Sponsorlu Bağlantılar:
  ***yemen türküsünün açıklaması ve hikayesi
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 06-04-2008, 08:49 #1
spy_witch
Forum Heveslisi

Reklamlar

***yemen türküsünün açıklaması ve hikayesi

Reklamlar
Türkünün Açıklaması:

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır

Şiir iki tasvir cümlesi ile başlıyor. Bu tasvir cümleleri Muş'ta çok yaygın kullanılan özgün bir soru sorma şeklidir. Muş ve yakın illerde Anadolu'nun diğer yerlerinde pek sık görülmeyen vurguyla soru sorma yöntemidir. Bu yöntemde -dır bildirme eki daha kuvvetle vurgulanarak cümle soru haline getirilir. Meselâ : "Ahmet, kuvvetlidir."Cümlesi -dir eki vurgulu okunarak soru cümlesi haline getirilir. Normalde bu cümle "Ahmet kuvvetli midir ?" şekliyle soru haline getirilir. Bölgede ise mı soru eki atılıp yerine -dır ekinin vurgulu okunuşu getiriliyor.

Şiirde bu vurgulu söyleniş kendini hissettiriyor. Türkü ilk cümlesinde bulutsuz havadaki duman soruluyor. Ama dikkatli ve yöre vurgusuyla okunduğunda sade bir soru değil bir şaşkınlık ifadesi de vardır ki bu Türkünün yöredeki efsanesi ile de ilgilidir :

Türkünün Muş'ta anlatılan hikâyesine göre yörede çok sevilen bir genç evlendiğinin ertesi günü askere Yemen'e gider. Askerler bir yerde toplanıp, sonra da yola çıkarılır. Onlar yürürken arkalarından toz bulutu kalkar. Askerin genç eşi kocasını bir daha uzun yıllar göremeyeceğini, hatta geri gelmeyeceğini düşündüğünden uzun süre kafilenin peşinden ağlayıp ağıt yakar. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Yemenden gelen bir asker genç kadına ölen eşinin asker çantasını getirir. Kendini kaybeden genç kadın bir yandan çantayı açıp içindekilere bakarken, bir yandan da ağıt halinde " Havada Bulut Yok" türküsünü yakar.

Şiirin yukarıdaki üç dörtlüğü bu efsaneyle birebir örtüşmektedir. Ayrıca, şiirde Muş'ta kullanılan anlamıyla üç kelime kullanılır. Bunlar "mehle-şivan-yaman" kelimeleridir. Şivan, büyük bir acıyla karşılaşan ev halkının ağlayıp, inlemesini, haykırıp, ağıt yakmasını anlatmak için kullanılan bir kelimedir ve genelde tek başına değil "evine şivan düşmek" şeklinde deyim olarak kullanılır. Ayrıca "evine şivan düşesi" şeklinde bir bedduada vardır. Bu kelime Farsça şiven(matem, yas, inleme, sızlama) kelimesinin bölgede kullanılan halidir.
Diğer kelime "mehle"'dir. Mahallenin Muş ağzında söyleniş şeklidir. Bir edebiyatçı şiire baktığı zaman bu kelimenin heceye uyması için kısaltıldığını düşünebilir. Oysa ki bu kelime aynı haliyle günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Kelimedeki -h- sesi gırtlaktan ve kalın olarak söylenir.

Bu bölümdeki diğer kelime ise " yaman" dır. Bu kelimenin Türkçe sözlükteki karşılığı "etki, güç, beceriklilik, şiddetli"'dir. Oysa türküde saygıyla karışık korkuyu ve zorluğu anlatmak için kullanılmıştır. Ayrıca bu kelime bölgede güçlü, cesur, korkusuz anlamında insanlar ve hayvanlar için ayrıca zorluk anlamında kullanılır.
Şimdi gelelim Türkünün en can alıcı kısmına :

Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş'tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?

