 513-514.
(28) Canan, A.g.e. (İstanbul: Akçağ Yayınları, 1992), 13:458.
(29) Müslim, Fiten: 89.
(30) el-Münavî, Feyzü'l-Kadir Şurhu Câmii’s-Sağîr, I-IV. Beyrut: 1392 (1972), Hadis no: 4249; el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid ve Menbâü’l-Fevâid, I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 8:344.
(31) el-Berzencî, es-Seyyid eş-Şerif Muhammed bin Resûl, el-İşâa fî Eşrâti’s-Sâa (Kahire: Selimağa Kütüphanesi, No: 582, ts), s. 167, 168.
(32) Nursî, Şuâlar, s. 505.
(33) A.g.e., s. 508.
(34) Nursî, Kastamonu Lâhikası, s. 53-54.
(35) Nursî, Şuâlar, s. 492.
(36) Kenzü'l-Ummal, 14:334.
(37) Nursî, A.g.e., s. 513-515.
(38) Kenzü'l-Ummal, 14:330.
(39) Müsned, 3:367-368; Hâkim, Müstedrek: 4:530.
(40) Hâkim, Müstedrek: 4:529-530.
(41) Müslim, Fiten: 110; Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 59; İbni Mâce, Fiten: 33, Müsned, 6:455-456.
(42) Müslim, Fiten: 91.
(43) Nursî, A.g.e., s. 509.
(44) Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor (İstanbul: Yeni Asya Yayınları, 1993), II:242-243.
(45) Kastamonu Lâhikası, s. 53.
(46) Nursî, Şuâlar, s. 506.
(47) İmam-ı Azam Ebû Hanife, el-Fıkhu'l-Ekber, (Kahire: ts), s. 5.
(48) Buharî, Fiten: 27; Fezâilü'l-Medine: 9; Müslim, Fiten:110, 112-113; İbni Mâce, Fiten: 33; Tirmizî, Fiten: 59; Müsned, 5:434-435; 6:456.
(49) Sarıtoprak, A.g.e., s. 84.
(50) el-Bürhan, s. 57.
(51) Buharî, Fiten: 25, Enbiya: 50; Müslim, Fiten: 105 (H. 2935); Ebû Davud, Melahim: 14 (H. 4315).
(52) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 114; İbni Mâce, Fiten: 33; Müsned, 4:248, 252.
(53) Müslim, Fiten: 20.
(54) Müslim, Fiten: 104; İbni Mâce, Fiten: 33.
(55) ez-Zebidî, Zeynüddin Ahmed bin Ahmed bin Abdi’l-Latif, çev. Kâmil Miras, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi (Ankara: DİB Yayınları, 1973), 9:184.
(56) Aliyyü'l-Karî, Mirkat, 5:196.
(57) Müslim, Kitabü'l-Fiten: 110.
(58) el-Askalanî, Fethü'l-Barî, 16:214.
(59) İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir Tercümesi, (Beyrut: İhyâü Türasi’l-Arabî, s. 491.
(60) Nursî, Şuâlar, s. 503,509.
(61) İhyâü Ulûmiddin, 1:59
(62) Sarıtoprak, A.g.e., s. 121.
(63) Nursî, Şuâlar, s. 504.
(64) İbni Kesir, en-Nihaye, 1:96.
(65) Nursî, Şuâlar, s. 500.
(66) A.g.e., s. 491.
(67) A.g.e., s. 358.
(68) Fethu'l-Kebîr, 1:315, 2:185, 3:9; Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, 1:266.
(69) Buharî, Daavat: 39; Müslim, 2:2200; Müsned, 2:185-186, 288.
(70) Nursî, A.g.e., s. 504.

Görüntüleme:736, Cevaplar:3
Facebook'ta paylaş.

Alt 07-09-2010, 00:38 #2
izt_aydin
Azimli Üye

güzel paylaşım :

Facebook'ta paylaş.

Alt 07-09-2010, 12:44 #3
dogruol
Foruma Alışıyor
Biraz risalei nur okuyun.o zaman deccali anlarsınız....

Facebook'ta paylaş.

Alt 08-09-2010, 16:33 #4
uslanmaz bela
Forumun Tiryakisi
..teşekkürler..

Facebook'ta paylaş.

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Deccali nasıl tanırız ... Konusuna Benzer Konular
Sağlıksız gıdaları nasıl tanırız?
Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Cemal Aytaç Ak, sağlıklı bir yaşam için her türlü gıda maddesi alırken son derece dikkatli olmak...
ERMENİSTAN: "GÜÇ KULLANILIRSA, BAĞIMSIZLIĞI TANIRIZ"
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Karabağ'da Güç Kullanma Uyarısı Üzerine Ermenistan, Böyle Bir Durumda Bölgeyi Bağımsız Bir Devlet Olarak...
Mezhepsizleri nasıl tanırız ?
Mezhepsizleri nasıl tanırız ? Mezhepsizler değişiktir, kimi Mutezilenin, kimi Cebriyyenin, kimi Şianın, kimi Vehhabinin bazı fikirlerini, kimisi...
BiR TüRk'ü NasıL TanıRız?
Bir türkü nasıl tanırsınız? İşte size yanıtı : ** İsinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk'ten başkası olamaz....
bir Türk'ü nasıl tanırız..!!
-Desenlerini çok begenerek aldigi yeni bir mobilyanin üstünü baska bir örtü örterek kullanan kisi Türk tür. -Çayi, çay tabagina döküp...



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:50 .