"Ano" kelimesi Türkünün ilk derlemesi sırasında tespit edilmiş. Ama şimdi bilhassa türkünün aslını bozmaya çalışanlar ya da bu kelimenin hangi anlamda ve nasıl bir duyguyla söylendiğini anlamayanlar bu kelimeyi değiştirmeye çalışıyorlar. Mesela; Ah o, veya A bu gibi kelimelerle yapılan değişimler türkünün dokusunu ve duygusunu bozarlar. Çünkü, Muş'ta çok büyük üzüntüler sırasında yakılan ağıtlarda ano veya babo gibi feryat ifade eden kelimeler sıkça kullanılır. Bilindiği gibi Doğu Anadolu ağzında kelime sonlarına gelen "o" sesi seslenmeyi ifade etmek için kullanılır. Bu dünyadaki dağlık bölgelerin çoğunda böyledir. Geniş bir ünlü olan "o" sesi istenildiği kadar uzatılarak seslenmeye yardımcı olur. Meselâ "Ahmet! Diye seslenen bir kişi için uzak bir mesafeye seslenmek için kelimenin sonundaki -met hecesini uzatması lâzımdır ki bu da pek yeterli olmaz. Ama "Ahmoo!" diye seslendiğinde sesini duyurması son derece kolaydır.

İşte bu türküdeki "Ano" kelimesi feryat eden bir insanın seslenme ihtiyacıdır. Türküde daha sonra gidilen yerin "yemen" olduğu ve "gülünün çemen" olduğu söyleniyor. Şimdi bu kelime grubunu inceleyelim:

1- Gidilen yerde gül olmadığını ve en güzel bitkisinin çimen olduğu ve gidilen yerin ne kadar yaman bir yer olduğu anlatılıyor olabilir.

2- Gül edebiyatta bir çok fikri ve duyguyu anlatmak için kullanılmıştır. Bunlardan bir tanesi de şehitlerin gireceğinin müjdelendiği "Cennet"'tir. O. Şaik Gökyay'ın "Bu Vatan Kimin" şiirinde vatan için ölen şehitlerin ölerek cennete girişleri " Bir gül bahçesine girercesine" diye anlatılmıştır.Yemende şehit olanların mezarlarının bilinmediği ve onların Cennete gittikleri "gülü çemendir" sözleriyle anlatılmış olabilir. Ya da bu mısralar bize bu anlamları çağrıştırıyor olabilir.

Farsça yeşil ve kısa otlarla örtülü yer anlamına gelen çemen kelimesi Yemen'le kafiye olmak bakımından veya Yemen'in bilhassa Güney kesimlerinin bitki örtüsünü anlatmak içinde kullanılmış olabilir. Doğrusu bu mısralar bende bu duyguların hepsini uyandırıyor.

Gelelim "Burası Muş'tur, yolu yokuştur-Giden gelmiyor acep ne iştir." Mısralarına. Televizyonda izlediğim kelli felli eski bir TRT çalışanı kendinden gayet emin bir şekilde konuyla ilgili bilmiş bilmiş beyanat veriyor. "Efendim, Muş ovada, düz bir arazide kuruludur. Ben gittim, yolu da yokuş falan değil. Oysa Huş'un yolu yokuştur."
Şimdi bu ve bunun gibi konuşanlara ne demeli. "Bre gafiller, densizler, be hey cahiller falan diyebilirim, ama demiyorum. Birazcık araştırma yapsalar veya Muş'ta yoldan geçen yaşlıca bir adamı çevirip "Amca, türküde bu şehrin yolu yokuş deniyor neden ? diye sorsalar, sorma zahmetine katlansalar alacakları cevap şu olurdu :

"1950'li yıllardan önce Muş'un esas yerleşim yeri bugün kale Mahallesi dediğimiz şehrin arkasındaki Kurtik Dağının yamaçlarındaydı. Şehrin çevre illerle bağlantısı Bitlis ve Erzurum yollarıydı.Doğuya giden Erzurum yolu dağın yamacını paralel olarak takip edip giderken, Batıya giden Bitlis yolu yamaçtan aşağı dik bir yokuştan inerek bugün Taşo Köprüsü (Taş Köprü) dediğimiz köprünün üzerinden inerek Hasköy'e doğru uzanan yoldur. Bitlis yolu o dönemlerde Muş'u batıya ve güneye bağlayan yoldur. Bitlis tarafından Muş' geldiğiniz zaman Taşo Köprüsünden itibaren şehrin merkezine çıkan yol neredeyse yüzde kırkbeş meyillidir. Öyle ki bir çok araç yokuşu çıkarken yarı yolda kalıp geriye kaçar bazen de arkada kalan evlere vururdu.1950'den sonra bugünkü yollar yapılınca bu yollar eski önemini yitirdi. Şimdi sadece yan yollar olarak yakın çevreye ulaşımda kullanılıyor. Ayrıca, bu tarihten sonra eski Muş valisi Tevfik Sırrı Gür'ün gayretiyle şehir ovaya doğru gelişme göstermiştir."

Doğrusu birisi bana eskiden Muş'un yolunun yokuş olduğunu ispat etmek zorunda kalabilirsin dese ona gülerdim. Ama, şunu da söylemeliyim ki ben de yukarıda anlattığım o meşhur yokuştan aşağı kışın çok kaydım ve bağdan şehre gelirken yokuşu çıkmaya takat bulamadığım için yan yollara kaçtığım çok oldu. Yüklü eşeklerin bile tırmanmakta zorlandıkları bir yokuşu Muş'u Huş edenler ne yazık ki dümdüz ettiler.

"Giden gelmiyor acep ne iştir ?" ise bir çaresizliğin haykırışıdır. 1849-1918 arasında Osmanlı İmparatorluğunun gereksiz Yemen sevdası yüzünden Anadolu'dan zorla koparılıp bir daha evine barkına dönemeyen asker annelerinin, eşlerinin, kardeş ve sevgililerinin ortak feryadı gibidir. Sahipsiz kalan bir eş, bir anne elbette ki devlet büyüklerinin yüksek politikalarını...! anlayamayacaktı.Ve kendi lisan-ı haliyle soracaktı." Acep ne iştir ?" Bugün bile biz halâ anlayamadığımız kararlar için sormuyor muyuz, acep ne iştir ? Bu mısradan Huş'çular da kendilerine bir sonuç çıkarabilirler. Şöyle ki, bu mısraları yazan kişi Yemen'in tamamından bahsetmekte ve gidenlerin dönmediğinden şikayet etmektedir. Şimdi mantıken düşünelim..."Burası Huş'tur" diye türküyü yakan kişi Huş'u nereden tanıyor ? Eğer Huş'u görüp gelen bir asker (ya da böyle bir askerden duyan kişi) olsaydı ve bu türküyü Anadolu'da yakmış olsaydı en azından "Orası Huş'tur" demesi gerekirdi. Ayrıca kendisi geri geldiğine göre "giden gelmiyor" diyemezdi...Hadi diyelim ki bu türküyü yakan kişi türküyü Huş'ta iken söylemiş olsun. Bu sefer de "Burası Huş'tur, gelen gitmiyor !" demesi gerekmez miydi? Mantık olarak istediğiniz şekle sokun yine de türkünün Muş'ta söylendiği dışında mantıklı bir sonuca varamazsınız.

Kışlanın önünde çalınır sazlar
Ayağım yalnayak yüreğim sızlar
Yemene gidene ağlasın kızlar

Türküde tartışma konusu olan kelimelerden bir tanesi de "Kışla" kelimesidir. Hemen her şehirde bir kışla olduğunu düşünürseniz, şehirlerin " bu kışla bizim kışla" demelerini de anlamak gerekir. Burada açıklanması gereken konu ise halkın kışlaya olan bakışıdır. Türkünün yazıldığı dönemlerde askere alınmalar oldukça farklıdır. Birliğine götürülecek askerler çeşitli yerlerden toplanana kadar belirli bir yerde toplanır. Onların bu toplanma yerlerinde geçirdikleri süre de askerlikten sayılırdı.

Meselâ benin babam Muş'ta askere Mart ayında alınmış ama yollar müsait olmadığı için Mayıs ayına kadar Muş'taki toplanma yerinde kalmış. Bu sırada kaldığı yer evine iki yüz metre uzaklıkta olmasına rağmen evine gidemiyor, asker elbiselerini bile giymeden acemi eğitimi alıyorlarmış. Babam bu anılarını anlatırken kaldığı yerden kışla diye bahseder. Bu nedenle şiirde adı geçen "kışla" da büyük bir ihtimalle askerlerin toplanma yeridir. Önünde saz çalınması ise bekleşen askerlerin eğlenceleridir. Çünkü, Türk milleti dışında düğüne gider gibi savaşa giden başka hiçbir millet yoktur.

Son iki mısra ise geride kalanların gözyaşlarıdır. Çünkü, savaşın asıl acısını onlar yaşayacaktır. Bazı, metinlerde "Yemene gidene ağlıyor kızlar" diye söylense de doğrusu ağlasın'dır. Çünkü Muş ve çevresinde "-yor" şimdiki zaman ekini kullanma alışkanlığı bilhassa o tarihlerde hiç yoktur.

Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var

"Redif kelimesinin kelime anlamı sonradan, arkadan gelendir. Burada ise yeni, genç asker anlamındadır. 19. yüzyılda Osmanlı ordularının Batı orduları standartlarına kavuşturulması için yapılan çalışmaların sonucu olarak seferberlik anında askere alınacak kişilerin oluşturduğu alaylardır. Bilhassa I. Dünya savaşında bu hazırlıkların faydaları görülmüştür. (Daha fazla bilgi için bk. İ. Hakkı Uzun Çarşılı-Osmanlı Tarihi- Cilt 8)

Şiirin genel mantığı ve de o dönemdeki Osmanlı Askerinin kılık-kıyafet ve de maddi yönü düşünüldüğünde Osmanlının askerine yedek potin veya şapka vermesi düşünülemez. Bir askerin potin ve de şapkasının sağlığında çantasına giremeyeceğini de mantıken düşündüğünüzde bu eşyaların bir şehide ait olduğu sonucuna ulaşırsınız.Cesedin Anadolu'ya dönmesi imkânsız olduğu için arkadaşları tarafından ailesine ulaştırıldığı sonucu ortaya çıkar.

O halde söyleyebiliriz ki , bu türkü aynı kişi tarafından (muhtemelen şehidin eşi) şehidin askere gidişi ve şehit oluşunun ardından söylenen muhteşem bir ağıttır. Türküleşmesi yine muhtemelen başka kişiler tarafından muhtelif zamanlarda gerçekleşmiş olabilir.

Yemen savaşları Anadolu insanını derinden yaralayan savaşlardır. Çünkü, amacına inanmadıkları, ulaşmak da güçlük çektikleri, halkı tarafından ihanete uğradıkları toprak parçalarına zorla götürülmüşlerdi. Gidenler geri dönemedikleri gibi şehit oldukları uçsuz bucaksız çöllerde sahipsiz cesetler olarak kalmışlardı. Ölümden kurtulup terhis olabilenleri de uzun, tehlikeli bir dönüş yolu bekliyordu. Devlet uzun yıllar askerlik yaptırdığı bu insanları memleketlerine geri götürme zahmetine katlanmıyor, onları kaderleriyle baş başa bırakıyordu. Bu nedenle kurtulanların bir çoğu da oralardan geri gelemiyordu. Geri gelebilenler de Yemen cehennemini dört bir yanda anlatıyor, yakınlarından haber alamayanların acısı bir kat daha arttı yordu.

"Havada Bulut Yok" türküsü bu acıyı belki de en iyi anlatan türkülerden biri olmuştur. Bu kadar üzerinde konuşulması, haksız yere sahiplenilmeye çalışılması de sanırım. Bu yüzdendir.

Ama kimse heveslenmesin. Muşlu Yemen'de şehit olan evlatları için öz bağrında duyduğu acıyı haykırdığı bu Türküyü elbette ki yüce Türk milletine armağan etmiştir. Bu Türkünün gerçek sahibi Türk milleti ve O'nun uçsuz bucaksız ülkelerde verdiği milyonlarca şehittir.
Hepsinin ruhu şad olsun.

Görüntüleme:15338, Cevaplar:0
Facebook'ta paylaş.

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



***yemen türküsünün açıklaması ve hikayesi Konusuna Benzer Konular
HaSTane Önünde İnciR Agacı TürküSünün HikayeSi.
Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç asker'de vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence...
Urfalıyam Ezelden(ömer) Türküsünün Hikayesi
Ömer...Urfa’nın yiğit deli kanlısı gözü pek Ömer…Başkadır o,yaradılışı başka…Her şeyin en güzelini,en iyisini Ömer’e vermiştir Allah sanki. Ömer ata...
Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım Türküsünün Hikayesi
Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım Türküsünün Hikayesi Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım Benim Sadık Yarim Kara Topraktır Beyhude Dolandım Boşa...
Kırmızı Gül Demet Demet türküsünün hikayesi (erzurum ludan)
Kırmızı Gül Demet Demet Türküsü Kırmızı gül demet demet, Sevda değil bir alamet, Balam nenni, yavrum nenni Gitti gelmez ol muhannet Şol revanda...
Sarı Gelin Türküsünün Hikayesi
Sarı Gelin türküsü, Kuzeydoğu Anadolu Erzurum coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Türklerin büyük bir kolunu teşkil eden Kıpçakların diğer adı da...



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:57 .